Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ  (Okunma sayısı 2034 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« : Mart 09, 2008, 10:35:25 ÖS »



A ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

ÂBAD: (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
ABADÎ: (Fars.) Er. Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadi Mehmet Çelebi. Türk hukuk bilgini (1555).
ABAKA HAN: (Tür.) İlhanlı hükümdarı Hülagu'nun oğlu.
ABAY: (Tür.) Er. Beceri. Sezgi, anlayış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.
ABAZA: (Tür.) KaraçayÇerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. Abaza Hasan Paşa, Osmanlı vezirlerinden.
ABBAD: (Ar.) Er. Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. Abbad b. Bişr. Ashab'dan.
ABBÂS (Ar.) Er: 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan (bkz. Esed, gazanfer, şiir). Abbâs b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)'ın amcası, Mekke'nin fethinde müslüman olmuştur.
ABBASE: (Ar.) Ka. (bkz. Abbâs). Ahmed b. Hanbel'in hanımının ismi. Hz. Abbas'a mensup olan.
ABBAZ: (Fars.) Er. Yüzgeç, yüzücü.
ABD: (Ar.) Ka. Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna
Allah'ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah,
Abdurrahim, Abdulmelik gibi.
ABDAR: (Fars.) Ka. 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu.
4. Nükteli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.
ABDİ: (Ar.) Er. Kulluk ve itaat eden.
ABDULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın kulu. Peygamber (s.a.s)'in en sevdiği
isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.
ABDURRAHMAN: (Ar.) Er. Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her
canlıya, mü'minkafir ayırdctmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın
isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.
ABDURRAUF: (Ar.) Er. Rauf olan Allah'ın kulu. (bkz. erRauf)
ABDUSSABUR: (Ar.) Er. Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. esSabur).
ABDÜDDAR: (Ar.) Er. Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete
mebni olarak yaratan Allah'ın kulu. edDar: Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLAFUV: (Ar.) Er. Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. elAfuv).
A'LA: (Ar.) Er. En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan
Allah'ın kulu. A'la kelimesi Kur'anı Kerim'in sıfatı olarak geçmektedir.
Ünlü bir İslam bilgini.
ABDÜLALİ: (Ar.) Er. Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah'ın kulu.
Ali kelimesi Kur'an'da Allah'ın yüceliğini vasfetme anlamında
kullanılmıştır.
ABDÜLALİM: (Ar.) Er. Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulunduran
Allah'ın kulu. Alim kelimesi Allah'ın 99 isminden birisidir.
ABDÜLAZİM: (Ar.) Er. Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın kulu.
Allah'ın isimlerinden, (bkz. elAzim).
ABDÜLAZİZ: (Ar.) Er. Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi
Allah'ın kulu. (bkz. Aziz). Aziz Allah'ın isimlerindendir. Sultan
Abdülaziz: 32. Osmanlı padişahının adı.
ABDÜLBAKİ: (Ar.) Er. Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için
sözkonusu olmadığı. Allah'ın kuluAllah'ın isimlerinden, (bkz. Baki).
ABDÜLBARİ: (Ar.) Er. Yaratan, yaratıcı Allah'ın kulu. Bari ismi,
Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLBASIT: (Ar.) Er. Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan
Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden (bkz. elBasıt).
ABDÜLBASİR: (Ar.) Er. Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi
için söz konusu olmadığı yüce Allah'ın kulu. (bkz. elBasir).
ABDÜLBEDİ: (Ar.) Er. Allah'ın isimlerinden. Bedi'nin kulu. (bkz.
elBedi).
ABDÜLBERR: (Ar.) Er. Berr'in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.Berr,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elBerr).
ABDÜLCEBBAR: (Ar.) Er. Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret
sahibi Allah'ın kulu. Cebbar, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCELİL: (Ar.) Er. Büyük, ulu, yüce Allah'ın kulu. Celil,
Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCEMAL: (Ar.) Er. Güzellikleri kendinde toplayan Allah'ın kulu.
ABDÜLCEVAT: (Ar.) Er. Cömert olan Allah'ın kulu.
ABDÜLEHAD: (Ar.) Er. Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah'ın
kulu. Ehad, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLESED: (Ar.) Er. Aslan'ın kulu. Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın
reddettiği isimlerdendir. Müslümanlar kullanmazlar.
ABDÜLEVVEL: (Ar.) Er. Herşeyin evveli, ilk olan, varlığının
başlangıcı bulunmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLEZE: (Ar.) Er. Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç
söz konusu olmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLFERİD: (Ar.) Er. Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez,
üstün olan. Allah'ın kulu. (bkz. Ferid).
ABDÜLFETTAH: (Ar.) Er. Zafer
kazanmış, üstün gelmiş, fethedenaçan, kullarınınınının kapalımüşkil işlerini
açan Allah'ın kulu. (bkz. Fettan). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLGAFFAR: (Ar.) Er. Kullarının günahlarım affeden Allah'ın kulu.
(bkz. Gaffar). Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLGAFUR: (Ar.) Er. Kullarının günahlarını tekrar tekrar
bağışlayıcı olan Allah'ın kulu. (bkz. Gafur). "Abd" takısı almadan
kullanılmaz.
ABDÜLGANİ: (Ar.) Er. Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Gani).
ABDÜLHABİR: (Ar.) Er. Her şeyin iç yüzünden, gizli ve
saklılıklanndan haberdar olan Allah'ın kulu. (bkz. elHabir). Allah'ın
isimlerinden.
ABDÜLHADl: (Ar.) Er. Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Hadi).
ABDÜLHAFIZ: (Ar.) Er. Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle
kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan
Allah'ın kulu. (bkz. elHafız). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAK: (Ar.) Er. Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden
duran Allah'ın kulu. Hak, Esmau'lHüsna'dandır.
ABDÜLHAKEM: (Ar.) Er. Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet
ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah'ın kulu. (bkz. elHakem).
Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAKİM: (Ar.) Er. Her şeye hükmeden Allah'ın kulu. Hakim,
Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİK: (Ar.) Er. Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah'ın
kulu. Halik, Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİM: (Ar.) Er. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli
Allah'ın kulu. (bkz. Halim). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAMİD: (Ar.) Er. Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle
övülmüş Allah'ın kulu. Hamid; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Hamid).
Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
ABDÜLHASİB: (Ar.) Er. Bütün varlıkların takdir edilen hayatları
boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen
Hasib'in kulu. Hasib; Allanın isimlerindendir.
ABDÜLHAY: (Ar.) Er. Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye
gücü yeten Cenabı Allah'ın kulu. (bkz. elHay). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLKADİR: (Ar.) Er. Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi
yapmaya gücü yeten Allah'ın kulu.Kadir; Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
Kadir).
ABDÜLKAVİY: (Ar.) Er. Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah'ın kulu,
Kaviy kelimesi Esmau'lHüsna'dandır. (bkz. elKaviyy).
ABDÜLKAYYUM: (Ar.) Er. Bu isim her şeyin bir varlık olarak
durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi
tutan, baki, kaim Allah'ın kulu. Kayyum, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
elKayyum).
ABDÜLKEBİR: (Ar.) Er. Kebirin, büyüklük ve Azamette eşsiz olan
Allah'ın kulu. Kebir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elKebir).
ABDÜLKERİM: (Ar.) Er. Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil
Allah'ın kulu. Kerim; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Kerim).
ABDÜLLATİF: (Ar.) Er. Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün
olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah'ın kulu. elLatif;
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Latif).
ABDÜLMACİD: (Ar.) Er. Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol
olan, Allah'ın kulu. Macid kelimesi, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
elMacid).
ABDÜLMALİK: (Ar.) Er. Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi
olan Allah'ın kulu. Malik; Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı
almadan kullanılmaz.
ABDÜLMECİD: (Ar.) Er. Şanı büyük ve yüksek olan, şan ve onur sahibi
yüce Allah'ın kulu. Mecid kelimesi Allah'ın 99 isminden biridir.
Sultan Abdülmecid Han. 31. Osmanlı padişahı.
ABDU'LMELİK: (Ar.) Er. Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek
hükümdar Allah'ın kulu. elMelik, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMENNAN: (Ar.) Er. Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah'ın
kulu. Mennan kelimesi, Allah'ın sıfatlanndandır.
ABDÜLMESİH: (Ar.) Er. Hastalara şifa veren, mesih İsa'nın kulu.(bkz.
Mesih). İsim olarak kullanılmaz.
ABDÜLMETlN: (Ar.) Er. Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah'ın
kulu. (bkz. Metin). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMUCİB: (Ar.) Er. Kendisine yönelip yalvaranların isteklerine
cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah'ın kulu.
Mucib, Esmau'lHüsna'dandır. (bkz. elMucib).
ABDÜLMUHSİ: (Ar.) Er. Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen
Allah'ın kulu. Muhsi, Esmau'lHüsna'dandır.
ABDÜLMUHYİ: (Ar.) Er. Hayat veren, can
ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah'ın kulu. Muhyi,
Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. Muhyi).
ABDÜLMUİD : (Ar.) Er. Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar
dirilten Allah'ın kulu. Muid Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. elMuid).
ABDÜLMUİZ: (Ar.) Er. Muiz'in, izzet veren, şereflendiren Allah'ın
kulu. (bkz. elMuiz). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMÜMİN: (Ar.) Er. Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine
yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah'ın
kulu. Mü'min, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLVACİD: (Ar.) Er. Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini
anında elde eden, zenginlik ve servetine nihayet bulunmayan Vacid'in kulu. Vacid,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVacid).
ABDÜLVAHİD: (Ar.) Er. Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında,
hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah'ın kulu. Vahid kelimesi
Cenabı Hakk'm Kur'an'da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. elVahid).
ABDÜLVALl: (Ar.) Er. Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları
tedbir ve idare eden Allah'ın kulu. Vali, Esmau'lHüsna'dandır. (bkz.
elVali).
ABDÜLVARİS: (Ar.) Er. Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak
sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahibi olan yüce Allah'ın kulu.
Varis kelimesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVaris).
ABDÜLVASİ: (Ar.) Er. Vasi'nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici,
darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münezzeh olan Allah'ın kulu. Vasi kelimesi,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVasi).
ABDÜLVEDUD: (Ar.) Er. Vedud'un kulu. Allah'ın isimlerinden.
Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten,
sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah
anlamındadır.
ABDÜLVEHHAB: (Ar.) Er. Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan
Allah'ın kulu. Vehhab, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan
kullanılmaz.
ABDÜLVEKİL: (Ar.) Er. Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle
kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah'ın kulu.
Vekil. Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVekil).
ABDÜLVELİ: (Ar.) Er. Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı.
Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah'ın kulu. elVeliyy
kelimesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVeli).
ABDÜNNAFİ: (Ar.) Er. Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle
yaratan Allah'ın kulu. Nafı kelimesi, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
enNafî).
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı,
mü'minlere nusret ve zafer veren Allah'ın kulu. Nasır, Allah'ın
sıfatlanndandır.
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. Yardımcı, yardım eden Allah'ın kulu.
ABDÜNNUR: (Ar.) Er. Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan
Allah'ın kulu. Nur, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜRRAFİ: (Ar.) Er. Rafı'nin kulu. (bkz. erRafı). Allah'ın
isimlerinden
ABDÜRRAHİM: (Ar.) Er. Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan,
ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah'ın kulu. erRahim, Allah'ın
isimlerindendir.
ABDÜRRAUF: (Ar.) Er. Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onlan belli
nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah'ın kulu. (bkz. Rauf).
ABDÜRREŞİD: (Ar.) Er. Allah'ın isimlerinden. Reşid'in kulu. (bkz.
erReşid).
ABDÜRREZZAK: (Ar.) Er. Bütün mahlukların rızkım veren Allah'ın
kulu. Rezzak, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜSSAMED: (Ar.) Er. Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah'ın
kulu. Samed, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır.
ABDÜSSELAM: (Ar.) Er. Banş, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden,
zevalsiz ebedi olan Allah'ın kulu. esSelam kelimesi, Allah'ın
isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.
ABDÜSSEMİ': (Ar.) Er. Her şeyden arınmış olarak bütün
sesleri, sözleri ve kelimeleri işitip ayırdeden yüce Allah'ın kulu. (bkz. esSemi').
ABDÜSSETTAR: (Ar.) Er. Günahları örten, gizleyen Allah'ın kulu.
ABDÜŞŞAHİD: (Ar.) Er. Şahid'in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın
hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran
Allah'ın kulu. Şahid, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. eşŞahid).
ABDÜŞŞEKÜR: (Ar.) Er. Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını
seven ve çok ikramda bulunan Allah'ın kulu. Şekür, Allah'ın
isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kull anılmaz.
ABDÜZZAHİR: (Ar.) Er. Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve
delillerle belli olan Allah'ın kulu. ezZahir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
ezZahir).
ABER: (Ar.) Er. Hz. Nuh'un erkek torunu.
ABENDAM: (Fars.) Ka. Güzel vücutlu, güzellik.
ABGUN: (Fars.) Er. 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.
ABHER: (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği.
4. Dolu kab.
ABILAY HAN: (Tür.) Er. Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere,
Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (17111781).
ABIŞKA NOYAN: (Tür.) Er. İlhanlı komutan. (XIIIXIV. yy.) bkz.
Abuşga.
ABHİZ: (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
ABİD: (Ar.) Er. Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar,
köleler.
ABİDE: (Ar.) Er. Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
ABİDİN: (Ar.) Er. İbadet edenlerZeyne'lAbidin'den kısaltma isim ad.
Zeynelabidin: Hz. Ali'nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.
ABŞAR: (Ar.) Ka. Şelale.
ABUŞKA: (Tür.) Er. Koca, zevç, yaşlı erkek.
ABUZER: (f.a.i.) Er. Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve
görkemli. Yahut Ebû Zer (elGıfarî) ismim'n fonetik değişikliğe uğramış şekli.
ABUZETTİN: (Ar.) Er. din yolunda çabuk, hızlı giden
AÇA: (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi
bitiren. 3. Büyük
ACABAY: (Tür.) Er. (bkz. Aça). ACAHAN: (Tür.) Er. (bkz. Aça).
ACAR: (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atılgan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Yeni, taze
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya
Güreş şampiyonu Türk.
ACARALP: (Tür.) Er. Yiğit, becerikli, cesur kişi.
ACARBAY: (Tür.) Er. Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış
Türk aüet, 1948.
ACARER: (Tür.) Er. (bkz. Acaralp).
ACARKAN: (Tür.) Er. (Acaralp).
ACARMAN: (Tür.) Er. Çevik, beikli, girişken.
ACARÖZ: (Tür.) Er. Özünde yiğitlik bulunan.
ACARSOY: (Tür.) Er. Yiğit, soylu. ACEM: (Ar.) Er. 1. Arap olmayan
milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özellikle İranlı,
İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk REİS ü'lKüttab, 1723.
ACER: (Ar.) Ka. Hz. İsmail (a.s.)'in annesi (bkz. Hacer).
ACLAN: (Ar.) Er. Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan
14. yy. ortalarında yaşam ış Karasi Beyi.
ACUN: (Ar.) Er. Dünya, varlık.
ACUNAL: (Tür.) Er. Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.
ACUNALP: (Tür.) Er. (bkz. Acunal).
ACUNMAN: (Tür.) Er. Dünyaca tanınmış, ünlü.
AÇANGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Gül).
AÇE: (Tür.) Ka. Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada
Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.
AÇELYA: (Yun.i.) Ka. Kokusuz, fundagillerden çeşidi renklerde
çiçekler açan bir bitki.
AÇIL: (Tür.) Ka. Açılmak eyleminden emir, serpil
AÇILAY: (Tür.) Ka. Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
AD: (Ar.) Er. Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud
peygamber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine
inanılan bir kavmin adı. Kur'anı Kerim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve
başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır.
ADAHAN: (Tür.) Er. Adanın hakimi, yöneticisi.
ADAL: (Tür.) Er. "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
ADALEDDİN: (Ar.) Er. Dinin adaleti Türk dil kuralı açısından "d/t"
olarak kullanılır.
ADALET: (Ar.) Ka./Er. 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık,
haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma.
4. Hakkaniyet.
ADANIR: (Tür.) Ka./Er. Şanlı, şöhretli
ADEM : (İb.h.i.) Er. 1. Allah'ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası
ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve
ilk isimlendirilen varlık. Kur'an'da Hz. Adem'in 25 yerde ismi geçer.
ADETULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın kanunu, ilahi sünnet.
ADEVİYE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, yardımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasavvıfe.
ADIGÜZEL: (Tür.). Ka./Er. Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
ADİL: (Ar.) Er. 1. Doğruluk gösteren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3.
Adaletli davranan. Kur'ân! bir isimdir. Allah'ın emirlerini hakkıyla uygulayan
anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. çişi Ömer b. elHattab'ın meşhur lakabı.
ADİLE: (Ar.) Ka. 1. Doğruluk gösteren. 2. Doğru Her işinde adalet,
doğruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat'ta
valilik yapan Süleyman Paşa'mn hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray
yapılmıştır.
ADİLHAN: (a.t.i.) Er. Adil yönetici.
ADİL GİRAY: (a.t.i.) Er. Kırım veliahtı. (1548 Kazvin 1579) Devlet
Giray'm oğlu. Osmanlıİran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şamah
savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin'de öldü.
ADİN: (Ar.) Er. Cennet (Adn).
ADİY: (Ar.) Er. Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy
b. Hatim etTai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde
İslam'dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Alinin
yanında yer aldı.
ADNAN: (Ar.) Er. Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.
ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın'a mensup, (bkz. Adnan). 2. Cennete girmeye hak
kazanan. Adni Recep Dede. Türk mutasavvıf, şair. (Belgrat 1688).
ADNİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Adni).
AFAFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah
işlemekten kaçınma. 3. Namuslu olmak.
AFET: (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın,
dilber
AFFAN: (Ar.) Er. Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan,
temiz. Ashab'dan bu ismi kullananlar olmuştur.
AFGAN: (Ar.) Er. Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaşayan
müslüman bir kavim. Cemalettin Afgani: Müslüman alimlerden.
AFİF: (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru,
haramdan sakınan, yolsuzluğa sapmaz kişi.
AFİFE: (Ar.) Ka.. (bkz. Afif). IV. Mehmed'in hanımı.
AFİL: (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.
Görünmez olan, kaybolan
AFİTAB: (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
AFRA: (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti U
bey de.: Sahabe hanımlardan.
AFŞAR: (Tür.) Er. 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, İran,
Azerbaycan ve Afganistan'da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören,
çevik, atılgan
AFŞİN: (Tür.) Er. Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı.
( XI. yy.). Gümüştigin'le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya'da Bizans
ordularını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).
AFTABE: (Fars.) Ka. 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan
mücevher.
AFUV: (Ar.) Er. Daima affeden, merhametli. Esmaü'lHüsna'dandır. "Abd"
takısı alarak kullanılır.
AGAH: (Fars.) Er. Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş,
malumatlı. Agah Efendi: (17441824). Türk devlet adamı.
AĞAN: (Tür.) Ka. Akanyıldız, ağma
AGER: (Tür.) Er. Temiz, doğru kimse
AGRA: (Ar.) Er. Çok sevimli, çok yakışıklı.
AĞA: (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manasına gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi.
Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, REİS . Eski devlet teşkilatımızda bazı
idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okumayazma bilenlere, verilen
şeref unvanı. 4. Halkın saygısını kazananlara verilen unvan. 5. Erkek, eş, koca.
6. Eski büyük konaklarda çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye
mensup kadınlar da bu unvanı kullanmışlardır.
AĞAHAN: (Tür.) Er. Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu
Türkçesinde ağabey anlamında da kullanılmıştır. Türk kökenli Kaçarlann onur
unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.
AĞAR: (Tür.) Er. 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil,
onurlu, şerefli.
AĞANER: (Tür.) Er. Saf, temiz, duru insan.
AĞCA: (Tür.) Ka. Beyaz tenli kadın.
AĞGÜL: (Tür.) Ka. Beyaz gül, ak gül.
AHAD: (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan
sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasından).
AHAVİ: (Ar.) Er. 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.
AHBARÎ: (Ar.) Er. haber veren, rivayet eden.
AHDİ: (Ar.) Er. Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî,
Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).
AHENK: (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında
uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlenceSaz
takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.
AHFA: (Ar.) Kalb, ruh, sır, hafi, ahfa şeklinde sıralanan "letafeti
hamse" sonuncusuna verilen ad. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AHFAZ: (Ar.) Er. 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur'an'ı en iyi
hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.
AHFEŞ: (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören
kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b.
Mes'ade, Ali b. Süleyman.
AHİ: (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık.
Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döneminde yaşam ış ve Şirinu Perviz
mesnevisini yazmıştır.
AHİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz
vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.
AHKAF: (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur'anı Kerim'in 6. suresi. Araplar
bu ismi, Arabistan'ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle
vermişlerdir.
AHLA: (Ar.) Ka. Çok taüı. Pek şirin.
AHLAS: (Ar.) Er. 1. Saf, halis, kanşımsız. 2. İyi yürekli, temiz
kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir
dereceye varmış kul.
AHMED: (Ar.) Er. Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur'anı Kerim'de
Saf suresinin 6. ayetinde: Hz. İsa, Jsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan
peygamberi de müjdeleyici olarak geldim" şeklinde geçen isimlendirme ile
Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı. Türk
dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Ahmedi Muhtar, Hz. Muhammed
(s.a.s).
AHMER: (Ar.) Er. Kırmızı, kızıl.
AHNEF: (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap
olarak kullanılır. Ahnef b. Kays, ashâbdan.
AHNES: (Ar.) Er. Basık ve sivri burunlu. Daha çok lakap olarak
kullanılır.
AHRA: (Ar.) Ka. Daha layık, münasip, uygun


AHSA: (Ar.) Arabistan'ın KuveytKatar kısmına verilen isim Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır


AHSEN: (Ar.) Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır. Ahseni takvim: En güzel şekil. Kur'anı Kerim'in Tin
suresinin 3. ayetinde insanın ahseni takvim üzere yaratıldığı beyan
buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur'an'da 16 yerde zikredilmiştir.


AHTER: (Fars.) Ka. Yıldız.


AHU: (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın.
3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen kadın. 4. Kardeş, dost


AHVER: (Ar.) Er. 1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.


AHVES: (Ar.) Er. Cesur, kahraman, yiğit.
ÂİŞE: (Ar.) Ka. 1. Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış.
Âişe binti Ebû Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)'in hanımlarından. Muhterem
annelerimizden biri olan Âişe (r.a.) Islami bilgisi ve fakihliği ile de
meşhurdur (bkz. Ayşe).


AJDA: (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey


AKABE: (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2. Tehlike.
Atlatılması zor güçlük, muhtıra.


AKAD: (Tür.) Er. Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.


AKALP: (Tür.) Er. Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
AKALIN: (Tür.) Er. Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın
(Besim Ömer Paşa). Türk hekim.
AKANAY: (Tür.) Ka. Yıldız kümesi.


AKANSEL: (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen
akarsu.


AKAR: (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.


AKASMA: (Tür.) Ka. Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani,
tırmanıcı bir bitki.


AKASOY: (Tür.) Er. Sevilen, sayılan soydan gelen


AKASYA: (Yun.i.) Ka. Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri
süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.


AKAY: (Tür.) Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak göründüğü
evre. Ak ve ay kelimelerinden birleşik isim. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


AKBATU: (Tür.) Er. Yiğit erkek.
AKBATUN: (Tür.) Er. (bkz. Akbatu).


AKBEHMEN: (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.
AKBİLGE: (Tür.) Alim, bilgili, dürüst kimse. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.


AKBOĞA: (Tür.) Er. Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa
Celayir: Moğol emir ve komutanı.
AKBORA: (Tür.) Er. (bkz. Bora)


AKBUDUN: (Tür.) Er. Temiz, tanınmış soydan gelen


AKBURAK: (Tür.) Er. (bkz. Burak)


AKÇAN: (Tür.) Ka. Temiz, dürüst kimse


AKCEBE: (Tür.) Er. Beyaz zırh sahibi yiğit.


AKÇA: (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, beyazca. 2. Eskiden kullanılan küçük
gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.


AKÇAKİRAZ: (Tür.) Ka. Bir kiraz çeşidi.


AKÇAKOCA: (Tür.) Er. Temiz ve namuslu erkek. Osman Gazi ve
Orhan Gazi'nin silah arkadaşı.


AKÇALI: (Tür.) Er. Varlıklı, zengin.


AKÇAM: (Tür.) Er. Kuzey Amerika'da yetişen bir çam türü.


AKÇAR: (Tür.) Er. İyi ruhlar.
AKÇIL: (Tür.) Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


AKÇİÇEK: (Tür.) Ka. Beyaz çiçek Daha çok örfte kullanılır.


AKÇORA: (Tür.) Er. İyi ruhlar. AKDA: (Ar.) Ka. Himaye altında
olan cariye, kadın, köle.


AKDEMİR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.


AKDES: (Ar.) Er. En kutsal.


AKDİL: (Tür.) Er. İyi, doğru, güzel konuşan kişi.


AKDOĞAN: (Tür.) Er. (bkz. Doğan).


AKDORU: (Tür.) Er. Doruğu bulutlu dağ.


AKEL: (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir
erkek.


AKERGİN: (Tür.) Er. (bkz. Akerman).


AKERMAN: (Tür.) Er. Dürüst, soylu, temiz kişi.


AKGİRAY: (Tür.) Er. (bkz. Akergin)


AKGÜL: (Tür.) Ka. Beyaz gül.


AKGÜN: (Tür.) Er. Muüu, sevinçli gün.


AKHAN: (Tür.) Er. Dürüst hakan.


AKALP: (Tür.) Er. Cömert, eli açık yiğit.


AKIMAN: (Tür.) Er. Cömert, eli açık kimse.


AKIN: (Tür.) Er. Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı
hareket kabiliyetine sahip.


AKINALP: (Tür.) Er. Akın yapan yiğit. Yiğit.


AKINCI: (Tür.) Er. Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla
düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.


AKINER: (Tür.) Er. (bkz. Akınalp)


AKINTAN: (Tür.) Er. Tan yeri ağarırken yapılan akın


AKİF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet
maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ'tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif
Ersoy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat'ın yazan. İstiklal marşını te'lif
etmiştir.


AKİFE: (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2.
İbadet eden hanım.


AKİL: (Ar.) Er. Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi
Talib'in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.


AKİLE: (Ar.) Ka. (bkz. Akil)


AKİPEK: (Tür.) Ka. İpek gibi kadın.


AKİS: (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp
orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.


AKKOR: (Tür.) Ka. Işık saçacak aklığa vanncaya kadar ısıtılmış
olan.


AKKIZ: (Ar.) Ka. Beyaz kadın.


AKMAN: (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.


AKMANER: (Tür.) Er. (bkz. Akman).


AKMAR: (Ar.) Ka. Aylar, yıldızlar.


AKMER: (Ar.) Ka. Ay gibi beyaz (yüz)


AKNUR: (t.a.i.) Ka. Beyaz nur.
AKÖZ: (Tür.) Er. Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.


AKPINAR: (Tür.) (bkz. Pınar).


AKSAN: (Tür.) Er. İyi ve temiz tanınmış kimse.


AKSEN: (Tür.) Ka. Sen aksın, temizsin, doğru ve namuslusun.
AKSEVİL: (Tür.) Ka. (bkz. Sevil).


AKSIN: (Tür.) Er. Temiz, doğru, dürüstsün.


AKSOY: (Tür.) Er. Temiz soylu.
AKSUN: (Tür.) Er. (bkz. Aksu).
AKSUNA: (Tür.) Ka. Ak renkli yaban ördeği.


AKSUNER: (Tür.) Er. (bkz. Aksungur).


AKSUNGUR: (Tür.) Er.Doğan cinsinden bir nevi av kuşu. Aksungur
b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep'in hakimliğini, yöneticiliğini yapan
Türk Emiri.


AKSU : (Tür.) Ka. 1. Temiz, pınl pırıl su gibi. 2. Nehir


AKSÜYEK: (Tür.) Er. Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.


AKŞEMSEDDİN: (t.a.i.) Er. Dinin güneşi. Türk din bilgini ve hekim. (Şam
1389Göynük 1459). Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un fethinde bulundu. Ünlü sahabi
komutan Ebâ Eyyub elEnsari'nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre
"d/t" olarak kullanılır.


AKŞIN: (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde
doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hayvan).
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


AKŞİT: (Tür.) Er. Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık.
Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devletinin kurucusu.


AKTAY: (Tür.) Er. Beyaz tay. Türkler'de çok kullanılan bir isimdi.

AKTAÇ: (Tür.) Er. Beyaz taç.


AKTAN: (Tür.) Aydınlık, mehtaplı gece.


AKTAR: (Tür.) Er. Parlak, aydınlık sabah.


AKTAŞ: (Tür.) Er. Mermer.


AKTEKİN: (Tür.) Er. Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.


AKTEMÜR: (Tür.) Er. Akdemir.


ARTİMUR: (Tür.) Er. (bkz. Aktemur).


AKTOLGA: (Tür.) Er. (bkz. Tolga). AKTUĞ: (Tür.) Er. (bkz.
Aytuğ).


AKYIL: (Tür.) Er. Temiz, güzel sene. Erkek ve kadın adı olarak da
kullanılır.


AKYILDIZ: (Tür.) Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı,
sabah yıldızı.


AKYİĞİT: (Tür.) Er. Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.


AKYOL: (Tür.) Er. Dürüst, doğru ve iyi yol.

ALAADDİN: (Ar.) Er. dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse.
Alaaddin Keykubad
(11921237) Anadolu Selçuklu Sultanı. Türk dil kuralları açısından "d/t"
olarak kullanılır.


ALACAN: (Tür.) Er. (bkz. Akan).
ALAGUN: (Tür.) Ka. Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
ALAMET: (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, nişan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti,
emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklükte (meç.).


ALANALP: (Tür.) Er. Ülke alan, fetheden, fatih.


ALANAY: (Tür.) Er. (bkz. Alanalp).


ALANER: (Tür.) Er. (bkz. Alanalp).


ALANGOYA: (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kutsal
sayılan kadın kahramanı.


ALANGU: (Tür.) Er. Altın geyik.
ALANUR: (Ar.) Ka. (bkz. Nur).
ALAPINAR: (Tür.) Ka. (bkz. Pınar).


ALATAN: (Tür.) Er. Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık
renkler.


ALATAY: (Tür.) Er. Derisinde benekler olan tay.


ALCAN: (Tür.) Ka. Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.


ALEMDAR: (a.f.i.) Er. 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar,
sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.


ALEV: (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli
şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda.
3. Alımlı, cazibeli kadın.


ALEVİ: (Ar.) Er. Hz. Ali soyundan, Hz. Ali'ye hususi ilgi gösteren,
ona taraftar olan. Şii mezhebinin kollarından biri.


ALGAN: (Tür.) Er. Alan, fetheden, fatih.


ALGIN: (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı,
aşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cılız, zayıf.







ALGUHAN: (Tür.) Er. Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı
ele geçirip Harezmden Afganistan'a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz'in
yasalarını şiddetle uyguladı.


ALGUN: (Fars.) Ka. 1. Aklı alınmış. 2. Al renginde, koyu ve parlak pembe.
3. Tümsek, tepe.


ALGUNE: (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allık.


ALGÜL: (Tür.) Ka. Kırmızı gül.


ALİ: (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebû Talib'in
oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)'nın kocası. Dördüncü
halife.


ALİCAN: (a.f.i) Er. Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden
meydana gelmiştir. (bkz. Ali ve Can).


ALİCENGİZ: (a.t.i.) Er. Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve
umulmadık tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.


ALİGÜHER: (a.f.i.) Er. Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.


ALİ HAN: (a.t.i.) Er. Yüce han. ALİKADR: (Ar.) Er. 1. Yüksek
kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2. Meşhur bir
çeşit lale.


ALİM: (Ar.) Er. 1. Çok okumuş, bilgin. 2. Çok bilen. 3. Sonsuz. İlim
sahibi. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur"an'da Cenabı Hakk'ın ismi olarak 13 yerde
geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.


ALİME: (Ar.) Ka. (bkz. Alim). ALIN AK: (Tür.) Er.
Doğru, güvenilir.


ALİŞAH : (a.f.i.) Er. Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin.
(?1324). İlhanlı veziri.


ALİŞAN: (a.f.i.) Er. Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.


ALİYAR : (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili
adı. 3. Yüce dost Birleşik isim


ALİYE: (Ar.) Er. Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi.
(bkz. Ali).


ALKAN: (Tür.) Er. Kırmızı kan. Alkan bey. Türk denizci.
Selçukluların egemenliğindeki İznik'te Ebu'lKasım'ın donanma komutanı.


ALKIM: (Tür.) Er. Gökkuşağı. Alkım (Uluğ Bahadır) Türk
Arkeolog.


ALKIN: (Tür.) Er. 1. Sevdalı, aşık, vurgun. 2. El çırpma, övme.


ALKUR: (Tür.) Er. Hep, bütün, herkes.


ALLAHVERDİ: (a.t.i.) Er. İran'da yaşayan bir Türkmen kabilesinin
adı.


ALP: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır,
pehlivan. 2. Seyfı kola mensup, savaşçı, fütüvvet ehli. Alperen, Alpgazi.
Bu isim İslam'dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.


ALPAGU: (Tür.) Er. 1. Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2. Eski
Türklerde bir rütbe adı. 3. Eski Türklerde bir kurt adı.


ALPAĞAN: (Tür.) Er. Cesur, yiğit, kahraman.


ALP AK: (Tür.) Er. Dürüst, kahraman, yiğit.


ALPARTUR: (Tür.) Er. Kendine güveni olan yiğit


ALPASLAN: (Tür.) Er. Arslan gibi cesur ve yiğit savaş beyi. Büyük
Selçuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi
onundur (1071).


ALPAY: (Tür.) Er. Cesur, yiğit kimse.


ALFAYDIN: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).


ALPBİKE : (Tür.) Er. genç, delikanlı, (bkz. Alp).


ALPÇETİN: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).


ALPDE.MİR: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).


ALPDOĞAN: (Tür.) Er. Doğuştan yiğit olan.


ALPER: (Tür.) Er. (bkz. Alp).
ALPEREN: (Tür.) Er. Yiğit, bahadır.


ALPERTUNGA: (Tür.) Er. Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı.
M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka)
hükümdarı olduğu söylenir. Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur
kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.


ALPGİRAY: (Tür.) Er. Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kınm
Hanı da oldu.


ALPHAN: (Tür.) Er. Yiğit hükümdar.


ALPKAN: (Tür.) Er. Yiğit soydan gelen.


ALPKIN: (Tür.) Er. Keskin kılıç.


ALPMAN: (Tür.) Er. Yiğit, cesur, kahraman.


ALPNUR: (Tür.) Ka. (bkz. Alp).


ALPSOY: (Tür.) Er. (bkz. Alpkan). Yiğit ve cesur soya mensub.


ALPTEKİN: (Tür.) Er. Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp:
Kahraman, Tekin: Şehzade.


ALTAN: (Tür.) Er. 1. Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2. Hakanlara
verilen unvan, sultan, padişah.


ALTA Y: (Tür.) Er. 1. Asya'da Batı Sibirya ile Moğolistan'ı ayıran dağlık
bölge. 2. Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.


ALTIN: (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen,
ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadın adı olarak
kullanılır. Zerrin (bkz. Zerrin).


ALTINBAŞAK: (Tür.) Ka. Değerli kimse.


ALTINBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Altınbaşak).


ALTINISIN: (Tür.) Ka. Işığın en güçlü anı.


ALTINIZ: (Tür.) Ka. (bkz. Altınışık).


ALTINTAÇ: (Tür.) Ka. Altından taç.


ALTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Tuğ).


ALTUNAY: (Tür.) Er. Ay'ın san renkli hali


ALTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Bakır alaşımı. 2.Kırmızı bakır. 3. Kırmızı, al
gözlü.


ALTUNER: (Tür.) Er. Değerli kimse.


ALTUNHAN: (Tür.) Er. Zengin hakan. Türklerin, Çin'de hüküm süren
TürkMoğol hükümdarlarına verdikleri ad.


ALYA: (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yükseklik. 2. Gök, sema.


AMANULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın bağışlaması. Allah'ın koruması.


AMİD: (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aşk hastası. 3. Başlıca nokta. 4. Önder,
şef, komutan. 5. Diyarbakır'ın eski adı. Ortaçağ'da İslam Türk devletlerinde
kullanılan bazı unvanlar ve memuriyet isimleri.


AMİL: (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, işleyen. 2. İslam devletlerinde zekat,
vergi tahsildan veya valiler ve devlet memurlan.


AMİNE: (Ar.) Ka. Gönlü emin, kalbinde korku olmayan.
Peygamber'in (s.a.s) annesinin adı. (bkz. Emine).


AMİR: (Ar.) Er. 1. Mamureden, şenlendiren. 2. İmar olunmuş. 3. Devlete
ait. 4. Kendisine bağlı görevliler bulunan. Amir b. Abdullah b. Mes'ud:
Tabiindendir. İslam fıkıh bilgini.
AMİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Amir).


AMMAR (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayındırlaştıran. (bkz. Amir).
Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü.
Habeşistan'a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidesi Sümeyye (r. anha)'dir.


AMR: (Ar.) Er. Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib:
631'de Medine'ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi savaştı.


AMRE: (Ar.) Ka. (bkz. Amr). AMUZ: (Fars.) Er. Bilen,
öğrenmiş, öğreten.


ANBER: (Ar.) Ka. 1. Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak,
yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. Güzel koku. 3. Güzellerin
saçı.


ANDAK: (Tür.) Er. Hemen, o anda. Erkek ve kız adı olarak
kullanılır.


ANGIN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, namlı. 2. Bayındır.


ANI: (Tür.) Yaşanmış olaylardan belleğin sakladığı. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.


ANİF: (Ar.) Er. 1. Sert, şiddetli. 2. Haşin. 3. Geçmişte, pek yakında,
burnun ucu denecek kadar yakından gecen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedilen.


ANİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Anif).


ANIL: (Tür.) Ka. 1. Anılmak eylemi. 2. Meşhur, ünlü. 3. Hatırlanan.


ARAF: (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehennem arasındaki yer. 2. Sert, tepe. 3.
Adetler, usuller. Arafat. Mekke'nin yakınında bulunup hacıların arefe
günü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.


ARAL: (Tür.) Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya'da bir
göl.


ARAM: (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sükun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat.
3. Oturma, eğlenme, ikamet etme.


ARAMCAN: (Fars.) Ka. 1. Gönül rahatı. 2. Sevgili, sevilen güzel.


ARAMDİL: (Fars.) Er. 1. gönül rahatı. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.


ARCA: (Ar.) Ka. 1. Temiz, namuslu. 2. Aksak, topal.


ARDA: (Tür.) Er. 1. Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek.
2. İşaret için dikilen değnek. 3. Çıkrıkçı kalemi. 4. Sonra gelen.


ARDALI: (Tür.) Er. (bkz. Arsal). ARDAN: (Tür.) Er. (bkz.
Arsal).


AREF: (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayışlı ve bilgili.


AREFE: (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bayramlardan bir evvelki gün. 2. Bir
önceki gün.


AREL: (Tür.) Er. Temiz, dürüst kimse.


ARGU: (Tür.) Er. 1. İki dağ arası, uçurum. 2. Orta Asya'da Issık gölü
çevresinde Çu ve Talaş havzalarında yaşam ış Kırgızların en büyük boyu. Argu
Türkleri.


ARGUN: (Tür.) Er. 1. Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun. 2. Yanyana
iki kamış düdüğünden veya kartal kemiğinden yapılmış kaval. Argun:
İlhanlı hükümdarı. Abaka Han'ın oğlu.
ARGÜN: (Tür.) Er. Temiz, aydınlık gün.


ARGUNŞAH: (Tür.) Er (bkz. Argun). Argunşah. (Nizameddin)
Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan H'nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan arasında
pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.


ARHAN: (Tür.) Er. Üstün nitelikli, gururlu bakan.


ARICAN: (Tür.) Er. Temiz, doğru kimse.


ARIÇ: (Tür.) Er. Banş, asayiş. ARIER: (Tür.) Er. Çalışkan
kimse.


ARİF: (Ar.) Er. 1. Meşhur, çok tanınmış, mütearif. 2. Bilgi sahibi.
Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.


ARİFE: (Ar.) Ka. Bilgi ve irfan sahibi kadın. Uyanık, ince ruhlu,
latif.


ARIHAN: (Tür.) Er. (bkz. Arhan). ARIKAL: (Tür.) Er. Temiz,
doğru, dürüst kal.


ARIKAN: (Tür.) Er. Temiz soy. ARIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Arhan)


ARIN: (Tür.) Er. 1. Temiz, an, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe. Dağlann,
tepelerin yüzü.


ARINÇ: (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, an. 2. Banş.


ARISAL: (Tür.) Er. An gibi çalışkan kimse.


ARISAN: (Tür.) Er. Temiz, doğru tanınmış kimse.


ARISOY: (Tür.) Er. (bkz. Ansan). ARITAN: (Tür.) Er.
Temizleyen, an duruma getiren.


ARKAN: (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kandan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Şeyfi)
Türk mimar (19031966).


ARKIN: (Tür.) Er. Yavaş, ağır, sakin, gelecek yıl.


ARKUT: (Tür.) Er. Temiz, uğurlu, kutlu.


ARMAĞAN: (Fars.) 1. Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördüğü
işe veya başansına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3. Bir ilim adamını
tanıtmak veya çalışmalanndan ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkanlan
ilmi eser. (Köprülü Armağanı). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


ARMAN: (Fars.) Er. 1. Hasret, özleme. 2. Zahmet, sıkıntı. 3. Teessüf. 4.
Pişmanlık.


ARMİNE: (İbr.) Ka. İbranice isim. (bkz. Emine).


ARRAF: (Ar.) Er. l Falcı, kahin. Müneccim. 2. Hekim. 3. Göçebe Arap
aşiretlerinin örfe vakıf umumi bilgileri.


ARRAFE: (Ar.) Ka. (bkz. Arraf).


ARSAL: (Tür.) Er. Temiz huylu, namuslu.


ARSEBÜK: (İ.) Er. 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus
konusunda titiz.


ARSLAN: (Tür.) Er. 1. Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan, esed,
şir. 2. Cesur adam, bahadır. 3. Bir çeşit çiçek. Arslan Argun:
Alpaslan'ın oğlu (1097).


ARSLANGİRAY: (Tür.) Er. Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım
hanı (17021767).


ARSLANŞAH: (Tür.) Er. Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral. Cesur
komutan. Arslan Şah: Kirman Selçuklu hükümdarı (l 145).


ARTAN: (Tür.) Er. 1. Yarar, fayda. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.


ARTUÇ: (Tür.) Er. Ucu sivri demirle donanmış mızrak.


ARTUK: (Tür.) Er. Selçuklu Emiri. (XI. yy.). Selçukluların ünlü
hakanı Alpaslan'ın emrinde Malazgirt savaşına katıldı.


ARÜSEK: (Fars.) Ka. 1. Gelin, küçük gelin. 2. Bebek gibi güzel kız. 3.
İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4. Ateş böceği. 5. Küçük bir
mancınık çeşidi.


ARZIK: (Tür.) Er. Dindar, sofu.
ARZU: (Ar.) Ka. 1. İstek, bahşiş. 2. Emel, heves, meyi. 3. Özlemek,
müştak olmak. "Arzum" olarak da kullanılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber'in
sevgilisi.


ARZUMAN: (Ar.) Ka. (bkz. Arzu).


AS: (Ar.) Er. 1. Mersin ağacı. 2. (Fars.) Değirmen.


ASAF: (Ar.) Er. 1. Vezir. 2. Erdem, ileri görüşlülük, yönetimde basan. Hz.
Süleyman'ın ünlü veziri. Süleyman (a.s.)'m en çok güvendiği kişiydi. Nemi
suresinde anlatılanlar Asaf üzerine yorumlandı. Daha sonra padişahın vezirlerine
Asaf unvanı verildi.


ASAL: (Tür.) Er. Başlıca, esaslı, temel.


ASALET: (Ar.) Er. Soy temizliği, soyluluk.


ASENA: (Tür.) Er. Kurt.


ASFA: (Ar.) Er. Çok saf, en temiz, halis.

ASGAR: (Ar.) En küçük, daha küçük. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


ASHAB: (Ar.) Er. 1. Sahib'in çoğulu. 2. Hz. Muhammed (s.a.s)'i görüp ona
tabi olan kişiler. İnsanlık aleminin en seçkin simalan ve örnek neslidirler.
Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah'ın yardımını müşahade etmişler
ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşam ışlardır. Ashabı Kiram:
Yüce sahabeler.


ASIF: (Ar.) Er. Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esea


ASIFE: (Ar.) Ka. Şiddetle esen rüzgar. Kur'an'da Yunus 22, İbrahim
18 ve En'am suresi 81. ayetlerde geçer.


ASİL: (Ar.) Er. 1. Sağlam. 2. İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket
eden. 3. Kendi kendine hareket eden. 4. Soyu, sopu belli. Necip.


ASIM: (Ar.) Er. 1. Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2. Günahtan, haramdan
çekinen. 3. İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749).
İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.
ASIMA: (Ar.) Ka. (bkz. Asım).


ASİME: (Fars.) Er. Akılsız, beyinsiz, şaşkın, sersem. İsim
olarak kullanılmaz.


ASİYE: (Ar.) Ka. 1. Sütun, direk, kolon. 2. Mersingiller, mersin ağacı
türünden ağaçlar. 3. İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4.
Allah'ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5. Haydut, şaki. Bu isim
Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçerdiği anlam İslami anlayışa terstir.
ÂSİYE: (Ar.) Ka. 1. Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)'ı daha bebekken
Nil'den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın.
Kur'an'da Fir"avun'un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir.
(bkz. Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun'a karşı gelerek müslüman olmuştur. Tahrim
suresinde mü'mine bir kadının en son noktada yapması gerekenlere örnek olarak
gösterilen hanım.


ASKER: (Ar.) Er. 1. Ordu, ordu örgütüyle ilgili. Vazife yapan. 2. Ülke
savunmasında istihdam edilmek üzere eğitilip donatılan kimse. 3. Rütbesiz asker,
er.


ASKERÎ: (Ar.) Er. Orduya mensup. Orduyla alakalı. Askeri (Ebû
Ahmed elHasan b. Abdullah el): Zamanının ünlü alimlerdendir (903993). Ebû
Davud esSicistani'nin talebesiydi.
ASLI: (Ar.) Ka. 1. Asıl, tek, dip, kütük, temel, esas, kaide, kural,
hakikat. 2. Soy, sop, nesep. 3. Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer,
sıhhat. 4. Hakiki, esaslı, halis, safi. S. Esasen, zaten, başlıca, en ziyade,
hakikaten.
ASLIHAN: (a.t.i.) Ka. Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş
birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır.
Güzelliğinin yanında saçlarının uzunluğu ve gürlüğünden bahsedilir.


ASRİ: (Ar.) Er. Zamana uygun, çağdaş.


ASUDE: (Fars.) Ka. 1. Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak,
müsterih. 2. Sakin, sessiz.


ASUMAN: (Fars.). Gök, sema, felek. Asuman ile Zeycan
hikayesinin *erkek kahramanı. Doğu Anadolu'da yaygın olarak anlatılır. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.


ASUTAY: (Tür.) Er. Hırçın tay.


ASYA: (Tür.) Ka. Dünyadaki kıtaların en büyüğü.


AŞIK: (Tür.) Er. 1. Bir başkasını aşkla seven. 2. Dalgın, unutkan. 3.
Tasavvufta Allah'a muhabbet duyan kişi. A^ık Çelebi (15201572) Osmanlı
şair ve yazarlardan.


AŞİR: (Ar.) Er. 1. Ondabir, onuncu. 2. Samimi dost ve arkadaş. 3. Koca.
4. Aşar toplayan. 5. Kur'anı Kerim'den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir
Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (17281804). Bursa, Mekke ve İstanbul
kadılıklarında bulundu. 17581800'de Şeyhülislamlık görevini ifa etti.


AŞKIN: (Tür.) 1. Geçkin, aşmış olan. 2. Ölçüyü kaçıran, coşkun. 3. Fazla.
4. Sonra. 5. Benzerlerinden daha üstün. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


AŞKINAY: (Tür.) Ka. (bkz. Aşkın). AŞKINER: (Tür.) Er. (bkz.
Aşkın).


ATA: (Tür.) Er. 1. Baba. 2. Soyun geçmişte yaşam ış ferdi. 3. Vermiş,
veriş. Bağışlama, ihsan. 4. Yesevi tarikatında mürşid. Ata b. Ebî Rabah:
Fıkıh alimi (Mekke 733). Ebû Meysere b. Ebû Hüseyin elFikri'nin azatlı
kölesiydi. Birçok hadis rivayet etmiş
ATABEK: (Tür.) Er. 1. Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle
vazifeli şahıs. 2. Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.


ATABEY: (Tür.) Er. Devlet yönetiminde bir san. Lala.


ATACAN: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATAÇ: (Tür.) Er. Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.


ATAERGİN: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATAHAN: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATAK AN: (Tür.) Er. 1. Düşünmeksizin her işe sokulan adam. 2. İleri
atılan.


ATALAY: (Tür.) Er. (bkz. "Ata"). Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay
Mahmut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları
şampiyonu oldu (1968).


ATAMAN: (Tür.) Er. (bkz. "Ata"). 1. Ata kişi, başkan, önder. 2. Don
kazaklarının önderlerine verilen ad.

ATANER: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATASAGUN: (Tür.) Eski Türklerde hekimlere verilen isim.
ATASAN: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATASEVEN: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATASOY: (Tür.) Er. (bkz. Ata).
ATATUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Ata).


ATAULLAH: (Ar.) Er. Birleşik isim. Allah'ın bağışladığı,
hediye ettiği, ihsanı, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlı
Şeyhülislamı (17191785) Şam, Mekke, İstanbul kadılıklarında bulundu.
ATAY: (Tür.) Er. Bilinen, tanınmış.


ATIF: (Ar.) Er. 1. Çevirme, meylettirme, imale. 2. Yükletme, birinin işi
veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3. Yüzünü çeviren, meyleden, mail,
müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5. Beğenen. Anj Efendi
(Mehmet Kuyucaklı. (İst. 1847). Osmanlı matematik bilgini. Şam ve İstanbul
kadılıklarında bulundu.
ATIFA: (Ar.) Ka. (bkz. Atıf).


ATIFET: (Ar.) Ka. 1. Birine iyi niyet ve sevgi ile yönelme, teveccüh,
meyi. 2. Karşılık beklemeden gösterilen sevgi, ihsan.


ATİK: (Ar.) Er. 1. Sırtın üst kısmı. 2. Berrak, saf, karışmamış,
kıymetli. 3. Eski, kadim, kühen, dirin. 4. Azatlı, hür. 5. Güzel genç kız. 6.
Çok hareketli, çevik, hızlı hareket eden. 7. Asil. 8. Hz. Ebubekir'in lakabı.
Peygamber (s.a.s)'in "Sen ateşten kurtulmuş kimsesin" müjdesine kavuşmuş
olmasından ötürü bu lakapla anıldığı söylenir.


ATİKE: (Ar.) Ka. (bkz. Atik). Atike: Kureyş kabilesinden
Zeyd b. Amr'ın kızıdır. Hicretten önce İslamiyeti kabul etmiştir. Medine'ye
hicret edenler arasındadır. Hz. Ebubekir'in oğlu ile evlenmiştir. Abdullah, Tâif
te şehid olunca Hz. Ömer'le O şehid edilince Zübeyr b. elAvvam ile, o da şehid
edilince Hz. Hüseyin ile evlendi. Ve Hz. Hüseyin de şehid olunca şehid zevcesi
olarak anıldı.


ATIL: (Tür.) Er. Girişken ol, ilerlemek için çaba göster.


ATILAY: (Tür.) Er. 1. Ünlü, namlı, şöhretli. 2. Atilla'dan sonra tahta
geçen ünlü hükümdar.


ATILGAN: (Tür.) Er. 1. Karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikelerden
korkmadan her zaman ileriye atılan. 2. Karşı çıkan, çekinmesi olmayan, cüretkar.
3. Hevesli.


ATİLLA: (Tür.) Er. 1. Büyük, ünlü. 2. Babacık. 3. Savaşçı, fatih. 4. Hun
Türklerinin büyük imparatoru (400-453).


ATİYE: (Ar.) Ka. 1. Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2. Gelecek, istikbal.


ATKIN: (Tür.) Er. Atılmış. Kumaş dokumada kullanılan tabir.


ATLAN: (Tür.) Er. Ata bin.


ATLAS: (Tür.) Er. 1. Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. 2. Düz, havasız,
tüysüz. 3. Büyük harita. 4. Atlas okyanusu. 5. Kuzey Afrika'da Fas, Cezayir'i
geçerek Tunus Körfezi'ne kadar uzanan sıradağlara verilen ad.


ATLIHAN: (Tür.) Er. Ata binmiş süvari. Birleşik isim.
Atlıhan: Alınca Hanın oğlu. Tatar'ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.


ATSAN: (Ar.) Ka. Susuz, susamış, teşne.


ATTAB: (Ar.). Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu.
Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından
atanmıştır.


ATTAR: (Ar.) Er. 1. Güzel kokulu bitki özleri, yağlan vb. satan, güzel
koku ticareti yapan kimse. 2. İlaç maddeleri vb. şeyler satan adam. 3. Mahalle
aralarında bazı baharatlar ile iğne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar:
Meşhur İranlı şair.


ATUF: (Ar.) Er. Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karşı
sevgi duyan.


ATUFET: (Ar.) Ka. Şefkat, merhamet.


ATYEB: (Ar.) Ka. Çok güzel, pek güzel.


AVCI: (Tür.) Er. 1. Avlanan, av sporu yapan kişi. 2. Bir şeyi elde etmeye
uğraşan. 3. Osmanlı sarayında şikariler diye adlandırılan askeri grup.


AVFİ: (Ar.) Er. Arap düşünür (Basra ? ) İhvanu'sSafa denilen İslam
felsefe akımının kurucularından biri.


AVNİ: (Ar.) Er. 1. Yardımla ilgili, yardıma ait. 2. Fatih Sultan
Mehmed'in şiirde kullandığı mahlas.


AYNİYE: (Ar.) Ka. 1. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve
Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2. Yardım etmiş. Yardımla
ilgili.


AVNULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın yardımı. Birleşik isim.


AVŞAR: (Tür.) Ka. Oğuzlann önemli bir kolu. Büyük Selçuklu
Devleti'nin kurulması ve yakındoğunun Türkleşmesinde büyük rol oynamışlardır.


AVVAD: (Ar.) Er. Ud çalan, udçu. Avvad (Tevflk Yusuf):
Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.


AY: (Tür.) Er. 1. Yılın on iki bölümünden biri. 2. Dört hafta, 2930, 31
günden oluşan zaman dilimi. 3. Kutsal kitapta adı geçen kent. Kudüs'ün kuzeyi.
4. Dünyanın uydusu. Ay: Mısır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutarık
Hamon'un danışmam oldu. Daha sonra o ölünce dul karısıyla evlenip tahta çıktı
(İ.Ö. 1320).


AYABA: (Tür.) Er. Muhammed Tapar'ın oğlu. Büyük Selçuklu Sultanı
Sancar'ı Oğuzların elinden tutsaklıktan kurtarıp tahtına oturttu. Selçukluları
istila etmek isteyen Harizm Şahlan uzun süre engelledi.
AYALP: (Tür.) Er. Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.


AYANA: (Tür.) Er. Saygı.
AYANFER: (Ar.) Ka. Gözün ışığı, nuru.


AYANOĞLU: (Ar.) Er. Ayan: Açık, belirli. Ayan'ın oğlu.


AYAŞ: (Ar.) 1. Dolunay, mehtap. 2. İskenderun Körfezi'nin batı kıyısında
Ceyhan nehrinin ağzının vücuda getirdiği Yumurtalık limanı veya Ayaş koyunun
kuzeydoğu kenarında, Adana ilinin Yumurtalık ilçesinin idare merkezidir. Ayaş
Paşa: Osmanlı sadrazamlarından birinin adı. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
AYASUN: (Tür.) Ka. (bkz. Aysun).


AYAYDIN: (Tür.) Er. Ay ışığı, aydınlığı.


AYAZ: (Tür.) Er. Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk. Ayaz:
Selçuklu emin (Öl. 1105).
AYBAR: (Tür.) Er. 1. Gösterişli, heybetli, görkemli. 2. Korku veren.


AYBEG: (Tür.) Er. Ay gibi temiz ve aydın yönetici, ileri gelen, bey.
Aybeg Kutbeddin (Öl. 1210): Delhi Mcmlükler Devleti'nin kurucusu. İslam'ın
Ortaasya'da yayılmasında büyük basanlar gösteren, Gazne sultanı Muiziddin'le
birlikte savaşıp onun ölümüyle Delhi sultanlığına gelen ünlü komutan.


AYBEK: (Fars.) Put, sanem. İsim olarak kullanılmaz.


AYBEN: (Tür.) Ka. Ay benizli.


AYBER: (Tür.) Ay meyvası. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


AYBERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam ay, sağlam kişilik. 2. Şimşek, ay'ın şimşek
gibi parlaklığı. 3. Yaprak, ay yaprağı.


AYBİGE: (Tür.) Büyük ay, dolunay. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.


AYBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Ayben).


AYBİKEN: (Tür.) Ka. Eski Türk hükümdarlanndan birinin hanımının
ismi.


AYCA: (Tür.) Ka. Ay gibi güzel, ışıklı, parlak.


AYÇAN: (Tür.) Ka. Ay gibi parlak güzel ve sevimli.


AYCİHAN: (a.f.i.) Cihanı aydınlatan ışık. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.


AYÇA: (Tür.) Ka. 1. Ayın yeni doğduğu günlerdeki şekli, yeni ay, hilal.
2. Cami kubbelerine ve minare külahlarına konulan hilal şeklindeki süs. 3. Ay
kadar güzel, aydınlık.


AYÇETİN: (Tür.) Er. Zor, güç ay.


AYÇIL: (Tür.) Ka. 1. Işık saçan, sürekli parlaklık veren ay. 2. Ay gibi.


AYDAN: (Tür.) Ka. Ay'a dahil olan. Ay gibi.


AYDANUR: (Tür.) Ka. Ay'ın ışığı, aydan yayılan ışık.
AYDEMİR: (Tür.) Er. Marangozların kullandığı kavisli bir keser
çeşidi.


AYDERUSİ: (Ar.) Er. Güney Arabistan'ın eski ve tanınmış bir derviş
ailesinden olup (17221778) yıllan arasında yaşam ış, Hindistan, Mısır, Tâif,
Suriye ve İstanbul'a ziyaretler yapmıştır.


AYDİLEK: (Tür.) Ka. Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim.
Ay'a ait arzu, istek.
AYDIN: (Tür.) 1. Aylı gece, mukmin. 2. Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen,
ziyadar, münevver. 3. Açık, belli, ortada, vazıh, aşikar, bahir. 4. Kutlu,
uğurlu, mübarek, mesut. 5. Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevver.
Kılıçarslanm hanımının ismidir. Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.


AYDINALP: (Tür.) Er. Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya
Selçuklulan'ndan ünlü bir komutan.


AYDINAY: (Tür.) Ka. (bkz. Aydın).


AYDİNÇ: (Tür.) Er. Cesur, aydın. AYDINER: (Tür.) Er.
(bkz. Aydın).
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #1 : Mart 09, 2008, 10:36:37 ÖS »
B ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci
dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak
yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen
saraya benzer bir hastalık. Baba Oruç: Oruç REİS . Türk denizcisi
Barbaros Hayrettin Paşa'nın lakabı.
BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. Babürşah.
Zahirenin Muhammed (14831530). Hindistan'daki TürkHint İmparatorluğu'nu
kuran kişi.
BADE: (Fars.) Ka. Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç.
2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
BADİ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed
(18391908). Türk yazar ve şair.
BADİYE: (Ar.) Ka. Çöl, kır.
BAĞATUR: (Tür.) Er. Cesur yiğit.
BAĞDAGÜL: (Tür.) Ka. Değeri ölçülemeyen gül.
BAĞDAŞ: (Tür.) Er. Yakın arkadaş, dost.
BAĞDAT: (Ar.) Ka. İrak'ın başkenti olan tarihsel kent. Bağdat
Hatun: (XIV. yy.) Emir Çoban'ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar
devletinin son hükümdarı Ebû Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han'ın
ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.
BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. Erkek
ve kadın adı olarak kullanılır. ••i!*il~ *•
BAĞIŞCAN: (Tür.) Er. (bkz. Ba
BAĞIŞHAN: (Tür.) Er. (bkz. BağıŞ).
BAĞLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin
bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3.
Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4.
Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da
birimler bütünü. Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.
BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma.
Bahailik mezhebinin kurucusu.
BAHADDİN: (Ar.) Er. Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. Türk
dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BAHADIR: (Fars.) Er. Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan
Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.
BAHADIRHAN: (Tür.) Er. (bkz. Bahadır).
BAHAEDDİN: (Ar.) Er. (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi
(Bursa 17411794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.
BAHAMRA: (Ar.) İrak'ta bir yer. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran
arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, san
papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın,
karabiber gibi kokulu şey.
BAHAULLAH: (Ar.)Er. Allah katında değer ve kıymet sahibi.
BAHİR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin
sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel.
Bahir (Abdurrahman) İst. 16881746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair,
bestekar.
BAHİRA: (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru
doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek
belirtilirdi. Kur'anı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
BAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık,
apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
BAHİSE: (Ar.) Ka. Söz eden, bahseden.
BAHİT: (Ar.) Er. Bahtı açık şanslı.
BAHİYE: (Ar.) Ka. Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması
uygundur.
BAHRA: (Ar.) Er. Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir
sınır kalesi.
BAHRİ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci,
levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit
deniz ördeği.
BAHRİYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde
vahalar grubu, Bahriye, Mısır'ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşın
verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
BAHTEVER: (Tür.) Er. Şah Avrangzeb'in gözde kadınlanndan biri.
BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2..Kimi Divan şairlerinin ortak
mahlası.
BAHTINUR: (Ar.) Ka. Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
BAHTİSER: (a.f.i.) Ka. Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri
başından beri iyi giden.
BAHTİŞEN: (a.f.i.) Ka. Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
BAHTİYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebû
Mansur) (942978). Büveyhilerin hülcümdadanndan biri. Erkek ve kadın
adToIarak kullanılır.
BAKANAY: (Tür.). Gökyüzünde duran ay, açık seçik. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
BAKIR: (Fars.) Er.. 1. inceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz.
Hüseyin'in Zeyne'lAbidin'den torununun adı.
BAKİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı
alarak kullanılır, (bkz. Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu

olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş.
Baki: Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdülbaki Mahmud'dur.
BAKİNAZ: (Fars.) Ka. Sürekli nazlanan, çok nazlı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
BAKYAZI: (Tür.). Sevüen bir olaydan sonra verilen ziyafet.
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı, (bkz. Ali). 3.
Azat 4. Yedek ati.
BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan
veya hayvan. Balaban: Gıyasu'dDin Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek
tarafından lltutmuş'dan sonraki en büyük hükümdar.
BALAHATUN: (Tür.) Ka. Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu.
Balahatun: Şeyh Edebali'nin kızı ve Osman beyin kansı.
BALAMAN: (Tür.) Er. (bkz. Balaban).
BALAMİR: (Tür.) Er. Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve
Ostrogotlan yenerek baüya sürdü.
BALATEKİN: (Tür.) Er. (bkz. Balaban).
BALCAN: (Tür.) Er. (bkz. Baldan).
BALDAN: (Tür.) Ka. Bal gibi tadı, şirin, hoş.
BALDEMİR: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, şirin.
BALER: (Tür.) Er. Tatlı dilli, cana yakın kimse.
BALCIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
BALKAN: (Tür.) Ka. Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski
yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
BALIM: (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
BALIN: (Tür.) Ka. (bkz. Balım)BALİ: (Ar.) Er. Eski, koca, köhne.
BALİBEY: (a.t.i.) Er. Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak
Kanuni'nin Belgrad Seferine katildi. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan
çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
BALİSOY: (a.t.i.) Er. Eski, köklü soydan gelen.
BALK: (Tür.) Er. Şimşek.
BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa'nın
güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya,
Arnavutluk ve Romanya'yı içerir.
BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann
bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
BALKI: (Tür.). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek.
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALKIR: (Tür.) Er. Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl.
1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
BALKIZ: (Tür.) Ka. Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte
söylenişi.
BALKOÇ: (Tür.) Er. (bkz. Balkı). BALSAN: (Tür.) Er. (bkz.
Balım).
BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı. : '
BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin.
4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın
kahramanı. Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (18641914
Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
BANUGÜL: (Fars.) Ka. (bkz. Banu).
BANUHAN: (Fars.) Ka. (bkz. Banu).
BARAK: (Tür.) Er. Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak.
Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. Barak Han: Çağatay
hükümdarı (12661271).
BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsimi Baran, yağmur mevsimi.
BARANSEL: (f.t.i.) Er. (bkz. Baran).
BARAY: (Tür.) Er. Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
BARBAROS: (İtal.) Er. Kırmızı saO kal. BabaOruç. Türk denizci kaptanV
derya. Oruç Gazi'nin italyanlarda meşhur olan ismi. Kanuni döneminde


yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
BARCİN: (Tür.) Ka. Bir tür ipekli kumaş.
BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek
kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
BARIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Bank). .. .' .;, ....i • ..; :•,:
BARIM: (Tür.) Er. Varlık, servet, zenginlik.
BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol
devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.
BARIŞ: (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma,
uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
BARIŞCAN: (Tür.) Er. (bkz. Barış).
BARİK: (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikri Bank.
İnce düşünce.
BARİKA: (Ar.) Ka. Şimşek, yıldırım parıltısı.
BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan
ay biçimindeki küçük kumsal kütle. 2. Hareketli kumul. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
BARKIN: (Tür.) Er. Yolculuk eden, yolcu gezgin.
BARLAS: (Tür.) Er. Kahraman, savaşçı.
BARS: (Tür.) Er. 1. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. An oğulu. İsim
olarak kullanılmaz. Barsbay: (clMclikü'1Eşref (Öl. 1438). Mısır
Memlukları sultanı. Çerkez hanedanındandır.
BARTU: (Tür.) Er. En eski Türk kağanlarından biri.
BAŞAK: (Tür.) Er. Sağlam, dayanıklı.
BASÎR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ın sıfatlarından, herşeyi
gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
BASİRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş.
2. Ön görüş, seziş.
BASRİ: (Ar.) Er. Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan'ı Basri'ye
izafeten kullanılmıştır.
BASRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Basri).
BAŞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday
başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.

BAŞAR: (Tür.) Er. Başarılı ol, işi sonuçlandır.
BAŞARMAN: (Tür.) Er. Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
BAŞAY: (Tür.). Birinci, ilkay. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BAŞBUĞ: (Tür.) Er. Başkumandan, hükümdar. Eski Türklerde
orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
BAŞEĞMEZ: (Tür.) Er. Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
BAŞER: (Tür.) Er. (bkz. Başar).
BAŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Bcşir).
BAŞKAYA: (Tür.) Er. Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
BAŞKAYNAK: (Tür.) Er. İlk kaynak. Ana kaynak.
BAŞKUR: (Tür.) Er. Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten
bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
BAŞKURT: (Tür.) Er. Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin
Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt'tır. Ural dağlannın güneyinde
yerleşiktirler
BAŞKUT: (Tür.) Er. Kutlu, talihli kimse.
BAŞOK: (Tür.) Er. Önde olan yiğit.
BAŞOL: (Tür.) Er. Başta ol, önder ol.
BAŞÖZ: (Tür.) Er. Önemli soydan gelen.
BAŞSOY: (Tür.) Er. (bkz. Başöz).
BAŞTUGAY: (Tür.) Er. (bkz. Başok).
BAŞTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Başman).
BATIBOY: (Tür.) Er. Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymaklan.
BATIGÜL: (Tür.) Ka. Batı'da açan yetişen gül.
BATIHAN: (Tür.) Er. (bkz. Batı).
BATI: (Tür.) Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve
kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
BATIR: (Tür.) Er. Yiğit, kahraman, bahadır.
BATIRAY: (Tür.) Er. (bkz. Batır).
BATIRMAN: (Tür.) Er. (bkz. Batır).
BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz,
hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a
düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
BATU: (Tür.) Er. Üstün gelen, gücü yeten, galipBATUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Batu).
BATUHAN: (Tür.) Er. Altınordu devletinin kurucusu (12041255).
Cengiz Han'ın torunu.
BATUR: (Tür.) Er. Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
BATURALP: (Tür.) Er. Yiğitler yiğidiBATURAY: (Tür.) Er. (bkz. Batur).
BATURHAN: (Tür.) Er. (bkz. Batur).
BAVER: (Fars.) Er. Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
BAY AR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
BAYAZID: (Ar.) Er. (bkz. Bayezid).
BAYBARS: (Tür.) Er. Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde
doğmuştur. Baybars (elMelikü'lZahir Rüknettin). (1223 Şam 1277).
Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını
sağladı.
BAYBAŞ: (Tür.) Er. Zengin, ileri gelen, saygın.
BAYBEK: (Tür.) Er. (bkz. Baybaş)BAYBORA: (Tür.) Er. FırtınaBAYCAN: (Tür.) Er. (bkz. Baybaş).
BAYCA: (Tür.). Zengin, varlıklı. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BAYDAK: (Tür.) Er. BayrakBAYDAN: (Tür.) Er. Şımarık, gururlu, kendini beğenmişBAYDAR: (Tür.) Er. Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin
güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
BAYDIR: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli.
BAYDU: (Tür.) Er. İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay
İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
BAYDUR: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, cesur.
BAYDURALP: (Tür.) Er. (bkz. Baydur).
BAYER: (Tür.) Er. Zengin, varlıklı kimse.
BAYEZİT: (Ar.) Er. Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı
şehzadelerinin genel adı. Bayezit I. (Bursa 1360Alaşehir 1403).
Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat'm Gülçiçek Hatun'dan olma oğlu.
BAYGÜÇ: (Tür.) Er. Zengin ve güçlü kimse.
BAYKAN: (Tür.) Er. (bkz. Baygüç).
BAYINDIR: (Tür.) Er. İmar edilmiş, mamur.
SAYKAL: (Tür.) Er. Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşarBAYKAM: (Tür.) Er. Hekim, doktor.
BAYKAN: (Tür.) Er. Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy.
Kars). Türk halk şairi. Timur'un 1386'da Kars'ı Karakoyunlular'dan alması
üzerine ünlü bir destan yazdı. AnadoluAzerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene,
salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi.
Timur'un torunu Şeyh Ömer'in oğludur.
BAYKOCA: (Tür.) Er. Varlıklı, saygın.
BAYKURT: (bkz. Baykoca)BAYKUT: (Tür.) Er. Kutlu talihli.
BAYKUTAY: (bkz. Baykut)BAYLAN: (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki
edilmedi.
BAYMAN: (Tür.) Er. Varlıklı, saygın.
BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. dini bakımdan hususi değeri
olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
BAYRI: (Tür.) Er. Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var
olan.
BAYRU: (Tür.) Er. (bkz. Bayrı).
BAYRUALP: (Tür.) Er. (bkz. Bayru).
BAYRUHAN: (Tür.) Er., (bkz. Bayru).
BAYSAL: (Tür.) Er. Soylu, ünlü kişi.
BAYSAN: (Tür.) Er. Zengin, tanınmış.
BAYSU: (Tür.) Er. (bkz. Baysan).
BAYSUNGUR: (Tür.) Er. Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase'dDin
Baysungur. Timur'un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve
resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
BAYTEKİN: (Tür.) Er. (bkz. Baytal).
BAYTUGAY: (Tür.) Er. (bkz. Tugay)BAYTÜZE: (Tür.) Er. (bkz. Tüze).
BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. (bkz. Tuzun).
BAYÜLKEN: (Tür.) Er. (bkz. Ülgen).
BEDAHŞAN: (Fars.). Amuderya'nın kaynağı olan Perc'in yukarı
mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BEDAHŞİ: (Fars.) Ka. (bkz. Bedahşan).
BEDAYİ: (Ar.) Er. Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
BEDEL: (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan
şey, karşılık. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDİ: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2.
Yoktan vareden. Allah'ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin
muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına
ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh
alimi (Sivas1223). ElBahru'1Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.
BEDİA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve
takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
BEDİD: (Fars.) Er. Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
BEDİH: (Ar.) Er. Şan ve şerefi büyük olan.

BEDİHE: (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2.
Başlangıç.
BEDİHİ: (Ar.) Er. Besbelli, açıkapaçık.
BEDİNUR: (Ar.) Ka. (bkz. Bedi).
BEDİR: (Ar.) Er. Dolunay, ondört gecelik ay.
BEDİRAN: (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
BEDİRHAN: (Fars) Er. İleri görüşlü, aydın lider.
BEDİÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı.
Daha çok lakab olarak kullanılır. Bediüzzaman Said Nursi: Son
devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami
düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risalei Nur Külliyatı'nı
telif etmiştir.
BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
BEDREDDİN: (Ar.) Er. 1. din 'in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde
bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEDREKE: (Fars.) Ka. Yol gösteren, kılavuz.
BEDRİ: (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedri Dilşan b. Mehmed b.
Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yansı) Türk şairlerinden. Murat II. adına
yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
BEDRİYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye
tarikatının altı şubesinden biri.
BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve
serdarlanndandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (10131094).
BEDRUNNİSA: (Ar.) Ka. Dolunay yüzlü kadın.
BEDÜK: (Tür.) Er. Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
BEGÜM: (Fars.) Ka. Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk
hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu
kelime Kur'anı Kerim'in Nemi suresi 60. ayetinde geçmektedir.
BEHİCE: (Ar.) Ka. Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz. Behiç).
BEHİÇ: (Ar.) Er. Şen, güzel, güleryüzlü adam. Kur'anı Kerim'de adı
geçen kelimelerdendir. (bkz. Hac, ayet 5).
BEHİRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyusopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan
dolayı nefes darlığı olan.
BEHİŞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
BEHİYE: (Ar.) Ka. Beha'dan güzel.
BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi
adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlüli Dana.
Harun erReşid'in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her
ayın 2. gününe delalet eder.
BEHMAR: (Fars.) Er. Çok ziyade, fazla. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
BEHMENYAR: (Fars.) Er. İbn Sina mektebine mensup ve Arapça
telifleri olan filozof. (XXI. yy.). İbn Sina'nın kitaplannı şerhetmiştir.
BEHNAN: (Ar.) Er. Güleç, güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
BEHNANE: (Ar.) Ka. Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
BEHRA: (Fars.) Ka. 1. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup
Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem
pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en
meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Bchram Gûr"dür.
BEHRAMŞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Bchram). 2. Gazne sultanı. 3. Kirman
Selçukluları hükümdarı.. 4. Eyyubilerin büyük şairi.
BEHREM: (Ar.) Ka. Asfur çiçeği kırmızı gül.
BEHZAD: (Ar.) Er. Ressam, minyatürcü. Türk dil kuralı
açısından "d/t" olarak kullanılır.
BEKATA: (Tür.) Er. İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış
sülaledea
BEKBARS: (Tür.) Er. (bkz. Bekata).
BEKDEMİR: (Tür.) Er. (bkz. Bekata).
BEKDİL: (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
BEKİL: (Ar.) Er. Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
BEKİR: (Ar.) Er. 1. Sabahlan erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse,
bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
BEKRİYE: (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız.
3. Dişi deve yavrusu.
BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey unvanı taşıyan.
BEKTAŞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. Bektaşi: Hacı
Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleşen
Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan
bilinmeyen bu tarikat, sonradan batini bir hüviyet kazanmıştır.
BEKTÖRE: (Tür.) Er. Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine
bağlı.
BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa
hakkında İsrailoğullannı kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatmdan ötürü
gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya
beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel'am b. Baura" adında İsrail
kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.





BELAZURİ:' (Ar.) Er. II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden.
(Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için
kendisine bu ad verilmiştir.
BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere,
Harput ve Halep emin.
BELEN: (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz
bölgesinde İskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlannı
aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BELGE: (Tür.) Er. Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
BELGİN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak
belirlenmiş, sarih.
BELHİ: (Ur.). Belh şehrine mensup (Afganistan). Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
BELİĞ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
BELİK: (Tür.) Ka. Saç örgüsü.
BELİN: (Tür.) Ka. Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
BELKIS: (Ar.) Ka. Müslümanların scba melikesine verdikleri isim.
Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle
evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur'an'da ismi lafzcn geçmemiştir. Fakat Hz.
Süleymanla arasında geçen olaylar Nemi suresinde anlatılır. Kur'an'da bahsedilen
kadının o olduğu rivayet edilir.
BENDE: (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten
bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BENDER: (Fars.) Er. Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman.
Ticaret limanı.
BENGİ: (Tür.) Er. Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
BENGİALP: (Tür.) Er. (bkz. Bengi).
BENGİSAN: (Tür.) Er. (Bengi)BENGİSOY: (Tür.) Er. (bkz. Bengi).
BENGİSU: (Tür.) Ka. Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Abı hayat.
BENGÜ: (Tür.) Ka. Ebedi, sonu olmayan.
BENNA: (Ar.) Ka. Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger. :' "
BERA: (Ar.) Er. 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk.
elBera' b. Azib: Ashabdandır. (Küfe691). Bedir gazası dışında bütün
savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.
BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye
verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. Erkek ve kadın
adı olarak kullanılır.
BERCA: (Fars.). Yerinde tam doğru ve münasip. Kadın ve erkek
adı olarak kullanılabilir.
BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
BERCİS: (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü
çok olan deve.
BERÇİN: (Fars.) Ka. Toplayıcı.
BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah
vergisi.
BEREN: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, akılb.
BERFİN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
BERGİN: (Tür.) Er. (bkz. Berkin).
BERGÜZAR: (Fars.) Ka. Hediye, hatıra, andaç.
BERGÜZİN: (Fars.) Ka. Seçkin, beğenilmiş makbul.
BERHUZ: (Fars.) Er. Dağarcık, torba.
BERİ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
BERİA: (Ar.) Ka. Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan
sevgili.
BERİD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve
haber alma örgütünün adı.
BERİN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
BERİRE: (Ar.) Ka. İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan
hanım.
BERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı.
4. Orman. 3. An, şimşek, yaprak.


BERKA: (Ar.). Kuzey Afrika'da eski bir şehir. Kadın ve erkek adı
olarak kullanılır.
BERKAN: (Ar.) Er. 1. Şakıma, panldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu
kürkü.
BERKANT: (Tür.) Er. Güçlü, bozulmaz, yemin.
BERKA Y: (Tür.) Er. (bkz. Berk).
BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han'ın torunu
ve Cuci'nin 3. oğludur. K
BERKEL: (Tür.) Er. güçlü el.
BERKER: (Tür.) Er. Güçlü, sağlam kişilikli.
BERKİ: (Tür.) Er. Şimşek gibi parlak.
BERKİN: (Tür.) Er. Sağlam güçlü kuvvetli.
BERKKAN: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen.
BERKMAN: (Tür.) Er. Güçlü, sağlam, kişilikli. M'iS
BERKSAN: (Tür.) Er. Güçlü taranan kimse.
BERKSOY: (Tür.) Er. (bkz. Berksan). ;' ;
BERKSU: (Tür.) Er. Soğuk ve keskin su.
BERKÜN: (Tür.) Er. Sağlam, güçlü tanınmış.
BERK YARUK: (Tür.) Er. Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah'ın
oğlu.
BERMAL: (Fars.) Ka. Dağ tepesi, doruk. (bkz. Şahika, zirve).
BERNA: (Fars.) Genç delikanlı, yiğit. Kadın ve erkek için
kullanılır.
BERRA: (Ar.). Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek,
parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
BERRAKA: (Ar.) Ka. Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
BERRAN: (Fars.) Ka. Kesen, kesici, keskin.
BERRİN: (Fars.) Ka. Yüksek yüce.
BERŞAN: (Fars.) Ka. Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve
tasdik eden kimse.
BERŞE: (Tür.) Ka. Hep, bütün, çok.
BERTER: (Fars.) Er. Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
BERZALİ: (Ar.) Er. Ebu'lKasım b. Muhammed. Arap
tarihçilerindendir.
BERZEN: (Fars.). Yöre, mahalle, yol. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
BESALET: (Ar.). Korkusuzluk, yüreklilik. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
BESAMET: (Ar.) Ka. Güleryüzlülük, şenlik.
BESİM: (Ar.) Er. Güleryüzlü, güleç adam.
BESİME: (Ar.) Ka. (bkz. Besim).
BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte,
şarkının makam ve ahengi.
BEŞUŞ: (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve
meş'um bir kadın.
BEŞAREDDİN: (Ar.) Er. Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t"
olarak kullanılır.
BEŞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muş


tu, iyi haber . 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
BEŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam.
Kur'ani bir kavramdır. İnsanlara Allah'ın emir ve nimetlerini, cennet vemükafatı haber veren peygamberler ve Kur'ân için kullanılmıştır. BEŞİRE:
(Ar.) Ka. 1. Müjde geüren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
BETİK: (Tür.) Er. Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
BETİM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir
biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da
heykeli.
BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan
namuslu kadın. 3. Ay n kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed
(s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nmlakabıBETÜLAY: (bkz. Betül).
BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden
ikincisi. 3. Belli apaçık. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEY ATİ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme.
2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir
makamdır.
BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre
bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. Mahalli yerlerde kadın adı olarak
kullanılmaktadır.
BEYAZIT: (Ar.) Er. Ebû Yezid, Yezid'in babası, kısaltılmıştır.
Arapça'dan Türkçeleşmiş.
BEYBOLAT: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
BEYBARS: (Tür.) Er. (bkz. Baybars).
BEYCAN: (Tür.) Er. (bkz. Beybolat).
BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine
arasında düz bir yer.
BEYHAK: (Ar.) Er. Horasan'ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
BEYHAKİ: (Ar.) Er. elBeyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve
Şafii fakihlcrindcndir.
BEYHAN: (Tür.) Ka. Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan
Sultan: Mustafa III. kızı.
BEYKAL: (Tür.) Er. (bkz. Beycan)BEYKAN: (Tür.) Er. (bkz. Beycan)BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
BEYSAN: (Tür.) Er. (bkz. Beycan)BEYSUN: (Tür.) Ka. Nazik insan.
BEYTİYE: (Ar.) Ka. Eve ait, evle ilgili.
BEYTÖRE: (Tür.) Er. Baş adet, adetleri yerine getiren.
BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla
kirlenmemiş.
BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. Farsça'dan birleşik
isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
BEYZAVİ: (Ar.) Er. Beyzavi (Abdullah b. Ömer).
İran'da yaşamış Tef


sir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve
irab hakkında eserler vermiştir.
BEZEN: (Tür.) Ka. Süs, benek, zinet.
BEZMİ ALEM: (Ar.) Ka. Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezmi
Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.
BİCAN: (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
BİDAYET: (Ar.) Ka. Başlama, başlangıç.
BİDİL: (Tür.) Er. Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk
şairi.
BİGE: (Tür.) Ka. Evlenmemiş, çocuğu olmamış.
BİHRUZ: (Fars.) Ka. İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun:
Şah İsmail'in zevcesi. Çaldıran'da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail'in
zevcesi.
BİHTER: (Fars.) Ka. Pek iyi, daha iyi.
BİHTERİN: (Fars.) Ka. En iyi, pek iyi.
BİKE: (Tür.). Benzersiz, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BİLAD: (Ar.) Er. Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade
için terkiplerde kullanılır.
BİLAL: (Ar.) Er. Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b.
Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul
edenlerden birisidir.
BİLAN: (Tür.) Er. Süslü ve işlemelikılıç kemeri.
BİLAY: (Tür.). Ay gibi asil ol. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BİLDAR: (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2. İstihkam
neferi.
BİLEK: (Tür.) Er. Güç, kuvvet.
BİLEN: (Tür.) Er. Bilgili, görgülü, anlayışlı. Erkek ve kadın
adı olarak kullanılır.
BİLGE: (Tür.). Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse.
Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
BİLGEALP: (bkz. Bilge).
BİLGEHAN: (Tür.) Er. Göktürk hakanı (683734). Babası Kuüuğ İlteriş
Han'dır.
BİLGE HATUN: (Tür.) Ka. KuÜuk Han'ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.


yy).
BİLGEKAĞAN: (Tür.) Er. (bkz. Bilge). Bilge Kağan (683734). Göktürk
hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.
BİLGEKAN: (Tür.) Er. Bilgin soydan gelen.
BİLGEN: (Tür.) Ka. (bkz. Bilge)BİLGER: (Tür.) Er. Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.
BİLGİN: (Tür.). Bilgili kişi (alim, karşılığı olarak da
kullanılmaktadır). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLGİNUR: (t.f.i.) Ka. Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı.
BİLGİSER: (t.f.i.) Ka. (bkz. Bilginer).
BİLGİYE: (Tür.) Ka. Bilgin hanım. Yanlış yapılmış isimlerdendirBİLGÜN: (Tür.) Ka. (bkz. Bilgin).
BİLKAN: (Tür.) Er. Bilgili.
BİLLUR: (Ar.) Ka. 1. Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik
şekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taşı. (Meç.) Temiz, pınl
pırıl insan.
BİLMEN: (Tür.) Er. Bilen, anlayan, bilgili.
BİLSEN: (Tür.) Ka. Kendini bilBİLTAY: (Tür.) Er. (bkz. Bilmen)BİNALI: (Ar.) Er. Ali'nin oğlu.
BİNALP: (Tür.) Er. Yiğitler.
BİNAY: (Tür.) Ka. Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.
BİNHAN: (Tür.) Ka. Hanların hanıBİNKAN: (Tür.) Er. Soylu kanlar.
BİNNAZ: (Tür.) Ka. 1. Nazlı. 2. Cilveli. 3. Allah'a yalvaran.
BİNNUR : (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeşleşmiş. 2. Bin tane nur.
BİNTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Binkan).
BİRANT: (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.
BİRAT: (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. İlk erkek çocuğa
verilen isim.
BİRAY: (Tür.) Ka. Ay gibi tek, eşsiz.
BİRCAN: (Tür.) Er. Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BİRCE: (Tür.) Ka. Tek, eşsiz, biricik.
BİRCİS: (Ar.) Ka. Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.
BİRDAL: (Tür.) Er. Bir tane, tek dal.
BİRGE: (Tür.) Er. 1. Kamçı. 2. Birlikte, beraber.
BİRGİ: (Tür.) Ka. Baü Anadolu'da İzmir ilinin Ödemiş ilçesinin
merkezi, Bozdağ eteklerinde kurulmuştur.
BİRGİT: (Tür.) Er. Birleşik, birleşmiş, birlik almış.
BİRGİVİ: (Tür.) Er. Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d.
1522) İmam Birgivi lakabıyla şöhret olmuş, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem
halkının ihtiyacını karşılamıştır.
BİRGÜL: (Tür.) Ka. Bir tane, tek


gül. Kıymetli gül.
BİRHAN: (Tür.) Er. Tek yönetici.
BİRİM: (Fars.) Ka. Bir tanem, biriciğimBİRKAN: (Tür.) Er. Soylu.
BİRKE: (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göğüs. Erkek ve kadın
adı olarak kullanılır.
BİRMA: (Hint.). Çin Hindi'nde bir yer. Birmanya diye de tanınır.
Birmanya müslümanları ülkelerinin % 30'una ulaşmışlardır. Erkek ve kadın
adı olarak kullanılır.
BİRMEN: (Tür.) Er. Tek olan, benzeri olmayan kimse.
BİROL: (Tür.) Er. Tek ad, bir ol.
BİRSEN: (Tür.) Ka. Sadece sen, tek sen.
BİRSEV: (Tür.) Ka. Tek sevgili. BİRSİN: (Ar.) Ka. YoncaBİRTAN: (Tür.) Er. Bir tane, tek.
BİRUN: (Fars.) Er. 1. Dışarı. 2. Dış harici. 3. Osmanlı Devleti'nde saray
dışında vazifeli memurlar. ;
BİRÛNÎ: (Fars.) Er. Reyhan Muhammed b. Ahmed elBiruni: Büyük
İslam bilgini (973Gazne 1048). İbn Sina'dan ders altı. Hindistan'a gitti.
Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok
kitap yazdı.
BİSTAMİ: (Fars.) Er. (bkz. Bistem). Bayezid Bistami:
Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.
BİSTEM: (Fars.) Er. Horasan eyaletinde ElBürz eteklerinde bir
şehir. Hüsrev 2. Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi
almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.
BİŞAR: (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3.
Saçılan şey, saç. 4. Güçsüz, dermansız.
BİŞR: (Ar.) Er. Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera':
Sahabedendir. Babası Bera' b. Marun Akabe beyatma katılanlardandı. Bişr, iyi bir
savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek
şehid oldu.
BİTENGÜL: (Tür.) Ka. Güllerin bitmesi.
BOĞAÇ: (Tür.) Er. Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad
verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'ın oğlu.
BOĞAÇHAN: (bkz. Boğaç).
BOĞATAŞ: (Tür.) Er. Ünlü Türk beylerinden biri.
BOLGAN: (Tür.) Er. Eski Türk adlanndan.
BOLHAN: (Tür.) Er. (bkz. Bolgan).
BORA: (İtal.) Er. Araziden çıkan şiddetli rüzgar.
BORAN: (Tür.) Er. Rüzgar, şimşek, gökgürültiisü, sağanak yağmurun
birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me'mun'un
zevcesi.
BORANALP: (bkz. Boran).
BORATAY: (bkz. Boran).
BOYLA BAĞA TARKAN: (Tür.) Er. Anlamı iyice bilinmemekle birlikte.
Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk'a verilen unvan olarak geçer.
BOYLA KUTLUG YARGAN: (Tür.) Er. Eski Türklerde birleşik rütbe
unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata'nın unvanı olarak
geçer.
BOYLAN: (Tür.) Er. Kibirli, mağrur.
BOYRAZ: (Tür.) Er. Kuzey rüzgarı.
BOYSAN: (Tür.) Er. Uzun boylu, yakışıklı delikanlı.
BOYSEL: (Tür.). Uzun boylu. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
BOZAN: (Tür.) Er. Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah'a
büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.
BOZBEY: (Tür.) Er. Kır beyi, gri. BOZBORA: (Tür.) Er.
Fırtına.
BOZDOĞAN: (Tür.) Er. Bir şahin türü.
BOZER: (Tür.) Er. Beyaz tenli.
BOZKAYA: (Tür.) Er. (bkz. Bozer).
BOZKURT: (Tür.) Er. Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan. BOZUN: (Tür.) Er. 1. Büyük Selçuklu emirinin adı. 2. Sürülmemiş tarla.
BOZYEL: (Tür.) Er. Yağmur getiren lodos rüzgarı.
BOZ YİĞİT: (Tür.) Er. (bkz. Bozer).
BÖKE: (Tür.) Er. 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, başkan, REİS . 3.
Kabadayı, cesur efe. 4. Güreşçi, pehlivan.
BÖRÇETİN: (Tür.) Er. Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon'dan
kurtaran demircinin adı.
BÖRİTİGİN: (Tür.) Er. Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir'e hakim
oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).
BUDAK: (Tür.) Er. 1. Ağacın dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalın gövde
içindeki sert bölümü.
BUDUN: (Tür.) Er. Halk, kavim, ahali.
BUDUNALP: (bkz. Budun).
BUĞRA: (Fars.) Er. 1. Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. 2. Turna kuşu,
turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarından birinin
lakabı.
BUĞRAHAN: (f.t.i.) Er. 1. X. yy.'ın başlannda Orta Asya'daki yağma
boyundan, çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen
unvan. 2. İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların ünvanıdır.
Tank Buğra, Saltuk Buğra.
BUHAYRA: (Ar.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Mısır'm kuzeybatısında bir şehir.
BUHRİ: (Ar.) Er. 1. Tütsüye ait. 2. Denize ait.
BÜHTAN: (Ar.). Yalan, iftira. İsim olarak kullanılmaz.
BUKA: (Ar.). 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Ben, benek.
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Buka Han: Altınordu devletinin
Bayagut boyundan Nogay Yarguçi adlı prensin oğlu.
BUKET: (Fars.) Ka. Çiçek demeti.
BUKLE: (Fars.) Ka. Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.
BULAK: (Tür.) Er. Kaynak, pınar, çeşme.
BULGAR: (Tür.) Er. Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.
BULUT: (Tür.). Su buharlarının yoğunlaşmasıyla meydana gelen ve
gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi. Erkek
ve kadın adı olarak kullanılır.
BUMİN: (Tür.) Er. Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla
arası açılınca, savaşarak onları çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk
devletini kurdu (552). Aynı yıl öldü.
BUMİNHAN: (Tür.) Er. (bkz. Bumin).
BURAK: (Ar.) Er. BerkYıldırımdan türetilmiştir. Hz.
Muhammedin Mirac'daki bineği. Kur'an'da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam
kay


naklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis:
(Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.
BURCU: (Tür.) Ka. Güzel koku.
BURÇ: (Ar.) Er. 1. Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaştınlmış hali. 2.
Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı kule. 3.
Yuvarlak bina. 4. Güneşin ayrıldığı oniki kısımdan herbiri. 5. Tek hisar. ,
BURÇAK: (Tür.). Baklagillerden, taneleri yemiş olarak kullanılan
bir bitki. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BURÇHAN: (Tür.) Er. (bkz. Burç)BURÇİN: (Tür.) Ka. Dişi geyikBURHAN: (Ar.) Er. 1. Delil hüccet. 2. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan
ayıran delil. 3. İlahi aydınlık.
BURHANEDDİN: (Ar.) Er. Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b.
Taceddin elBuhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. elMuhit
elBuhari'dir. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BURKAN: (Tür.). Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. İsim
olarak kullanılmaz.
BURKHAN: (Tür.). Put, heykel, Buda heykeli. İsim olarak
kullanılması yanlıştır.
BUSE: (Fars.) Ka. Öpüşmek, öpmek. İslâmî ahlâka aykırı olduğu
için isim olarak kullanılmaz.
BUYAN: (Tür.). 1. Mutluluk, uğur, talih. 2. İyi biliş, sevab. Erkek
ve kadın adı olarak kullanılır.
BUYRUK: (Tür.) Er. 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı güç. 2.Egemen. 3. Emir. 4. Kendi başına hareket eden. BUYRUKALP: (bkz.
Buyruk).
BÜKLÜM: (Tür.) Ka. Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu halka.
BÜLBÜL: (Ar.) Ka. 1. Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. 2. Sesi çok
güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid H.'in eşi. (Öl. Bursa 1515).
Şehzade Ahmed'in annesi.
BÜLENT: (Fars.) Er. Yüce yüksek, ala, ulu,
BÜNYAMİN: (Ar.) Er. Yakub peygamberin en küçük oğlu.
BÜRDE: (Ar.) Ka. 1. Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz
giyindikleri elbise. 2. Ka'b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak
şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside "Kasidei bürde" olarak tanınır.
BÜRGE: (Tür.). Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. Erkek
ve kadın adı olarak kullanılır.
BURKAN: (Ar.) Er. Yanardağ, volkan.
BÜRKE: (Ar.) Ka. 1. Martı. 2. Havuz, gölcük.
BÜŞRA: (Ar.) Ka. Müjde, sevinçli haber .
BÜTE: (Tür.) Ka. Fidan.
BÜTEYRA: (Ar.) Ka. 1. Güneş. 2. Sabah


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #2 : Mart 09, 2008, 10:38:55 ÖS »
C ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
CABİR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. elEnsari: Sahabedendir (603697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bütün savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
CABİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Cabir).
CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.
CAFER: (Ar.) Er. Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı esSadık olup 12 imamın 6,'ncısıdır. Muhammed b. elBakır'ın yerine imamete geçmiştir. Caferi Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.
CAHİD: (Ar.) Er. Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'anı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CAHİDE: Ka. (bkz. Cahid).
CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. Cahiz b. Ebû Osman, Basra Mutezile kelamcılannın ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, seran yasaklanmayan her fiili içerir.
CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
CALİB: (Ar.) Er. Çekici, celbedici, cazib.
CALİBE: (Ar.) Ka. Kendine çeken, celbeden, çekici.
CALP: (Ar.) Er. Güçlü, kuvvetli, gayretli.
CALUT: (Ar.) Er. Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'anı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (elBakara, 249250251). İsim olarak tercih edilmez.
CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.
CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
C ANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANALP: (Tür.) Er. Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
CANAN: (Fars.) Ka. Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
CANAY: (Tür.). Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANAYDIN: (Tür.) Er. Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (15681636): Kınm hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü. CANBERK: (Tür.) Er. Güçlü, sağlam kimse.
CANBEY: (Tür.) Er. Canım gibi sevgili.
CANBULAT: (Tür.) Er. Canbulat enNaşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
CANDANER: (Tür.) Er. İçten, samimi, dost kimse.
C AND AR: ((Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
CANDEĞER: (Tür.) Er. Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
CANDEMİR: ((Tür.)Er. Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
CANDOĞAN: (Tür.) Er. Cana doğan.

CANEL: (Tür.) Er. İçten uzatılan el, dostluk eli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANER: (Tür.) Er. Delikanlı, genç, dinamik. Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
CANFEDA: (Fars.). Canım veren, özverili kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesi ydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
CANFEZA: (Fars.) Ka. Can artıran, cana can katan.

CANGİRAY: (Tür.) Er. (bkz. Giray).
CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
GANG ÜN: (Tür.) Er. Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
CANGÜR: (Tür.) Er. Canlı, neşeli kimse.
CANİB: (Ar.) Ön taraf, cihet. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
CANİPEK: (Tür.) Ka. Yumuşak huylu (kimse).
CANKAN: (Tür.) Er. Soyu temiz, asil kimse.
CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
CANNUR: (Tür.) Ka. Özü aydınlık, nurl

u kimse.
CANOL: (Tür.) Er. Canım ol, can gibi içten ol.
CANRUBA: (Fars.) Ka. – Gönül alan, sevgili.
CANSAL: (Tür.) Er. (bkz. Can). Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
CANSEL: (Tür.) Ka. Hayat veren su. Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
CANSEN: (Tür.). Sen cansın, sevilensin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSER: (Tür.). (bkz. Can). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSES: (Tür.) Ka. (bkz. Canser). CANSET: (Tür.) Ka. Küçük kraliçe, prenses.
CANSEVER: (Tür.) Ka. (bkz. Cansın).
CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, carumsın.
CANSOY: (Tür.) Er. Asil, soylu, cana yakın.
CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
CANSUN: (Tür.) (bkz. Cansu). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CANTEKİN: (Tür.) Er. Tek can, eşsiz can.
CANTEZ: (Tür.) Er. Tez canlı, aceleci.
CANTÜRK: (Tür.) Er. İyi hasletlere sahip Türk.
CANVER: (Tür.) Er. Canlı, haşere.
CARULLAH: (Ar.) Er. Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
CAVİD: (Fars.) Er. Baki, daimi, ebediCAVİDAN: (Fars.) Ka. Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
CAVİDE: (Fars.) Ka. (bkz. Cavidan).
CAVlT: (Fars.) Er. (bkz. Cavid).
CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allanın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) istanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.
CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
CEBERUT: (Ibr.) Er. İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
CEBİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Cebir).
CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allah’ın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer: Batı Karahanlı hükümdar (l0991102).
CEDİS: (Ar.) Er. Arabistanm yerli kabilelerinden birinin adı.

CEHDİ: (Ar.) Er. Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
CEHİD: (Ar.) Er. Çalışma, çabalama, uğraşma. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
CEHM: (Ar.) Er. Cehm b. Safvan: islam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.
CEHVEN: (Ar.). Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. KahramanlıkCELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3.
Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatlan. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.
CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz. CELAYİR: (Tür.) Er. Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
CELİLAY: (a.t.i.). Ulu, yüce ay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELİLE: (Ar.) Ka. (bkz. Celil).
CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun,
Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir.
Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.
CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah.
3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih
Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (14591495).
CEMAL: (Ar.) Er. Yüz güzelliği, zahiri ve batini güzellik. Allah'ın
rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref
unvanı olarak kullanılmıştır. elCevad elİsfahani tarafından ilk defa
kullanılmıştır.
CEMALULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın lütfü, bağışı.
CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden
okullarda verilen basan kağıdı.
CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan
davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
CEMİNUR: (Ar.) Ka. Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar
azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası.
Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.
CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.
CEMŞİD: (Fars.) Er. Cemşasb'ın babası.
CENAB: (Ar.) Er. "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi
olarak kullanılır. Hazret, Cenabı Hakk, Cenabı Halik, Allah. Dil kuralı
açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
CENAN: (Ar.) Ka. Kalb, yürek, gönül.
CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan,
dövüşken.
CENGEL: (Fars.) Er. Orman.
CENGER: (Fars.) Er. (bkz. Cengaver).
CENGİZ: (Tür.) Er. Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl
adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli
anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca
müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.
CENK: (Fars.) Er. Harp, savaş, kavga. İsim olarak kullanılması uygun
değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
CENKER: (f.t.i.) Er. İyi savaşan, savaşçı.
CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4.
Firdevs. Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a
inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği
fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1Celal,
Daru'sSelam, Cennetü'lMe'va, Cennetü'1Huld, Cennetü'nNaim, Cennetü'lFirdevs,
Cennetü'lKarar, Cennetü'1Adn.
CEREN: (Tür.) Ka. Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir. CERİB: (Ar.).
Hububat için kullanılan bir ölçek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi
taşıyanlar vardır. '
CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
CESARET: (Ar.) Ka. Yüreklilik, korkusuzluk. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
CESİM: (Ar.) Er. İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
CESİMİ: (Ar.) Er. İri, büyük.
CESUR: (Ar.) Er. Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. Dil kurumuna
uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2.
Mayalar, özler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEVAN: (Fars,) Er. Genç, taze, delikanlı. Cüvan şeklinde
kullanılabilir, (bkz. Civan).

CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4.
Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve
hukukçu (l 8221895).
CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan.
3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5.
Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli.
6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CEVHERE: (Ar.) Ka. (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış
meşhur bir İslam hanımı.
ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm,
sitem.
CEVVAL: (Ar.). Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
CEVZA: (Ar.) Er. Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
CEYDA: (Ar.) Ka. Uzun boyunlu ve güzel.
CEYDAHAN: (bkz. Ceyda). ^
CEYHAN: (Tür.). Güney Anadolu'da Toroslar"dan doğan ve Akdeniz'e
dökülen nehir. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da AmuDerya'ya Arap ve Farslıların
vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
CEYLAN: (Tür.) Ka. Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel
gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
CEZLAN: (Ar.). Muüu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kati karar ve niyete ait. 3.
Kesmek.
CEZMİYE: (Ar) Ka. (bkz. Cezmi).
CEZRİ: (Ar.) Er. Kökle ilgili, kökten.
CEZZAR: (Ar.) Er. Deve kasabı. Daha çok lakab olarak kullanılır.
Cezzar Ahmet Paşa (?Akka 1804). Osmanlı vezirlerindcndir.
CİHAD: (Ar.) Er. 1. din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda
çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan
mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şehidlik makamıyla
yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir.
Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada
yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: HintTürk hükümdarı Şahcihan ile adına
Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu
sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. Kadın ve erkek adı olarak
kullanılır.
CİHAN BANU: (Fars.) Ka. Dünyaca tanınmış kadın.
CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. Delhi, TürkHind İmparatorlan'nm 13.'sü olup
Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.
CİHANDİDE: (Fars.). Dünyayı gezip görmüş. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
CİHANEFRUZ: (Fars.). Dünyayı parlatan, aydınlatan.
CİHANER: (Fars.) Er. Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse.
Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. TürkHind
padişahı Ekber'in büyük oğlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). Cihan'ın başı. Kadın ve erkek adı olarak
kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznclilerdcn Buhran Şahı
mağlup edip, Gaznice ve Büst şehirlerini yakıpyıkan, gaddar vahşi
AlaeddinHüseyirie verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. Cihan'ın şah'ı. KaraKoyunlu padişahlarından
Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz.
3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin
geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). Cenneüer, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin
altındaki sekiz cennet. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı.
3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. Genç, delikanlı, yakışıklı. (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. Mutlu, şanslı (kimse).
CİVANMERT: (Fars.) Er. Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞ ARbkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın
hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. Coşan kimse.

COŞKUNSU: (Tür.) Er. Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına
yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.
Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde
durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve
Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Surei Cuma Kur'an'm
62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.
Takım, heyet. Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe
isimlerindendir.

CÜHEYNE: (Ar.) Er. Ünlü bir Arap kabilesidir. KızıldenizVadi'lKura
arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi
ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneydi Bağdadi: Ünlü
mutasavvıf.









CABBAR: (Ar.) Er. (bkz. Cebbar).


CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.


CABİR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. elEnsari: Sahabedendir (603697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bütün savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.


CABİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Cabir).


CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.


CAFER: (Ar.) Er. Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı esSadık olup 12 imamın 6,'ncısıdır. Muhammed b. elBakır'ın yerine imamete geçmiştir. Caferi Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.


CAHİD: (Ar.) Er. Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'anı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.


CAHİDE: Ka. (bkz. Cahid).


CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. Cahiz b. Ebû Osman, Basra Mutezile kelamcılannın ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.


CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, seran yasaklanmayan her fiili içerir.


CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.


CALİB: (Ar.) Er. Çekici, celbedici, cazib.


CALİBE: (Ar.) Ka. Kendine çeken, celbeden, çekici.


CALP: (Ar.) Er. Güçlü, kuvvetli, gayretli.
CALUT: (Ar.) Er. Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'anı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (elBakara, 249250251). İsim olarak tercih edilmez.


CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.


CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.


C ANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.




CANALP: (Tür.) Er. Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.


CANAN: (Fars.) Ka. Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.


CANAY: (Tür.). Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CANAYDIN: (Tür.) Er. Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.


CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (15681636): Kınm hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü. CANBERK: (Tür.) Er. Güçlü, sağlam kimse.


CANBEY: (Tür.) Er. Canım gibi sevgili.


CANBULAT: (Tür.) Er. Canbulat enNaşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.


CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.


CANDANER: (Tür.) Er. İçten, samimi, dost kimse.


C AND AR: ((Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.


CANDEĞER: (Tür.) Er. Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.


CANDEMİR: ((Tür.)Er. Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.


CANDOĞAN: (Tür.) Er. Cana doğan.



CANEL: (Tür.) Er. İçten uzatılan el, dostluk eli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CANER: (Tür.) Er. Delikanlı, genç, dinamik. Can ve er kelimelerinden birleşik isim.


CANFEDA: (Fars.). Canım veren, özverili kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesi ydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.


CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.


CANFEZA: (Fars.) Ka. Can artıran, cana can katan.



CANGİRAY: (Tür.) Er. (bkz. Giray).


CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.


GANG ÜN: (Tür.) Er. Doğduğu gün çok sevinilen kimse.


CANGÜR: (Tür.) Er. Canlı, neşeli kimse.


CANİB: (Ar.) Ön taraf, cihet. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.


CANİPEK: (Tür.) Ka. Yumuşak huylu (kimse).


CANKAN: (Tür.) Er. Soyu temiz, asil kimse.


CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.


CANNUR: (Tür.) Ka. Özü aydınlık, nurl


u kimse.


CANOL: (Tür.) Er. Canım ol, can gibi içten ol.


CANRUBA: (Fars.) Ka. – Gönül alan, sevgili.


CANSAL: (Tür.) Er. (bkz. Can). Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.


CANSEL: (Tür.) Ka. Hayat veren su. Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.


CANSEN: (Tür.). Sen cansın, sevilensin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CANSER: (Tür.). (bkz. Can). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CANSES: (Tür.) Ka. (bkz. Canser). CANSET: (Tür.) Ka. Küçük kraliçe, prenses.


CANSEVER: (Tür.) Ka. (bkz. Cansın).


CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, carumsın.


CANSOY: (Tür.) Er. Asil, soylu, cana yakın.


CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.


CANSUN: (Tür.) (bkz. Cansu). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.




CANTEKİN: (Tür.) Er. Tek can, eşsiz can.


CANTEZ: (Tür.) Er. Tez canlı, aceleci.


CANTÜRK: (Tür.) Er. İyi hasletlere sahip Türk.


CANVER: (Tür.) Er. Canlı, haşere.


CARULLAH: (Ar.) Er. Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.


CAVİD: (Fars.) Er. Baki, daimi, ebedi.
CAVİDAN: (Fars.) Ka. Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.


CAVİDE: (Fars.) Ka. (bkz. Cavidan).


CAVlT: (Fars.) Er. (bkz. Cavid).


CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).


CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allanın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.


CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) istanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.


CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.


CEBERUT: (Ibr.) Er. İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.


CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.


CEBİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Cebir).


CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allah’ın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer: Batı Karahanlı hükümdar (l0991102).


CEDİS: (Ar.) Er. Arabistanm yerli kabilelerinden birinin adı.



CEHDİ: (Ar.) Er. Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.


CEHİD: (Ar.) Er. Çalışma, çabalama, uğraşma. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.


CEHM: (Ar.) Er. Cehm b. Safvan: islam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.


CEHVEN: (Ar.). Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3.
Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatlan. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.


CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.


CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz. CELAYİR: (Tür.) Er. Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.


CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.





CELİLAY: (a.t.i.). Ulu, yüce ay.
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


CELİLE: (Ar.) Ka. (bkz. Celil).




CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun,
Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir.
Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.
CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah.
3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih
Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (14591495).
CEMAL: (Ar.) Er. Yüz güzelliği, zahiri ve batini güzellik. Allah'ın
rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref
unvanı olarak kullanılmıştır. elCevad elİsfahani tarafından ilk defa
kullanılmıştır.
CEMALULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın lütfü, bağışı.
CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden
okullarda verilen basan kağıdı.
CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan
davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
CEMİNUR: (Ar.) Ka. Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar
azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası.
Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.
CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.
CEMŞİD: (Fars.) Er. Cemşasb'ın babası.
CENAB: (Ar.) Er. "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi
olarak kullanılır. Hazret, Cenabı Hakk, Cenabı Halik, Allah. Dil kuralı
açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
CENAN: (Ar.) Ka. Kalb, yürek, gönül.
CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan,
dövüşken.
CENGEL: (Fars.) Er. Orman.
CENGER: (Fars.) Er. (bkz. Cengaver).
CENGİZ: (Tür.) Er. Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl
adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli
anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca
müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.
CENK: (Fars.) Er. Harp, savaş, kavga. İsim olarak kullanılması uygun
değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
CENKER: (f.t.i.) Er. İyi savaşan, savaşçı.
CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4.
Firdevs. Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a
inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği
fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1Celal,
Daru'sSelam, Cennetü'lMe'va, Cennetü'1Huld, Cennetü'nNaim, Cennetü'lFirdevs,
Cennetü'lKarar, Cennetü'1Adn.
CEREN: (Tür.) Ka. Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir. CERİB: (Ar.).
Hububat için kullanılan bir ölçek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi
taşıyanlar vardır. '
CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
CESARET: (Ar.) Ka. Yüreklilik, korkusuzluk. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
CESİM: (Ar.) Er. İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
CESİMİ: (Ar.) Er. İri, büyük.
CESUR: (Ar.) Er. Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. Dil kurumuna
uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2.
Mayalar, özler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEVAN: (Fars,) Er. Genç, taze, delikanlı. Cüvan şeklinde
kullanılabilir, (bkz. Civan).

CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4.
Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve
hukukçu (l 8221895).
CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan.
3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5.
Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli.
6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CEVHERE: (Ar.) Ka. (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış
meşhur bir İslam hanımı.
ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm,
sitem.
CEVVAL: (Ar.). Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
CEVZA: (Ar.) Er. Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
CEYDA: (Ar.) Ka. Uzun boyunlu ve güzel.
CEYDAHAN: (bkz. Ceyda). ^
CEYHAN: (Tür.). Güney Anadolu'da Toroslar"dan doğan ve Akdeniz'e
dökülen nehir. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da AmuDerya'ya Arap ve Farslıların
vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
CEYLAN: (Tür.) Ka. Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel
gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
CEZLAN: (Ar.). Muüu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kati karar ve niyete ait. 3.
Kesmek.
CEZMİYE: (Ar) Ka. (bkz. Cezmi).
CEZRİ: (Ar.) Er. Kökle ilgili, kökten.
CEZZAR: (Ar.) Er. Deve kasabı. Daha çok lakab olarak kullanılır.
Cezzar Ahmet Paşa (?Akka 1804). Osmanlı vezirlerindcndir.
CİHAD: (Ar.) Er. 1. din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda
çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan
mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şehidlik makamıyla
yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir.
Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada
yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: HintTürk hükümdarı Şahcihan ile adına
Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu
sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. Kadın ve erkek adı olarak
kullanılır.
CİHAN BANU: (Fars.) Ka. Dünyaca tanınmış kadın.
CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. Delhi, TürkHind İmparatorlan'nm 13.'sü olup
Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.
CİHANDİDE: (Fars.). Dünyayı gezip görmüş. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
CİHANEFRUZ: (Fars.). Dünyayı parlatan, aydınlatan.
CİHANER: (Fars.) Er. Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse.
Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. TürkHind
padişahı Ekber'in büyük oğlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). Cihan'ın başı. Kadın ve erkek adı olarak
kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznclilerdcn Buhran Şahı
mağlup edip, Gaznice ve Büst şehirlerini yakıpyıkan, gaddar vahşi
AlaeddinHüseyirie verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. Cihan'ın şah'ı. KaraKoyunlu padişahlarından
Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz.
3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin
geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). Cenneüer, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin
altındaki sekiz cennet. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı.
3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. Genç, delikanlı, yakışıklı. (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. Mutlu, şanslı (kimse).
CİVANMERT: (Fars.) Er. Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞ ARbkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın
hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. Coşan kimse.
COŞKUNSU: (Tür.) Er. Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına
yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.
Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde
durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve
Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Surei Cuma Kur'an'm
62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3.
Takım, heyet. Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe
isimlerindendir.
CÜHEYNE: (Ar.) Er. Ünlü bir Arap kabilesidir. KızıldenizVadi'lKura
arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi
ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneydi Bağdadi: Ünlü
mutasavvıf.


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #3 : Mart 09, 2008, 10:43:45 ÖS »
Ç ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

ÇAĞA: (Tür.). Çocuk.
ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. Çağ açacak kimse.
ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. Çağı yakalayan, çağdaş.
ÇAĞAN: (Tür.) Er. Bayram, şenlik.
ÇAĞANAK: (Tür.) Er. Körfez, liman.
ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdcstini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.
ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞIN: (Tür.). Yıldırım, şimşek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞKAR: (Tür.) Er. Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLA: (Tür.) Ka. Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
ÇAĞLAR: (Tür.). Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
ÇAĞMAN: (Tür.) Er. Çağın insanı.
ÇAĞNUR: (Tür.) Er. Çağın nuru, zamanın nuru. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (9901060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağn bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
ÇAKA BEY: (Tür.) Er. Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yansında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
ÇAKAR: (Tür.) Er. Parıldayan, ışık veren.
ÇAKIR: (Tür.). Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yan uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. isim olarak kullanılmaz.
ÇALAPKULU: (Tür.) Er. Tann kulu Abdullah.
ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. Tann'mn övgüsüne mazhar olmuş kişi.
Ç ALG AN: (Tür.) Er. Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
ÇALKIN: (Tür.) Er. Alev.
ÇAPAN: (Tür.) Er. Tatar, ulak, postacı.
ÇAV AŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
CAVLAN: (Tür.). Büyük çağlayan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAVLI: (Tür.). Ava alıştınlmamıaş doğan. Çavlı Çandar. (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
ÇAYKARA: (Tür.). Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.
ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
ÇELGİN: (Tür.) Ka. Yaralanarak kaçan av hayvanı.
ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇELİKEL: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü el.
ÇELİKER: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü kimse.
ÇELİKHAN: (Tür.) Er. Güçlü hakan, yönetici.
ÇELİKKAN: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen kimse.
ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Çelik).
ÇELİKSU: (Tür.) Er. (bkz. Çelik).
ÇELİKYAY: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli.
CEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salma salma yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. OÜak. Çimenlik.
ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsulann topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
ÇEŞMAN: (Fars.). Gözler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek hakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
ÇEŞPAN: (Fars.). Layık, uygun, münasip, yakışır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇERİ: (Tür.). Asker, savaşçı.
ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
ÇETİNALP: Er. (bkz. Alp).
ÇETİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNEL: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNER: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇETİNSOY: (bkz. Çetin).
ÇETİNSUTür.) Er. (bkz. Çetin).
ÇEVİK: (s.) Er. Çabuk davranan, hızl ve hareketli.
ÇEVİKCAN: (bkz. Çevik).
ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
ÇIDAM: (Tür.) Er. Sabır, tahammül.
ÇINAR: (Fars.) Er. Çınar ağacı.
ÇINAY: (Fars.) Ka. Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
ÇIRAĞ: (Fars.). Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme. ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
CİLA Y: (Tür.) Ka. Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
ÇİLE: (Fars.). 1. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. ibrişim, yün vs. demeti. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİLTAY: (Tür.) Er. Üzerinde benekler bulunan tay.
ÇİNEL: (Tür.). Doğru, dürüst, namuslu kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİNER: (Tür.). (bkz. Çinel). ÇİNTAR: (Tür.) Er. Sabah vakti. ÇİNTAY: (Tür.) Er. Soylu at ,, ^
ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. Üstün, galip, zafer kazanmış.
ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. insan resmi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. ? ; ^
ÇİTRA: (Fars.) Er. Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
ÇOĞA: (Tür.) Er. Çocuk, yavru. ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. (bkz. Çoğa).
ÇOĞAN: (Tür.) Er. Kökü ve dallan sabun gibi köpüren bitki, çövcn.
ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. Güneş. ÇOĞUN: (Tür.). Çok defa, ekseriya.
ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
ÇOKMAN: (Tür.) Er. Topuz, gürz.
ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs.


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #4 : Mart 09, 2008, 10:44:39 ÖS »
D ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit. DAFİ: (Ar.) Er. 1. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
DAĞAŞAN: (Tür.) Er. Dağaşan.
DAĞDELEN: (Tür.) Er. (bkz. Dağaşan).
DAĞHAN: (Tür.). Eski Türklerde dağ tanrısı. İsim olarak kullanılmaz.
DAĞTEKİN: (Tür.) Er. (bkz. Dağaşan).
DAHHAK: (Ar.) Er. Çok gülen, çok gülücü. Daha çok lakab olarak kullanılır.
DAHİ: (Ar.) Er. Üstün zeka sahibi.
DAHİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Dahi).
DAİM: (Ar.) Er. Devamlı sürekli, her zaman.
DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
DALA Y: (Tür.) Ka. Deniz.
DALA YER: (Tür.) Er. Deniz adamı.
DALDAL: (Tür.) Er. Kahraman, yiğit
DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DALOKAY: (Tür.) Er. Çok beğenilen.
DALYA: (Tür.) Ka. Yıldız çiçeği.
DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.
DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehli daniş: Bilgi sahipleri. DanişMerd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
DANİYAL: (İbr.) Er. Beni İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilere esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
DAREKUTNİ: (Ar.) Er. Ebu'lHasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.
DARGA: (Tür.) Er. Başkan, lider.
DARİMÎ: (Ar.) Er. Ebû Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebû İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu'sSahih'dir.
DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'anı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.
DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.
DEFNE: (Yun.) Ka. Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık san çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.
DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHNA: (Ar.). Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHRİ: (Ar.). Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.
DELAL: (Ar.). İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELFİN: (Yun.). Yunus balığı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELİSTAN: (Tür.) Ka. İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışıkbahçe.
DEMET: (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.
DEMİR: (Tür.) Er. Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.
DEMİRAĞ: (Tür.) Er. Demirden ağ.
DEMİRALP: (Tür.) Er. Demir gibi sağlam ve yiğit.
DEMİRAY: (Tür.) Er. Demir gibi.
DEMİRCAN: (bkz. Demirağ).
DEMİRDELEN: (bkz. Demirağ).
DEMİREL: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü eli olan.
DEMİRER: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü kimse.
DEMİRHAN: (Tür.) Er. Güçlü hükümdar.
DEMİRKAN: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen.
DEMİRMAN: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü sağlam kimse. 4
DEMİRÖZ: (Tür.) Er. Özü demir gibi güçlü olan.
DEMİRŞAH: (bkz. Demirhan).
DEMİRTEKİN: (bkz. Demirhan).
DEMİRTUĞ: (bkz. Demirtekin).
DEMREN: (Tür.) Er. Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.
DENGİZ: (Tür.) Er. (bkz. Deniz). DENGİZER: (Tür.) Er. Denizci.
DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
DENİZALP: (Tür.) Er. Yiğit denizci.
DENİZCAN: (Tür.) Er. (bkz. Denizalp).
DENİZER: (Tür.) Er. Deniz adamı, denizci.
DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. İsim olarak kullanılmaz.
DERBEND: (Ar.) Er. Kapılar kapısı.
DEREM: (Fars.). Para, akçe. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEREN: (Tür.) Ka. Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
DERİM: (Tür.). Çadır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERKAVA: (Ar.) Er. Afrika'nın kuzeybatısında, FasCezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.
DERKAVİ: (Ar.) Er. Derkava'ya mensup. (bkz. Derkava).
DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
DERSU: (Tür.). Hepsi, kamilen, baştan başa hep. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.
DERYA: (Fars.) Ka. Deniz, büyük nehir.
DERYAB: (Fars.). Akıllı, anlayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
DERYADİL: (Fars.) Ka. Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
DERYANUR: (f.a.i.) Ka. Nur denizi, deryası.
DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in 2babasının lakabı.



DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.

DESTEGÜL: (Fars.) Ka. Gül demeti, destesi.
DEVA: (Ar.). İlaç. Çare, tedbir. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.
DEVLEDDİN: (Ar.) Er. Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
DEVLET: (Ar.). Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (15301577). Mübarek Giray'ın oğlu.
DEVLETŞAH: (Fars.) Er. XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyat çısı.
DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.
DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfalan.
DİCLE: (Tür.). Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİCLEHAN: (Tür.) Er. Dicle'nin hükümdarı.
DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.
DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
DİDEM: (Fars.) Ka. Gözüm.


DİHYE: (Ar.) Er. Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen DihyetülKelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
DİKÇAM: (Tür.) Er. Çam gibi uzun. Metanetli.
DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
DİLAN: (Fars.). Gönüller, yürekler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.
DİLAVER: (Fars.) Er. Yiğit, yürekli.

DİLAVİZ: (Fars.) Ka Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
DİLAY: (Fars.) Ka. Gönlü aydınlatan ay.
DİLAZAD: (Fars.) Er. Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.
DİLBER: (Fars.) Ka. Gönül alıp götüren, güzel.
DİLBERAN: (Fare.) Ka. Dilberler, güzeller.
DİLBESTE: (Fars.) Ka. Gönül bağlamış, aşık.
DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.
DİLDEREN: (Fars.) Ka. Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. Gönül aydınlatan. (bkz. Dilfiiruz).
DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. isteme, arzu etme, dileme.
DİLEM: (Fars.) Ka. Gönül ilacı.
DİLERCAN: (Fars.) Er. Dilekte, istekte bulunan.
DİLFERAH: (Fars.) Ka. Gönlü ferah, sevinçli.
DİLFEZA: (Fars.) Ka. Gönlü genişleten, gönlü artıran.
DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
DİLGE: (Tür.). Güzel konuşan kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLHAN: (Fars.) Er. Gönülden söyleyen, içten konuşan.
DİLHUN: (Fars.) Er. içi kan ağlayan.
DİLKESTE: (Fars.) Ka. Gönül çekici.
DİLMAN: (bkz. Dilmen).
DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
DİLNUR: (Fars.) Ka. Gönlü nurlu.

DİLRAH: (Fars.) Ka. Gönül yolu.
DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül ka


pan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.
DİLSAFA: (Fars.) Er. Gönlü şen, rahat, dertsiz.
DİLSAZ: (Fars.) Er. Gönül yapan.
DİLSUZ: (Fars.) Ka. Gönül yakan, yürek yakıcı.
DİLŞAD: (Fars.) Ka. Gönlü hoş, sevilmiş.
DİLŞAH: (Fars.) Er. Gönül hükümdarı, şahı.
DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. Gönül çiçeği.
DİNÇ: (Tür.) Er. Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.
DİNÇAY: (Tür.) Er. Kuvveüi ay.
DİNÇER: (Tür.) Er. Kuvveüi kimse, genç, erkek, yiğit.
DİNDAR: (f.a.i.) Er. Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.
DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. Parlak, parlayan.
DİRAYET: (Ar.). Zeka, bilgi, kavrayış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.


DİRENÇ: (Tür.) Er. Karşı koyan uvvet, mukavemet.
DİRİCAN: (Tür.) Er. Güçlü, canlı kimse.
DİRİĞ: (Fars.) Er. Esirgeme, acıma.
DİRSEK AN: (Tür.) Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.
DİZDAR: (Fars.) Er. Kale muhafızı.
DOĞA: (Tür.) Er. Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
DOĞAN: (Tür.) Er. Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
DOĞANALP: (bkz. Doğan).
DOĞANAY: (Tür.) Er. Ayın ilk günleri.
DOĞANBEY: (Tür.) Er. Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.
DOĞANBİKE: (bkz. Doğan).
DOĞANER: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, yiğit.
DOĞANGÜN: (Tür.) Er. Sabahın ilk ışıklan.
DOĞANHAN: (bkz. Doğanbey).
DOĞANNUR: (Tür.) Ka. Nurun doğması.
DOĞANTEN: (Tür.) Er. Şafak vakti.
DOĞAY: (Tür.) Er. Ayın doğması.
DOĞU: (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
DOĞUHAN: (Tür.) Er. Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
DOĞUKAN: (Tür.) Er. (bkz. Doğuhan).
DOLUNAY: (Tür.). Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedri tam. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DORUK: (Tür.) Er. Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.
DOYUM: (Tür.) Ka. Ganimet almış.
DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.
DÖNE: (Tür.) Ka. Karşı ziyarette bulunma. (bkz. Döndü).
DUCİHAN: (Fars.) Ka. İki cihan, dünya ve ahiret.
DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın. DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'anı Kerim'de 93. surenin ismi. Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER: (Fars.) Ka. Kerime, kız.
DUMRUL: (Tür.) Er. Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALI: (bkz. Dursunali).
DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (Tür.) Er. Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY: (Tür.) Ka. Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN: (Tür.) Er. Canlı kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU: (Tür.) Ka. (bkz. Dursaliha).*
DURHAL: (Tür.) Er. Hal üzere kal, olduğun gibi kal.*
DURKADIN: (Tür.) Ka. (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA: (Tür.) Er. Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ: (Tür.) Er. (bkz. Dursun).*
DURNA: (Tür.) Er. Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN: (Tür.) Er. Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU: (Tür.) Ka. Saf, berrak. DURUALP: (Tür.) Er. Özü temiz yiğit
DURUCAN: (Tür.) Er. (bkz. Durualp).
DURUGÜL: (Tür.) Ka. Temiz, saf gül.
DURUHAN:. (bkz. Durualp).
DURUKAN: (bkz. Durualp).
DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
DURUSAN: (Tür.) Er. Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY: (bkz. Durusan).
DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey. * Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir
DUYSAL: (Tür.) Ka. Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE: (Ar.) Er. sahabei kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN: (Ar.) Ka. Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
DÜRNUR: (Fars.) Ka. İnci ışığı.
DÜRRE: (Ar.) Ka. İnci tanesi.
DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. İnci gibi.
DÜZEY: (Tür.). Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #5 : Mart 09, 2008, 10:45:32 ÖS »
E ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

EBAN: (Ar.) Er. Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman'ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz. Aişe'ye refakat etmiştir.
EBBEDULLAH: (Ar.) Er. Allah ebedi eylesin, daim eylesin.
EBECEN: (Tür.) Er. Akıllı çocuk.
EBED: (Ar.). Sonu olmayan gelecek. İsim olarak kullanılmaz.
EBER: (Ar.). Hayırlı, şerefli, faziletli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EBHER: (Ar.) Er. En parlak.
EBRA: (Ar.) Er. 1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme.
EBRAR: (Ar.) Er. 1. Hayır sahipleri. 2. İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.
EBRU: (Fars.) Ka. 1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsnü hafta kullanılır.
EBÛ: (Ar.) Er. Baba, ata. (bkz. Ebi, peder).
EBÛ ALi SİNA: (İbn Sina). Ali Sina'nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini.
EBUBEKİR: (Ar.) Er. Deve yavrusunun babası. Hulefai Raşidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)'m nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.
EBÛ CEHİL: (Ar.) Er. (Ebu'lHakem Amr b. Hişam b. elMuğire) İslam'ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkenceler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebû Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes'ud tarafından öldürüldü.
EBÛ DAVUD: (Ar.) Er. Süleyman b. elEşas esSicistani. Kütübi Sitte'den birisi olan Süneni Ebû Davud'un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen'i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.
EBÛ EYYUB ELENSARl: (Ar.) Er. Asıl adı Hâlid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir ol
EBÛ HANİFE: (Ar.). (Nu'man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müctehid, alim. (Küfe 699Bağdat 787). Kabil'den gelen büyük babası Kufe'ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmamı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhur bilginidir. Küfe kadılığı teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attırdı. Hapishanede iken vefat etti.
EBÛ HUREYRE: (Ar.) Er. Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.
EBÛ UBEYDE B. ELCERRAH: (Ar.) Er. (571639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye'de vefat etti.
EBÛ ZER: (Ar.) Er. Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi.
EBÛ ZER ELGIFARİ: (Ar.) Er. Sahabedendir.
EBYAR: (Ar.) Er. Pek ak, pek beyaz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ECE: (Tür.) Ka. 1. Baş REİS . 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın.
ECEGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Ece).
ECEHAN: (Tür.). (bkz. Ece).
ECEMİŞ: (Tür.) Er. Çok bilmiş.
ECER: (Tür.) Er. Yeni, güzel, iyi.
ECHER: (Ar.) Ka. 1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü.
ECİR: (Ar.) Er. 1. Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili.
ECMEL: (Ar.). En güzel, en yakışıklı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ECVED: (Ar.) Er. 1. En iyi olan. 2. Eli açık cömert. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak okunur.
EDA: (Ar.) Ka. 1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine getirmek.
EDAGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Eda).
EDEBALİ: (Tür.) Er. (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.
EDGÜ: (Tür.) Er. İyi.
EDGÜALP: (Tür.) Er. İyi yiğit.
EDGÜER: (Tür.) Er. (bkz. Edgü).
EDGÜKAN: (Tür.) Er. (bkz. Edgü).
EDHEM: (Ar.) Er. Karayağız at. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi
EDİB: (Ar.) Er. 1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uğraşan kimse. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk şair yazar. Tek ve önemli yapıtı Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabctul Hakayık isimli eserdir.
EDİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Edip).
EDİM: (Ar.) Er. Fiil, amel.
EDİZ: (Tür.) Er. 1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, değerli.
EDRİS: (Ar.) Er. (bkz. İdris).

EDVİYE: (Ar.) Ka. Devalar, ilaçlar, çareler.
EFADİL: (Ar.) Er. Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.
EFAHİM: (Ar.) Er. En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler.
EFAZIL: (Ar.) Er. (bkz. Efadıl).
EFDAL: (Ar.). 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe şayan, müreccah. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFE: (Tür.) Er. 1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Yiğit, cesur. 3. Kabadayı.
EFEKAN: (Tür.) Er. Efe soyundan gelen.
EFGAN: (Fars.) Er. Figan, ağlayıp inleme, feryat.
EFGEN: (Fars.) Er. 1. Düşüren, yıkan, yere atan. 2. Alıcı, yakıcı, düşürücü. (bkz. Figen).
EFHEM: (Ar.) Ka. 1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. (bkz. Fehamct).
EFİDE: (Ar.) Ka. Yürekler, kalpler, gönüller.
EFİL: (Tür.) Rüzgar, dalgalanma. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFKAR: (Ar.) Er. 1. Düşünceler. 2. İç sıkıntısı, kaygı.
EFKEN: (Fars.) Er. Düşkün.
EFLAK: (Ar.) Er. 1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler.
EFLAKİ: (Ar.) Er. Gökte oturan melek. Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufı ve yazar. Mevlana'ya dair Menakıbü'lArifin adlı eserin müellifi.
EFLATUN: (Yun.) Er. 1. Açık mor. 2. Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.
EFRAHİM: (İbr.) Er. Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin'de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman'ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.
EFRAS: (Ar.) Er. Atlar, beygirler, kısraklar.
EFRASİYAP: (Fars.) Er. Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender'den evvel yaşamıştır. Kaşgar'daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlılann Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıandan öldürülmüştür.
EFRAZ: (Fars.) Ka. Kaldıran, yükselten. Firaz: Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.
EFRİDUN: (Fars.). Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.
EFRUG: (Fars.). 1. Parıltı, ışık. 2. Nur. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EFRUZ: (Fars.) Ka. 1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.
EFSANE: (Fars.) Ka. 1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.
EFSER: (Fars.). 1. Taç. 2. Subay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. İklil).
EFSUN: (Fars.) Ka. 1. Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun).
EFŞAN: (Fars.) Ka. Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. Gülefşan: Gül saçan.
EFZA: (Fars.). Artmak, çoğalmak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EGE: (Tür.) Ka. 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2. Yaşça büyük, ulu. 3. Sahip.
EGEMEN: (Tür.) Er. Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe'de ne "eğe" kökü, ne de "manmen" şeklinde isim yapım eki vardır.
EGENUR: (Tür.) Ka. (bkz. Ege). EGESEL: (Tür.) Er. (bkz. Ege).
EĞİLMEZ: (Tür.) Er. Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.
EĞİN: (Tür.) Er. sırt, arka.
EHAD: (Ar.). 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. İsim olarak kullanılmaz.
EHİL: (Ar.) Er. 1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Kankocadan her biri.
EHLİMEN: (Ar.) Er. inançlı inanan kimse.
EHLİYET: (Ar.) Ka. 1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3. İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.
EHLULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın adamı, veli, evliya. 2. Allah'a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçman.
EKABİR: (Ar.) Er. Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.
EKBER: (Ar.) Er. Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. Allah'ın sıfatlanndandır. Kur'ân! Kedim'de 23 yerde geçer. İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan'a hakim olan Türk hükümdarı.
EKE: (Tür.) Er. 1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açıkgöz. 3. Bilmiş çocuk. 4. Dahi.
EKEMEN: (Tür.) Er. (bkz. Eke). EKER: (Tür.) Er. Toprakla uğraşan. EKİM: (Tür.) Ka. 1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı.
EKİN: (Tür.) Ka. 1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. Kültür.
EKİNER: (Tür.) Er. (bkz. Ekin).
EKMEL: (Ar.) Er. 1. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmeli Enbiya: Hz. Rasûlullah (s.a.s). 4. Dinin tamamlanması. Maide suresi ayet, 3.
EKMELEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2. Dinin tamamı. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. (bkz.
Ekmelettin).
EKREM: (Ar.) Er. 1. Daha, en kerim. 2. Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü'lEkremin: Cenabı Hak. (Alak suresi: 3). EK VAN: (Ar.) Er. Varlıklar, alemler, dünyalar. (bkz. Evren).
ELA: (Ar.) Ka. Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.
ELANUR: (Ar.) Ka. (bkz. Ela).
ELBURZ: (Fars.). 1. Kafkaslarda en yüksek dağ. 2. Uzun boylu yakışıklı kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ELÇİ: (Tür.) Er. 1. Başka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kişi. 2. Sefir. 3. Allah'ın gönderdiği rasul ve nebiler.
ELDEMÎR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü el.
ELFAZ: (Ar.) Er. Sözler, sözcükler.
ELFİDA: (Ar.) Ka. Feda etme, gözden çıkarma, verme.
ELFİYE: (Ar.) Ka. l 1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler.
ELGİN: (Tür.) Er. Garip, yurdundan ayrılmış.
ELHAN: (Ar.). Nağmeler, ezgiler. erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ELİF: (Ar.) Ka. 1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebced hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notasını ifade için kullanılır. 3. Ülfet eden, dost, tanıdık. 4. Alışmış, alışkın, alışık. İki kelimeli isimler yapılabilir (ElifBeyza, Elif Nur v.s.).
ELİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Elif). ELMAS: (Yun.i.) Ka. 1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. 4. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet.
ELVAN: (Ar.) Levnler, renkler, çok renkli, polikrom. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EL VİDA: (Ar.) Allah'a ısmarladık. Allah'a emanet olun yollu ayrılık hitabı, (bkz. elFirak, elVeda). Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.
ELYESA: (Ar.) Er. Kur'anı Kerim'de adı geçen bir peygamber.
EMAN: (Ar.) Er. 1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. Müslüman her ferde eman verebilir.
EMANET: (Ar.) Ka. 1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim.
EMANETULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın emaneti.
EMANULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın emaneti. Devletin tebası, halk, millet.
EMEÇ: (Tür.) Er. 1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiş buzağı.
EMEK: (Tür.) Er. 1. Uzun, yorucu ve özenli çalışma. 2. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
EMEL: (Ar.) Ka. 1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.
EMİN: (Ar.) Er. 1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. İnanan, güvenen. 4. İnanılır, güvenilir. 5. Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6. Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. 7. (Hz. Muhammed (s.a.s) ve Cebrail'in adı.
EMİNE: (Ar.) Ka. 1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annesi.
EMİR: (Ar.) Er. 1. Bir kavmin, bir şehrin başı. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizin soyundan gelen. 4. Kumandan. 5. Abbasi devletinde başkomutan. 6. Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat'tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.
EMİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Emir).
EMİRHAN: (a.t.i.) Er. (bkz. Emir). "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir.
EMİR SULTAN: (Ar.) Er. I. Beyazıd zamanında Buhara'dan Bursa'ya hicret eden mutasavvıf.
EMRAH: (Tür.) Er. Anadolu saz şairlerinden.
EMRAN: (Ar.) Er. Kürkler, hayvan derileri.
EMRE: (Tür.) Er. Aşık. Mübtela. Vurgun.
EMREDDİN: (Ar.) Er. Dinin emrettiği. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
EMRİ: (Ar.) Er. Emirle ilgili.
EMRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Emri).
EMRULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın emri.
EMSAL: (Ar.) Er. 1. Kıssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eş benzer. 4. Yatış denk. 5. Katsayı.
ENAM: (Ar.) Er. 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü'lEnam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur'ân! Kerim'in 6. Suresinin adı. 4. Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
ENBİYA: (Ar.) Er. Peygamberler.
ENDER: (Ar.) Er. çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.
ENER: (Tür.) Er. En yiğit, en kahraman kişi.
ENERGİN: (Tür.) Er. En olgun, çok olgun.
ENES: (Ar.) Er. 1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)'ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)'ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.
ENFA: (Ar.) Çok yararlı, daha çok faydalı, (bkz. Nafı). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ENFAL: (Ar.) Er. 1. Ganimet. 2. Kur'anı Kerim'in 8 suresinin adı.
ENFES: (Ar.) Ka. Çok güzel, en güzel.
ENGİN: (Tür.) Er. 1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan geniş bölümü, açık deniz. 3. Değer ve fiyatı düşük olan. 4. Yüksekte olmayan, alçak yer.
ENGİNALP: (Tür.) Er. Değerli yiğit
ENGİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Engin).
ENGİNER: (Tür.) Er. iyi, güzel, değerli insan.
ENGİNİZ: (Tür.) Er. İz bırakacak kadar değerli insan.
ENGİNSOY: (Tür.) Er. Geniş soydan gelen. ENGİNSU: (Tür.) Er. Açık deniz.
ENGİNTALAY: (Tür.) Er. Büyük deniz, okyanus.
ENGÜR: (Tür.) Er. 1. Çok gür. 2. Bereketli.
ENHAR: (Ar.) Irmaklar, çaylar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur'anı Kerim'de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

ENİS: (Ar.) Er. 1. Dost arkadaş. 2. Yar, sevgili.
ENİSE: (Ar.) Ka. (bkz. Enis).
ENSÂR: (Ar.) Er. 1. Yardımcılar, muavinler, müdafıler, koruyucular. 2. Medine'ye hicrette Mekkeli muhacirlere yardım eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur'anı Kerim'de çok geçen kelimelerden birisidir.
ENSARULLAH: (Ar.) Er. Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)'a yardım edenler.
ENVAR: (Ar.) Er. Ziyalar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar. (bkz. Ziya).
ENVER: (Ar.) Er. Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.
ERACAR: (Tür.) Er. Becerikli erkek.
ERAKALIN: (Tür.) Er. Alnı ak, dürüst erkek.
ERAKINCI: (Tür.) Er. Yiğit akıncı.
ERAKSAN: (Tür.) Er. Temiz adlı yiğit.
ERALKAN: (Tür.) Er. Al kanlı yiğit.
ERALP: (Tür.) Er. Yiğit erkek.
ERALTAY: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERANDAÇ: (Tür.) Er. (bkz. Eraltay).
ERANIL: (Tür.) Er. Yiğitliğinle anıl, tanın.
ERASLAN: (Tür.) Er. Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.
ERAVEND: (Fars.) Er. 1. Şevk, arzu, istek. 2. Şan, şeref.
ERAY: (Tür.) Er. Erken ay, ilk ay, ayın ilk günlerinde doğan. (bkz. İlkay).
ERBAŞAT: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERBATUR: (Tür.) Er. Cesur, yiğit.
ERBAY: (Tür.) Er. Soylu, ünlü aileye mensup erkek.
ERBELGİN: (Tür.) Er. Açık yürekli erkek.
ERBEN: (Tür.) Er. (bkz. Eralp).
ERBERK: (Tür.) Er. Şimşek gibi yiğit.
ERBOĞA: (Tür.) Er. Boğa gibi güçlü erkek.
ERBOY: (Tür.) Er. Yiğit soydan gelen.
ERCAN: (Tür.) Er. Canlı, diri, sıhhatli erkek.
ERCİHAN: (t.f.i.) Er. Cihanın tanıdığı erkek.
ERCİVAN: (t.f.i.) Er. Genç erkek.
ERCÜMENT: (Fars.) Er. Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.
ERGUVAN: (f.a.i.) 1. Erguvan çiçeği. 2. Kızıl şey. 3. Kırmızı kadife. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERÇELİK: (Tür.) Er. Çelik gibi güçlü erkek.
ERÇETİN: (Tür.) Er. Sert, güçlü erkek.
ERÇEVİK: (Tür.) Er. Çevik, hızlı erkek.
ERCİN: (Fars.) Merdiven, basamak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERDA: (Ar.) Ka. Beyaz karınca.
ERDAL: (Tür.) Er. Tek erkek, dal gibi uzun erkek.
ERDEM: (Tür.) Er. 1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal yetkinliği.
ERDEMALP: (Tür.) Er. Erdemli yiğit.
ERDEMAY: (Tür.) Ka. (bkz. Erdem).
ERDEMER: (Tür.) Er. Erdemli kimse.
ERDEMİR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü erkek.
ERDEMLİ: (Tür.) Er. Erdemli, faziletli.
ERDENİZ: (Tür.) Er. (bkz. Deniz).
ERDEŞİR: (Tür.) Er. Cesur, kahraman, aslan yürekli.
ERDİ: (Tür.) Er. 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgunlaşmış erkek. 3. Ermiş veli.
ERDİBİKE: (Tür.) Ka. Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın.
ERDİM: (Tür.) Er. (bkz. Erdem).
ERDİN: (Tür.) Er. (bkz. Erdi).
ERDİNÇ: (Tür.) Er. Duru, güçlü kuvvetli erkek.
ERDOĞAN: (Tür.) Er. Yiğit doğan.
ERDÖNMEZ: (Tür.) Er. Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.
ERDURAN: (Tür.) Er. (bkz. Erdönmez).
ERDURMUŞ: (Tür.) Er. (bkz. Erduran).
ERDURSUN: (Tür.) Er. (bkz. Erdurmuş).
EREK: (Tür.) Er. Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef.
EREKEN: (Tür.) Er. (bkz. Erek).
EREL: (Tür.) Er. Erkek eli, güçlü el.
EREN: (Tür.) Er. 1. Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2. İyi yetişmiş kişi. 3. Cesur, yiğit adam. 4. Ermiş. 5. Koca, zevç. 6. Kişi, şahıs.
ERENALP: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENAY: (Tür.) Er. (bkz Eren).
ERENCAN: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENDİZ: (Tür.) Er. Gezegenlerin en büyüğü ve güneşe yakınlık bakımından beşincisi Jüpiter.
ERENGÜÇ: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Eren). Eren ve gül isimlerinden birleşik.
ERENÖZ: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENSOY: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENSU: (Tür.) Er. (bkz. Eren).
ERENTÜRK: (Tür.) Er. Erentürk.
ERER: (Tür.) Er. Ulaşır, kavuşur.
ERETNA: (Tür.) Er. XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönetimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine "köse peygamber" lakabı verilmiştir.
EREZ: (Ar.) Er. Acıbadem ağacı.
ERGALİP: (t.a.i.) Er. Üstün, yenen kimse.
ERGAZİ: (t.a.i.) Er. (bkz. Ergalip).

ERGE: (Tür.) Ka. Şımarık, nazlı.
ERGENÇ: (Tür.) Er. Genç erkek.
ERGENER: (Tür.) Er. (bkz. Ergenç).
ERGİ: (Tür.) Er. İyi, güzel bir şeye erişme.
ERGİN: (Tür.) Er. 1. Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan kimse (bkz. Reşid).
ERGİNAY: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGİNCAN: (Tür.) Er. Olgun ruhlu kimse.
ERGİNER: (Tür.) Er. Olgun erkek.
ERGİNSOY: (Tür.) Er. Olgun kişilerin soyundan gelen.
ERGİNTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGİNALP: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGÖK: (Tür.) Er. (bkz. Ergin).
ERGÖKMEN: (Tür.) Er. Mavi gözlü, sansın kimse.
ERGÖNÜL: (Tür.) Er. Gönül eri, iyi insan.
ERGUN: (Fars.) Er. Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufî. Mevlananın soyundandır. Kütahya mevlevi hanesine de şeyhlik yapmıştır.
ERGUNALP: (f.t.i.) Er. Hızlı, çevik, yiğit.
ERGUNER: (f.t.i.) Er. Hızlı, çevik erkek.
ERGUVAN: (Fars.) Er. Kırmızımtrak bir çiçek.
ERGÜÇ: (Tür.) Er. Erkek gücü.
ERGÜDEN: (Tür.) Er. 1. Yiğitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider.
ERGÜDER: (Tür.) Er. (bkz. Ergüden).
ERGÜL: (Tür.) Nadide gül, tek gül. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERGÜLEÇ: (Tür.) Er. Güleryüzlü erkek.
ERGÜMEN: (Tür.) Er. Amacına, isteğine kavuşan.
ERGÜN: (Tür.) Er. 1. Yumuşak uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.
ERGÜNAY: (Tür.) Er. (bkz. Ergün).
ERGUNER: (Tür.) Er. Yumuşak huylu, uysal erkek.
ERGÜVEN: (Tür.) Er. Kendine güvenen.
ERGÜVENÇ: (Tür.) Er. Güven duyulan kimse.
ERHAN: (Tür.) Er. İyi, adaletli hükümdar.
ERİB: (Ar.) Er. Akıllı, zeki kimse.
ERİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Erib).
ERİKE: (Ar.) Ka. Taht.
ERİKER: (Tür.) Er. Becerikli, yürekli adam.
ERİM: (Tür.) Er. 1. Bir şeyin erebileceği uzaklık. 2. Vakıf olmak, yetmek.
ERİMEL: (Tür.) Er. (bkz. Erim).
ERİMŞAH: (Tür.) Er. (bkz. Erim).
ERİNÇ: (Tür.) Er. Rahat, huzur.
ERİNÇER: (Tür.) Er. Huzur veren kimse.
ERİPEK: (Tür.) Er. Yumuşak, uysal erkek.
ERİŞ: (Fars.) Er. Zeki, uyanık, azılı.
ERKAL: (Tür.) Er. Erkek kal, adam olarak kal.
ERKAN: (Ar.) Er. 1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aşamasındaki askerler. 3. Yol, yöntem, adet, usûl. 4. Temel esaslar. Rükünler, direkler.
ERKAM: (Ar.) Er. Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam'ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru'lErkam olarak ulaşmıştır.
ERKE: (Tür.) 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı serbest büyütülmüş çocuk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ERKEL: (Tür.) Er. Güçlü, kudretli 124 el.
ERKILIÇ: (Tür.) Er. Kılıç gibi keskin güçlü yiğit.
ERKINAY: (Tür.) Er. Çalışan erkek.
ERKİN: (Tür.) Er. Serbest, hür.
ERKİNER: (Tür.) Er. Bağımsız, özgür insan.
ERKMAN: (Tür.) Er. Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.
ERKOÇ: (Tür.) Er. Güçlü, iriyan erkek.
ERKOÇAK: (Tür.) Er. bkz. Koçak.
ERKSAN: (Tür.) Er. Güçlü, etkili san, tanınmış ad.
ERKSOY: (Tür.) Er. Güçlü soydan gelen.
ERKSUN: (Tür.) Er. Gücünü, kudretini göster.
ERKUL: (Tür.) Er. Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.
ERKUT: (Tür.) Er. 1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.
ERKUT AY: (Tür.) Er. Uğurlu ayda doğan erkek.
ERMA: (Ar.) Ka. Çok güzel ve cilveli olan.
ERMAN: (Fars.) Er. 1. Arzu, istek. 2. Yerinme, pişman olma.
ERMİN: (Fars.) Er. Keykubat'ın dördüncü oğlu.
ERMİŞ: (Tür.) Er. 1. Allah'a yönelmiş ve bu yolda merhale katetmiş kimse. 2. Veli, aziz.
ERMİYE: (Ar.) Er. Dolu yağdıran kasırga.
ERNOYAN: (Tür.) Er. Yiğit başkomutan.
EROĞUZ: (Tür.) Er. Yiğit kimse.
EROKAY: (Tür.) Er. Seçkin, beğenilen erkek.
EROL: (Tür.) Er. Erkek ol. "Er" ve "ol" kelimelerinden birleşik isim.
ERONAT: (Tür.) Er. Dürüst, güvenilir, iyi erkek.
EROZAN: (Tür.) Er. Erkek ozan, şair.
ERÖZ: (Tür.) Er. Özü erkek, yiğit olan.
ERSAL: (Tür.) Er. Yiğitliğinle tanın.
ERSALMIŞ: (Tür.) Er. (bkz. Ersal).
ERSAN: (Tür.) Er. 1. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü san bırakmak.
ERSAVAŞ: (Tür.) Er. (bkz. Ersal).
ERSAYIN: (Tür.) Er. Saygı değer kimse.
ERSEÇ: (Tür.) Er. Seçkin ol.
ERSEN: (Fars.) Er. Meclis, kurultay, kongre.
ERSERİM: (Tür.) Er. (bkz. Serim).
ERSEVEN: (Tür.) Er. Seven erkek.
ERSEVER: (Tür.) Er. (bkz. Erseven).
ERSEYİM: (Tür.) Ka. Sevimli, sempatik erkek.
ERSEZEN: (Tür.) Er. (bkz. Ersezcr).
ERSEZER: (Tür.) Er. Kavrayışı güçlü erkek.
ERSÖZ: (Tür.) Er. Yiğit sözlü.
ERSU: (Tür.) Er. (bkz. Ersöz).
(Tür.) Er. (bkz. Ersu).
ERŞAD: (t.f.i.) Er. Sevinçli, mutlu erkek.
ERŞAHAN: (Tür.) Er. Şahin gibi güçlü yiğit.
ERŞAHİN: (Tür.) Er. Erkek şahin, kuş.
ERŞAN: (Tür.) Er. Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.
ERŞED: (Ar.) Er. En reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz. Reşid).
ERSEN: (Tür.) Er. Mutlu, neşeli erkek.
ERTAN: (Ar.) Er. Dericilerin,, yaprağıyla sahtiyan (deri) boyadıkları bir nevi ağaç.
ERTAŞ: (Tür.) Er. Taş gibi erkek. Er ve taş kelimelerinden birleşik isim. ERTAYLAR: (Tür.) Er. Uzun boylu, yakışıklı erkek.
ERTE: (Tür.) Er. 1. Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2. Yann. 3. Herhangi bir işte ilk basan.
ERTEK: (Tür.) Er. Tek, eşsiz yiğit.
ERTEKİN: (Tür.) Er. Soylu erkek. Er ve tekin kelimelerinden birleşik isim.
ERTEN: (Tür.) Er. 1. Sabah güneşin doğduğu zaman. 2. Gün.
ERTİNGÜ: (Tür.) Er. Olağanüstü görülmemiş.
ERTOK: (Tür.) Er. Gözü, gönlü tok yiğit.
ERTÖRE: (Tür.) Er. Töreleri olan yiğit.
ERTUĞ: (Tür.) Er. Sorguç tutan erkek.
ERTUĞRUL: (Tür.) Er. Dürüst, doğru, yiğit. Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey'in babası.
ERTUNA: (Tür.) Er. (bkzTuna).
ERTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Tunç renkli erkek. 2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. Er ve tunç kelimelerinden birleşik isim.
ERTUNGA: (Tür.) Er. 1. Yiğit hakan. 2. Uygur yazıtlarında geçen Türk adı.
ERTÜZE: (Tür.) Er. (bkz. Tüze).
ERÜSTÜN: (Tür.) Er. Üstün erkek.
ERVA: (Ar.) Er. 1. Çok güzel genç. 2. Son derece cesur ve yiğit adam.
ERVİN: (Fars.) Ka. 1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar.
ERYALÇIN: (Tür.) Er. Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit.
ERYAMAN: (Tür.) Er. Güçlü, becerikli.
ERYAVUZ: (Tür.) Er. Yürekli, korkusuz.
ERYETİŞ: (Tür.) Er. Erken gel.
ERYILDIZ: (Tür.) Er. Yıldız gibi parlak yiğit.

ERYILMAZ: (Tür.) Er. (bkz. Yılmaz).
ERZADE: (t.f.i.) Er. Yiğit oğlu.
ERZAN: (Fars.) Er. 1. Ucuz, bol. 2. Uygun, münasip, layık. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESAD: (Ar.) Er. 1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayırlı. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. Esad b. Ziirare: Sahabedendir. Künyesi Ebû Umame'dir. Akabe bey'atından önce müslüman oldu. 1.2. ve 3. Akabe bey'atlannda hazır bulundu. Medine'ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. yılında Şevval ayında (Bedir öncesi) vefat etti.
ESED: (Ar.) Er. Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır.
ESEDÜ'DDİN: (Ar.) Er. Dinin arslanı. Şeref lakabıdır.
ESEDULLAH: (Ar.) Er. (Allah'ın arslanı) Hz. Ali, Hayber'in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz. Ali'ye bu ismi vermiştir. Astronomi'de: Güneşin rumi, temmuzun 9'unda ve Efrenci temmuzun 23'ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5. burç.
ESEN: (Tür.) Er. Sağ, salim, sağlıklı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESENBOĞA: (Tür.) Er. (bkz. Esen).
ESENDAĞ: (Tür.) Er. Dağ gibi güven verici ve sağlam yaptı.
ESENER: (Tür.) Er. Sağlıklı, rahat kimse.

ESENGÜL: (Tür.) Ka. Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.
ESENTÜRK: (Tür.) Er. Güçlü, kuvvetli, sağlıklı Türk.
ESER: (Ar.) Er. 1. Nişan, alamet, iz. 2. Etki, tesir. 3. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. 4. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. S. Hadis, hadis ilmi. 6. imal, icat. 7. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ESİN: (Tür.) Ka. 1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. ilham, çağrışım.
ESLEK: (Tür.) Er. 1. Çalışkan, gayretli. 2. Yumuşak başlı, uysal. 3. Atik, çevik.
EŞLEM: (Ar.) Er. 1. En selamatli, en emin, en doğru yol. 2. Kendisini bütünüyle Allah'ın dinine adamış, Silm'e girmiş mü'min. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
ESMA: (Ar.) Ka. 1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. Esmaü'lHüsna. Allah'ın güzel isimleri. Hz. Esma: Hz. Ebû Bekir'in kızı, Hz. Aişe'nin ablasıdır.
ESMAHAN: (bkz. Esma).
ESMAN: (Ar.) Ka. Bedeller, kıymetler, değerler.
ESME: (Tür.) Ka. Esmek fiili. ESMER: (Ar.) Ka. (bkz. Esved).
ESMERAY: (a.t.i.) Ka. Siyah ay, buğday renkli, karayağız.
ESRA: (Ar.) Ka. Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.
ESVED: (Ar.) Ka. Siyah, kara.
EŞ'ARl: (Ar.) Er. Ebû Musa Abdullah b. Kay s elEş'ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eş'ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaşına kadar Mutezile görüşü benimsemiş, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile'yi bıraktığını açıklamıştır.
EŞAY: (Tür.) Er. Ay kadar güzel.
EŞCA: (Ar.) Er. En cesur, en yiğit kişi.
EŞFAK: (Ar.) Er. Daha şefkatli, çok merhametli.
ESİR: (Ar.) Er. Çok sevinçli.
EŞRAF: (Ar.) Er. 1. Şerefli, saygın kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.
EŞREF: (Ar.) Er. Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim'in Mısın fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefiyye adlı ekolün kurucusu.
ETEM: (Ar.) Er. Daha tam daha noksansız, mükemmel. (bkz. Ekmel).
ETHEM: (Ar.) Er. (bkz. Edhem).
EVCAN: (Tür.) Er. Evdeki insan evcimen.
EVCİMEN: (Tür.) Er. Evine, ailesine bağlı. Ev işlerinde becerikli.
EVDEGÜL: (Tür.) Ka. Güzel kız.
EVFA: (Ar.) Er. Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
EVİN: (Tür.) Ka. Tohum, tane, öz cevher.
EVİRGEN: (Tür.) Er. işini bilen, tedbirli kimse.
EVLA: (Ar.) Ka. Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel.
EVLİYA: (Ar.) 1. Veliler. 2. Allah'ın dostları. 3. İman edip salih amel işleyenler. 4. Allah yolunda mallan ve canlan yla cihad edenler. 5. Allah'ın emaneti olan dinini ve hükümlerini yeryüzünde tevelli ederek korumaya çalışanlar.
EVNUR: (Tür.) Ka. (bkz. Evdegül)
EVRA: (Fars.) Ka. Hisar.
EVREN: (Tür.) Er. 1. Büyük yılan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaşanılan vasat.
EVRENSEL: (Tür.) Er. "Alemşümul" karşılığı olarak. Fransızca "UniversaT'e benzetilerek kullanılır.
EVSAN: (Ar.) Putlar, harçlar (bkz. Esnam). İsim olarak kullanılmaz.
EV VAH: (Ar.) Er. 1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. İmanı sağlam. 5. din bilgisi çok geniş olan kimse. 6. Kur'anı Kerimde bu isimle Hz. İbrahim vasıflandırılmıştır.
EVVEL: (Ar.) 1. İlk başlangıç, ilkin. 2. Allah'ın 99 isiminden biri.
EYGÜL: (Tür.) İyi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EYLÜL: (Ar.) Ka. Sonbahar'ın ilk ayı.
EYMEN: (Ar.) Er. 1. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2. Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym:. Sahabedendir. Mekke'nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehiderindendir. Hadis rivayetiyle ün kazandı.
EYÜB: (Ar.) Er. 1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur'an'da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah'ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak okunur.
EZAMET: (Ar.) Ka. (bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvnm.
EZELHAN: (a.t.i.) Er. (bkz. Ezel).
EZFER: (Ar.) Ka. Güzel kokulu.
EZGİ: (Tür.) Ka. 1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söylenen manzum söz. 3. Beste (bkz. Beste).
EZGÜ: (Tür.) Makam, hava. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZHAN: (Ar.) İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZHERAN: (Ar.) Ay ve güneş. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZNEV: (Fars.) Yeni baştan, yeniden. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
EZRA: (Ar.) Ka. 1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at.
EZRAK: (Ar.) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #6 : Mart 09, 2008, 10:50:19 ÖS »
F ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

FADALE: (Ar.) Er. 1. Fazileüi. 2. Rasulullah'a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.
FADIL: (Ar.) Er. (bkz. Fâzıl).
FADİLE: (Ar.) Ka. (bkz. Fazıl).
FADİME: (Tür.) Ka. (bkz. Fatma). FADL: 1. İyilik. 2. Fazilet. 3. Erdemlilik. Fadl b. Abbâs b. Abdülmuttalib: Rasulullah'ın amcası Abbâs (r.a.)'ın oğludur.
FAHAMET: (Ar.) Ka. 1. Fahimlik, ululuk. 2. İtibar, kıymet, değer.
FAHHAR: (Ar.) Er. 1. Çok övünen, kendini çok metheden. 2. Çanak, çömlek, toprak testi. 3. Saksı.
FAHİM: (Ar.) Er. 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı.2. Ulu, büyük, sayan.
FAHİME: (Ar.) Ka. (bkz. Fanim).
FAHİR: (Ar.) Er. 1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Şerefli, kıymetli. 3. Parlak, güzel, mükemmel.
FAHİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Fahir).
FAHREDDİN: (Ar.) Er. Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.
FAHRİ: (Ar.) Er. Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri aza, fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya müessese için gurur kaynağı olan kişi.
FAHRİYYE: (Ar.) Ka. (bkz. Fahri). İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şairlik kuvvetlerinden bahsettikleri şiirler. Daha çok kasidelerin bir bölümü bu şekildedir.


FAHRUNNİSA: (Ar.) Ka. (bkz. Fahir). Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.
FAİK: (Ar.) Er. 1. Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
FAİKA: (Ar.) Ka. (bkz. Faik).
FAİZ: (Ar.) Er. Fevz bulan, muradına ulaşan, basan kazanan. Kur'an'da müslümanları vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.
FAİZA: (Ar.) Ka. (bkz. Faiz).
FAKI: (Tür.) Er. Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.
FAKİH: (Ar.) Er. 1. Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.
FALİH: (Ar.) Er. 1. Felaha eren, başari kazanan, muradına eren. 2. Toprağı süren, eken.
FARABİ: (t.h.i.) Er. 870950 yıllan arasında yaşam ış ve Aristo felsefesinin İslam aleminde yayılmasına yol açmış Türk filozofudur. Kendisine muallimi sani (Aristo'dan sonra 2. üstad) unvanı verilmiştir. Eserlerinin İbni Sina üzerinde büyük tesiri vardır. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. Asıl adı "Ebû Nasır Muhammet'tir.
FARİS: (Ar.) Er. 1. Atlı (süvari). 2. Binici, ata binmekte maharetli. 3. Ferasetli, anlayışlı. 4. İran'ın güneyindeki Şiraz vilayeti.
FARİSE: (Ar.) Ka. (bkz. Faris).
FARUK: (Ar.) Er. 1. Haklıyıhaksızı ayırmakta güçlü olan. 2. Doğruyu yanlıştan ayıran. 3. Keskin. Hz. Ömer'in lakabı; haklıyı haksızdan ayırederek adaleti tam yerine getirmekte ün kazandığı için "Faruk" kelimesiyle adlandınlmıştır.
FARÛKİ: (Ar.) Er. Hz. Ömer'in nesline yahut adaletine mensup.
FARYAB: (Fars.) Er. 1. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. 2. Eski Horasan'da Delh'e yakın bir şehir.
FATİH: (Ar.) Er. 1. Fetheden, açan. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3. Hüküm veren anlamında, Cenabı Hakk'ın sıfatlanndan biridir. A'raf suresi 89. ayet. İstanbul'u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Haria bu fethinden ötürü verilen unvan.
F \ UN: (Ar.) Er. 1. Zeki, anlayışlı. 2. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
FATINE: (Ar.) Ka. ((bkz. Fatin).
PATIMA: (Ar.) Ka. 1. Sütten kesilmiş. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış. Hz. Peygamber'in Hz. Hatice'den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605'te Mekke'de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine'de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz. Ali ile evlenmiş, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ümmü gülsüm ve Hz. Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)'tan sonra 6 ay yaşam ıştır. Lakabı Zehra'dır.
FATMAGÜL: (Ar.) Ka. (bkz. Fatma).
FATMANUR: (Ar.) Ka. (bkz. Fatma).
FAYİH: (Ar.) Er. Kendiliğinden dağılan güzel koku.
FAYİHA: (Ar.) Ka. 1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.
FAYSAL: (Ar.) Er. \. Keskin hüküm, karar. 2. Halletme, neticelendirme. 3. Keskin kılıç. 4. Hakim.
FAZIL: (Ar.) Er. 1. Faziletli, fazilet sahibi. 2. Erdemli, faik, üstün. (bkz. Faik, Fadıl).
FAZILA: (Ar.) Ka. (bkz. Fazıl).
FAZİLET: (Ar.) Ka. 1. İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf. 2. Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. 3. İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem. 4. İyi ahlak, iffet. (bkz. Erdem).
FAZLI: (Ar.) Er. 1. Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. 2. Fazla, ziyade, artık, baki. 3. İki sayının birbirinden olan farkları. 4. İlim ve irfan sahibi. 5. Âli, cenablık, ihsan, cömert. 6. Olgunluk.
FAZLULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın fazlı, erdemi, lütfü.
FECRİ: (Ar.) Er. Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.
FECRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Fecri). FEDAİ: (Ar.) Er. 1. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2. Allah yoluna başkoymuş.
FEDAKÂR: (Fars) Er. Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.
FEDAYİCAN: (a.f.i.) Er. Canını vermeye hazır, canını verme.
FEHAMET: (Ar.) Ka. (bkz. Fahamet).
FEHİM: (Ar.) Er. Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
FEHMİ: (Ar.) Er. Fchme mensup, fchim ile ilgili (bkz. Fchim).
FEHMİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Fehmi).
FELAH: (Ar.) Er. Kurtuluş, selamet, mutluluk, bahtiyarlık.
FELAK: (Ar.). 1. Gün ağarması. 2. Kur'ân! Kerim'in 113. suresinin adı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FELİN: (Ar.) Mantar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FENER: (Yun.) Er. İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf mahfaza.
FERAĞ: (Fars.) Er. Serin rüzgar.
FERAH: (Ar.) Ka. 1. Gönül açıklığı. 2. Sevinç, sevinme.
FERAHENGİZ: (f.b.i.) Ka. Ünlü bir çeşit lale.
FERAHET: (Fars.) Şan ve şeref. Erkek ve kadın adı.
FERAHFEZA: (a.f.i.) Ka. 1. Ferah artıran. 2. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3. Meşhur bir lale türü.
FERAHNA: (Fars.) Ka. 1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer.
FERAHNAK: (a.f.b.s.) Ka. Sevinçli. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından.
FERAHNAZ: (Fars.) Ka. Nazlı kız.
FERAHŞAN: (a.f.b.s.) Ka. 1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan.
FERAMUŞ: (Fars.) Er. Unutma, hatırdan çıkma, nisyan.
FERASET: (Ar.) Ka. Anlayışlılık, çabuk seziş.
FERAY: (Fars.) Ka. Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet.
FERDA: (Fars.) Ka. 1. Yarın. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya.
FERDANE: (Ar.) Ka. Tekli, yalnız.

FERDİ: (Ar.) Er. Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
FERDİYYE: (Ar.) Ka. (bkz. Ferdi).
FEREC: (Ar.) Er. 1. Gam, tasa ve sıkıntıdan kurtulma. 2. Zafer.
FERHAD: (f.h.i.) Er. Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Şirin adıyla meşhur olan eski bir hikayenin erkek kahramanı olup Şirin'in aşıkıdır. (bkz. Ferhat).
FERHAL: (Fars.) Ka. Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.
FERHAN: (Ar.) Er. 1. Sevinçli, mesut. 2. Şen, memnun.
FERHAT: (Ar.) Er. Sevinç, neşe. (bkz. Ferhad).
FERHUNDE: (Fars.) Ka. Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu.
FERİD: (Ar.) Er. Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.
FERİDE: (Ar.) Ka. (bkz. Ferid). Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.
FERİDUN: (Fars.) Er. 1. Sekizinci gök. 2. Pişdadilerin 6. padişahı olup Cemşid sülalesinden demirci Gave'nin yardımıyla Dahhakı Mari'yi öldürmüştür. Lakabı Ferruh'tur.
FERİDÜDDİN: (Ar.) Er. Dinin feridi, tek, eşsiz, kıyas kabul etmez kimse.
FERİT: (Fars.) Er. 1. Avcı kuş. 2. Donmuş, katılaşmış şey.
FERMA: (Fars.). 1. Emreden, buyuran. 2. Amir. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FERMAN: (Fars.) Er. 1. Emir, buyruk. 2. Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.
FERMEND: (Fars.) Er. Mevki ve şeref sahibi.
FERRUH: (Fars.) Er. 1. Uğurlu, kutlu. 2. Mübarek. 3. Aydınlık insan. (bkz. Mübarek).
FERRUHİ: (Fars.) Er. 1. Femıha ait. 2. Uğurluluk, meymenet. 3. İranlı ünlü şair.
FERZAN: (Fars.) Ka. İlim ve hikmet.
FERZANE: (Fars.) 1. Alim, bilgin, seçkin. 2. Benzerlerinden, akranlarından ileride. 3. Hakim, feylesof. 4. Tasavvufta, nefsani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

FESAHAT: (Ar.) Açıklık, duruluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FETANET: (Ar.) Ka. Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.
FETHİ: (Ar.) Er. Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
FETHİYYE: (Ar.) Ka. (bkz. Fethi).
FETHULLAH: (Ar.) Er. Dinin açılması. Yaşamaya başlamak. Allah'ın nusreti.
FETİH: (Ar.) Er. 1. Açma, açış, açılma. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. 3. Zafer. 4. Kur'anı Kerim'in 48. suresi. 5. Kapalılığı giderme, ihtilafı halletme.
FETTAH: (Ar.) Er. 1. Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş. 2. Kullarının kapalı işlerini açan, Cenabı Hakk'ın isimlerinden.
FEVZi: (Ar.) Er. 1. Kurtuluşla ilgili. 2. Zafere ait. 3. Galip gelen, üstün olan.
FEVZİYE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.
FEYHA: (Ar.) Büyük, geniş, engin. Erkek ve kadın adı olarak kullandır.
FEYYAZ: (Ar.) Er. 1. Çok faydalı, çok verimli. 2. Feyiz, bereket ve bolluk veren.
FEYZA: (Ar.) Ka. 1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3. İlim, irfan. 4. Feyz ile dolu olan.
FEYZİ: (Ar.) 1. İlim, irfan. 2. Akma, suyun akıp taşması. 3. Bolluk çokluk, verimlilik. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FEYZULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın feyzi, bolluğu, bereketi.
FEZA: (Ar.) 1. Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FEZZAN: (Ar.) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FIRAT: (Ar.) Er. 1. Taüı su. 2. Türkiye'nin en uzun nehri.
FİDAN: (Yun.) Ka. 1. Yeni yetişen körpe ağaç. 2. Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.
FlDE: (Yun.) Ka. Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.
FİGEN: (Fars.) Ka. Atıcı, yıkıcı, düşürücü.
FİKRET: (Ar.) Er. 1. Fikir, düşünce. 2. İdrak. 3. Zihin, akıl. 4. Murat, maksat, niyet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FİKRİ: (Ar.) Er. Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.
FİKRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Fikri).
FİLİZ: (Ar.) Ka. 1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3. Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4. İnce taze ve güzel vücutlu.
FİRAS: (Ar.) Er. 1. Yiğit, mert. 2. Binici, at yetiştirici.
FİRAZENDE: (Fars.) Yükselten. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FİRDEVS: (Ar.) Ka. 1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. Firdevsi: İran'ın milli destanı olan "Şeyhname"nin yazandır. Adı, Mansur b. Hasan'dır. 9341020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.
FİRUZ: (Ar.) Er. Mesut, muüu, sevinçli, ferah, uğurlu, iyi bahtlı.
FİRUZE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Finiz). 2. Nişabur*da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3. Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında maruf kıymetli taş.
FİTNAT: (Ar.) Ka. Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bir İslam hanımının adıdır. Asıl adı Zübeyde'dir.
FUAD: (Ar.) Er. Kalb, yürük, gönül.
FULYA: (İtal.) Ka. Nergisgillerden, sarı renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, san soğançiçeği.
FUNDA: (Tür.) Ka. Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı.
FURAT: (Ar.) Er. (bkz. Fırat).
FURKAN: (Ar.) Er. Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik.
FUZULİ: (Ar.) Er. 1. Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. Fuzuli Mehmed: XVI. yy. 'da yaşam ış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyat ı da dahil olmak üzere, Türk edebiyat ının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında "Leyla ve Mecnun" mesnevisi çok meşhurdur.
FÜRUZAN: (Fars.). Parlayıcı, parlayan, parlak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
FÜSUN: (Ar.) Ka. Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel.

G ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

GABRA: (Ar.) Ka. Yer, yeryüzü, arz.
GAFFAR: (Ar.) Er. 1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdülgaffar).
GAFUR: (Ar.) Er. Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Gaffar).
GAGAUZ: (Tür.) 1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
GALİB: (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskın. Şeyh Galip: Meşhur divan şairlerinden. 17571798 yıllan arasında yaşam ıştır. Türk dil kurallarına göre "b/p" olarak kullanılır.
GALİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Galib).
GAMZE: (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu.
GANİ: (Ar.) Er. 1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdülgani).
GANİYE: (Ar.) Ka. 1. Zengin kadın. Zengin kız. 2. Çok hoş. 3. Şarkıcı.
GANİM: (Ar.) Er. Ganimet alan. GANİME: (Ar.) Ka. (bkz. Ganim).
GANİMET: (Ar.) Ka. Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.
GARİB: (Ar.) Er. 1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" olarak kullanılır.
GARİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Garib).
GAVS: (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yardımcı, imdada yetişen. 5. Allah'ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok unvan olarak verilir. Gavsı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanılır.
GAYE: (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.
GAYRET: (Ar.). 1. Çalışma, çabalama. 2. Kıskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GAZA: (Ar.) Er. din uğruna savaş.
GAZAL: (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.
GAZALE: (Ar.) Ka. Dişi geyik.
GAZANFER: (Ar.) Er. 1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı.
GAZEL: (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
GAZİ: (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.
GAZİR: (Ar.) Er. 1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
GAZİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Gazir).
GAZİYÜDDİN: (Ar.) Er. din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.
GAZZAL: (Ar.) Er. İplikçi.
oGAZZALİ: (Ar.) Er. İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babası "Gazzaliplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
GELİNCİK: (Tür.) Ka. 1. Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.
GENÇ: (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.
GENCAL: (Tür.) Er. Genç kal. (bkz. Genç).
GENÇ AY: (Tür.) Er. Ayın bir haftalik oluncaya kadar ki şekli, hilal.
GENCE: (Fars.) Er. Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.
GENCER: (Tür.) Er. Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
GENÇYAZ: (Tür.). İlkbahar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GERMA: (Fars.) Ka. Sıcak yaz.
GEVAN: (Fars.) Er. Kahramanlar, yiğitler.
GEVHER: (Fars.) Ka. 1. Değerli taş. 2. Elmas. 3. Bir şeyin aslı, esası.
GEVHER ŞAD: (Fars.) Ka. Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad: Baysungurun annesi.
GEYSU: (Fars.) Ka. Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
GEZEGEN: (Tür.) Er. Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.
GIYAS: (Ar.) Er. Yardım, gavs, nusret.
GIYASEDDİN: (Ar.) Er. Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. Türk dil kuralına göre "d/t" olur.
GİLMAN: (Ar.) Er. 1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.
GİLŞAH: (Fars.). 1. Balçık şah. 2. Balçıkta yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı. 3. Parsların masal kahramanı Keyyummers'in lakabı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GİRAMİ: (Fars.) Er. Aziz, muhterem, saygın ulu.
GİRAY: (Tür.). Kuvveüi, kudretli. Kınm harılan tarafından unvan olarak kullanılmıştır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GİRGİN: (Ar.). Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilcn. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GİR YAR: (Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GİZEM: (Tür.) Ka. Sır karşılığı olarak kullanılan uydurma bir kelime.
GONCA: (Fars.) Ka. 1. Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin ağzı.
GÖĞEM: (Tür.). Halk dilinde yeşile çalan mor. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKALP: (Tür.) Er. Göklerin yiğidi bahadır.
GÖKBEN: (Tür.). Gökle ilgili, uzay sema. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKÇAY: (Tür.), (bkz. Gökçe). Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKÇE: (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göğe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoş güzelce, latif. 4. Gösterişli.
GÖKÇEK: (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. înce narin zarif. 4. Güler yüzlü.
GÖKÇEN: (Tür.) Ka. (bkz. Gökçe).
GÖKDOĞAN: (Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
GÖKEKİN: (Tür.) Yeni başak meydana getirmiş ekin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKKIR: (Tür.) At donlarından maviye çalan kır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKKUŞAĞI: (Tür.) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKMEN: (Tür.) Ka. Mavi gözlü ve sansın kimse.
GÖKSEL: (Tür.) Er. Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.
GÖKSEVİM: (Tür.) Ka. Sevimli gök.
GÖKSU: (Tür.) 1. Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKSÜN: (Tür.) Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine kansan çay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖKŞEN: (Tür.) Ka. Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.
GÖKTEPE: (Tür.) Er. Mavi tepe.
GÖKTÜRK: (Ar.) Er. Orta Asya'da yaşam ış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.
GÖKYÜZÜ: (Ar.) Göğün görünen yüzeyi (sema). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖNENÇ: (Tür.) Ka. Refah hali, mutluluk.
GÖNÜL: (Tür.) Ka. 1. İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2. İstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aşk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.
GÖRGÜ: (Tür.) Ka. 1. Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.
GÖRKEM: (Tür.) 1. İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2. Gösterişli, heybetli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖRSEL: (Tür.) Görmekle ilgili manasına kullanılan uydurma bir kelime. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÖZDE: (Tür.) Ka. 1. Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2. Beğenilen kadın. 3. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen unvan.


GÖZEN: (Tür.) Ka. Bir nevi alageyik.
GÖZLEM: (Tür.) Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GUFRAN: (Ar.) Günahların affı.
GULAM: (Ar.) Er. 1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.
GURBET: (Ar.) Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer. Erkek ve kadin adı olarak kullanılır.
GÜÇLÜ: (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.
GÜFTAR: (Fars.). Söz, kelam. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜFTE: (Fars.) Ka. 1. Söyleniş, söylenmiş. 2. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.
GÜHER: (Fars.) Gevher, cevher, (bkz. Gevher). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜHERPARE: (Fars.) Ka. Cevher parçası.
GÜL: (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3. Tasavvufta Allah'ın birliğinin remzi. 4. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. (Ayşegül, Gülay, vb).
GÜLABİ: (Fars..) Er. Gülsuyu.
GÜLAFET: (Fars.) Ka. Nefes kesen güzellikte. Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.
GÜLBAHAR: (Fars.) Ka. 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.'nin hanımı. Bayezid H ve Gevher Sultan'ın annesi.
GÜLBANU: (Fars.) Ka. Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.
GÜLBEDEN: (Fars.) Ka. Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah'ın kızı.
GÜLBERK: (Fars.) Gül yaprağı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜLBEŞEKER: (Fars.) Ka. Birçeşit gül tatlısı.
GÜLBEYAZ: (f.U.) Ka. Beyaz gül.
GÜLBİN: (Fars.) Ka. Gül kökü, gül biten yer.
GÜLBİZ: (Fars.) Ka. Gül serpen, gül serpilmiş.
GÜLCİHAN: (Tür.) Ka. Cihana, aleme bedel gül.
GÜLCE: (Fars.) Ka. Gülcük, küçük gül.
GÜLÇİN: (Fare.) Ka. Gül toplayan, gül devşircn.
GÜLDEHAN (Fars.) Ka. Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
GÜLDESTE: (Fare.) Ka. Güldemeti, çiçek destesi. Türk müziğinde mürckkeb makamlardan.
GÜLENAY: (Tür.) Ka. Devamlı gülen, ayyüzlü kişi. GÜLENBEY: (Tür.) Er. (bkz. Gülenay).
GÜLENDAM: (Fars.) Ka. Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.
GÜLENNUR: (Tür.) Ka. Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
GÜLER: (Tür.) Ka. Gülen, sevinçli, handan.
GÜLFAM: (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kızıl olan.
GÜLGONCA: (Fars.) Ka. Açılmamış gül.
GÜLGÜN: (Fars.) Ka. Gül renkli, gül renginde, pembe.
GÜLHAN: (Fare.) Er. Gül evi, ateşhane.
GÜLHANIM: (Tür.) Ka. 1. iyi huylu, nazik hanım. 2. Gül yüzlü hanım.
GÜLHAYAT: (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.
GÜLİBAR: (Tür.) Gül fırtınası. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜLİSTAN: (Fare.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan'da Karabağ bölgesinde bir mevki.
GÜLİZAR: (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklı. 2. Al yanaklı. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
GÜLKIZ: (Tür.) Ka. Güle benzeyen kız.
GÜLLÜ: (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaş). Daha çok örfte kullanılır.
GÜLNAK: (Fare.) Er. Hisar, kule.
GÜLNAME: (Fars.) Er. Sevgiliye yazılan mektup, kaside.
GÜLNAR: (Fars.) Ka. Nar çiçeği. GÜLNAZ: (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadın. 2. Gül gibi, nazlı narin. Birleşik isim.
GÜLNİHAL: (Fars.) Ka. 1. Gül fidanı. 2. Gül ağacı. Birleşik isim.
GÜLNUR: (Tür.) Ka. Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.

GÜLNÜŞ: (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi. b
GÜLPERİ: (Fare.) Ka. Gizli gül.
GÜLRANA: (Fars.) Ka. Güzel gül, dışı san içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.
GÜLRİZ: (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meşhur bir çeşit lale.
GÜLRUHSAR: (Fare.) Ka. Gül yanakli.
GÜLSEREN: (Tür.) Ka. Gül toplayan, gül dağıtan.
GÜLSEVİM: (Tür.) Ka. Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül. GÜLSU: (Tür.) Ka. Gül renkli su, taze su.
GÜLSUNA: (Tür.) Ka. Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.
GÜLSÜM: (Tür.) Ka. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kızlarından birinin adı.
GÜLŞAH: (Fars.) Ka. 1. Güllerin şahı. 2. Varaka'nın sevgilisi, masal kadın.

GÜLSEN: (Fars.) Ka. Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
GÜLTANE: (Tür.) Ka. Yeni açmış gül, gonca.
GÜLTEKİN: (Tür.) Er. Genç delikanlı, nazik.
GÜLTEN: (Fars.) Ka. Gül tenli, gül vücutlu.
GÜLZAR: (Fars.) Ka. Gülbahçesi, gül tarlası.
GÜNAY: (Tür.) Ka. Gündüz, gün aydınlığında ay.
GÜNEŞ: (Tür.) Ka. Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.
GÜNEY: (Tür.) Dört ana yönden biri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜNSEL: (Tür.) Er. Hızlı akan sel. GÜRAY: (Tür.) Er. Yeni doğan ay.
GÜRBÜZ: (Tür.) Er. 1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli.
GÜRCÜ: (Tür.) Er. Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.
GÜRÇINAR: (Tür.) Er. Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
GÜRDAL: (Tür.) Er. Güçlü, gelişmiş dal.
GÜREL: (Tür.) Er. Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
GÜRGAN: (Fars.) Er. 1. İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabı.
GÜRHAN: (Tür.) Er. 1. Hanlar hanı. 2. KaraHitay prenslerine verilen unvan.
GÜRKAN: (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
GÜROL: (Tür.) Er. Büyü, serpil, geliş.
GÜRSU: (Tür.) Temiz, pak, hızlı su. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. İnanma ve bağlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
GÜVENÇ: (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.
GÜZİDE: (Fars.) Ka. Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.
GÜZİN: (Fars.) Ka. Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. Hz. Muhammed (s.a.s)'in dostu (halifesi) Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).
GÜZİR: (Fars.) Çare, derman. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

H ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

HABBAN: (Ar.) Er. Güney Arabistan'da bir kasaba.
HABİB: (Ar.) Er. Sevgili. Seven, dost.
HABEŞİ: (Ar.) Er. Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup.
HABİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Habib)
HABİBULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın sevgilisi. Hz. Peygamber.
HABlL: (Ar.) Er. Habil: Hz. Adem'in oğullarından, Kabil'in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.
HABİNAR: (Ar.) Ka. Nar tanesi.
HABİR: (Ar.) Er. 1. Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2. Cenabı Hak. HACCAC: (Ar.) Er. 1. Delil ikame eden. Delille galip olan. 2. Irak valisi olup, Hz. Muhammed soyuna ve taraflarına eziyet eden Yusuf b. Sakafi'nin unvanı. Yezid'in komutanlarından.
HACCE: (Ar.) Ka. 1. Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden hacı kadın. 2. Bir çeşit akdiken. Daha çok lakab olarak kullanılır.
HACE: (Fars.) Er. 1. Hoca. 2. Bilgin, öğretmen. 3. Çelebi, sahip, muallim, profesör. Daha çok lakab olarak kullanılır.
HACER: (Ar.) Ka. 1. Taş, kaya. Haceri Esved: Kabe'nin duvannda bulunan meşhur kara taş. 2. Hz. İsmail'in annesi ve Hz. İbrahim'in cariyesinin adı.
HACERUNNUR: (Ar.) Ka. Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın şansı renginde.
HACI: (Ar.) Er. 1. Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, hacı. 2. dini bir mahalli ziyaret eden kimse.
HACİB: (Ar.) Er. Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2. Kapıcı. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
HACİR: (Ar.) Er. 1. Hicret eden, bir başka yere geçen. 2. Sayıklayan.
HADDAS: (Ar.). Çabuk kavrayan, anlayışlı, kavrayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HADİ: (Ar.) Er. 1. Yenilene yardım eden, yardımcı. 2. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. 3. Önde giden kimse. 4. Mızrak ucu.
HADİC: (Ar.) Er. Erken doğan oğlan çocuğu.
HADİCE: (Ar.) Ka. Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Hadice: Hz. Muhammed (s.a.s)'in ilk eşi.
HADİD: (Ar.) Er. 1. Keskin. 2. Demir. 3. Öfkeli, hiddetli, şiddetli, titiz. 4. Kur'anı Kerim'in 50. suresinin adı.
HADİM: (Ar.) Er. Hizmetkar, yardım eden. Hadimi Harameyn: Haremi Şerifin hizmetkarı. Hicaz'm alınmasından sonra Osmanlı sultanlarına verilen lakap.
HADİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hadi).
HAFAZA: (Ar.) Ka. 1. İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekler. 2. Bekçiler.
HAFİ: (Ar.) Er. l. Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen, koşan adam.
HAFİD: (Ar.) Er. Erkek torun.
HAFİDE: (Ar.) Ka. Kız torun. (bkz. Ncbirc).
HAFİZ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın adlanndandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. 2. Kur'an'ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse. HAFİZE: (Ar.) Ka. (bkz. Hafız).
HAFİZÜDDİN: (Ar.) Er. Dinin koruyucusu. Daha çok unvan olarak verilir.
HAFSA: (Ar.) Ka. Hz. Ömer'in kızı. Hz. Peygamberin zevcelerinden, Ümmü'1Mü'minin.
HAKAN: (Tür.) Er. 1. Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2. Kağan.
HAKEM: (Ar.) Er. 1. Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2. Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3. Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4. Allah'ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.
HAKGÜZAR: (a.f.i.). Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HAKİ: (Fars.) Er. 1. Yeşile çalan koyu san renk, toprak rengi. 2. Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.
HAKİKAT: (Ar.) Ka. 1. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2. Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3. Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.
HAKİM: (Ar.) Er. 1. Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2. Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3. Üstte bulunan. 4. Hekim, akıllı, becerikli. 5. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.
HAKİME: (Ar.) Ka. (bkz. Hakim).
HAKİMİYET: (Ar.) Ka. Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.
HAKKI: (Ar.) Er. 1. Doğruluk ve insaf sahibi. 2. Bir insana ait olan şey.
3. Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4. Emek. 5. Pay, hisse. 6. Layık, münasip.
HAKTAN: (Tür.) Er. Allah'tan gelen, Allah'ın verdiği.
HAKTANIR: (a.t.i.) Er. Herkesin hakkını gözeten kimse.
HALAS: (Ar.) Er. Kurtuluş, kurtulma.
HALASKAR: (Ar.) Er. Kurtarıcı.
HALDUN: (Ar.) Er. Devamlılar, sürekli olanlar.
HALE: (Ar.) Ka. Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.
HALEF: (Ar.) Er. 1. Babadan sonra kalan oğul. 2. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.
HALENUR: (Ar.) Ka. (bkz. Hale).
HÂLİD: (Ar.) Er. 1. Sonsuz, daim, ebedi. 2. Bir yıldan çok yaşayan. 3. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. Hâlid b. Velîd: Ünlü sahabi. Allah'ın kılıcı olarak anıldı.
HALİDDİN: (Ar.) Er. Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü. HALİDE: (Ar.) Ka. (bkz. Hâlid).
HALİFE: (Ar.) Er. 1. Halef, naib. 2. Hz. Peygamber'in vekili ve dünyadaki müslümanların başı olan kimse.
HALİL: (Ar.) Er. Samimi dost, Allah'ın dostu.
HALİLULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın dostu. Hz. İbrahim (a.s.).
HALİM: (Ar.) Er. 1. Sakin, sessiz. 2. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. Allah'ın isimlcrindendir. "Abd" takısı alarak kullanılması tercih edilir.
HALİME: (Ar.) Ka. (bkz. Halim). Peygamberimizin (s.a.s) süt annelerinden.
HALİS: (Ar.) Er. 1. Hilesiz, katkısız. 2. Karışmamış, kanşıksız, saf, hilesiz. Temiz. 3. Yalnız, sadece. (bkz. Muhlis).
HALİSE: (Ar.) Ka. (bkz. Halis).
HALLAÇ: (Ar.) Er. Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. Hallacı Mansur: 922 yılında "Ene'1Hak" dediği için asılan ve divan edebiyat ında adına sık sık rastlanılan ünlü sufî.
HALUK: (Ar.) Er. İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.
HAMAN: (Ar.) Er. Hz. Musa'ya karşı acımasızca mücadele eden Mısır Firavunu'nun veziri.
HAMASE: (Ar.) Er. Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar.
HAMASET: (Ar.) Ka. 1. Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2. Kahramanca şiir.
HAMDİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ı övmek. 2. Allah'a şükretmek. 3. Şükreden, şükredici.
HAMDİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hamdi).
HAMDULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın övgüsü.
HAMİ: (Ar.) Er. Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çıkan, gözeten.
HAMİD: (Ar.) Er. 1. Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. 2. Hamdeden, şükreden kul. 3. Hz. Pey. (s.a.s)'in lakaplarından.
HAMİD: (Ar.) Er. Övülmeye değer. Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülhamid). Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
HAMİDE: (Fars.) Ka. (bkz. Hamid).
HAMİL: (Ar.). 1. Yüklü. Gebe. 2. Sahip, malik. 3. Taşıyan, gözeten. 4. Uhdesinde bir poliçe bulunan. 5. Hamili vahy: Cebrail (a.s.). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HAMİYE: (Ar.) Ka. 1. Himaye eden, koruyan korucu. 2. Kayıran, kayırıcı.
HAMİYETAr.) Ka. 1. Milli onur ve haysiyet. 2. İnsanlık, fazilet. 3. İzzeti nefs.
HAMMAD: (Ar.) Er. 1. Çok hamdedcn, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebû Süleyman'. Hadisçi. Tabiindendir.
HAMMADE: (Ar.) Ka. (bkz. Hammad).
HAMRA: (Ar.) Ka. Daha, pek çok kızıl, kırmızı. elHamra: İspanya'nın Gırnata şehrinde Araplardan kalma meşhur saray.
HAMZA: (Ar.) Er. 1. Arslan. 2. Heybetli, azametli demektir. Hz. Peygamber'in amcası, Mekke döneminde müslüman olmuş, Uhud Savaşı'nda Vahşi tarafından şehid edilmiştir.
HANBELİ: (Ar.) Er. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamı.
HANDAN: (Fars.) Ka. 1. Gülen, gülücü. 2. Güler yüzlü, sevimli.
HANDE: (Fars.) Ka. l. Açılış, açılma. 2. Gülme, gülüş.
HANDEGÜL: (Fars.) Ka. Gülün açması.
HANEDAN: (Fars.) Er. Kökten, asil ve büyük aile.
HANEF: (Ar.) Er. Doğruluk, istikamet.
HANEFİ: (Ar.) Er. İmamı Azam Ebû Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.
HANİF: (Ar.) Er. 1. Tek Allah'a, Allah'ın birliğine inanan. 2. İslam inancına sıkı ve samimi olarak bağlanan. 3. Hz. Muhammed (s.a.s)'in tebliğinden önce Mekke'de tek Allah'a inananlar.
HANİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Hanif). HANIM: (Tür.) Ka. 1. Kadınlar için kullanılan saygı sözü. 2. Eş, kan, zevce. 3. Ev sahibesi.
HANNAN: (Ar.) Çok acıyan, çok merhametli. Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim yapılır. Abdülhannan.
HANNAS: (Ar.) Şeytan. İsim olarak kullanılmaz.
HANSA: (Ar.) Ka. Arapların en büyük ünlü hanım şairi. Müslüman olmuştur.
HANSOY: (Tür.) Er. (Han sülalesine mensup.
HANZADE: (Fars.) Ka. Hükümdar çocuğu.
HANZALE: (Ar.) Ka. Doğu Arabistan'da bir Arap kabilesi.
HARE: (Fars.) Ka. 1. Sert taş, kaya. 2. Meneviş, menevişli kumaş.
HAREM: (Ar.) Ka. 1. Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2. Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3. İç avlu. 4. Hicaz'da ihrama girilen yerden Ka'be'ye dek uzanan bölüm. 5. MekkeMedine'nin ismi.
HARİKA: (Ar.) Ka. İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.
HARİM: (Ar.) Er. 1. Biri için kutsal olan şeyler. 2. Harem dairesi, harem. 3. Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan yer. 4. Bir evin civan. 5. Avlu. 6. Ortak, şerik. 7. Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.
HARİME: (Ar.) Ka. Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz. Harim).
HARİS: (Ar.) Er. 1. Muhafız, bekçi, gözcü. 2. koruyan, koruyucu. 3. Son derece hırslı olan. 4. Yemen'de bir Arap kabilesinin adı.
HARİSE: (Ar.) Ka. (bkz. Haris).
HARİZM: (Fars.) Er. Amuderya'nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy'a kadar dilini muhafaza ederek yaşam ış olan İran kavminin adı.
HARMAN: (Ar.) Er. 1. Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2. Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.
HARRAS: (Ar.) Er. Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.
HARUN: (Ar.) Er. Kur'anı Kerim'de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir'avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz. Musa'dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.
HARUT: (Ar.). 1. Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyuya hapsedil
mişlerdir. 2. Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. İsim olarak kullanılmaz.
HARZEM: (Fars.) Er. (bkz. Harizm).
HASAFET: (Ar.) Er. 1. Hükümde sağlamlık, kuvvet ve olgunluk. 2. Görüş sağlamlığı.
HASAN: (Ar.) Er. Güzellik, iyilik, hüsn sahibi olmak. Hasan b. Ali b. Ebî Talib: Ali (r.a.)'nin büyük oğlu. Peygamber Efendimizin torunu. Kur'an'da geçen kelimelerdendir.
HASBEK: (Tür.) Er. Dürüst, iyi, saf insan.
HASBİ: (Tür.) Er. İsteyerek ve karşılık beklemeksizin yapılan.
HASBİNUR: (Ar.) Ka. (bkz. Hasibe).
HASEKİ: (Ar.) Er. Hükümdarların
hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve
zümrelere verilen ad.
HASEN: (Ar.) Er. 1. Güzel, süslü. 2. Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır.
HASENE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. 2. Dünya ve ahiret saadeti. 3. Eski altın paralardan birinin adı.
HASENİ: (Ar.) Ka. Kasene ait. HASGÜL: (Ar.) Ka. Değerli, eşsiz gül.
HASHANIM: (Ar.) Ka. 1. Çıtıpıtı, ince, narin kadın. 2. Bilge, değerli kadın. Birleşik isim.
HASİB: (Ar.) Er. 1. Hayır sahibi, eliaçık, cömert. 2. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. 3. Muhasebeci, sayman.
HASİBE: (Ar.) Ka. (bkz. Hasib).
HASİF: (Ar.) Er. Hasafeüi, aklı başında olgun adam.
HASİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Masif).
HASNA: (Ar.) Ka. İffetli, şerefli, namuslu. (bkz. Hesna).
HASKIZ: (Tür.) Ka. İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.
HASLET: (Ar.) İnsanın yaratılışındaki huyu, tabiatı, mizacı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HASPOLAT: (Tür.) Er. Katışıksız, saf, çelik gibi.
HASRET: (Ar.) Ka. 1. Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. 2. İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.
HÂŞİM: (Ar.) Er. 1. Haşmetli, gösterişli, muhteşem. 2. Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. Ezen, kıran, yaran, parçalayan. Beni Hâşim: Hz. Peygamber'in (s.a.s) soyu.
HAŞİMÎ: (Ar.) Er. Haşime mensup, Haşimilerden olan.
HAŞMET: (Ar.) Er. İhtişam, gösterişlilik, heybet, büyüklük. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
HAŞMEDDİN: (Ar.) Er. Dinin büyüklüğü, ihtişamı.
HATEM: (Ar.) Er. 1. Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2. En son. 3. Hatemü'lEnbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz. Muhammed. 4. Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış "Tayy" kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan "İbn Abdullah b. Sa'd"ın lakabı. 5. Çok cömert olan.
HATIR: (Ar.) Er. 1. Şan ve şeref sahibi. 2. Yüce, ulu. 3. Tehlikeli.
HATIRA: (Ar.) Ka. Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.
HATIRNEVAZ: (a.f.i.) Ka. Gönlü okşayan, hatırnaz.
HATIRSAZ: (a.f.i.) Er. Gönül yapan, hoşnut eden.
HATİB: (Ar.) Er. 1. Hitab eden, söz söyleyen. 2. Camide hutbe okuyan. 3. Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.
HATİCE: (Ar.) Ka. Erken doğan kız çocuğu. Hz. Haticetü'lKübra; Hz. Peygamber'in ilk eşi ve 6 çocuğunun annesi. Ümmü'lMü'minin.
HATİF: (Ar.) Er. 1. Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2. Göz kamaştıran. 3. Göze görünmeyen.
HATİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Hatif).
HATİM: (Ar.) Er. 1. Sona erdiren, bitiren. 2. Mühürleyen, mühürleyici. HATİME: (Ar.) Ka. (bkz. Hatim).
HATUN: (Ar.) Ka. 1. Kadın. 2. Eş, zevce. 3. Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan. Örfte isim olarak kullanılır.
HAVER: (Fars.). 1. Şark, doğu. 2. Güneşin doğduğu gün. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HAVLE: (Ar.) Ka. 1. Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2. Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.
HAVVA: (Ar.) Ka. Esmer kadın. Havva: Hz. Adem (a.s.)'in kansı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.
HAY: (Ar.) Er. 1. Canlı, diri. 2. Allah'ın sıfatlarından. "abd" takısı alarak kullanılır. "Abdülhay".
HAYA: (Ar.) Ka. 1. Utanma, sıkılma. 2. Ar, namus, edep. 3. Allah korkusu ile günahtan kaçınma.
HAYAL: (Ar.) Ka. 1. İnsanın kafasında canlandırdığı şey. 2. Bir olay veya eşyanın zihinde kalan izi. 3. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.
HAYALİ: (Ar.) Er. 1. Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan. 2. Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük şairlerinden biri. •
HAYAT: (Ar.) Ka. 1. Yaşayan, diri. 2. Canlılarda doğumdan ölüme kadar geçen süre. 3. Yaşama, yaşayış.
HAYATEFZA: (a.f.i.) Ka. Hayat anıran.
HAYATENGİZ: (a.f.i.) Ka. Yaşatan, yaşamaya zorlayan.
HAYATİ: (Ar.) Er. 1. Dirilik, canlılık. 2. Büyük önem taşıyan. 3. Hayata, yaşayışa ait, hayatla ilgili.
HAYDAR: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir. 2. Cesur, yiğit adam. 3. Hz. Alî'nin lakabı.
HAYİM: (Ar.) Er. 1. Şaşkın, hayrette. 2. Sevgiden dolayı şaşkına dönmüş.
HAYME: (Ar.) Ka. Çadır.
HAYR: (Ar.) Er. İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru'lVera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz. Muhammed. Hayru'lBeşer. İnsanların hayırlısı, Hz. Muhammed.
HAYRAN: (Ar.) Er. 1. Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. 2. Çok tutkun. 3. Aşın derecede sevgi duyan.
HAYRAT: (Ar.) Er. 1. Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler. 2. Sevap için kurulan müessese.
HAYREDDİN: (Ar.) Er. Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
HAYRET: (Ar.) Ka. Şaşma, şaşırma, şaşakalmış, ne yapacağını bilmeme.
HAYRI: (Ar.) Er. Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.
HAYRİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hayri).
HAYRULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın hayırlı ettiği erkek.
HAYRUNNİSA: (Ar.) Ka. Kadınların hayırlısı.
HAYSİYET: (Ar.) Er. Şeref, onur, itibar, değer. .:
HAYYAM: (Ar.) Er. 1. Çadırcı. 2. İran'ın meşhur şairlerinden Ömer Hayyam,
HAZAL: (Ar.) Ka. Kuruyup dökülen ağaç yapraklan.
HAZAN: (Fars.) Ka. Sonbahar, güz.
HAZAR: (Ar.) 1. Sabit meskeni olanlann oturduklan memleket. 2. Banş ve güven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.
HAZEN: (Ar.) Ka. Üzüntü. Ga keder.
HAZER: (Ar.) Deniz, bahr, büyük su. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HAZIM: (Ar.) Er. Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, İşinde gözü açık, sağlam olan.
HÂZİM: (Ar.) Er. Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.
HÂZİME: (Ar.) Ka. Sindirici kuvvet, (bkz. Hazim).
HAZİN: (Ar.) Er. 1. Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2. Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.
HAZİNE: (Ar.) Ka. 1. Devlet malının parasının saklandığı yer. 2. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyler.
HAZİZ: (Ar.) Er. 1. Mesud, mutlu. 2. Hisse ve nasibi olan.
HAZİZE: (Ar.) Ka. (bkz. Haziz).
HAZLAN: (Ar.) Er. 1. Terketmek. 2. Allah ilminde, Allah'ın insanı lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. İsim olarak kullanılmaması daha uygundur.
HAZRÂ: (Ar.) Ka. 1. Yeşil, sebze, hadra. 2. Gökyüzü. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
HAZREC: (Ar.) Er. 1. Bir Arap kabilesinin ismi. 2. Hz. Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine'de kabul eden ve ilk İslam devletinin temelini teşkil'eden ensârın en önemli kolu.
HEBİB: (Ar.) Er. Rüzgar.
HECİL: (Ar.) Ka. İki dağın arasındaki kısım, vadi, dere.
HEDEF: (Ar.) Er. 1. Nişan, nişan alınacak yer alanı. 2. Meram, maksat, gaye, amaç.
HEDİYE: (Ar.) Ka. 1. Hediye, armağan. 2. Karşılıksız verilen şey. Hediyetullah: Allah'ın hediyesi.
HEKİM: (Ar.) Er. 1. İnsan hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile uğraşan kimse, doktor. 2. Hikmet sahibi kişi, filozof.
HENNÂ: (Ar.) Ka. Kına ağacı, (bkz. Kına).
HEPER: (Tür.) Er. Cesur, yiğit kimse.
HEPGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi güzel kadın. 2. Neşeli ol.
HEPŞEN: (Tür.) Ka. (bkz. Hepgül).
HEPYENER: (Tür.) Er. (bkz. Heper).
HESNA: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Hanım, kadın.
HEYBÂN: (Ar.) Er. 1. Korkunç, korku veren. 2. Çok utangaç.
HEYBET: (Ar.) Er. 1. İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2. Karizma, doğal etkileyiş.
HEZÂR: (Fars.). 1. Bülbül. 2. Çok, pek çok. 3. Bin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HEZÂRE: (Ar.) Ka. Afganistan'ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.
HEZARFEN: (Fars.) Er. Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam. A T >
HIDIR: (Ar.) Er. (bkz. Hızır). HIFZI: (Ar.) Er. 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.
HIFZURRAHMAN: (Ar.) Er. Merhamet eden, acıyan. Allah'ın koruyuculuğu. Allah'ın uhdesinde. HIFZİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hıfzı).
HIFZULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın koruması, saklaması.
HINCAL: (Tür.) Er. Öç al.
HIYRE: (Fars.) Ka. Kamaşık, donuk, fersiz göz.
HIZIR: (Ar.) Er. 1. Yeşil. Yeşillik. 2. Kehf suresinde 5981. ayetlerde bahsi geçen ve Hz. Musa'nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.
HIZIRHAN: (Ar.) Er. Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman'ın oğlu.
HIZIR BEY: (Ar.) Er. İstanbul'un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi. HIZLAN: (Tür.) Er. Hız kazan, hızını artır.
HiBE: (Ar.) Ka. Bağışlama, bağış.
HlBETULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın bağışlaması, bağışı.
HİCAB: (Ar.) Er. 1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, ikişeyi birbirinden ayırmaya yarayan perde.
HİCABİ: (Ar.) Er. (bkz. Hicab).
HiCRAN: (Ar.) Ka. 1. Ayrılık. 2. Unutulmaz acı, keder.
HİCRET: (Ar.) Ka. 1. Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. 2. Rasulullah'ın Mekke'den Medine'ye göç etmesi, takvim başlangıcı olan Miladi 622 yılında vuku bulmuştur.
HİÇSÖNMEZ: (Tür.) Er. (bkz. Sönmez).
HlÇYILMAZ: (Tür.) Er. (bkz. Yılmaz).
HİDAYET: (Ar.). Hak yoluna doğru yola girme. 2. Müslüman olmak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HİDAYEDDİN: (Ar.) Er. Dinin gösterdiği doğru yol.
HİDİV: (Ar.) Er. İmtiyazlı, Mısır valisi veya bu valinin unvanı.
HİKEM: (Ar.) Er. Hikmetler.
HlKMEDDİN: (Ar.) Er. Dinin hikmeti. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
HİKMET: (Ar.). 1. Hakimlik, feylesofluk. 2. Sebeb, gizli, Allah'ın hikmeti. 3. Felsefe. 4. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HİKMETULLAH: (Ar.) Er. 1. Ancak Allah'ın bileceği iş. 2. Allah'ın hikmeti.
HİLÂ: (Ar.) Er. Hükümdarın taltif etmek istediği kimseye verdiği kıymetli elbise. Hil'at.
HİLÂL: (Ar.) Ka. 1. Hilal, yeni ay şeklinde olan ay, ayça, gençay. 2. Bir yazı sitili. 3. Hilaliyye: Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.
HİLMİ: (Ar.) Er. Yumuşak huylu,
sakin tabiatlı.
HİLMİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hilmi).
HİLYE: (Ar.) Ka. 1. Süs, zinet, cevher. 2. Güzel sıfaüar. 3. Güzel yüz. 4. Bir yazı sitili. 5. Hz. Muhammed'in mübarek vasıflarım ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur eser.
HİMAYET: (Ar.) Er. Koruma, korunma.
HİMMET: (Ar.) Er. 1. Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2. Ermiş kimsenin tesiri. 3. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
HİMYER: (Ar.) Er. Yemen'de bir kavmin adı.
HİND: (Ar.) Ka. 1. Hindistan. 2. Sahabeden Ebû Süfyan'ın kansı.
HİRAM: (Fars.) Er. Salınma, salınarak edalı yürüme.
HİSAR: (Ar.). 1. Kuşatma, etrafını sarma. 2. Kale etrafı istihkamlı bent. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HİŞAM: (Ar.) Er. Hişam elMelik: Emevi halifesi.
HİZBER: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2. Cesur, yürekli adam.
HİZBULLAH: (Ar.) Er. Allah'a inananlar topluluğu.
HİZRAN: (Fars.) Ka. 1. Hezaren ağacı. 2. Harun crReşid'in annesi.
HOŞEDA: (Fars.) Ka. Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.
HOŞENDAM: (Fars.) Ka. Boyu boşu güzel, düzgün olan.
HOŞFİDAN: (Fars.) Ka. Güzel endamlı, boylu boslu kadın.
HOŞKADEM: (Fars.) Ka. Ayağı uğurlu.
HOŞNEVÂ: (Fars.) Ka. Güzel sesli.
HOŞNİGAR: (Fars.) Ka. Güzel, hoş sevgili.
HOŞTEN: (Fars.) Ka. Güzel vücutlu.
HUBEYB: (Ar.) Er. 1. Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): islam'ın ilk şehitlerindendir. Uhud'un ardından tutsak edildi ve Mekke'ye köle olarak götürüldü. Uhud'ta öldürülen Haris'e mukabil, işkence edilerek vahşi bir biçimde kazığa vuruldu ve şehid oldu.
HUBTER: (Fars.) Ka. Pek güzel, en güzel.
HÜCCET: (Ar.) Er. Delil.
HUCESTE: (Fars.) Ka. Uğurlu, hayırlı, kutlu.
HUCURÂT: (Ar.) 1. Hücreler odalar. 2. Kur'anı Kerim'in 49. suresinin adı.
HUD: (Ar.) Er. Hz. Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamber. Kur'an'da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud'a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindiler.
HUDA: (Ar.). 1. Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2. Allah'ın isimlerinden. 3. Kur'anı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.
HUDAVENDİGAR: (Fars.) Er. 1. Sahip, hükümdar, bay. 2. Fars edebiyat ında Allah manasında kullanılır.
HUDAVENDİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdarlık. 2. Efendi, sahip, maliklik. 3. Hakim, hükümdar.
HUDA Yİ: (Fars.) Er. Allah'a mensup, Allah'ın yarattığı.
HUDEYBİYE: (Ar.) Er. 1. Mekke'den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2. İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı yer.
HULAGU: (Fars.) Er. Moğol hükümdarı olup, İran'da Moğol hanedanının kurucusudur.
HULKÎ: (Ar.) Er. 1. Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi. 2. İyi ahlaklı, iyi huylu.
HULUSİ: (Ar.) Er. 1. Halis olan, saf, iç temizliği. 2. Samimi, candan. (bkz. Halis).
HUMEYRA: (Ar.) Ka. 1. Beyaz tenli kadın. 2. Hz. Aişe'nin lakabı.
HUNALP: (Tür.) Er. Cesur, kahraman.
HUNDE: (Ar.) Ka. Sükun, sulh ve mütareke, (bkz. Hudeybiye). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HURDAZ: (Fars.) Er. Parsların kullandığı şemsi senenin 3. ayına verilen isim.
HURl: (Ar.) Ka. 1. Cennet kızı. 2. Sevgili. Daha çok lakab olarak kullanılır.
HURİSER: (a.f.i.) Ka. Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.
HURİYE: (Ar.) Ka. Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat
HURREM: (Fars.) Ka. 1. Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2. Bir yazı sitili. 3. Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman'ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.
HURŞİD: (Fars.) Er. Güneş, aftab,
mihr, şems. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
HUSREV: (Ar.) Er. Hükümdar, padişah.
HUZUR: (Ar.) Er. Baş din çliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç.
HÜCCET: (Ar.) Er. 1. Senet, vesika, delil. 2. Seçkin alimlere verilen unvan. Hüccetü'lİslam: Gazali.
HÜDAİ: (Ar.) Er. (bkz. Hüdayi).
HÜDAVENDİGAR: (Fars.) Er. 1. Amir, hükümdar. 2. Osmanlı padişahlarından I. Murad'ın unvanı,
HÜLYA: (Ar.) Ka. Kuruntu.
HÜMA: (Ar.) Er. 1. Devlet kuşu. 2. Saadet, mutluluk.
HÜMEZE: (Ar.) Birini arkasından çekiştirmek. Kur'anı Kerim'in 104. suresinin adı. İsim olarak kullanılmaz.
HÜNER: (Fars.) Ka. Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.
HÜNKAR: (Fars.) Er. 1. Uğurlu. 2. 1529 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.
HÜR: (Ar.) Er. Özgür, bağımsız.
HÜRAY: (a.t.i.). Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
HÜRCAN: (a.t.i.). (bkz. Hüray).
HÜRDOĞAN: (a.t.i.) Er. (bkz. Hüray).
HÜREYRE: (Ar.) Er. Kedicik, kedi yavrusu. Ebû Hüreyre: Ashabı Kiram'dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.
HÜRGÜL: (Tür.) Ka. Gül gibi özgür güzel.
HÜRKAL: (Tür.) Er. Esir olma.
HÜRKAN: (Tür.) Er. Özgür soydan gelen.
HÜRMET: (Ar.) Ka. Saygı.
HÜRMÜZ: (Fars.) Er. 1. Zerdüşüerin hayır tanrısı. 2. Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3. Jüpiter, müşteri, erendiz. 4. Sasani sülalesinden 5. padişahın adı.
HÜROL: (Tür.) Er. (bkz. Hürkal).
HÜRREM: (Fars.) Ka. 1. Yeşil taze. 2. Gönülaçıcı. 3. Şen şakrak, sevinçli.
HÜRRİYET: (Ar.) Ka. 1. Hürlük, serbestlik. 2. istediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.
HÜRSEL: (Tür.) Er. (bkz. Hürol).
HÜRSEV: (Tür.) Er. Hürriyeti seven kişi.
HÜR YAŞAR: (Tür.) Er. (bkz. Hürsev).
HÜSAM: (Ar.) Er. Keskin kılıç.
HÜSAMEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin keskin kılıcı. 2. Mevlana'nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana'nın Mesnevi'yi dikte ettirdiği kişidir. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
HÜSEYİN: (Ar.) Er. 1. Küçük sevgili. 2. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in torunu, Hz. Ali'nin küçükoğlu.
KÜSMEN: (Tür.) Er. Hüseyin'den bozma olarak yapılan isim. f
HÜSNİ: (Ar.) Er. Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.
HÜSNİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Hüsni). HÜSNÜ: (Ar.) Ka. Çok güzel.
HÜSNÜGÜL: (a.f.i.) Ka. Gülün güzelliği. .,„',
HÜSNÜGÜZEL: (Tür.) Ka. San çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi.
HÜSNÜHAL: (Ar.) Ka. Davranış güzelliği.
HÜSREV: (Fars.) Er. 1. Padişah, hükümdar, sultan. 2. Hüsrcv şirin masalının erkek kahramanı. Hüsrev: Eserlerini daha çok Farsça yazmış bir Türk şairi ve edibi olup 1253-1325 yıllan arasında Hindistan'da yaşam ıştır.
HÜTEYN: (Ar.) Er. Hicaz ve Mısır'da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile.
HUVARE: (Ar.) Ka. Berberi kabilesinin en önemlilerinden birinin adı.
HÜVEYDÂ: (Fars) Ka. Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.
HÜZEY: (Ar.) Er. Kuzey Arabistan'da büyük bir Arap kabilesi.
HÜZZAM: (Fars.) Ka. Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından.
________________


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı target_teen

  • *****
  • İleti: 1838
  • Rep Puanı : 32771
  • Cinsiyet: Bayan
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #7 : Mart 09, 2008, 10:54:05 ÖS »
I ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

İDİK: (Tür.) Er. Kutsal, mübarek.
IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir san. 2. Devlet yönetme gücü.
IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. inkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.
İLDİR: (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.
ILDIZ: (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
İLGAZ: (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAZER: (Tür.) Er. (bkz. Ilgar).
İLGİ: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.
ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.
ILGIN: (Tür.) Ka. Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık. ,
ILICAN: (Tür.) Er. Ilıkça, biraz ılık.
IRAK: (Tür.) Ka. (bkz. Uzak).
IRAZ: (Tür.) Ka. (bkz. Irak).
IRIZ: (Tür.) Er. Cesur, yiğit
IRMAK: (Tür.) Ka. Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
IŞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.
IŞIKALP: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIKAY: (Tür.). (bkz. Işık). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
IŞIKER: (Tür.) Er. (bkz. Işık). IŞIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIL: (Tür.) Ka. Çok aydınlık, parlak ışık.
IŞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.
IŞIMAN: (Tür.) Er. Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
IŞIN: (Tür.) Ka. Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
IŞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞINBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Işın).
IŞINER: (bkz. Işın).
IŞINSU: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞKIN: (Tür.) Ka. Bitki sürgünü, asma filizi.
ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.
ITRİ: (Ar.) Er. Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.I ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

İDİK: (Tür.) Er. Kutsal, mübarek.
IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir san. 2. Devlet yönetme gücü.
IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. inkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.
İLDİR: (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.
ILDIZ: (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
İLGAZ: (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAZER: (Tür.) Er. (bkz. Ilgar).
İLGİ: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.
ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.
ILGIN: (Tür.) Ka. Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık. ,
ILICAN: (Tür.) Er. Ilıkça, biraz ılık.
IRAK: (Tür.) Ka. (bkz. Uzak).
IRAZ: (Tür.) Ka. (bkz. Irak).
IRIZ: (Tür.) Er. Cesur, yiğit
IRMAK: (Tür.) Ka. Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
IŞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.
IŞIKALP: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIKAY: (Tür.). (bkz. Işık). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
IŞIKER: (Tür.) Er. (bkz. Işık). IŞIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIL: (Tür.) Ka. Çok aydınlık, parlak ışık.
IŞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.
IŞIMAN: (Tür.) Er. Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
IŞIN: (Tür.) Ka. Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
IŞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞINBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Işın).
IŞINER: (bkz. Işın).
IŞINSU: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞKIN: (Tür.) Ka. Bitki sürgünü, asma filizi.
ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.
ITRİ: (Ar.) Er. Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.I ile başlayan isimler

--------------------------------------------------------------------------------

İDİK: (Tür.) Er. Kutsal, mübarek.
IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir san. 2. Devlet yönetme gücü.
IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. inkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.
İLDİR: (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.
ILDIZ: (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
İLGAZ: (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ILGAZER: (Tür.) Er. (bkz. Ilgar).
İLGİ: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.
ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.
ILGIN: (Tür.) Ka. Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık. ,
ILICAN: (Tür.) Er. Ilıkça, biraz ılık.
IRAK: (Tür.) Ka. (bkz. Uzak).
IRAZ: (Tür.) Ka. (bkz. Irak).
IRIZ: (Tür.) Er. Cesur, yiğit
IRMAK: (Tür.) Ka. Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
IŞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.
IŞIKALP: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIKAY: (Tür.). (bkz. Işık). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
IŞIKER: (Tür.) Er. (bkz. Işık). IŞIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Işık).
IŞIL: (Tür.) Ka. Çok aydınlık, parlak ışık.
IŞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.
IŞIMAN: (Tür.) Er. Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
IŞIN: (Tür.) Ka. Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
IŞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞINBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Işın).
IŞINER: (bkz. Işın).
IŞINSU: (Tür.) Er. (bkz. Işın).
IŞKIN: (Tür.) Ka. Bitki sürgünü, asma filizi.
ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.
ITRİ: (Ar.) Er. Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.


'' NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ''

'' Yüksel Türk Senin İçin Yüksekliğin Sınırı Yoktur ''

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #8 : Mart 31, 2011, 11:46:52 ÖÖ »
AÇANGÜL: Açılan gül çiçeği
AÇELYA: Fundagillerden çok renkli çiçekler açan bitki
AÇILAY: Ay'ın şekilleri, yansıması
ADAL: Ün kazan
AFET: Ortalığı birbirine katacak kadar güzel kadın
AFİFE : Namuslu, namusuna çok düşkün olan
AFİTAP : 1.Güneş. 2. Çok güzel, parlak yüzlü kadın
AĞÇA: Temiz, saf
AHENK: Uyum
AHSEN: Çok güzel, olağanüstü güzel
AHU: Ceylan, karaca 2.Çok güzel,ince,zarif kadın.
AHUCAN: Çok güzel dost.
AHUEDA:Nazlı güzel.
AHUELA:Çok güzel gözlü.
AHUGÜL: Çok güzel.
AHUGÜZAR:Becerikli güzel.
AHUNAZ: Nazlı güzel,nazenin.
AHUNİSA:Çok güzel kadın.
AHUNUR:Göz kamaştıran güzelliğe sahip olan.
AHUSE: Coşkulu güzellik
AHUŞEN:Güzel ve neşeli.
AJDA:Filiz,sürgün. Çok genç.
AJLAN: Hızlı, çabuk, telaşlı
AKASYA: Güzel kokulu bir süs bitkisi
AKEL: Eli uğurlu anlamında
AKGÜN: Parlak gün, uğurlu gün, ışıklı gün
AKSEV:Aydınlığı sev,ışık saç
AKSU: Anadolu'da değişik boylarda bir çok akarsuyun adı
AKŞIN: Beyaz tenli kadın
AKTAN: Ak renkli tan; Kutlu tan, uğurlu tan
ALA: Ela karışık renkli, alaca; Benekli; Tam olgunlaşmamış, yarı olmuş
ALAGÜL:Çok renkli gül.
ALÇİÇEK:Kırmızı çiçek.
ALÇİN: Kızıl renkli küçük bir kuş
ALEDA: Nazlı, kaprisli
ALEV: Yanan cisimlerin görüntüsünü tarif etmek için kullanılan bir kelime
ALEYNA: Bizim üzerimize olsun
ALGIN: Birine gönül vermiş, vurgun, tutkun
ALGÜL:Kırmızı gül. Gül kırmızısı
ALIM: Gözü gönlü çeken nitelik, çekicilik, gönül çelen güzellik, albeni
ALKIM: Gökkuşağı
ALKIZ:Kırmızı yanaklı,sağlıklı kız.
ALPİKE: Kahraman kraliçe
ALTIN: Yüksek değerli bir maden
ALYA: Yüksek yer, yükseklik, gök
AMİNE:Yüreğinde korku olmayan.
ANDAÇ: Anılar, hatıralar
ANIL: Başkaları tarafından sözün edilsin
ANKA: Kaf Dağı'nda bulunduğu söylenen masal kuşu
ARIN: Arı, katışıksız, temiz, kirden uzak
ARKIN: Yavaş, ağır, sakin
ARMAĞAN: Hediye, ödül
ARMİNA: Emine, korkusuz, yürekli
ARNİSA: Çok namuslu kadın
ARSEN: Kurtuluş, özgürlük
ARSU: Su kadar berrak
ARSUN: Yüreğindeki temizliği yansıtan
ARYA: Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı
ARZU: Herhangi bir şey için duyulan aşırı istek
ARZUCAN:Candan isteyen.
ARZUGÜL:İstenilen,beğenilen gül.
ARZUM:İsteğim,dileğim,hevesim.
ARZUNAZ:Naz yapan,nazenin.
ASALBİKE: Gerçek hanım, gerçek güzel
ASEL: Bal, Cennetteki dört sudan biri
ASENA: Dişi kurt, güzel kız
ASLI:Temelli,köklü. Bir şeyin benzeri.
ASLICAN:Özü can gibi sevgili
ASLIHAN:Han soyundan gelen.
ASLIM: Özü geçmişe ait
ASLINAZ:Nazlı olması geçmişinden gelen.
ASLINUR:Nur saçan bir geçmişi olan.
ASLISU:Geçmişi su gibi berrak ve temiz olan.
ASU: ****** huysuz,isyan eden. Afacan.
ASUDE: Rahat, huzur içinde olan
ASUELA: Ela gözlü yaramaz
ASUMAN: Gökyüzü
ASYA: Dünyanın en büyük kıtası
AŞINA:Bildik,tanıdık.
AŞKIM: Sevdiğim,sevgilim.
AŞKIN: Aşmış, ileri
AYBEN: Ben ayım anlamında
AYBENİZ:Ay gibi parlak tenli,ay benizli.
AYBİKE: Ay gibi güzel kız
AYBİRGEN: Ay veren
AYCAN:Ay gibi sevilen,aydınlık can.
AYÇA: Yay biçimindeki ay,Hilal.
AYÇAĞ:Ay gibi parlak çağ.
AYÇAN:Ay gibi aydınlık kişi.
AYÇİÇEK: Gün çiçek
AYDA: Dere kıyılarında yetişen bir bitki
AYDAN: Güzelliğini aydan almış,ay gibi parlak ve güzel
AYDENİZ: Hem ay, hem de deniz
AYDONAT: Işık donat, parlaklık donat anlamında
AYEVİ: Ay çevresinde oluşan ışık çemberi
AYGEN: Gönül arkadaşı
AYGÖNÜL:Güzel gönüllü.
AYGÜN: Hem ay, hem gün
AYKAL: Ay gibi parlak ve ışıklı kal
AYKIZ: Ay+Kız
AYKUT: Kutlu ay, uğurlu ay
AYLA: Bazı yıldızların ve ayın etrafındaki ışık çemberi
AYLAN:Ay gibi güzel değerlere sahip olan.
AYLİN: AYLA ile aynı anlamdadır
AYNUR:Ay ışığı
AYPERİ:Ay ve peri gibi çok güzel.
AYSAR: Ayın evrelerine göre huyu değişen kimse
AYSEL:Ay gibi olan güzelliğiyle nam salmış olan
AYSEMA:Ay gibi parıldayan yüz.
AYSEREN:Güzelliğini gözler önüne seren.
AYSIN: Sen aysın, ay kadar güzelsin
AYSU: Ay gibi parıltılı ve su gibi berrak.
AYSUN:Ay gibi ışıltılı ve güzel.
AYŞE: Rahat ve huzur içinde yaşayan
AYŞEGÜL:Güller içinde mutlu yaşayan.
AYŞEN:Neşeli,gülen,aydınlık.
AYŞENUR: Ayşe+Nur
AYŞIL: Ay ışığı
AYŞİM,AYŞİN: Darlak ışık saçan.
AYTEN:Güzel bir tene sahip olan.
AYTU:Aya benzeyen tuğlu.
AZİZE: Saygın,sevgili,kutsal.
AZRA: Üstünde hiç yürünmemiş kum; Yeni yetme kız


:ERKEK ISIMLERI:
ABAY : Hünerli.
ACAR : Becerikli,atılgan
ACUN : Dünya,varlık
AKAY : Beyaz ay, dolunay
AKEL : Dürüst, güvenilir
AKGÜN : Mutlu,sevinçli gün
AKIN : 1.Arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmak. 2.Baskın.
AKTAÇ : Beyaz taç,gelin tacı
AKTAN : Aydınlık gece
ALİ : Yüce,ulu
ALİCAN : Candan,cana yakın
ALİŞAN : Şanı şerefi en yüksek olan
ALKAN : Kızıl kan
ALKIN : Sevdalı,aşık
ALP : Kahraman,cesur,savaşçı
ALPAR :Yiğit,cesur
ALPASLAN : Aslan gibi cesur,savaşçı beyi
ALPTUĞ : Yiğitlik simgesi.
ALPER : Yiğit insan, yiğit erkek.
ALPEREN : Yiğit ve ermiş kişi.
ALPHAN : Yiğit,hükümdar
ALPTEKİN : Tek yiğit,prens
ALTAN : Sabah güneş doğarkenki zaman
ALTAY : Orta Asya'da Tanrı dağı,bir Türk boyu
ALTUĞ : Kızıl tuğ, al renkli.
ANIL : Amaç, erek, hatırlanmak.
ANDAÇ : Armağan,hediye
ARAL : Takımada,sıradağlar.
ARCAN : Saf,temiz
AREL : Temiz,dürüst
ARDA : 1.İşaret olarak yere dikilen çubuk. 2.Ardıl.
ARGUN : Zayıf,güçsüz,dermansız
ARGÜN : Temiz,aydınlık gün
ARIKAN : Temiz soy
ARIN : Temiz,saf - Alın
ARİF : Anlayışlı,tanınmış,meşhur,bilgi sahibi
ARKAN : Temiz kandan gelen - Üstün,galip
ARKUT : Temiz ve kutlu.
ARMAN : Hasret,özlem - Sıkıntı
ARSLAN : Yırtıcı,güçlü,yiğit
ARTUN : Kendine güvenen, onurlu.
ATABERK : Şehzade eğitmeni - Devlet yetkilisi
ATACAN : Hoşgörülü,babacan
ATAK : Canlı,girişken-Cömert-Nişancı
ATAKAN : Düşünmeden cesurca işe girişen
ATALAY : Ünlü,şöhretli
ATAMAN : Ata kişi,önder
ATASOY : Ataların soyundan gelen
ATAY : Bilinen,tanınmış
ATİLLA : Savaşçı,fatih - Büyük,ünlü
AYBAR : Gösterişli,heybetli
AYBERK : Ay gibi güzel ve sağlam.
AYDIN : Işıklı-Aylı gece-Açık,belli-Uğurlu
AYHAN : Ay hakimi
AYKAN : Soylu,asil
AYKUT : Ay gibi uğurlu.
AYTAÇ : Ay biçiminde taç
AYTEK : Ay gibi
AYTEKİN : Ay şehzadesi, prensi
AYTUNÇ : Ay gibi güzel,tunç kadar sağlam
AZİZ : Sevgili - Az bulunur- Muhterem
AZMİ : Kararlılık - Güçlü,kuvvetli
« Son Düzenleme: Mart 31, 2011, 12:04:49 ÖS Gönderen: DiNoZoP »

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #9 : Mart 31, 2011, 11:47:35 ÖÖ »
BADE: Aşk, kutsal sevgi
BAHA: Değerli, kıymeti çok
BAHAR: Yazla kış arasında olan mevsim. Güzellik,gençlik çağı.
BAHARGÜL:Bahar gülü.
BALA: Yavru çocuk
BALCA: Bal gibi, bala benzer
BALIN: Yar, sevgili
BALKIN: Pırıldayan, parlak
BALKIZ: Bal kadar tatlı kız
BANU: Prenses; Hanımefendi. Yeni evli gelin.
BANUHAN:Hatun hükümdar.
BAŞAK: Ekinlerin tanelerini taşıyan baş kısmı
BEDİZ: Resim, tasvir, süs, bezek
BEGÜM: Hanım; Kadın hükümdar.
BEHİN: İyinin iyisi
BEHİYE:Güzel.
BELDE: Memleket, şehir, kasaba
BELEMİR: Peygamber çiçeği olarak biliniyor. Açtığı kokusunun dağılmasıyla anlaşılan gizli çiçek anlamında
BELEN: Bel, geçit; İki dağ arasından geçen yol
BELFÜ: Kar tanesi
BELGİ: İşaret
BELGİN: Kesin ve eksiksiz belirlenen
BELGÜN:Aydınlık gün.
BELİN:Korku ile şaşkın şakın bakmak.
BELİZ: İşaret, iz; alamet
BELKIS:Efsaneye göre Hz. Süleyman zamanındaki Saba melikesinin adı.
BELMA:Uysal,sakin.
BELUR:Billur,billurdan olan.
BENAN: Parmak uçları
BENAY: Ben ayım, ay gibiyim
BENEK: Namuslu kadın
BENGİ,BENGÜ: Ölümsüz, sonsuz
BENGİSU: Ölümsüzlük suyu
BENGÜL:Gül gibi.
BENİZ: Yüz
BENNUR:Işık saçan.
BERGÜZAR: Anılmak için verilen şey, andaç
BERİA: Olgunluk ve güzelliğiyle üstün olan sevgili
BERİL: Zümrüt
BERİN,BERRİN: En yüksek, en ulu anlamında
BERKE: Zerdali, kayısı. Kamçı, değnek
BERNA: Bağlı, bağlanmış; Genç, körpe, delikanlı
BERRAK: Duru
BERRAN: Keskin, kesici
BESİME: Sevimli,güler yüzlü.
BESİSU: Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su
BESTE: Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü
BESTEGÜL:Gül kadar güzel ve duygulu.
BESTENİGAR: Türk müziğinde bileşik bir makam
BETÜL,BETİL: Erkeklerden çekinen namuslu kadın, Hz. Meryem ve Hz. Fatma`nın diğer isimleri
BEYZA: Çok beyaz, lekesiz
BİGE:Evlenmemiş,çocuk doğurmamış olan. Sultan.
BİHTER: Daha iyi, en iyi
BİKE: Evlenmemiş, çocuğu olmamış kadın
BİLCAN:Bilgili dost.
BİLGE: Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi
BİLGET: Havadis, malumat
BİLGÜN: Bil+Gün
BİLHAN: Çok bilgili
BİLLUR: Pek duru, pürüzsüz
BİLNAZ:Çok naz eden.
BİLNUR:Bilge kişi.
BİNAY:Öylesine güzel ki bin ay eder.
BİNGÜL: Gülü bol; Gül bahçesi
BİNNAZ: Çok nazlı,cilveli,kaprisli.
BİNNUR:Çok ışıklı, ışığı gür
BİRAY: Ay gibi tek, eşsiz
BİRBET: Yüzü benzersiz
BİRGEN: Yalnız, yalnızlığa alışkın
BİRİCİK: Bir tane, tek, emsalsiz
BİRGÜL: Tek ve güzel bir gül.
BİRSEN: Yalnız sen
BİRSU:"Bir içim su" denilebilecek kadar güzel olan.
BUKET: Çiçek demeti
BURCU: Güzel koku, ıtır
BURÇAK: Bir bitki
BURÇİN: Dişi geyik
BUSE: Öpücük
BÜGE:Bent,su benti.
BÜKÜM: Bükme eylemi
BÜŞRA: Müjde, sevinçli haber

ERKEK ISIMLERI


BAHA : Kıymet, değer, para.
BAHİR : Deniz-Belli, açık-Işıklı,parlak
BALER : Tatlı dilli, cana yakın
BALKI : Şimşek, ışık, parlayış.
BARAN : Direnci kıran güç, ulu, yüksek.
BARAY : Sonsuzluk.
BARBAROS : Kızıl sakal
BARIN : Güç ve kuvvet.
BARIŞ : Sulh.
BARKIN : Gezmek, görmek, gezgin.
BARKAN : Çölde oluşan küçük kum kitlesi
BARLAS : Kahraman
BARS : Kaplan benzeri yırtıcı hayvan
BARTU : En eski Türk hanlarından biri.
BAŞER : Başta gelen
BATI : Güneşin battığı yön
BATIHAN : Batı'nın hükümdarı, hanı
BATURALP : Yiğitler yiğidi
BATIRAY : Ay gibi yiğit
BATUĞ : Üstün olan, yiğit. Az.
BATUHAN : Yiğit hükümdar.
BATUR : Yiğit, yürekli, bahadır.
BAYAR : Ulu, yüce
BAYBARS : Eski Türklerin beslediği kaplan
BAYBORA : Fırtına
BAYCAN : Zengin
BAYHAN : Zengin ve güçlü
BAYKAL : Yaban kısrağı - Sibirya'da bir göl
BAYSAL : Soylu, ünlü
BAYÜLKEN : Göğün 16.katında oturan barış tanrısı
BEDİR : Dolunay.
BEDİRHAN : İleri görüşlü lider
BERK : 1.Sert, sağlam, katı. 2.Yıldırım.
BERKAY : Güçlü ve ay gibi.
BERKE : Kamçı, kırbaç.
BERKAN : Parlama - Kıvırcık kuzu postu
BERKANT : Bozulmaz yemin
BERKAY : Ay gibi güçlü
BERKE : Kamçı
BİLGEHAN : Göktürk hakanı
BİLGİN : Alim, bilgili kişi
BİRANT : Tek yemin. Özelliği olan yemin
BOĞAÇ : Bir Dedekorkut kahramanı
BORA : Şiddetli rüzgar
BORAN : Rüzgar şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava olayı.
BUĞRA : Erkek deve
BURAK : Hz.Muhammed'in Miraç gecesi bindiği efsanevi at
BURÇ : Kale, hisar çıkıntısı - Güneş sistemi - sarp yamaç
BÜLENT : Yüce, yüksek

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #10 : Mart 31, 2011, 11:48:01 ÖÖ »
CAHİDE:Çalışıp çabalayan.
CANAN: Gönülden sevilmiş, yar.
CANAY:Ay gibi temiz.
CANDAN: İçten, gönülden
CANDAŞ: Candan, değerli dost
CANEDA: İçten, sevimli kişi
CANEL:İçten,candan uzatılan dostluk eli.
CANFEZA: Müzikte bileşik bir makam
CANKIZ: Sevilen, sevimli, şirin kız
CANKUT: Sevimli, cana yakın
CANSEL:Hayat veren su.
CANSIN:İçten,gönüldensin.
CANSU: Can suyu. Hayat veren su.
CAVİDAN: Sürekli,kalıcı olan,sonsuz.
CELİLE:Büyük,ulu.
CEMİLE:Hatır hoşluğu için yapılan hareket.
CEMRE: Ateş parçası, kor; Şubat ayında bir hafta arayla hava, su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi
CENNET:Çok güzel yer. İyilik yapanların,günahsızların öldükten sonra mutluluğa kavuşacaklarına inanılan yer.
CEREN: Çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliğiyle ünlü, ince bacaklı, zarif hayvan; ceylan
CEVHER:Bir şeyin özü. Güç,enerji.
CEVZA: İkizler burcunun eski adı
CEYDA: İnce-uzun boyunlu ve güzel
CEYLAN: Süzgün ve tatlı bakışlı. Yapısı ince ve uyumlu olan. Gözlerinin güzelliğiyle ünlü zarif,ince bacaklı memeli.
CİHANBANU: Dünya hükümdarı.
CİHANNUR:Alemi aydınlatan nurlu ışık.

CABBAR Kuvvet,kudret sahibi-Becerikli
CAFER:Küçük akarsu
CAHİT Çaba gösteren, çalışkan
CAN: İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağladığınave ölümle vücuttan ayrıldığına inanılan madde dışı varlık.
CANALP : Özünde yiğitlik, güç olan
CANBERK : Güçlü, sağlam
CANDAŞ : Dost, yoldaş
CANDEMİR : Özü demir gibi sağlam
CANDOĞAN : Cana doğan
CANEL : Dostluk eli
CANER: Çok içten, sevilen.
CANKUT: Neşe, mutluluk, talih, baht.
CANTEKİN : Tek, eşsiz can
CAVİT : Sonsuz, ebedi
CELAL : Büyüklük, yücelik - Öfke, kıgınlık
CELAYİR : Moğolların kollarından
CELİL : Büyük, yüce
CEM : Hükümdar - Toplanma,biraraya gelme
CEMAL : Güzel yüz - Yüz güzelliği
CEMİL : Güzel yakışıklı erkek - İyilikle anma
CEMRE : Ateş,kor-Suda,havada,toprakta oluştuğuna inanılan sıcaklık
CENAP : Şeref, onur
CENGİZ : Güçlü, gözüpek
CENGİZHAN : Moğol İmparatorluğunu kuran hükümdar
CENK : Savaş
CEVAHİR : Mücevher,değerli süs taşı
CEYHUN : Orta Asya'da bir akarsu - Cennet'in 4 nehrinden biri
CİHAN : Dünya
CİHANGİR : Dünyaya egemen olan
CİHAT : Din uğruna savaşan
COŞKUN : Heyecanlı, kabına sığmayan
CUMHUR : Halk, topluluk
CÜNEYT : Küçük asker

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #11 : Mart 31, 2011, 11:48:31 ÖÖ »
ÇAĞ: Belirli bir özellik göz önünde bulundurularak ele alınan zaman dilimi
ÇAĞDA: Yeni bir çağa adım atılmış
ÇAĞIN: Şimşek, yıldırım
ÇAĞLA Badem, kayısı,erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali
ÇAĞRI: Davet. Doğan kuşu. Mavi hareli göz.
ÇAKIL: Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar
ÇEVREN: Gökyüzünün yerle bitişik gibi görünen kenarları, ufuk
ÇIĞLIK: İnce ve keskin bağırış.
ÇİÇEK: Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü
ÇİĞDEM: Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi
ÇİLAY:Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler.
ÇİLEN:Hafif yağan yağmur,çisenti.
ÇİLER: Şarkılar söyleyen, şakıyan
ÇİSE(M): Hafif yağan yağmur(um)
ÇİSİL: İnce ince yağan yağmur
ÇOLPAN: Çoban yıldızı.


ÇAĞAN : Bayram, şenlik
ÇAĞATAY : Tay-Doğu Türklerine verilen ad
ÇAĞDAŞ : Çağın koşullarına uygun.
ÇAĞIN : Yıldırım, şimşek
ÇAĞKAN : Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLAR : Şelale, çağlayan
ÇAĞMAN : Çağdaş insan
ÇAĞRI : Çakır gözlü
ÇAKAR : Parlayan, ışık veren
ÇAKIN : Şimşek, parıltı
ÇAKIR : Mavi renkli, gri benekli gözü olan
ÇELİK : Su verilip sertleştirilmiş demir - Çok güçlü
ÇELİKER : Çelik gibi güçlü
ÇETİN : Sert-Çözümü zor, sarp-İnatçı,azimli
ÇEVİK : Çabuk davranan, hareketli
ÇIĞIR : Çığın açtığı iz, yol - Yenilikçilik
ÇINAR : Uzun ömürlü,uzun boylu, kalın gövdeli bir ağaç türü

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #12 : Mart 31, 2011, 11:48:51 ÖÖ »
DAMLA:Çok küçük miktarda su. Çok az.
DALGA: Hareketli su kütlesi; Denizin rüzgarlı havada kabarıp kıyıya sürüklenmesi
DAMLA: Yağmur ya da bir sıvının çok küçük yuvarlak biçimli parçası
DEFNE: Yaprakları güzel kokulu, yaz-kış yeşil olan bir bitki
DEMET: Çiçek bağlamı, deste
DEMİ:Kadife,şeftali gibi şeylerin üzerinde bulunan ince tüy
DEMRE: Noel Baba'nın doğduğu sanılan tarihi yer
DENİZ: Yeryüzünün çoğunu örten engin su
DEREN: Toplayan, düzenleyen, pekiştiren
DERİN: Sığ olmayan
DERYA: Büyük deniz anlamında
DERYANUR:Bilgisiyle ışık saçan.
DESEN: Çiçek, çizgi gibi süs şekilleri
DESTE:Bağlam,demet.
DESTEGÜL: Mevlevi dervişlerinin giydiği ince kumaştan yelek. Bağlanmış gül demeti.
DEVİN: Hareket, kımıldanış
DEVİNSU: Suyun ritmik hareketleri. Akarsu.
DEVRİM: Yerleşik toplumsal düzeni, köklü, hızlı ve geniş kapsamlı olarak niteliksel değiştirme ve yeniden isimlendirme işlemi
DEVRİN:Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi.
DİCLE: Bir nehir adı. Ulu ırmak.
DİDAR:Güzel yüz. Görme.
DİDE: Göz, göz bebeği
DİDEM: Gözüm gibi sevdiğim, sevgilim
DİLA:Gönlümü çalan.
DİLAN:Gönüllerce olan,yürekler dolusu.
DİLARA: Gönül alan, gönül okşayan.
DİLAY: Gönle ışık saçan, ay kadar güzel
DİLBER:Gönlü yakan güzel. Alımlı güzel kadın.
DİLDAR: Gönlü baskı altında tutan sevgili
DİLDE: Ünü her tarafa yayılmış, herkesin konuştuğu, herkesin dilinde olan kimse
DİLEK: İstek, rica,arzu.
DİLEM: Gönül ilacı
DİLER: Dilemek eyleminden
DİLHAN: İçten ve yürekten konuşan
DİLNİŞİN: Gönülde yer tutan,hoş,güzel
DİLRÜBA: Gönlü şen,dertsiz
DİLSEREN:Hatiplik yeteneğini gözler önüne seren.
DİLSU: Dil+Su
DİLŞAH: Gönül şahı,sevgili,sultan.
DİNİZ: Sakin,dingin.
DOĞA: Yaradılış ve yapı özelliklerinin tümü; Tabiat
DOĞANGÜN: Doğmakta olan gün
DOĞAY: Ayın yeni doğuş hali
DOĞU: Güneşin doğduğu ana yön
DOLUNAY:Ayın tam yuvarlak olduğu an
DORA: Doruk, zirve
DURUGÜL:Gül gibi temiz olan.
DUYGU: Kişi, olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim
DUYGUN: Duygulu,hassas,hisli kişi.
DUYGUNİSA: Duygulu,hassas kadın.
DÜŞ:Hayal,rüya,güzel rüya.
DÜŞÜM: Hayalimdeki, düşlediğim, istediğim anlamında.

DALAN : Biçim - İnce, zarif
DALAY : Deniz.
DARCAN : Sıkıntılı, aceleci
DEMİR : Kolay işlenen dayanıklı bir maden
DEMİRALP : Demir gibi güçlü, yiğit
DEMİRCAN : Özü demir gibi sağlam
DEMİREL : Demir gibi güçlü eli olan
DEMİRHAN : Demir gibi güçlü hükümdar
DEMİRKAN : Güçlü soydan gelen
DENİZ : Deniz, su kütlesi, derya
DENKTAŞ : Akran, aynı yaşta
DERVİŞ : Tarikata girmiş - Hoşgörülü,alçakgönüllü
DERYA : Deniz - Engin bilgili - Çok
DEVRAN : Felek, kader
DEVRİM : Olumlu yönde değişiklik yaratan hareket
DİLMEN : Güzel konuşan
DİNÇ : Güçlü, sağlıklı
DİNÇER : Güçlü, sağlıklı
DOĞA : Tabiat
DOĞAN : Yırtıcı bir kuş
DOĞU : Güneşin doğduğu yön
Doğuhan : Doğunun hükümdarı
DOĞUKAN : Doğulu, doğu soyundan
DOĞUŞ : Yaradılış
DORUK : En yüksek yer, zirve - Üstün başarı
DORUKHAN : Zirvenin hükümdarı
DURAN : Varlığını sürdüren-Dağyolu-Dingin,sakin
DURUKAN : Kanı saf, berrak.
DÜNDAR : Artçı asker, birliği koruyan asker

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #13 : Mart 31, 2011, 11:49:19 ÖÖ »
EBRU:1.Keman kaş. 2.Bulut rengi. 3.Bir sanat dalı
ECE: Kraliçe. Güzel kız,kadın.
ECEGÜN: Çok güzel bir günde doğan
ECEM: Kraliçem, sevgili kraliçe anlamında
ECENAZ:Nazlı güzel.
ECESU: Su gibi berrak ve güzel.
ECMEL: Çok güzel
EDA: Naz, cilve. Davranış,tavır. Verme,ödeme. (Namaz için)kılma,yerine getirme. Üslup.
EFİL:Rüzgar,dalgalanma.
EFSUN: Büyü, sihir
EGE: Türkiye'nin batısında yer alan deniz
ELANAZ:Ela gözlü,nazlı güzel.
ELANUR:Ela gözleriyle nur saçan.
ELÇİN: Deste, tutam
ELİF: Kibar, narin yapılı, ince-uzun boylu kız.
ELİFE:Tutku,istek,alışılan şey.
ELİZ:El izi.
ELVAN: Renkler,çeşitler.
EMEL:Arzu,özlem.
EMET: Bereket, bolluk
EMİNE: İnanılır,güvenilir.
ENER: Dağ eteği
EREM: Cennet
ERENDİZ: Jüpiter gezegeninin adı
ERÇİL: Doğru,inanılır,güvenilir kişi.
ERDA: Beyaz karınca.
ERKE: Enerji, iş başarma gücü; Nazlı
ERNA: İşveli,cilveli,şen şakrak sevgili.
ESEN: Sağlıklı, salim
ESENGÜL: Rüzgar gibi esen,Gül gibi güzel kokan.
ESER: Emek sonucu ortaya çıkan ürün, yapıt; Yok olmuş bir nesneden kalan parça
ESİM: Rüzgar gibi olan.
ESİN: Sabah rüzgarı
ESMA: İsimler,adlar. Çok yüksek olan.
ESMACAN: Adı can olan.
ESMAGÜL: Adı gül.
ESMANUR: Adı nur.
ESNA: Yüksek, yüce. Bir işin yapıldığı an.
ESRA: En çabuk, çok çabuk
EŞAY: Ayin güzelliğiyle eşdeğer güzelliğe sahip olan.
EŞLEM: Selametli, güvenilir
EVA: Havva. Yaratılan ilk kadın.
EVİN: Bir şeyin içindeki öz; Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü
EYLÜL: Sonbaharda bir ay adı
EZGİ: Melodi, şarkı, türkü
EZGİN: Sesi düzenli gelen. Paraca durumu bozuk olan. Çok sıkıntı çekmiş.

ECEVİT : Çevik,çalışkan,açık fikirli- Yaramaz,sinirli
EDİZ : Yüksek yer - Ulu,yüce
EFE : Batı Anadolu'da köy yiğidi, zeybek.
EFGAN : Ağlayıp inleme - feryat
EGE : Bir çocuğu koruyan,ona bakan - Büyük ulu
EGEHAN : Engin denizlerin hükümdarı.
EGEMEN : Hakim , hüküm süren
ENES : Secereli Arap atı.
ENİS : Dost, arkadaş.
EMİR : Bir kavmin başı -Peygamber soyundan - Kumandan
EMİRHAN : Emirlerin başı, hükümdarı
EMRAH : Bir halk ozanımız
EMRE : Aşık, vurgun
ENDER : Çok az, nadir bulunan
ERTUĞ : Yiğit başlığı.
ENER : En yiğit, en kahraman
ENGİN : Uçsuz bucaksız - Yüksekte olmayan yer
ENGİNSU : Açık deniz
ENVER : En nurlu, en parlak
ERALP : Yiğit
ERAY : İlk ay
ERBATUR : Cesur, yiğit
ERBERK : Şimşek gibi yiğit
ERCAN : Canlı, sağlıklı
ERCÜMENT : İtibarlı, haysiyetli, değerli
ERDAL : Tek erkek
ERDEM : Namus, fazilet - Hüner - Ruhsal yetkinlik
ERDEN : El değmemiş
ERDİNÇ : Duru, güçlü erkek
EREN : Yetişmiş - Cesur,yiğit - Ermiş kişi
ERDOĞAN : Yiğit doğmuş
ERGİN : Olmuş, yetişmiş - Reşit
ERGUN : Oynak, hızlı giden at
ERGÜN : Yumuşak huylu, uysal
ERHAN : Adaletli hükümdar
« Son Düzenleme: Mart 31, 2011, 12:05:55 ÖS Gönderen: DiNoZoP »

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
A'dan Z'YE İSİMLER SÖZLÜĞÜ
« Yanıtla #14 : Mart 31, 2011, 11:49:48 ÖÖ »
FATMA: Çocuğunu sütten kesen kadın.
FATMAGÜL: Gül gibi güzel yeni anne olmuş kadın .
FAZİLET: Erdemli, iyi ahlaklı
FERAH: Aydınlık, iç açıcı
FERAHGÜL: Güzelliğiyle neşe saçan.
FERAHNUR: İnsanın gönlünü ışık saçarak aydınlatan
FERAY: Ay ışığı, ayın parlaklığı,ışıltı saçması.
FERCAN: İnsanın ruhuna aydınlık veren bir içtenliğe sahip olan
FERDA: Gelecek zaman, yarın; Kıyamet
FERDACAN: İçtenliğini hiç kaybetmeyecek olan.
FERHAN: Sevinçli, gönlü hoş
FERİ: Köke değil dallara ait olan. İkinci derecede olan.
FERİDE: Eşi benzeri olmayan,tek. Çok değerli inci.
FERİS: Şık,zarif.
FERİSU: Temizliği ve berraklığıyla ışık saçan.
FERNUR: Aydınlık,ışık.
FERSUDE: Eskimiş,yıpranmış,örselenmiş.
FERZİN: Kraliçe
FEYZA: Bolluk, çokluk, bereket. Taşkın.
FEZA: Boşluk, sinirsizlik; Uzay
FİDAN: Yeni yetişen ağaç
FİGEN: Yaralayan, kıran
FİLİZ: Tohumdan çıkan sürgün. İnce ve güzel vücutlu.
FİRDEVS: Cennetler. Cennet bahçeleri.
FİRUZE: Açık mavi renkte, değerli bir süs taşı
FULYA: Nergisgillerden güzel kokulu sarı bir çiçek
FUNDA: Çalı ormanı, çalılık; Püskül, tepelik
FÜRUZAN: Parlayan, parlak
FÜSUN: Büyü

FADIL : Fazietli, ahlaklı - Fazıl
FAHİR : İftihar edilecek, övülecek
FAHRETTİN : Diniyle övünen
FAHRİ : Şeref ve itibar için yapılan iş
FAİK : Üstün, yüksek
FALİH : Başarı kazanan, isteğine ulaşan
FARUK : Haklıyı haksızı ayırabilen - Keskin
FATİH : Fetheden - Hüküm veren
FAZIL : Faziletli, ahlaklı
FEHİM : Anlayışlı, zeki
FERDİ : Kişiye özgü
FERHAT : Güçlükleri yenip bir yeri ele geçiren
FERHAN : Sevinç, mutlu
FERİD : Eşsiz, tek, benzeri olmayan
FERİDUN : Eşsiz, tek
FERİT : Avcı kuş
FERKAN : Güçlü, saygın soydan gelen
FERRUH : Uğurlu - Kutsal
FETHİ : Fetih ile ilgili
FEVZİ : kurtuluşla,zaferle ilgili - galip üstün gelen
FEYYAZ : Faydalı, verimli, bereketli
FIRAT : Tatlı su - Türkiye'nin en uzun akarsuyu
FİKRET : Düşünce - Akıl, anlayış
FUAT : Kalp, gönül
FURKAN : Doğruyu yanlıştan ayırma

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
235 Gösterim
Son İleti Ocak 27, 2007, 06:34:28 ÖS
Gönderen: SeaGirl
2 Yanıt
301 Gösterim
Son İleti Eylül 27, 2007, 10:32:59 ÖS
Gönderen: parlak
1 Yanıt
240 Gösterim
Son İleti Eylül 27, 2007, 06:57:50 ÖS
Gönderen: parlak
9 Yanıt
866 Gösterim
Son İleti Mayıs 03, 2010, 09:48:25 ÖS
Gönderen: özgül
5 Yanıt
338 Gösterim
Son İleti Ekim 22, 2008, 07:11:45 ÖS
Gönderen: dreamtheater80
5 Yanıt
356 Gösterim
Son İleti Eylül 28, 2007, 04:18:34 ÖS
Gönderen: hırçın
3 Yanıt
356 Gösterim
Son İleti Nisan 12, 2008, 09:26:12 ÖÖ
Gönderen: Fosil_Heart
7 Yanıt
269 Gösterim
Son İleti Mayıs 02, 2008, 08:51:04 ÖS
Gönderen: dcan
0 Yanıt
284 Gösterim
Son İleti Temmuz 21, 2008, 12:45:11 ÖÖ
Gönderen: EzeL