Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]  (Okunma sayısı 2169 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« : Nisan 06, 2009, 06:14:22 ÖS »



DOĞU TÜRKİSTAN'A ÇİN İŞKENCESİ

Ancak yarım asırdan fazla bir süredir, Doğu Türkistan topraklarındaMüslümanlar, komünist Çin yönetiminin işgali altında yaşamaktadırlar.Urumçi Üniversitesi'nin duvarında yer alan ve İngiliz The Independentgazetesinin bölge sorumlusu Andrew Higgins'in deyimiyle "katıksız ırkçıdüşünce ile zehirlenmiş bir zihniyetin göstergesi" olan bir yazı,Çinlilerin Uygur Türkleri'ne bakış açısını yansıtmaktadır:

Uygur erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, Uygur kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz.

Bölgede 1 milyon kadar askerini silah altında tutan Çin, DoğuTürkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmektedir.Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tekdurdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanmakta,Müslüman kadınlar ise tacize uğramaktadır. Çin'in baskısı, yollarıntutulması veya askeri birliklerin sık sık evlerde arama yapması ile desınırlı değildir. Japonya'da yayınlanan Mainichi Daily News gazetesi buağır baskıyı 29 Haziran 2000 tarihli sayısında şöyle aktarmıştır:

(Doğu Türkistan'da) Çin'in denetimi gün geçtikçe artmakta ve daha dadayanılmaz bir hal almaktadır. Halkın Kurtuluş Ordusu her yerde.İletişim sınırlı ve polis denetiminde yapılabiliyor. Çok az köydetelefon var ve bu hatların hepsi dinleniyor. Bir kişi sadece boş birşüphe üzerine yıllar boyunca tutuklu kalabiliyor.

Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderilmekte,asılsız suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarakkatledilmektedirler. Bunun yanı sıra, namazlarını gizli kılmak zorundakalmakta, oruç tutmalarına izin verilmemekte, dini eğitim almalarıengellenmektedir. Müslüman nüfusun sayısının artmasını engellemek içinuygulanan metod ise insanlık dışıdır: kadınlara zorla kürtajyapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerindenalınmaktadır.

Tüm bu zulüm ve işkencelere karşı Doğu Türkistan halkının, haklarınısavunma veya kendilerini koruma imkanı yoktur. Ancak dünyanın dört biryanındaki Müslümanlar, ihtiyaç içindeki bu savunmasız insanlara birçokşekilde yardımda bulunabilirler.


Çin ordusu, Doğu Türkistan'ı sıkı bir denetim altındatutmaktadır. Müslümanların hayatlarının her anı kontrol edilmekte,Komünist Parti tarafından riskli olarak görülenler tutuklanmaktadır.

KOMÜNİST TOPLUM YAPISI

Maddenin ezeli ve ebedi olduğunu savunan, Allah'ın varlığını inkareden, her türlü manevi ve ahlaki değeri reddeden komünist ideolojibugüne kadar farklı ülkelerde ve farklı toplumlarda hayatageçirilmiştir. Ancak bu ideolojinin her türlü pratik uygulamasıinsanlar için büyük bir zulme dönüşmüştür. Bunun nedeni, komünistideolojinin hayata ve insana olan bakış açısıdır. İşte komünistideolojinin dünya görüşü ve komünizmin yaşandığı toplumların genelyapısı:

* Komünist toplumlarda, Darwin'in evrim teorisi temel alınarak,insanlar gelişmiş bir hayvan türü olarak kabul edilir. Dolayısıylatoplum da bir hayvan sürüsü sayılır. Bu nedenle de insana değerverilmez.


Komünist rejimin ideali, tek tip bir toplumoluşturmaktır. İnsana değer vermeyen, toplumu adeta bir hayvan sürüsügibi gören komünist ideolojinin insanlar üzerindeki tahribatı yüzlereve bakışlara dahi yansımaktadır.

* 'Zaten sürüde çok var, bir tane eksilse bir şey olmaz' anlayışıgeçerlidir. Çalışamayan ya da sakat olanlar sürüden atılır, ölüme terkedilir. Hastalıklı ve zararlı olarak kabul edilir. Hayatı, bir "yaşammücadelesi" olarak gören bu anlayışta zayıfların yok olmasında birsakınca yoktur, bilakis bu gereklidir. Bencillik bu anlayışın temelözelliğidir.

* Toplum tıpkı sürüdeki hayvanlar gibi tek tip insanlardan oluşur.İnsanlardan aynı şekilde giyinmeleri, aynı şekilde düşünmeleri ve aynışekilde konuşmaları istenir. Farklı kültürlere, farklı inançlara,farklı fikirlere yer yoktur.


Komünizmde insan ürettiği müddetçe değerlidir. Oyüzden bir makina gibi sürekli çalışmalı ve sisteme faydalı olmalıdır.Bu çarpık inanca göre sisteme faydalı olmayanlar ise elenmeye mahkumdur.

* İnsanların bireysel özellikleri değil, topluluğa verdikleri güç vekatkıları ön plana çıkar. İyi çalışan işçi, iyi çalışan köylü idealinsandır. Sistem sadece maddi bir kavram olan çalışma ve üretmekavramları üzerine kuruludur. 'Üretmek sürüyü güçlendirmektir' mantığıgeçerlidir.

* İnsani özellikler ve güzel ahlak hiçbir zaman dikkate alınmaz.Komünist toplumda affedicilik, merhamet, vefa, şefkat gibi insanıduygulara yer yoktur.

* Allah korkusu sistemli olarak yok edildiği için, insanlar ancaksistemden korktuklarından dolayı suç işlemekten kaçınırlar. Bu nedenle,sistem görmeyecekse ya da kişi cezalandırılmayacaksa, her türlü gayrimeşru iş yapılabilir. Hırsızlık, fuhuş, cinayet ve ahlaki dejenerasyon,komünist toplumlarda son derece yaygındır.


Komünist toplumlarda iyi çalışan işçi ideal insandır.Çok zor koşullarda ve baskıcı yöneticilerin emri altında çalışaninsanlar, en ufak bir aksaklıkta ağır cezalarla karşı karşıya kalırlar.

* Ahiret inancını inkar eden komünist ideolojiye göre insanlar öldüktensonra yok olacaklardır. Bu nedenle insanlar hayatta kalabilmek, güçlüolabilmek için herşeyi yapabilirler. Herkesi düşman ve kendi yaşammücadelesinde rakip gördükleri için, kendi çıkarları doğrultusunda hertürlü ahlaksızlığı ve kötü fiili işleyebilirler.

ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN POLİTİKASI, KOMÜNİST İDEOLOJİDEN BAĞIMSIZ OLARAK DÜŞÜNÜLEMEZ

Çin'in Doğu Türkistan'da izlediği politika da komünist ideolojiningenel bir yansımasıdır. Bu nedenle Doğu Türkistan'da yaşananları buideolojiden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Benzerizulüm ve işkenceler Çin'in dört bir yanında pek çok farklı birey veyatoplum kesimine karşı da uygulanmaktadır ve bu durum, totaliter yapınınkomünizmin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteren örneklerdendir. Bunedenle bu bölüm içinde Doğu Türkistan halkının maruz kaldığı baskı vezulüm ile birlikte Çin'in ideolojisini, despot rejimini ve kendihalkına uyguladığı zulüm ve işkenceleri de ele alacağız.


Mao'nun sözleri biraraya getirilerek hazırlanankitaplar, komünist Çin'de halkın tek rehberi olmuştu. Mao bazıafişlerde kendini Marx, Engels, Lenin ve Stalin ile özdeşleştiriyordu.

Gerçekte tüm din düşmanı zalim yönetimler, iktidarlarını sağlam kılmakve muhafaza edebilmek için baskı ve şiddete başvururlar. Tarihin ünlüzalimleri ve diktatörleri hakimiyetleri altındaki insanları hep ezmiş,aşağılamış, keyfi olarak katletmişlerdir. Bu anlamda Firavun ileHitler'in, Hitler ile Stalin'in, Stalin ile Mao'nun birbirlerinden pekfarkı yoktur. Tüm bu liderler iktidarları ve ideolojileri uğruna suçsuzinsanları hiç tereddüt etmeden öldürtmüşler, korkunç katliamlaremretmişlerdir. Mao da tıpkı diğerleri gibi kurduğu komünist yönetimigüçlendirebilmek için toplama kampları oluşturmuş, buraları işkencemerkezleri haline dönüştürmüş ve kendisinden farklı düşünen milyonlarcainsanı acımasızca öldürtmüştür.


Acımasızlık ve vahşet üzerine kurulu olan Mao'nun öğretileri milyonlarca insanın katledilmesine neden olmuştur.

1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti, totaliter bir despotizm,katı bir bürokrasi, tüm üretim kaynaklarının ve araçlarının devlettarafından kontrol edildiği bir sistem üzerine inşa edilmiştir. Mao'nunuyguladığı ekonomik programların yol açtığı felaketler ve kasıtlıkıtlık politikaları neticesinde yaşanan kayıplar ise halkı büyük biryıkıma götürmüştür. Mao'dan sonra iktidara geçen Deng Xiaoping bazıekonomik reformlar yaparak, ülkenin kapısını yabancı yatırımcılara veliberal ekonomiye açmış, bu şekilde ekonomiyi düzeltmeyi hedeflemiştir.Ancak ekonomik açıdan yaşanan gelişmeler sadece üst düzey devletyönetiminin işine yaramış, Çin halkının önemli bölümünün bugelişmelerden pek menfaati olmamıştır. Üstelik Çin ekonomisinde liberalekonomi istikametinde bir gelişim yaşanırken, siyaset ve toplumaçısından aynı şeyleri ifade etmek mümkün değildir. Her ne kadar sonzamanlarda Çin'den bahsedilirken "eski komünist sistem" gibi kelimelerkullanılsa ve komünizmin sona erdiği dile getirilse de, yaşananlar busözleri yalanlamaktadır.


Çin'de yaşanan ekonomik gelişmelerden sadece KomünistParti yöneticileri istifade etmekte, halk ise açlık ve fakirlik içindeyaşamaya devam etmektedir.

Çin hala, kökü Mao'nun komünizm anlayışına dayanan, totaliter biranlayışla yönetilmektedir. Ekonomik alanda yapılan reformlar ÇinKomünist Partisi'ndeki yöneticilerin zihniyetlerinde bir değişiklikyapmamıştır. Ekonomik olarak sağlanan ilerleme ve elde edilen gelirinbüyük kısmı halkın daha çok baskı altına alınması, muhalif seslerinbastırılması için kullanılmaktadır. Şu anda Çin, dünya ülkeleriarasında en çok idamın yaşandığı ülkedir. Dahası, idamların birgösteriye dönüştüğü, idam edilen kişilerin organlarının kar amaçlı veizinsiz satılığa çıkarıldığı, hamile kadınların bebeklerinin zorlaalındığı, belki de tek ülkedir. Ülke çapında 1.000'den fazla çalışmakampı vardır ve bu kamplardaki tutuklu ve hükümlülere sistemli olarakişkence uygulanmaktadır.



ÇİN'DE İDAMLAR RUTİN BİR UYGULAMA HALİNİ ALMIŞTIR

İdam, Kızıl Çin'in baskı ve şiddete dayalı rejiminin önemli bir siyasalkontrol mekanizmasıdır. Ünlü Çinli muhalif Harry Wu, ülkesindeki budurumu şöyle tarif eder:
   
Kapitalizmi savunmakla suçlanan parti liderleri önce teşhir ediliyor, sonra da idam ediliyorlardı.

Diktatörlük doğrudan şiddetle bağlantılıdır ve rejimini ona dayanarakgeliştirir. Aynen ünlü bir Çin atasözünde belirtildiği gibi, 'maymunukorkutmak için tavuğu öldürür.' "Toplumsal eğitim", idamların toplumönünde gerçekleştirilmesiyle yapılır ve toplu idamlar Parti'nin şiddeteduyduğu güvenin göstergesidir.27



Kızıl Çin rejimi tarafından bugüne kadar milyonlarca insan idamedilmiştir. Öldürülenlerin sayısını tam olarak tespit edebilmek mümkündeğildir. Verilen rakamların çoğunluğu genel tahminlere dayanmakta,ancak yapılan yeni araştırmalar katledilen insan sayısının tahminedilen rakamlardan çok daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Komünistrejimin, idamı ve insan katliamını temel prensiplerinden biri olarakkabul etmesi ise yeni bir olgu değildir. 16 Mayıs 1951 tarihli gizlibir belge, Mao'nun Çin'de katletmeyi planladığı insan sayısını bellibir kotaya göre belirlediğini gözler önüne serer:

Öldürülmesi gereken karşı devrimcilerden bahsederken belli bir oranınbelirlenmesi şarttır. Kırsal bölgelerde bu oran genel nüfusun1/1.000'ini geçmemelidir. Şehirlerde ise bu oran, biraz daha azolmalıdır, genel nüfusun 0.5/1.000'i uygun gözüküyor. Örneğin 2 milyonkişinin yaşadığı Pekin'de 600'den fazla kişi öldürüldü. 300 kişi dahaöldürülmesi planlanıyor. Toplam 1.000 kişi yeterli olacaktır... Halabüyük grupların öldürülmesi zaruridir ve Temmuz ayının sonuna kadaröldürmeyi planladıklarımızın 2/3'sini öldürmek için elimizden geleniyapmalıyız.28

Görüldüğü gibi Mao, katliamlarını planlarken, öldürülecek kişininherhangi bir suç işlemesini zorunlu görmüyordu. İnsanları öldürmeyi,sırf topluma vereceği korku açısından gerekli görüyor ve idamlarınsayısını bir "kota meselesi" olarak değerlendiriyordu. Bu düşünceninbir diğer örneğini, "bir insanın ölümü trajedi, bir milyon insanınölümü ise bir istatistiktir" sözüyle ünlü olan Stalin'de de bulmakmümkündür. Komünist Stalin'in "istatistiksel" cinayetleri sonucunda, 40milyon masum insan hayatını yitirmiştir.


İdam edilecek kişiler önce sokaklardadolaştırılmakta, sonra da halkın gözü önünde idamgerçekleştirilmektedir. İdam sırasında kullanılan kurşunun masrafı iseidam edilen kişinin ailesinden alınmaktadır.





Mao da öldürülecek kişiler için ölüm emrini bizzat kendisi, yazılıolarak vermekten çekinmemiştir. 17 Ocak 1951 tarihli bir belgede,içlerinde Deng Xiaoping'in de bulunduğu yoldaşlarına şöyle talimatverir:

Hunan'ın batısındaki 21 bölgede 4.600 çete lideri, yerel direnişçi veKoumintang ajanı öldürülmüştür. Bu yıl yerel otoriteler tarafından birgrup insanın daha öldürülmesi planlanmaktadır. Bu uygulamanın gerekliolduğuna inanıyorum... gerekirse daha büyük gruplar öldürmeliyiz...Büyük hamleler gerçekleştirmek, gerektiğinde öldürülmesi gereken tümmuhalifleri soğukkanlılıkla öldürebilmeyi gerektirir.

Mao'nun hayatta olduğu ilk dönemlerde idamlar büyük bir hızla ve kimizaman toplum önünde, kimi zaman da kimsenin haberi olmadangerçekleştiriliyordu. Örneğin 1953'de Yang Pei isimli bir kadınkocasının idam edilmiş olduğunu, kocasından boşanmak için mahkemeyebaşvurduğunda öğrenmişti.



Deng döneminde de idamlar devam etti. Bu arada, idam edilen kişileresıkılan kurşunların masrafının ailesinden karşılanması gibi, akıl almazbir "tasarruf" tedbiri de uygulamaya kondu. Üstelik bu dönemde idamlarsayesinde devletin kar elde edeceği bir yol daha bulunmuştu: İdamedilen kişilerin organları satılığa çıkarılıyor, bu gelire devlettamamen el koyuyordu.

Görüldüğü gibi günümüzün Kızıl Çin yöneticileri de, düzenli idamlargerçekleştirirken, insanları çalışma kamplarında katlederken, aslındasözde "ebedi" önderleri Mao'nun izinden gitmektedirler.

Çin'de idamlar hala düzenli olarak geçekleştirilmektedir. Yıl boyuncagerçekleşen idamlarda tam olarak kaç kişinin hayatını kaybettiği ise,Çin hükümeti bu bilgiyi devlet sırrı olarak nitelendirdiği için,bilinmemektedir. Yine de genel bir fikir vermesi açısından bazırakamlar şu şekilde aktarılabilir:

Uluslararası Af Örgütü'nün (Amnesty International) hazırladığı raporagöre 1994 yılında 2.050 kişi idam edilmiştir. Yalnızca 1995'in ilkyarısı için bu sayı 1.313'tür. 2000'li yıllara geldiğinde ise sayı dahaartmıştır.



2001 yılının ilk üç ayı içerisinde 1.781 kişi idam edilmiştir. Bu rakama idam edilmeyi bekleyen 2.960 kişi dahil değildir.

Bu sayı Çin'in dışında kalan dünya ülkelerinin son üç yılda idamettikleri kişilerin toplam sayısından bile daha çoktur. Üstelik idamedilenler arasında 15-16 yaşında kız çocuklarından din adamlarına kadarçok çeşitli sosyal gruplardan insanlar bulunmaktadır. Bu insanların pekçoğunun ortak "suçu" ise kendi vatanlarında özgürce yaşama, konuşma,düşünce ve ibadet özgürlüğü gibi en doğal insan haklarına sahip olmayıtalep etmektir. Oysa Çin hükümetinin gözünde hem adi suçlular hem dedemokrasi yanlıları "karşı devrimci"dir. Yani olabilecek en ciddi suçuişlemektedirler. Bu nedenle basit suçlardan olduğu kadar düşüncesuçları nedeniyle de pek çok kişi idam edilmektedir. Ayrıca günümüzdesiyasi suçluların idam edilebilmesi için bazı yeni yöntemlergeliştirilmiştir. Bu yöntemlerden en yaygın olanı ise, siyasisuçluların, düzmece adi suçlarla suçlanmalarıdır.



Çin yetkilileri, her zaman, halka göz dağı vermek ve hükümetin gücünüartırmak için idamın gerekli olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle deidam edilecek kişileri şehrin sokaklarında dolaştırarak ifşa etme vedaha sonra yine halkın gözü önünde idam etme yöntemini tercihetmektedirler. İdam edilecek kişi elleri kelepçeli olarak halkın önünegetirilir ve yüzü seyirciye dönük olarak tutulur. Boynundaki yaftadaise ismi ve suçu yazılıdır. Meydanlarda yaşanan bu vahşet sahneleri,televizyonlardan da canlı olarak yayınlanmaktadır.


1984 yılında Newsweek dergisinde toplu idam sahnelerinin resmininyayınlanmasının ardından uluslararası imajının zedeleneceğini düşünenÇin hükümeti, yeni bir genelge yayınlamış ve idam edilecek kişilerinsokaklarda dolaştırılması kuralını kaldırmıştır. Hatta sonraki yıllardabu genelge, idam edilecek siyasi tutukluların idamlarının ailelerindendahi saklı tutulması maddesi eklenerek genişletilmiştir. Bu genelgelerÇin'de siyasi idamların kalktığı değil, gözden uzak mekanlarda tümhızıyla devam ettiği anlamına gelmektedir. Ayrıca 1989'da yaşananTiananmen olaylarından sonra iç politikaya dair endişeler, uluslararasıimajın önüne geçmiş ve bu olayda yer alan muhalif isimlerin bir kısmıtoplum önünde idam edilmiştir.





Kızıl Çin'in insanları sırf farklı fikirleri ve inançları dolayısıylaidam etmesi, Hz. Musa döneminde yaşamış ve tarihin en zalimdiktatörlerinden olan Mısır Firavunu'nu hatırlatmaktadır. Firavun, Hz.Musa'ya tabi olup iman edenleri, sırf kendi sözünden dışarı çıktıkları,kendisinin koyduğu kurallara uymadıkları gerekçesi ile idam etmekletehdit etmiştir. Firavun'un iman edenlere yönelik bu tehdidi Kuran'daşu şekilde bildirilmiştir:

(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız?Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakındabileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamakestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." (ŞuaraSuresi, 49)
« Son Düzenleme: Nisan 06, 2009, 06:15:47 ÖS Gönderen: Fosil_Heart »
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #1 : Nisan 06, 2009, 06:16:24 ÖS »
İDAMLAR DOĞU TÜRKİSTAN'DA DA DEVAM EDİYOR

Kendi halkına karşı böylesine acımasız bir politika izleyen Çin'inbaskısı, Doğu Türkistan söz konusu olduğunda çok daha serttir. Ülkenindört bir yanında gerçekleştirilen idamlarda öldürülen Doğu TürkistanMüslümanlarının oranı oldukça yüksektir. Müslüman halkın, dinleriniözgürce yaşamak, dillerini konuşabilmek gibi temel hak veözgürlüklerini savunmak için düzenledikleri herhangi bir girişim,şiddetle cezalandırılmaktadır.



Çin genelinde olduğu gibi Doğu Türkistan'da da idamlar devam etmekte,genelde hiçbir delili olmayan suçlamalarla, sadece şüpheye dayanılarakmasum insanlar katledilmektedir. Çin'de mahkemeler demokratikülkelerdeki gibi bağımsız olarak işlememekte, Çin Komünist Partisi'ninsiyasi amaçları çerçevesinde hareket etmektedir. Bu nedenle de idamamahkum edilen kişilerin davaları çok hızlı görülmekte, insanlarakendilerini savunmak için yeterli süre ve imkan tanınmamaktadır. Hızlaalınan idam kararı, çoğu zaman kişinin ailesinin haberdar edilmesinebile vakit tanınmadan infaz edilmektedir. Resmi rakamlara göre1997-1999 arasında yalnız Doğu Türkistan'da 210 Müslüman idamedilmiştir, gerçek sayının ise bundan çok daha fazla olduğu tahminedilmektedir.32 Her ay mutlaka idamlar gerçekleştirilmekte, Mao'nun"belirli bir kotaya göre öldürme" yöntemi titizlikle uygulanmaktadır.



Komünist yönetimin, Müslüman varlığını sindirebilmek için başvurduğuyöntemlerden biri de toplu tutuklamalar ve göz altında yapılanişkencelerdir. Tutuklanan Müslümanların büyük kısmı çalışma kamplarındaağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Ancak tutuklananlardan dahasonra çoğunlukla haber alınamamaktadır. Aileleri bu kişilerin neredetutulduklarından veya hala yaşayıp yaşamadıklarından bile haberdardeğildir.




(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden öncemi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyseyakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamakestireceğim ve sizinhepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." (Araf Suresi, 123-124)

Çin hapishaneleri ve çalışma kampları işkencenin yoğun olarakkullanıldığı yerlerdir. Çeşitli uluslararası örgütler de Çin'dekisistemli işkenceye dikkat çekmekte ve yayınladıkları raporlarla Çinhükümetini uyarmaktadırlar. Bu raporlardan birisi de Uluslararası AfÖrgütü'nün 1999 yılında yayınladığı ve Doğu Türkistan'daki insanhakları ihlallerini konu alan 34 sayfalık raporudur. Bu raporda yeralan pek çok olaydan biri de Doğu Türkistan'da tutuklu bulunan 17yaşında bir gencin yakınlarının hapishanelerdeki koşullarla ilgilianlattıklarıdır:
   
Komünist Çin'den kaçıp, Türklere katılan Sovyet Binbaşısı YusufSamilov, Çin askerleri tarafından boynuna kezzap dökülerekkatledilmişti.
Hapishane o kadar kalabalıktı ki, tutukluklar küçük bir hücrede 5-6 kişi tutuluyorlardı.



Hücrenin küçüklüğü geceleri uyumalarına engel oluyor, ancaknöbetleşerek uyuyabiliyorlardı. Polisler hücreleri her dolaştıklarındatutukluları dövüyorlardı. Sorgulama için seçilen tutuklular, dayakyedikleri, dövüldükleri, bedenlerine elektrik şok verildiği özel birsorgu odasına götürülüyorlardı. Sorgu odasında duvara monte edilmiş birray vardı. Bazı tutuklular tek ayaklarından veya tek ellerinden burayakelepçelenerek asılıyor ve bu pozisyonda 24 saat bekletiliyorlardı.Kelepçeleri çözüldüğünde ayakta bile duramaz halde oluyorlardı.Bazılarının kerpetenle tırnakları çekiliyor, bazılarının isetırnaklarının altına elektrik veriliyordu.33

Bu işkenceleri yaşayan tutuklu iki ay boyunca hapishanede kalmış veancak ailesinin verdiği 2.000 Yen rüşvet sonrasında serbestbırakılmıştır. Gözaltına alındıktan sonra Halk Güvenlik Bürosu'ndatutulan bir başka tutuklunun yaşadığı işkence olayları çok dahaacımasızdır. Üstelik bu kişinin tek suçu arkadaşları ile bir arayagelip fikir alış verişinde bulunmaktır:


Çin güvenlik güçleri tarafından 4 Şubat 1997tarihinde Gulca'da tutuklanan ve sadece inançlarından dolayı akıl almazişkencelere maruz kalan binlerce Uygur Türkü'nden sadece birininyaşadıkları...

Tutukevinin yanında, yer altında şüphelilerin sorgulandığı özel birmekan vardı. O da burada sorgulandı ve çeşitli işkencelere maruz kaldı.

Çin'in bazı işkence yöntemleri

Örneğin elleri arkasından bağlandı ve sorgucular kollarını havayakaldırıp bükmeye başladılar. Çok acı veren bu pozisyonda uzun süretuttular. Daha sonra vücuduna elektrik verdiler. Dili ve cinsel organıda dahil olmak üzere tüm vücuduna elektrik veriliyordu. Bacaklarınaahşap sopalarla vuruyorlardı. İşkence sırasında kafasına, hayati birtehlike geçirmemesi için, metal bir miğfer giydirmişlerdi. Çünkü bazıtutuklular işkence görürken artık bunun bir son bulmasını sağlamak içinbaşlarını özellikle duvarlara vuruyorlar, böylece intihar ediyorlardı.34

Suçlu bulunan kişilerin sözde "yeniden eğitilmek" için gönderildikleriçalışma kamplarında ise koşullar çok daha fecidir. Çin'de "yenideneğitmek" kişiyi komünist ideolojiyi kabul etmeye ikna etmek, koşullarne olursa olsun Parti'nin emirlerine itaat edecek kıvama getirmekanlamına gelmektedir. Bunun için kullanılan yöntemler ise insanlıkdışıdır:



Kamplardaki tutukluların odun keserek, taş kırıp taşıyarak ve tarımişlerinde çalışarak en az 10 saat çalışmaları gerekmekteydi. Eğervaktinde uyumaz veya uyanmazlarsa, bağırarak konuşurlarsa, güler veyaağlarlarsa, abdest almak için gizlice su alırlarsa, yapmaları gerekenişleri bitirmezlerse, gardiyanlara cevap verirlerse ağır bir şekildecezalandırılıyorlardı. Başa vurarak dövme, vücudun çeşitli yerlerineelektrik verme, havada uçak pozisyonunda asılı tutma, direğe asma,tavana asıp dövme ise en sık verilen cezalar arasındaydı. Çoğu zamanmahkumların makatlarına elektrikli çubuk sokuluyordu. Pek çok mahkumundişleri kırılmış, çoğu kısmi duyma kaybına uğramış, kolları kırılmış veenfeksiyon kapmışlardı. Sık sık gardiyanlar tarafından aşağılanıyor vealay ediliyorlardı. Yemek vakitlerinde önce Çince marş söylemelerigerekiyor, yapmayanlara yemek verilmiyordu. Kampta doktor bulunmuyordu.Hasta olan mahkumlar çalıştırılmaya devam ediliyor, yemek verilmiyordu,ancak bulaşıcı bir hastalığa yakalanmışsa 36 km uzaklıktaki hastaneyegötürülüyorlardı. Bazıları ise hastaneye götürülürken yolda hayatlarınıkaybediyordu.35

Görüldüğü gibi Çin'in Doğu Türkistan'da izlediği politika, kitlesel birişkence ve soykırım programıdır. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi'ninedindiği bilgiye göre, sadece 1999 yılının başından aynı yılın Martayına kadar Doğu Türkistan'da 10 bine yakın Uygur Türk'ü hayalisuçlamalarla gözaltına alınmış, üstte tarif edilen şartlarda tutukluolarak alıkonmuş, Komünist Parti denetimindeki yargı sürecininsonucunda da ölüm cezası başta olmak üzere son derece ağır cezalaraçarptırılmışlardır. 1999 yılının başından Mart 2000'e kadar DoğuTürkistan'da mahkemelerde ölüm cezasına çarptırılmış veya çatışmalardaişkence sonucu öldürülmüş kişilerin sayısı ise 2.500 civarındadır.





Çin Hükümeti Doğu Türkistan'da yürütmekte olduğu soykırımda küçükçocukları bile çeşitli suçlamalarla tutuklamaktadır. Örneğin, 30 Ekim1999'da Hotan Şehri Emniyet Müdürlüğü, ortaokul öğrencisi bir Türkkızını, el yazısının sokağa yapıştırılan duvar yazısına benzediğigerekçesiyle tutuklamıştır. Bunların dışında, Bölge Genel SekreteriWang Le Çuan Hotan'da yaptığı basına kapalı konuşmasında, derskitabının üzerindeki Mao'nun resmini yırttığından dolayı bir ilkokulöğrencisinin tutuklandığına yer vermiştir.


Amnesty International Briefing, CrescentInternational ve Muslim Observer gibi yabancı yayınlarda işgal altındayaşayan Doğu Türkistan Müslümanlarının karşı karşıya oldukları büyükbaskı ve zulümden detaylı olarak bahsedilmektedir.Düzenli olarakgerçekleştirilen idamlarda yüzlerce Müslüman katledilmektedir. Halenbinlercesi de hapishanelerde idam edilmeyi beklemektedir.

MAO TARZI İŞKENCE ÖRNEKLERİ

Dünya tarihine zalimliği ve gaddarlığı ile geçen Mao Tse-Tung, yalnızcaDoğu Türkistan Müslümanlarına değil, kendi vatandaşları da dahil olmaküzere tüm Çin halkına akıl almaz işkenceler uygulatmıştır. ÖzellikleKültür Devrimi adı verilen barbarlık döneminde, Mao'nun emrindeki KızılMuhafızların yaptıkları, büyük birer insanlık suçudur. Bunlardanbazıları şu şekildedir:

(Üstteki resim) Kızıl Muhafızlar rejim aleyhtarı olarak gördükleriherkesi acımasızca katlediyorlardı. Resimde Pekin ele geçirildiktensonra nehir kenarında öldürülen mahkumlar görülmektedir. (Alttakiresim) Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, Mao'nun militanlarıtarafından oluşturulan "halk mahkemeleri"nde yargılanıyor, ardındanacımasızca katlediliyorlardı.

Özel kelepçeler takmak ve bunları mahkumların bileklerinde iyice sıkmakMao'nun cezaevlerinde yaygınlıkla kullanılan bir işkence biçimiydi.Mahkumların ayak bileklerine aynı zamanda zincirler de geçiriliyordu.Hatta bazen kelepçeler mahkumun ne yemesine ne içmesine ne de tuvaletegitmesine imkan verecek şekilde penceredeki parmaklıklardan birinetutturuluyordu. Amaç bireyi küçük düşürmek, aşağılamaktı... Halkhükümeti, her türlü işkenceyi yasakladığını iddia ettiğinden, bunaresmi dilde cezalandırma ya da ikna adı veriliyordu.1

Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün halkın davetedildiği açık duruşmalarda, Kızıl Muhafızlar tarafındanparçalanıyordu... Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya dahala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yedirtiyordu.


(Soldaki resim) Kızıl Muhafızlar rejim aleyhtarıolarak gördükleri herkesi acımasızca katlediyorlardı. Resimde Pekin elegeçirildikten sonra nehir kenarında öldürülen mahkumlar görülmektedir.(Sağdaki resim) Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, Mao'nunmilitanları tarafından oluşturulan "halk mahkemeleri"nde yargılanıyor,ardından acımasızca katlediliyorlardı.

Komünizmin Kara Kitabı isimli eserde, Mao döneminde tutuklananüniversite profesörlerine yapılan insanlık dışı işkenceler birgözlemcinin sözleriyle şöyle aktarılıyordu:

Profesörlerin boyunlarına da içleri taşla dolu kovalar asılmıştı.Müdürü fark ettim. Kova o kadar ağırdı ki, madeni tel deriye iyicegömülmüştü, adam sallanıyordu. Hepsi yalınayak, gonglara ya datencerelere vurarak alanı dolaşırken bağırıyordu: 'Ben haydut bilmemkim'. En sonunda tümü dizlerinin üzerine çöktü, tütsüler yaktı ve MaoTse-Tung'a suçlarını affettirmek için yalvardı... Birkaç kız bayılacakgibi oldu. Dayak ve işkenceler bunu izledi. Daha önce hiç böyle işkencegörmemiştim: onlara atık maddeleri ve böcekler yediriliyor ve elektrikveriliyordu. Cam kırıkları üzerine diz çökmeleri için zorlanıyorlar,kollarından ve bacaklarından askıya alınarak uçak durumunasokuluyorlardı.3

Aynı kitapta cezaevlerinden şu şekilde bahsediliyordu:

En değişik ve en sadist işkenceler sıradan uygulamalardı. Bunlarınarasında en yaygın olanı bileklerden ya da işaret parmaklarından askıyaalınmaktı... En kötü gaddarlıklar denetimsiz bir biçimde ortalığı kasıpkavurabiliyordu. Bir kamp komutanı birçok tecavüz olayının yanı sıra,bir yıl içinde 1.320 tutukluyu ya katlettirmiş ya da canlı canlıtoprağa gömdürmüştü.

"YENİDEN EĞİTİM MERKEZLERİ": LAOGAİLER

Hitler'in toplama kamplarının ve Stalin'in toplama kampları olangulagların yerini Çin'de "laogai"ler almıştır. İnsanların düşüncelerinitamamen kontrol altına almayı hedefleyen, bu amaçla onları köleleştirenlaogai sistemi, Çin Devletinin en önemli denetim mekanizmalarındanbirisidir. Bu kamplarda bugüne kadar 20 milyon insan hayatınıkaybetmiştir.38 Bir tür toplama kampı olan bu yerlerde suçluların zorlaçalıştırılarak sözde "yeniden eğitilmeleri" hedeflenmektedir. En sıkkullanılan sloganlardan birisi, "zorla çalıştırmak bir araç, düşüncedevrimi ise amaçtır" sloganıdır. Daha açık ifade etmek gerekirselaogailerde amaç, potansiyel tehlike olarak görülen kişilerin her türlüyönteme başvurularak Komünist Parti'nin istediği forma girmesinisağlamaktır. Bu ise aşağılanma, eziyet görme, köleleştirilme ve işkenceile eş anlamlıdır.

Ancak bu kamplar çoğu zaman başka isimlerin arkasına gizlenir, bazenbir fabrika, bazen bir maden, bazen de sıradan bir çiftlikgörünümündedir. Örneğin The Washington Post gazetesinde yer alan birhaberde "Hunan Özel Elektrik-Makine Fabrikası"nın bu merkezlerden biriolduğuna yer verilmiştir. Asıl adı "Hunan Bölgesi 1 No'lu Hapishane"olan bu merkezde sayıları 2 bin ile 3 bin arasında değişen tutuklulargünde ortalama 16 saat çalıştırılarak üretim yapmaktadır. Eskidenendüstriyel jeneratör üretimi yapılan fabrikada, şu anda ilaç kutusu,eldiven, yılbaşı ışıkları gibi değişik ürünler imal edilmektedir.39

Asıl amacı suçluların cezalandırılması olan laogailerde, suçlular çokağır şartlarda çalıştırılarak sömürülmektedir. Laogailerde bulunaninsanların hiçbir hakları yoktur. Fabrikalarda, madenlerde, devletçiftliklerinde çalışmak ve kurallara uymak zorundadırlar. Bir kişi,yetkililer onun tam anlamı ile yenilendiğine (yani türlü işkence vezulüm yöntemleriyle Komünist Parti'nin istediği forma girdiğine veitaat eder hale geldiğine) kanaat getirene kadar bu kamplarda tutulur.Bazen bu bir ömür boyu sürer. Çünkü bir suçlunun ceza süresi dolsa bileeğer yönetim kişinin değiştiğine kanaat getirmezse, görev değişikliğiyapılarak bu kişi kampta tutulmaya devam edilir. 1997 yılı itibarıyle,Çin genelinde 1.000'den fazla laogai, bu laogailerde ise 8-10 milyonkişi bulunduğu bilinmektedir.


Laogai olarak adlandırılan Çin toplama kamplarındamilyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Bu kamplarda yaşananlarınanlatıldığı az sayıda kitap dahi, komünist Çin yönetimininacımasızlığını anlamak için yeterlidir.

Bu tutsakların ürettiklerinin geliri Çin'in bütçesinin önemli birkısmını oluşturmaktadır. 1999 yılında yapılan bir araştırmada sadece 99laogainin yıllık toplam 842.7 milyon dolarlık satış yaptığı ortayaçıkarılmıştır.41 Diğer bir deyişle dünyanın dört bir yanında Çin yapımımallar kullananların büyük bölümü, aslında Kızıl Çin yönetimininkamplarda zorla çalıştırdığı tutukluların yaptıkları ürünlerikullanmaktadırlar. Örneğin Çin, dünyanın önemli çay üreticileriarasında yer almaktadır. İhraç ettiği çayın 1/3'i ise laogailerdeüretilmektedir. Laogailerdeki işçi köleler 120 çeşit çay üretmektedirve eğer ürün yeterince kaliteli olmazsa cezalandırılmaktadırlar.42

Aslında komünist ideolojinin ana unsurlarından biri olan "insanlarürettikçe önemlidir, mühim olan üretimdeki artıştır" düşüncesilaogailerin yapılanması için de geçerlidir. Çin Komünist Partisi'negöre insan en önemli üretim aracıdır ve tüm insanlar üretici güç olarakhizmet vermelidirler. Ve şiddet, üretim gücünü artıracak en önemliöğedir. 19 yıl boyunca laogaide kalan ve Amerika'ya iltica ettiktensonra kurduğu Laogai Vakfı aracılığı ile Çin'deki insan haklarıihlalleri ile mücadele eden Harry Wu'nun yaptığı araştırmalara göre,Çin, laogailerde yapılan üretimden yılda 600 milyon dolar kar eldeetmektedir. Bu rakam Pekin tarafından yapılan resmi açıklamalarda dakabul edilmiştir.43

Görüldüğü gibi laogai basit bir hapishane sistemi değil, KomünistParti'nin totaliter rejimini devam ettirebilmesini sağlayan önemli birsiyasi araçtır. Nitekim Mao da bu gerçeği şu sözleri ile dilegetirmiştir:

Marksizm, devleti, bir sınıfın bir diğer sınıfı yönetebilmek içinkullandığı bir şiddet aracı olarak görür. Laogailer de bu devletmekanizmasının şiddet araçlarından birisidir. Bu araçlar proletaryanınve halk kitlelerinin çıkarlarını temsil eder ve sömürgeci sınıflardankaynaklanan muhalif düşüncelerin üzerindeki diktatörlüğünüsağlamlaştırır.



Çin hükümeti her ne kadar bu kampların gerçek yüzünü gizlemeye çalışsada, kamplarda yıllarını geçirmiş daha sonra yurt dışına iltica etmişkişiler laogailerde yaşananları tüm dünyaya açıklamaktadır. Uzun yıllarbir laogaide kalmış olan Jean Pasqualini de bunlardan birisidir.Laogainin iddia edildiği gibi bir "enstitü" değil, bir işkence sistemiolduğunu söyleyen Pasqualini, bu kamplarda, olabilecek en insanlık dışımanzaraların yaşandığını anlatır. Pasqualini'nin açıkladığıgerçeklerden birisi de, Kızıl Çin'in, laogaileri veya suçlularıncezalandırılmasını anlatırken kullandığı aldatıcı üsluptur. Buna göre;

Çin'de tutuklular, sosyalizmi iki elleri ile yeniden inşa etmek için,kendilerini yenilemek için, yeniden doğmak için ve yepyeni insanlarhaline gelmek için zorla çalıştırılırlar. Laogailerde bulunan işçiköleler, yalnızca insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalmaz aynızamanda hatalarının bedelini de öderler. Çin cezalandırma sistemininçok özel bir lugatı vardır: insanlık dışı terminoloji insani bir dileçevrilmiştir. Birisi asla cezalandırılmaz, ancak reformdan geçer.Hapishaneler genellikle, bireylerin çalışıp öğrendikleri ve kendileriniyeniledikleri okullar olarak adlandırılır. Bir tutuklu asla dayakyemez, kendisine ders verilir. Asla aşağılanmaz, sadece eleştirilir. Vehapishane yetkilileri size, eleştirinin hükümetin size değer verdiğinigösteren bir şey olduğunu, eleştiri olmadan gelişme olamayacağınıanlatmakla vakit kaybetmezler. Bilgi verenler (aslında bunlarihbarcılardır), hükümete işini daha iyi yapabilmesi için yardım edenkişilerdir. Bu kişiler aynı zamanda tutuklulara "hatalarını anlamalarıiçin yardımcı" olurlar. Tutuklular arasında "yardım" en çok korkulansözcüklerden biridir! Tutuklular birbirlerini ispiyonlamazlar, sadecebirbirlerine karşılıklı destek verirler. Cezası dolan tutuklular mezunolmuşlardır ve topluma yeniden karışabilir, yeni bir hayata atılabilirve tekrar insanlar arasına dönebilirler. Ancak serbest bırakılmasözcüğü de son derece yanlış ve tehlikelidir. Çünkü pek çoğu çalışmakamplarında kalmaya devam eder ve işçi köleler olarak kullanılırlar.Sadece artık statüleri değişmiştir. Çünkü onlar artık "çalışanlar" veya"serbest kalmış işçiler"dir.


Fransız Le Courrier International isimli dergide yeralan "Çalış ve Sus" başlıklı haber, çalışma kamplarında yaşanan zulmü,çeşitli tanıkların ifadesinden yola çıkarak, tüm detaylarıyla ortayakoyuyor. Haberde 18 yaşından küçük çocukların hiçbir ücret ödenmeksizinzorla çalıştırıldıklarından ve geceleri ahır benzeri hücrelerekapatıldıklarından bahsediliyor. Özellikle de Guangdong'daki çalışmakamplarının 2. Dünya Savaşı'ndaki kampları aratmadığının vurgulandığıyazı şu cümleyle bitiyor: "İnsanı kahreden bir durum. Bu insanlarhayatta kalmanın zor olduğu korkunç bir durumdalar..."

Çin komünistlerinin bu aldatıcı terminolojisi, George Orwell'in ünlü1984 adlı romanında tasvir ettiği ve asıl işi insanlara işkence etmekolan "Sevgi Bakanlığı"nı hatırlatmaktadır. Komünist totaliterliğin busahte terimlerine, hayatın her alanında rastlanır. Jean Pasqualini builginç terminolojiyi aktarmaya şöyle devam etmektedir:

Proletarya Diktatörlüğü şimdilerde yerini Halkın DemokratikDiktatörlüğüne bırakmıştır. Sanki bir diktatör demokrat olabilirmişgibi. Ya da demokrasi, diktatörlüğü tolere edebilirmiş gibi. Bir insanya biridir ya diğeri. İkisi birden olamaz! Terminoloji değişmiştir, amahedefler hep aynıdır. 60'ların başında yaşanan ve 20 milyon insanınhayatını kaybetmesi ile neticelenen kıtlık da resmi olarak hep üç yılboyunca süren ekonomik zorluklar olarak anılmıştır. Büyük Atılımprojesinin kurbanlarından bir kere bile bahsedilmemiştir. Tam tersinebu durum iyi ve harika olarak tarif edilmiştir.

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #2 : Nisan 06, 2009, 06:17:17 ÖS »
ÇİN, MAHKUMLARIN ORGANLARINI SATIYOR

Kızıl Çin yönetimi yıllardır kendisine gelir sağlamak için, tıbbiyardım, hastaların iyiliği, atıkların değerlendirilmesi gibi gerekçeleröne sürerek mahkumların organlarını satmaktadır. Diğer bir deyişlemahkumların organlarını kar amaçlı kullanmaktadır. Devlet, mahkumlarınidamından sonra kullanılabilir her organ başına ortalama 10-15 bindolar kar elde etmektedir. 1970'lerde çıkarılan "idam edilenmahkumların bedenlerinin kullanılmasına" dair kanunla, idam edilenkişilerin organlarının kullanılması meşru hale getirilmiştir. Bunagöre, eğer mahkum sahipsizse veya kendisi ya da ailesi ölümünden sonraorganlarının kullanılmasına izin vermişse, idam edilen kişilerinorganları alınarak satılmaktadır.

İlk bakışta belki makul gibi gözükebilecek bu uygulamanın, Çin'dekiortam göz önünde bulundurulduğunda, aslında ne kadar vahşice olduğudaha kolay anlaşılacaktır.


Her yıl binlerce insanın idam edildiği komünistÇin'de, idam edilen kişilerin derileri soyuluyor, böbrekleri alınıyor.Organları alındıktan sonra atık konumuna gelen kişi ise bir torbayakonulup, çöpe atılıyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Çin'de belki de en değersiz şey insanhayatıdır ve sudan bahanelerle ayda ortalama 300 kişi idamedilmektedir. İdam edilen kişilerin büyük çoğunluğu ise sahipsizkonumundadır, çünkü aileler yakınlarının nerede tutuklu bulunduğunubilmedikleri gibi, genellikle idam edildiklerinden de çok sonrahaberdar olmaktadırlar. Çoğu zaman da idam edilen yakınlarına, kendibaşlarına bir şey gelmesinden çekindikleri için, sahipçıkmamaktadırlar. Bu durum neredeyse idam edilenlerin hepsininvücudunun parçalanıp organlarının alınmasını meşrulaştırmaktadır.Nitekim Harry Wu, bu gerçeği kendi yaşamından bir örnekle şöylebelirtmektedir:

Harry Wu

Herkes gayet iyi bilir ki Çin'de tüm toplum her yönüyle KomünistParti'nin denetimi altındadır. Ve eğer Çin Halk Cumhuriyeti'nde birkişi "devrim karşıtı" veya "sınıf düşmanı" olmakla suçlanmışsa o kişiya ailesinden tamamen koparılır, ya da ailesinin de onu suçlamasısağlanır... Çalışma kampında tutulduğum 19 yıl boyunca ailemden hiçkimse teknik olarak beni görmeye gelmedi. Eminim ki o zaman idamedilseydim, ben de sahipsiz ya da ailesi tarafından reddedilenlerkonumunda olacaktım ve bedenim hükümetin kar etmesi için kullanılacaktı.


Harry Wu

yrıca ailelerin idam olayından haberi olsa bile, Kızıl Çin hükümetiidam edilen kişinin veya ailesinin iznini almaya pek de ihtiyaçduymamaktadır. Ya da bir şekilde onları, yakınlarının organlarınıbağışlamaya ikna etmektedir. Mahkumların organlarının izinsiz olarakÇinli yetkililerce alındığı Çinli bir doktor tarafından New York'dayapılan bir açıklamada şöyle dile getirilmektedir:

Harry Wu ABD'de açıklama yapmadan önce izin diye bir şey yoktu, amaşimdi Çin hükümeti mecburiyetten bazı formaliteler icat etti.Dolayısıyla şimdi bir yabancı bu konuda bir şey sorduğunda artık onaverecek cevabımız var: "Elbette, merak etmeyin."48

Dr. Wang Guoqi

Harry Wu 1994'de, mahkumların organlarının çıkarıldığı seanslaradefalarca katılmış bir hastane görevlisi ile yaptığı görüşmede,görevlinin kendisine, "başı hedef alan tek bir kurşun, beyniparçalıyor. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra da, artık o bir insansayılmıyor, sadece bizim kullanacağımız bir atık durumuna düşüyor"dediğini aktarmakta ve Çin hükümetinin mahkumlara bakış açısını gözlerönüne sermektedir. Buna göre mahkumlar, öldürülmesinde bir sakıncaolmayan ve bedenleri atık olarak kullanılabilecek kişilerdir.


Dr. Wang Guoqi

aha sonra bu organlar devlet tarafından yurt dışındaki hastalara fahişfiyatlarla satılmaktadır. Hatta Çin'de doktorlar yurt dışından gelenhastalara, toplu idam dönemlerini beklemelerini tavsiye etmektedirler.Mahkumların organlarının alınmasından sonra bu organların kim için venasıl kullanılacağı da komünist devlet tarafından belirlenmektedir. Herzaman olduğu gibi, Komünist Parti yöneticileri öncelikli sınıftır. Dahasonra yabancı veya yurt dışında yaşayan Çin vatandaşları gelir. Eğeryeterince paraları varsa, Çin'de yaşayan halk da bu organlardanfaydalanabilir. En son faydalanma hakkına sahip olanlar ise, çokihtiyaçları olsa bile, sırada olan fakir Çinli hastalardır. Dolayısıylabu, insanlığın iyiliğine değil, Komünist Parti yöneticilerinin veelitlerin yararına çalışan bir sistemdir. Ve bu sistem, çoğu zamandüşünmekten ve farklı fikir getirmekten başka hiçbir suçu olmadığıhalde katledilen kişilerin organları çalınarak yürütülmektedir.

Yapılan araştırmalar 1970'li yılların başından 1995 yılı ortasına kadarÇin'de 20 bin böbrek naklinin gerçekleştirildiğini göstermektedir.Uluslararası Af Örgütü'nün 1996 tarihli raporu ise idam edilenmahkumların neredeyse %90'ının organlarının alındığını belirtmiştir.The Washington Post gazetesi 27 Haziran 2001 tarihli sayısında, organticareti içerisinde yer alan bir doktorun itiraflarına yer vermiş ve buticaretin Çin'de ne derece yaygın olduğunun altını çizmiştir.



Habere göre yanık uzmanı olan Wang Guoqi isimli bu doktor 100'den fazladefa mahkumlardan organ alınması operasyonuna katılmıştı. Buoperasyonlarda mahkumların derilerinin ve kornealarının toplanmasınayardımcı olan Guoqi, çalıştığı "Tianjin Yarı Askeri Polis Hastanesi"ndebu organların fahiş fiyatlara satıldığına da tanıklık etmişti. İdamtarihlerini ve yerlerini, operasyona katılan doktorların isimlerini vetıbbi prosedürlerin grafik dökümünü de detaylı olarak veren Dr. WangGuoqi, mahkumların vurulduktan sonra hemen ambulansa götürüldüğünü veölümünden birkaç dakika sonra organlarının alındığını anlatıyordu. Dahasonra ceset krematoryuma götürülüyor ve burada Guoqi ve diğer doktorlarcesedin derisini yüzüyorlardı. Dr. Guoqi bu manzarayı şöyle anlatıyordu:

Çıkarılabilir tüm organlar ve dokular alındıktan sonra geriye çirkinbir et yığını kalıyordu. Daha sonra ceset krematoryumun yetkilileritarafından alınıp götürülüyordu.



Dahası Çinli yetkililer organların alınması için her zaman mahkumunölmesini beklemiyorlardı. Guoqi'nin yaşadığı bir olay bu durumunçarpıcı örneklerinden birisiydi: Görevli mahkuma ateş etmiş, ancakkurşun mahkumu anında öldürmemişti, mahkum yerde titremeye devamediyordu. Buna rağmen doktorlara mahkumu ambulansa götürmeleriemredilmişti. Ürologlar hemen böbreklerini alırken, Guoqi ve diğeryanık cerrahları deriyi soymuşlardı. Daha sonra da yarı ölü olanmahkumu plastik bir torbaya koyup çöpe atmışlardı.


Üstte The Observer gazetesinde yayınlanmış olan veÇin'de mahkumların organlarının satılmasını konu edinen bir habergörülmektedir. "Çin Ölen Mahkumların Organlarını Satıyor" başlığı ileverilen haberde, organların genellikle yurt dışından gelen zenginhastalara satıldığı bildirilmektedir. Çeşitli kaynaklarda yer alanhaberlere göre bir böbreğin satış fiyatı ortalama 10 bin dolardır.Çin'de yılda binlerce insanın idam edildiği göz önünde bulundurulursa,Kızıl Çin yöneticilerinin organ ticaretine neden ısrarla devamettikleri daha iyi anlaşılacaktır.

KIZIL ÇİN TARZI AİLE PLANLAMASI: BEBEK CİNAYETLERİ

Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, sosyal güvenliğini sağlayabilmekiçin uzun yıllardır aile planlamasına özel bir "önem" vermekte ve bunuçeşitli kanuni yaptırımlarla düzenlemeye çalışmaktadır. Ne var ki Allahkorkusunun olmadığı, dini ve manevi tüm değerlerin yok sayıldığı birtoplum yapısında böyle bir düzenleme büyük bir vahşetedönüşebilmektedir. Çin'de ailelerin bilinçlendirilmesi ve çeşitli tıbbiyöntemlerle kolaylıkla sağlanabilecek bir planlamanın yerine,çocukların anne karnında veya doğduktan sonra katledilmesi yöntemiylenüfus planlaması yapılmaktadır. Kuşkusuz bu, dinden uzak yaşayan,manevi değerlerini yitirmiş bir toplumun içine düştüğü duyarsızlık vevicdansızlığın boyutunu gösteren ibret verici bir durumdur.

Hiç kimse Çin'de tam olarak kaç kadının zorla kürtaja maruz kaldığınıbilmemektedir, ama bu oran %1 dahi olsa, bu durumda milyonlarca çocuğunkatledilmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.

1998 yılında Çin'den ABD'ye iltica eden ve yaşadığı bölgede "aileplanlamasından" sorumlu olan Gao Xiao Duan isimli yetkilinin itiraflarıtüm dünya kamuoyunun dikkatini bir kez daha Kızıl Çin'in bu ilkeluygulamasına çekti. Çin'de kadınların çocuk sahibi olmamaları içinnasıl zorla kısırlaştırıldıklarına, annelerinin karnından alınançocukların nasıl ölüme terk edildiğine şahit olan Duan yaşadığıolayları yaptığı basın toplantısında tüm dünyaya anlatmıştı. Anlattığıolaylardan birinde 9 aylık hamile olan bir kadının evraklarınınüzerinde "doğum yapamaz" ibaresi yazılı olduğu için çocuğunun nasılelinden alındığını şöyle dile getirmişti:

Ameliyat odasında, alınan çocuğun dudaklarını nasıl emdiğini, kollarınınasıl gerdiğini gördüm. Bir doktor zehiri beynine enjekte etti, çocuköldü ve bir çöp kovasına atıldı.


Çin vahşetinin bir diğer yüzü de zorunlu kürtajpolitikasıdır. Çocuk sahibi olmalarına izin verilmeyen kadınlar,hamileliğin ilerleyen aylarında dahi olsalar, ya zorla kürtaj edilmekteya da doğum yaptıktan sonra çocukları öldürülmektedir.

Çocuk katliamının bir başka örneği de, Çin'deki iletişim ve haberleşmeyasaklarına rağmen dünya basınına yansıyan Hubei eyaletinin Caidianköyünde yaşanan olaydır. İngiliz The Times gazetesinde, tüm dünyakamuoyunu dehşete düşüren bu vahşet şu şekilde aktarılmıştır:

Dünya kamuoyu tarafından dehşetle karşılanan bu olayda, bir bebek doğardoğmaz Çinli yetkililer tarafından ailesinin gözü önünde boğularaköldürülmüştür. Aile planlaması politikasına rağmen dördüncü çocuğunahamile kalan bir anneye, önce çocuğunu öldürmek üzere iğneyle ilaçverildi. Ancak buna rağmen çocuk sağlıklı doğunca, doğumun ardındançocuğun babasına çocuğunu hastanenin dışında öldürmesi için emirverildi. Çocuğunu öldürmeyi reddeden baba, çocuğu bir binanın girişinebırakıp kaçtı. Kısa bir süre sonra bebeği bulan bir doktor, annesineteslim etti ve çocuğun ve annenin tedavisini yaptıktan sonra evlerinegönderdi. Ancak evlerine gittiklerinde nüfus planlama dairesininyetkilileri onları beklemekteydi. Bebeği zorla alan yetkililer,ailesinin gözleri önünde bir pirinç tarlasında çocuğu boğaraköldürdüler.


Ünlü televizyon kanalı CNN'de yer alan haberde GaoXiao Duan'ın ABD Senatosu Dış İlişkiler Bölümü'nde yaptığı konuşmadaçeşitli deliller sunduğu belirtiliyor. Görevde bulunduğu 14 yıl boyuncakendini bir "canavar" gibi hissetttiğini söyleyen Gao'nun sunduğu budeliller arasında zorunlu kürtaj merkezini gösteren bir video kaset veçeşitli dokümanlar da bulunuyor. Söz konusu video görüntülerini CNN'inweb sitesinden izlemek mümkün.

Çin'de ve özellikle Doğu Türkistan'da izlenen aile planlamasıpolitikasını ele alırken üzerinde durulması gereken önemli bir diğerhusus da, Çin hükümetinin bu politikayı savunurken öne sürdüğügerekçelerdir. Bu gerekçelerden en dikkat çekeni ise "daha kaliteli birmillet oluşturmak" sloganıdır. Bu Darwinist slogan daha çok faşistyönetimlerde karşımıza çıkmaktadır ve 19. yüzyılda ortaya atılan öjeniteorisinin Çin'deki bir uygulamasıdır. Öjeni teorisi, sakat ve hastainsanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla birinsan ırkının "ıslah edilmesi" anlamına gelmektedir. Öjeni teorisinintarihteki en ünlü uygulaması ise Nazilerin Ari Irk oluşturmak içinişledikleri sistemli cinayetlerdir.

Elbette söz konusu uygulamanın Müslümanlara yönelik yüzü çok daha ciddiboyutlar içermektedir. Müslümanlar söz konusu olduğunda acımasızlık vezalimlik iyice sınır tanımaz hale gelmektedir. Zaman zaman Çinliailelerin fazla çocuk yapmalarına göz yumulabilmekte ya da çok hafifcezalara çarptırılmaları yeterli görülmektedir. Müslümanların birdenfazla çocuk sahibi olmalarına ise hiçbir koşulda izin verilmemektedir.İkinci çocuğu olacak Müslüman kadınlar, hamileliğinin sekizinci,dokuzuncu ayında bile olsa evlerinden alınıp götürülmekte ve çocuklarızorla alınmaktadır. Hatta Çin birlikleri çoğu zaman köy köy, kasabakasaba dolaşıp ikinci çocuğu olacak kadınları kamyonlara doldurupgötürmektedir. Son derece ilkel koşullarda gerçekleştirilen kürtajlarneticesinde ise genellikle yalnızca bebekler değil, anneleri dehayatlarını kaybetmektedir.




Nitekim bu politika neticesinde son dokuz yıl içerisinde DoğuTürkistan'da doğum oranları %19 oranında azalmıştır.54 Bu şekildehayatını kaybeden yüzlerce Doğu Türkistanlı Müslüman kadından ikisininhikayesini Doğu Türkistan halkının merhum lideri İsa Yusuf Alptekin'inoğlu Arslan Alptekin şöyle anlatmaktadır:

6 Mayıs 1986 tarihinde Turahan Ayşem isimli 29 yaşındaki bir kadınkendisine yapılan kürtaj sonrası kan kaybından ölmüştür. Ağustos 1997tarihinde Doğu Türkistan'ın Toksu ilçesinde Çolpanhan isimli bir kadınhamile olduğu için kürtaja zorlanmış, ayrıca kocası da 3.000 yuan paracezasına çarptırılmıştır... Zorla evden alınan kadın, bir fırsatınıbularak sağlık merkezinden kaçmış ve bir mezarlığa sığınarak kendibaşına doğum yapmıştır. Daha sonra başka bir şahıs tarafından alınarakevine getirilen Çolpanhan, bir ihbar üzerine tekrar yakalanmış vegötürüldüğü polis merkezinde bebeği sıcak suya batırılmak suretiylekatledilmiş, bu acıya dayanamayan anne de ölmüştür.55

Doğu Türkistan'dan ismini vermek istemeyen bir yetkili ise, 200 binnüfuslu bir kasabada 35 bin hamile kadının hükümet kontrolüne tabitutulduğunu, bunların 686'sının kürtaj yaptırmaya mecbur bırakıldığını,993'ünün hamileliklerine engel olunduğunu, 10.708'inin dekısırlaştırıldığını dile getirmektedir. Yine aynı yetkilininbildirdiğine göre, 180 bin nüfuslu bir başka kasabada, sadece 1.000kadına doğum yapması için izin verilmiştir. Bu da 35 kadında birkadının doğum yapabilmesi anlamına gelmektedir. Aynı kasabada 40 kişiise, eşi hamile olduğu için işten atılmıştır.

Yukarıda anlatılan vahşi nüfus planlamasının benzerleri, tarihte kendiideolojilerini hakim kılmak, iktidarlarını sağlamlaştırmak için pek çokdiktatör ve zalim yönetici tarafından uygulanmıştır. Bu zalimlerdenbiri de, kendi batıl dinini tanımayan ve Allah'a iman eden halkınayaptığı işkencelerle tarihe geçmiş olan Firavun'dur. Firavun da tıpkıKızıl Çin'in inkarcı liderleri gibi, iman edenlerin sayısının artmasınıve onlar üzerindeki hakimiyetinin zayıflamasını engellemek için, buinsanları güçten düşürüp, zayıf bırakmış ve çocuklarını katletmiştir.Bu durum Kuran'da şu şekilde belirtilir:

Gerçek şu ki; Firavun yeryüzünde (Mısır'da)büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü.Onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıpkadınları diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)

Ancak Allah, Firavun'u yaptığı azgınlıklar neticesinde cezalandırmış;onu, tüm insanlığa ibret olacak şekilde öldürmüş ve hüsranauğrayanlardan kılmıştır. Kuşkusuz Firavun zihniyeti taşıyan ve buzalimlikten vazgeçip tevbe etmeyenlerin uğrayacağı son da tarihtekibenzerleriyle aynı olacaktır.

ÇOCUKLARINI YALNIZCA KIZ OLDUKLARI İÇİN KATLEDEN ÇİNLİ AİLELER

Çin'de komünistlerin iktidarı ele geçirdikleri günden beri yaptıklarıdin karşıtı propagandalar ve dinin yaşanmasına karşı aldıkları katıtedbirler Çin halkını maddi ve manevi alanda büyük bir çöküşesürüklemiştir. İnsanların hayvan sürüleri gibi görüldüğü, vahşetin sonderece olağan karşılandığı bu ortam ile Kuran'da anlatılan inkarcıtoplumların benzerliği ise oldukça dikkat çekicidir. Bu benzerliklerdenbirisi de kız çocuğu sahibi olanların, toplum içinde kız çocuklarınınitibar görmediği düşüncesi ile çocuklarını kendi elleri ileöldürmeleridir. Kuran'da cahiliye toplumunun bir özelliği olarakanlatılan ve şiddetle kınanan bu vahşi uygulama, bugün Allah inancındanuzak yaşayan Çin toplumu içerisinde oldukça yaygındır.

Zorunlu aile planlaması uygulamaları, Çin'in din dışı gelenekleri ilebirleşince pek çok ailenin yeni doğan kız çocuklarını kendi elleri ileöldürmelerine neden olmaktadır. Kanunlara göre tek çocuk sahibi olmahakkı olan Çinli aileler, ilk çocukları eğer kız olursa çoğu zaman buçocuğu ölüme terk etmektedirler. Çünkü Çin geleneklerine göre erkekçocuk daha değerli görülmektedir ve ilk çocukları kız olursa erkekçocuk edinme imkanlarını tamamen kaybedecek olan aileler bunuengellemek için kızlarını öldürmektedirler. Çin'de bu nedenle her yıl 1milyona yakın kız çocuğunun ölüme terk edildiği tahmin edilmektedir.



Oysa Kuran'da, tüm insanların kadın-erkek ayrımı yapılmadan Allahkatında eşit oldukları bildirilmiştir.Allah insanlar arasındakiüstünlüğün ise ancak takvaya göre olacağını belirtmiştir:

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve birdişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar vekabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ilerideolanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Bu nedenle iman eden bir insan için sahip olduğu çocuğun cinsiyetideğil, ahlakı önemlidir. Öte yandan Allah'ı tanımayan, Allah korkusunubilmeyen ve ahiret inancı da olmayan toplumlarda, bir çocuğu sadece kızolduğu için öldürmek gibi son derece korkunç cinayetler işlenebilmekte,hatta bunlar zaman içinde gelenek haline dönüşerekmeşrulaştırılmaktadır. Oysa kız ve erkek çocuklar arasında ayrım yapmakKuran'da şiddetle kınanmıştır. Allah bu anlayıştaki insanların durumunuayetlerde şu şekilde bildirir:

Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içiöfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdeninkötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı,yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür? Ahireteinanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah'aaittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nahl Suresi, 58-60)

DOĞU TÜRKİSTAN'A ÇİNLİ GÖÇÜ

Kızıl Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı asimilasyon politikalarındanbirisi de sistemli olarak bölgeye düzenlenen Çinli göçüdür. Aslında buuygulama bir anlamda Çin'in Doğu Türkistan için yaptığı büyük planıntamamlayıcısı niteliğindedir. Bir yandan Doğu Türkistan Müslümanlarıtutuklanarak, öldürülerek, çalışma kamplarına gönderilerek topraklarınıterk etmeye zorlanmakta, bir yandan da bölgeye Çinli nüfusun göç etmesisağlanarak, Doğu Türkistan Müslümanları tamamen etkisiz halegetirilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde Doğu Türkistan'ın çoğunluğunuteşkil eden Türk nüfus, sistemli olarak azalacak ve kendi topraklarındahak iddia edemeyecek hale gelecektir.

Mao Çin'de yönetimi ele geçirdiğinde Doğu Türkistan nüfusunun %93'ünüUygur Türkleri oluşturmaktaydı ve Çinlilerin oranı %6-7 civarında idi.Aradan geçen elli yıl içerisinde Çinli nüfusun oranı %42'ye ulaştı. 50yıl önce sayıları 300 bini bulmayan Çinlilerin nüfusunun günümüzde 6milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bunun için 1950'lerdenitibaren Doğu Türkistan'a Çinli göçünü resmi olarak destekleyen tarımdakalkınma, göçmenlerin korunması gibi politikalar izlendi. 1980'lerinbaşında ise, bölgede etnik kaynaklı gerginliklerin artması ilebirlikte, Çinli göçünü destekleyen resmi uygulamalarda bir azalma oldu.Ancak bu, Çin'in, bölgeyi bir Çin eyaleti haline getirme isteğindenvazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Bu sefer de, Çin ekonomisine hizmetetmek üzere Doğu Türkistan'da kurulan fabrikalara yerleştirilenkalifiye elemanlar sayesinde bölgedeki Çinli nüfusun sayısı artırıldı.

Çin'in Müslüman Türk kimliğini eritme politikası, bölgeye yerleşenÇinlilerin yanında Müslümanları kendi vatanlarında ikinci sınıf insandurumuna düşürmüştür. Bölgeye akın akın getirilen Çinli göçmenlerülkenin en verimli topraklarına yerleştirilirken, yerli halk kurakbölgelere göç etmeye zorlanmıştır. Çinliler her türlü siyasi, ekonomik,teknolojik ve sosyal imkandan sonuna kadar faydalanırken, Müslüman Türknüfus gittikçe fakirleşmiştir. Doğu Türkistan'a getirilen Çinliler ileMüslüman yerli halkın yaşam standartları arasındaki fark, ArslanAlptekin tarafından şöyle dile getirilmektedir:

Türkler en ağır işlerde karın tokluğuna çalıştırılırken, Çinligöçmenlere özel siyasi ve ekonomik imtiyazlar verilmektedir. Müslümanhalk kırsal kesimlerde ve kenar mahallelerde alt yapıdan yoksun harabeevlerde otururlarken, Çinli göçmenlere alt yapısı tamamlanmış modernyerleşim bölgeleri inşa edilmektedir. Sosyal yapıdaki dengesizlik herbakımdan Türk halkının aleyhine gelişmektedir.57

Çin'in Doğu Türkistan'daki nüfusunu artırma çalışmaları 90'lı yıllardanitibaren daha da hız kazanmıştır. Kızıl Çin hükümeti bu artışı makulbir zemine oturtabilmek için çeşitli ekonomik yatırımları öne sürmekte,çoğu zaman da sırf bunun için özel projeler geliştirilmektedir. ÖrneğinHong Kong'ta yayınlanan Trend isimli dergi Ekim 1992 sayısında, ÇinDevletinin 2000 yılı içerisinde Doğu Türkistan'a 5 milyon Çinliyerleştirmeyi planladığını gösteren bir gizli belge yayınlamıştır.58Üstelik bu rakama Doğu Türkistan'da sürekli olarak tutulan HalkınKurtuluş Ordusu'nun personeli, kalifiye Çin işçileri ve bölgeye özelolarak gönderilen kriminal Çinliler dahil değildir.

DOĞU TÜRKİSTAN'DA BİNTUAN'IN ROLÜ

Komünizmin iktidara gelişinin ardından Mao'nun başlattığı BüyükAtılım'ın en önemli parçalarından birisi de Doğu Türkistan gibi etnikfarklılıkların olduğu bölgelere yapılan yatırımlardı. Bu atılımçerçevesinde, sözde Doğu Türkistan'ı geliştirmek ve ilerletmek içinBintuan adı ile bilinen Sincan Üretim ve İnşaat Ordusu (XPCC) kuruldu.Bu ordunun sözde sivil bireyleri, Çin'in geri kalmış bu bölgesinikalkındıracaklardı. Bunun için ülkenin dört bir yanından Çinliler bubölgeye getirildi ve kurulan çalışma kamplarında çalışmaya başladılar.

Çin yönetimine başkaldıran Müslümanların bastırılması için kurulanaskeri birliklerin işi azaldığında, tarımsal kalkınma projelerinedestek vermeleri için oluşturulan birlik 1975 yılında feshedildi. 1981yılında Bintuan, "10. Üretim Birimi" gibi garip bir isimle tekraroluşturuldu ve bugün de aktif olarak işlemektedir. Bu birim bir milyonuişçi olmak üzere 2.28 milyon kişiden oluşmaktadır. Bintuan'ın farklısorumlulukları vardır. Müslümanların bağımsızlık hareketlerinin enacımasız şekillerde bastırılması, "laogai" olarak anılan toplamakamplarının idare edilmesi, yüz binlerce Çinli suçlunun yeni yerleşimyerleri olan Doğu Türkistan'a getirilmelerinin organize edilmesibunlardan bazılarıdır.

Pek çok akademisyenin de belirttiği gibi Bintuan'ın asıl amacı DoğuTürkistan'ı sömürgeleştirebilmektir. Örneğin James Seymour New GhostsOld Ghosts- Prisons and Labor Reform Camps in China (Eski HayaletlerYeni Hayaletler-Çin'de Hapsihaneler ve İşçi Reform Kampları) adlıkitabında, Bintuan hakkında çok detaylı bilgi verir; Bintuan'ınhapishaneler ve çalışma kampları ile kurmuş olduğu ağı deşifre eder.Bintuan, Doğu Türkistan'ın kuzeyi ile güneyini birbirinden ayıracak birhat üzerine kurulmuştur. Milyonlarca hektarlık bir arazi üzerinde haksahibidir ve nüfusunun büyük çoğunluğunu Çinliler oluşturur. UygurÖzerk Yönetiminden bağımsızdır ve kendi güvenlik kuvveti, mahkemeleri,tarımsal ve endüstriyel yatırımları vardır. Ve elbette tüm bunlarınyanı sıra geniş bir alanı kapsayan çalışma kampları ve hapishaneler deBintuan'ın denetimindedir.

İşin daha da ilginç olan yönü, Kızıl Çin'in her türlü insan hakkınakarşı olan bu sözde üretim birliklerinin, yakın geçmişte, Dünya Bankasıtarafından da finanse edilmiş olmasıdır. Bunun için Çin, Atılım Projesiadını verdiği bazı programlar belirlemiş ve bu programları DünyaBankası'nın da desteklemesini sağlamıştı. Buna göre, sözde DoğuTürkistan bölgesinin ilerlemesini ve gelişmesini sağlamak amacı ileçeşitli çalışma sahaları oluşturulacak ve bu alanlar sayesinde biryandan bölgenin ekonomik olarak kalkınması sağlanacak bir yandan dayerli halka iş imkanları oluşturulacaktı. Ancak projenin hayatageçirilişi kağıt üzerinde belirlendiği gibi olmadı. Çünkü bu işalanları, başta Müslümanlar olmak üzere Çin'in suçluları cezalandırmakiçin kurduğu zorunlu çalışma kamplarıydı. Elde edilen gelir de bölgenindeğil, Çin'in ekonomisine katkıda bulunuyordu. İşte Dünya Bankası'nınbizzat destek verdiği Atılım Projesi'nin asıl yüzü buydu. Dr. PaulGeorge 1998 tarihli bir raporda bu durumu Harry Wu'nun nasılaçıkladığını şöyle vurgulamıştı:

XPCC konusunda Dünya Bankası 1996'da büyük bir tartışmanın içine girmekdurumunda kaldı. Çin'in ünlü muhalif isimlerinden Harry Wu, BirleşikDevletler Dış İlişkiler Komitesi önünde verdiği ifadesinde,organizasyonun (XPCC) Doğu Türkistan'da Dünya Bankası desteği ileyürütülen atılım projesi kapsamında 14 zorunlu çalışma kampını idareettiğini söyledi. Dünya Bankası fonunun Uygur halkına yardım içinkullanılması gerekiyordu, ancak iki Uygur kökenli XPCC yöneticisinin deonayladığı gibi bu fon, Çin'in bölge üzerindeki denetimini güçlendirmekve muhalif kişilere karşı daha sert tedbirler alabilmek içinkullanılmıştı.59

Yetkililer ilerleyen yıllarda, Bintuan'ın topraklarının üç kat dahagenişleyeceğini tahmin etmektedir. Çünkü Doğu Türkistan topraklarıiçinde yavaş yavaş bağımsız bir Çin eyaleti oluşturulmaktadır. AyrıcaBintuan Çin tarafından her zaman için Doğu Türkistan'da düzeni sağlayantemel unsurlardan biri olarak görülmüştür. Bunun en önemliörneklerinden biri, 1997 yılında Gulja'da çıkan ayaklanma sonrasındaBintuan'ın 4. Birliği'nin bölgeye konuşlandırılması ve Müslümanlarıyakalayıp tutuklaması için kullanılması olmuştur. Bintuan bugün de halaMüslümanlara karşı olan sindirme görevini titizlikle devamettirmektedir.

Kızıl Çin hükümeti adam öldürmekten, tecavüzden, hırsızlıktanyargılanmış ve hüküm giymiş yüz binlerce kişiyi Bintuan denetimindekiçalışma kamplarında cezalarını çekmeleri için Doğu Türkistan'agöndermekte, ancak cezasını çeken kişilerin tekrar Çin'e dönmesine izinverilmemektedir. Bu kişilerin pek çoğu Müslümanların zorlaçıkarıldıkları topraklara yerleştirilerek burada çalıştırılmaktadır."Reforma uğramış çiftçiler" olarak adlandırılan bu kişilerin daha sonraailelerini de yanlarına almalarına müsaade edilmekte ve bu şekildetamamen Doğu Türkistan'a yerleşmeleri sağlanmaktadır.

Söz konusu reforma uğramış çiftçilerin sayısının artması ile birlikteDoğu Türkistan'da suç oranları da yükselmiş, özellikle Müslüman Türkhalka karşı uygulanan hırsızlık, adam öldürme, tecavüz ve çocuk kaçırmaolaylarının sayısında artış olmuştur. Kaçırılan Müslüman çocukların iseçoğu zaman izi bulunamamaktadır. Müslüman halk, çocuklarının ya Çin'egötürülüp orada satıldıklarından ya da öldürülüp organ ticaretindekullanıldıklarından endişe etmektedir. Ne var ki çoğunluğunu Çinlilerinoluşturduğu polis teşkilatı Müslümanların şikayetlerini ciddiyealmamakta ve onları korumak için hiçbir girişimde bulunmamaktadır.60

Kitap boyunca detaylı olarak tarif edilenler, Darwinist-komünist zulmünçarpıcı örnekleridir. Kadınların zorla kürtaj yapılmaları, insanlıkdışı uygulamalara maruz bırakılmaları, kundaklarındaki çocukların"nüfus planlaması" adı altında vahşice öldürülmeleri, insanlarınüzerlerinde aynı bir kobay gibi nükleer denemelerin yapılması "insanıbir hayvan gibi gören" Darwinist düşüncenin çarpıcı bir sonucudur. Buzulüm, yaşamı çıkarlar için bir mücadele alanı olarak tanıtan Darwinisttelkinlerin bir komünist devletteki uygulanış şeklidir. Ve son bulmasıda ancak söz konusu karanlık ideolojinin yeryüzünden silinmesiylemümkün olacaktır.

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #3 : Nisan 06, 2009, 06:17:56 ÖS »
KIZIL ÇİN ORDUSUNU İSRAİL SİLAHLANDIRIYOR

Doğu Türkistan'da Çin'in yaptıkları ile İsrail'in Filistin'deyaptıkları karşılaştırıldığında, bir yanda komünist bir yandakapitalist yönetim olduğu halde, pek çok benzerlikle karşılaşılacaktır.İki devleti birleştiren ortak payda ise Müslüman halka karşıgiriştikleri soykırımdır. Her iki devlet de Müslümanlara ait topraklarıişgal altında tutmakta, Müslüman halkı askeri, siyasi ve ekonomikolarak şiddet ve baskı dolu bir işgal altında yaşamayazorlamaktadırlar. Her iki bölgede de işkenceler, haksız tutuklamalar,katliamlar, kıyımlar en çok duyulan sözcükler arasındadır. Çin ileİsrail arasındaki bu benzerlik, bir işbirliğinin temeli olmuştur. Çin,Halkın Kurtuluş Ordusu'na İsrail'den silah temin etmektedir.



Çin-İsrail askeri ilişkileri 1970'lerin ilk yarısında başladı. İsraililk olarak, Çin'in eski Sovyet silahlarından ibaret olan ordusununyenilenmesine yardımcı oldu. 1980'lerin ortalarından sonra iseBirleşmiş Milletler'deki İsrail ve Çin büyükelçileri aralarında resmiiletişim başladı. Görünürde 'tarımsal işbirliği' gibi gerekçelerleyürütülen bu ilişkiyi sağlam kılan asıl unsur ise İsrail'in Çin'e teminettiği silahlardı.

İsrail'in Çin'e yaptığı yüklü miktardaki silah satışı, Mossad adınaçalışan İsrailli işadamı Shaul Eisenberg aracılığıylagerçekleştiriliyordu. Bağlantılar sağlandıktan sonra gizli anlaşmalarve nakliye ise Mossad'ın göreviydi.1

Rabin'in 1993 yılında Pekin'e yaptığı ziyarette İsrail ile Çin arasındanükleer denemeler ve teknoloji alanında işbirliği anlaşmalarıimzalandı. İsrail ile Çin arasındaki askeri ilişkinin boyutlarına, TelAviv'de yayınlanan Jerusalem Post gazetesi de değindi. The Times'inyayınladığı bir CIA raporuna dayanan Jerusalem Post, İsrail'in uzunyıllardır kesintisiz olarak Çin'e silah sattığını belirtiyor ve şöylediyordu:

Çin ve İsrail, aralarındaki teknolojik ve askeri işbirliğini resmi halegetirmeye ve geliştirmeye çalışıyorlar. Çin, İsrail'in askeriteknolojisinden, tank ve radar sistemlerini geliştirmesi için yardımumuyor. Çinliler on yıllardır bu konuda İsrail'den gizli olarakaldıkları yardımları da resmi hale getirmek istiyor... Şimdi deİsrail'in, son derece gelişmiş olan "Arrow" anti-füze sisteminiÇinliler ile paylaşıp paylaşmayacağı sorusu gündemde.2

Bu yakınlaşmanın temelinde Çin'in, Doğu Türkistan'da ya da yakınçevresindeki bölgelerde İslami yükselişten duyduğu endişe yatmaktadır.Washington Report on Middle East Affairs' dergisinde de Çin-İsrailittifakının temelinde Çin'in "İslami akımları nötralize etme" çabasınınyattığı, Pekin'in Doğu Türkistan'daki 20 milyonu aşkın Müslümannüfustan son derece rahatsız olduğu bildirilmişti.

ÇİN'E İSRAİL MODELİ

Çin'in Doğu Türkistan'a 5 milyon Çinli daha yerleştirebilmek içinhazırladığı projelerden birine International Herald Tribune gazetesindeyer verilmiştir. Gazetede yayınlanan haberde, Çin'in bu projesindenbahsedilirken, en az proje kadar ilginç bir noktaya temas edilmiş veÇin'in uygulamaları ile İsrail'in uygulamaları arasındaki benzerliğedikkat çekilmiştir. Bu projeye göre Çin asıllıların azınlıkta bulunduğuÇin'in batı bölgesine (yani Doğu Türkistan'a), 14 milyar dolarlık biryatırım yapılacak ve bu sayede hem tarımsal olarak hem de yeraltızenginlikleri kullanılarak bölgenin imkanlarının tam kapasite olarakÇin ekonomisi tarafından kullanılması sağlanacaktı.

Aslında bu proje bölgeye Çinli göçü sağlayabilmek için zekicehazırlanmış bir kılıftı. Çünkü tüm yaptırımlara ve göç edenleresağlanan kolaylıklara rağmen bölgedeki Çinlilerin sayısında azalmaolmuştu. Bunun üzerine Çin hükümeti bölgede, tıpkı İsrail'in Filistintopraklarında yaptığı gibi, Çinli yerleşim birimleri inşa etmeyebaşladı. Çin'in diğer bölgelerinde açlık ve fakirlikle mücadele edenÇinlilere göç etmeyi daha cazip hale getirebilmek için de çeşitliekonomik yatırımlar planlandı. Böylece bölgeden geriye dönen göçünengellenmesi ve nüfus dengesinin Çin lehine çevrilmesihedeflenmekteydi.


Fransız Le Figaro dergisinde yer alan soldaki resim,Çin polisinin Doğu Türkistan halkına yönelik zulüm ve işkencesinin birbelgesi niteliğindedir. Doğu Türkistan halkına yönelik Çin zulmünüprotesto etmek isteyenler, Çin askerleri tarafından halkın karşısınaçıkarılıp, aşağılanırlar. (yukarıda) Bu uygulamanın ardından çoğu zamanişkence ve ölüm gelir.

Görüldüğü gibi yapılan plan, İsrail tarzı bir sömürgeciliğin izlerinitaşımaktadır. Anlaşılan İsrail, Çin'e sadece silah satarak veistihbarat desteğinde bulunarak yardım etmekle kalmamakta, kendisininyarım asırdır Filistinli Müslümanlara uyguladığı baskı ve şiddetyöntemlerini (başarıya ulaştığını düşündüğü için olsa gerek) KızılÇin'e de tavsiye etmektedir. Kızıl Çin de tıpkı İsrail gibi, kendisineait olmayan bir toprağı işgal etmiştir ve tıpkı İsrail'in Filistintopraklarında tüm dünyaya rağmen sürekli yeni Yahudi yerleşim birimleriinşa etmesi gibi, kendi vatandaşlarını buraya yerleştirerek butopraklardan Müslümanların izlerini tamamen silmeyi hedeflemektedir.

İngiliz Durham Üniversitesi'nde modern Çin tarihi dersleri veren,tarihçi Michael Dillon ise China Goes West: Laudable Development?Ethnic Provocation? (Çin Batıya Gidiyor: Takdir Edilecek Bir Gelişmemi? Etnik Provokasyon mu?) başlıklı makalesinde, Çin'in bupolitikasının ardında gizlenen asıl amaçlara dikkat çekerek şutespitlerine yer vermektedir:

Çin yüzyıllardır en fakir bölgesi olan batı bölgesi üzerinde oldukçaazimkar bir teoriyi hayata geçirmek üzere. Projenin görünen yönüekonomik bir proje olması, özellikle de fakirliğe çözüm üretmeyeçalışması. Ancak Go West (Batıya Git) projesi, dramatik bir şekildeetnik dengelerde değişikliğe sebep olabilir ve bu yönüyle bölgede etnikçatışmaların tırmanmasına gebedir.


Çin'in hedefi Doğu Türkistan'da herhangi bir ekonomikgelişme sağlamak değil, askeri gücünü kullanarak Doğu Türkistan halkınısindirebilmektir.

Dillon'un da dile getirdiği gibi bu proje bölgede etnik çatışmalarıtırmandırmayı hedefleyen ve böylece Doğu Türkistan Müslümanlarınayönelik baskıcı politikayı meşru bir zemine oturtmaya çalışan birmodern sömürgecilik projesidir. Çin ekonomik kalkınma kılıfınıkullanarak bir yandan da projesini Batı sermayesi ile finanse etmeyeçalışmaktadır. Bu durum Dillon tarafından şöyle açıklanmaktadır:

Bu koşullar altında ekonomik kalkınma asla fakirliği ortadan kaldıracaketkisiz bir araç olarak kalmayacaktır. Bu, bilinçli olarak kullanılansiyasi bir araçtır ve Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan,Tacikistan, Afganistan, Hindistan ve Pakistan'la sınırı olan batıbölgesini dengeye sokmak için dizayn edilmiştir. Denge Çin hükümetininsiyasi ve askeri olarak her türlü bağımsızlık veya otonomi talebinibaskı altında tutmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durumda Çin bir kapanasıkışmıştır. Sürekli ayaklanmalar, çatışmalar olan bir bölgeye yabancısermayeyi çekemeyeceği de açıktır...62

Görüldüğü gibi ekonomik kalkınma sözü, Çin'in batı sermayesini bölgeyeçekmek için kullandığı bir araçtır. Asıl amaç ise bölgeyi kendiçıkarları doğrultusunda yönlendirebileceği bir sistemi tüm kurumlarıylabirlikte ayakta tutmaktır. Nitekim, önceki bölümde de üzerindedurduğumuz gibi, Çin çeşitli bahanelerle geçmişte de Batı sermayesinisuistimal etmeyi başarmış ve aldığı finansmanı Doğu TürkistanMüslümanlarını daha çok baskı altına almak, insan haklarını en acımasızyöntemlerle ihlal etmek için kullanmıştır. Örneğin, benzer bir kalkınmaplanı daha önce Kaşgar'da uygulanmış ve Müslüman çiftçilerin zorlayerlerinden çıkarılıp, başka yerlerde tarım yapmaya zorlanması ileneticelenmiştir. Neticede Kızıl Çin'in Batı'nın gözünü boyayarakbaşlattığı her kalkınma girişimi Müslümanların daha çok eziyet görmesi,baskının ve şiddetin daha çok artması ve yurtlarını Çinlilere terketmek zorunda kalmaları ile sonuçlanmıştır. Söz konusu İsrail patentliprojenin hayata geçirilmesinin de Müslümanlar için yeni bir sıkıntı vezorluk anlamına geleceği gayet açıktır.

ÖZERK YÖNETİM ALDATMACASI

Bugün siyasi literatürde Doğu Türkistan, "Sincan Uygur Özerk YönetimBölgesi" olarak geçmektedir. Özerk yönetim, öncelikli olarak merkeziyönetimin talep ve emirlerini değil, bölge nüfusunun çoğunluğunuoluşturan halkın ihtiyaç ve taleplerini göz önünde bulunduran, kısmibağımsızlığa sahip bir yönetim şekli olarak bilinir. Ne var ki, özerkyönetimin Doğu Türkistan'da uygulanan şekli ile siyasi literatürde yeralan söz konusu tarifi arasında pek bir benzerlik yoktur. Her ne kadarçeşitli yönetim kadrolarında Uygur Türkleri yer alıyor olsa da, bukişilerin halkın istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda hareketetmeleri mümkün değildir, çünkü Uygurlar makam sahibi olabilmekte amaasla otorite sahibi olamamaktadır.


Komünist Çin'in Doğu Türkistan'ı ekonomik olarakkuşatması Müslüman halkın sıkıntı ve ihtiyaç içinde yaşamasına nedenolmaktadır.

Doğu Türkistan halkının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hareketetmeye kalkan bir yönetici, kısa süre içerisinde görevinden alınarakcezalandırılmaktadır. Çinli bir yönetici ile Doğu Türkistanlı biryönetici arasında çıkan herhangi bir anlaşmazlıkta ise, cezalandırılantaraf her zaman için Doğu Türkistanlılardır.

Özerk yönetimin idaresi, yetkiler, milliyetlerin eşitliği, azınlıkhakları gibi yasalarla korunan haklar, yine bizzat bu yasalarıhazırlayan Pekin yönetimince çiğnenmektedir. Tüm yetkiler Çinlilerinelindedir. Kukla olarak özerk yönetim organlarında görevlendirilenetnik unsurların siyasi, ekonomik ve askeri karar verme, denetlemeyetkileri Çin Komünist Partisi kontrolü altındadır. Alman yazar UlrichSchmid "Pekin's Campaign to Destroy Uigur Culture" (Pekin'in UygurKültürü'nü Yok Etme Kampanyası) adlı makalesinde bu durumu şöyle dilegetirmektedir:



... Diğer bir deyişle Çin'in en kuzeybatısı olan bu topraklarda gücüngerçek yüzü, çizilen umut verici manzaradan çok daha farklı... Çin'degerçek güç devletin organlarında değil, Komünist Parti'nin yöneticikadrolarının elinde olduğu için, asıl yöneticiler her zaman içinÇinliler.63

Der Spiegel dergisi ise Doğu Türkistan'la ilgili hazırladığı birhaberde, Doğu Türkistan'ın özerk yönetim değil bir Çin sömürgesiolduğunu ve Çinli yöneticilerin, Müslüman Türk halka karşıduyarsızlıklarını şöyle anlatır:

Çin'in Sincan'daki yönetimi her yönü ile tam bir sömürge düzeni.Çinliler on yıllardır bu ülkede yaşıyor olmalarına rağmen, hiçbiriyerli halkın resmi dilini konuşmuyor. Üzerinden geçimlerinikazandıkları bu ülke ile ilgilenmiyorlar. Yerli halkın geleneklerinigöz ardı ediyorlar. Kısaca Çinli yetkililer yerli halktan nefretediyorlar.


Doğu Türkistan'ın en önemli gölü olan Lop Nor'unçevresi genelde bataklık görünümündedir. Bu bölgelerde yaşayan halk sonderece zor koşullarla mücadele etmek zorundadır.

Doğu Türkistan'ın bir özerk yönetim değil, sömürge ülkesi olduğunun birdiğer göstergesi de, bu yönetimin vatandaşlarının kendi topraklarıiçinde seyahat etme özgürlüğüne dahi sahip olmamalarıdır. BirleşmişMilletler Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komitesi Sözleşmesi'nin 5.maddesine rağmen Çin Hükümeti, Doğu Türkistan'da seyahat hürriyetlerinekısıtlama getirmiştir. Doğu Türkistanlıların bir köyden başka bir köye,ilçeye, şehre göç etmeleri yasaktır ve izne tabidir. Bilhassa kırsalkesimden şehre göç kesinlikle yasaklanmıştır. Bu nedenledir ki, DoğuTürkistan nüfusunun yaklaşık %90'ını kırsal nüfus oluşturmaktadır. DoğuTürkistanlı vatandaşların yurt dışı seyahatlerine de kısıtlamalargetirilmiştir. Çoğu insanın, herhangi bir sabıkaları olmamasına rağmenyurt dışına çıkmaları, Çin içinde başka bölgelere seyahat etmeleri deyasaklanmıştır.




Çin'in Doğu Türkistan'a düzenli olarak Çinli göçügerçekleştirmesi, Müslüman halkın evlerini terk edip kırsal kesimleregöç etmesi ile neticelenmektedir. Son derece kısıtlı imkanlara sahipolan Müslümanlar, çocuklarına temel eğitimi dahi çok zor koşullaraltında vermek zorunda kalmaktadırlar.

Bu baskı yöntemlerinin örneklerini daha da çoğaltmak mümkündür. ÖrneğinDoğu Türkistan Müslümanlarının, bütün dünya Müslümanları için kutsalolan hac ibadetini yerine getirmelerine de izin verilmemektedir. 1999yılında 1.200 Uygurlu hacca gitmek amacıyla yurt dışına çıkmaküzereyken Çin polisi tarafından pasaportlarına el konulmuş, poliseitiraz eden 122 yaşlı Uygurlu tutuklanmıştır.

DOĞU TÜRKİSTAN'A EKONOMİK BASKI

Doğu Türkistan, kitabın önceki bölümlerinde değindiğimiz tüm yer altızenginliklerine ve bereketli topraklarına rağmen, şu anda Çin'in enfakir bölgelerinden biridir. Bu çelişki, Çin ekonomisinin temelhammadde sağlayıcısının Doğu Türkistan olduğu göz önündebulundurulduğunda biraz daha anlaşılır bir hal almaktadır. DoğuTürkistan'ın uranyum, doğal gaz, petrol, altın gibi madenleri Çin'etransfer edilmekte ve bu doğal kaynakların kullanımı her yönüylemerkezi yönetimin denetimi altında tutulmaktadır. Bu kaynakların gerçeksahibi olan Doğu Türkistan Müslümanlarının ise "ne kadar üretimyapıldığı, kar paylarının ne olduğu" gibi konularda bilgi edinmeleridahi mümkün değildir.


Her türlü doğal zenginliği Çin tarafından sömürülenDoğu Türkistan halkının mücadele etmesi gereken bir diğer önemli sorunda açlık ve fakirliktir.

Doğu Türkistan'ın doğal kaynaklarının Çin için ne kadar hayati birdeğer taşıdığını görmek için istatistiksel rakamlara kısaca göz atmakyeterlidir. Örneğin 1989 yılının ilk çeyreğinde Doğu Türkistan, Çin'e7.68 milyon varil ham petrol, 906 ton kömür, 444 ton da işlenmemiş tuzgöndermiştir.66 1993 yılında ise Doğu Türkistan'da 10.4 milyon varilham petrol çıkarılmış, ancak karın tamamı Çin hükümetine gitmiştir.67Çin, kendi ekonomisi ve vatandaşları için Doğu Türkistan'ınkaynaklarını sömürmekte, Müslüman Türk halkını ise fakirliğe ve açlığamahkum etmektedir.

Ekonomik baskı, Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı soykırımın çokönemli bir parçasıdır. Bugün Doğu Türkistan halkının büyük kısmıfakirlik içerisinde yaşamakta, %80'inden fazlası da açlık sınırınınaltında hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadır.68 Bununla birlikteeğitim alanında sistemli olarak uygulanan ayrımcı politikalar nedeniyleMüslüman Türkler, kendilerini yetiştirip daha iyi iş imkanlarıbulmaktan mahrum edilmektedir.

Doğu Türkistan'da iş sahalarının hemen hepsinin Çinlilerin elindebulunması nedeniyle, Müslüman halk işsizlik sorunuyla mücadeleetmektedir. Buna rağmen hükümet bu bölgelerde çalışmak üzere Çin'inbatısından sürekli Çinli transferi yapmaktadır. Bu şekilde, bir yandanbölgedeki nüfus dengesi Çin lehine bozulmaya çalışılırken, bir yandanda Doğu Türkistan ekonomisi denetim altında tutulmaktadır. Bu konudakirakamlar da, Çin'in baskıcı politikasını göstermesi açısından sonderece dikkat çekicidir: Urumçi'deki endüstriyel işçilerin sadece 200bini Uygur Türk'ü, geri kalanı ise Çinlidir. Urumçi yakınında bulunanbüyük bir tekstil fabrikasında çalışanların sadece %10'u Türk'tür.Kaşgar yakınlarında bulunan ve 12 bin kişi çalıştıran bir fabrikadaUygurlu işçi sayısı sadece 800'dür. Urumçi yakınındaki bir başkafabrikada 2.100 işçi çalışmaktadır, ancak bunların sadece 13 tanesiTürk'tür. 1986'da Poskam'da yeni bir petrol rafineri tesisikurulmuştur, burada çalışan 2.200 kişinin hepsi Çinli'dir.

ÇİNLİLER REFAH İÇİNDE YAŞARKEN, MÜSLÜMAN HALK FAKİRLİĞE MAHKUM EDİLİYOR



Doğu Türkistan'da Çinli yerleşimcilerin olduğu bölgeler ile Türklerinyoğun olarak yaşadığı bölgeler arasında yaşam standartı açısından çokbüyük fark vardır. Örneğin Çinlilerin bulunduğu başkent Urumçi (üstte)tam bir modern şehir görünümündeyken, Müslüman nüfusun ağırlıklı olarakyaşadığı Kaşgar (sol sayfada), 19. yüzyılın başında donup kalmışgibidir. Halkın büyük çoğunluğu geçim sıkıntısı çekmekte, ulaşım toprakyollar üzerinden at arabalarıyla sağlanmaktadır. Bunun asıl nedeni isekomünist Çin yönetiminin Doğu Türkistan halkı üzerinde yarım asırıaşkın bir süredir devam eden zulmüdür. Her türlü ekonomik, siyasi vehukuksal hakları ellerinden alınan Doğu Türkistanlı Müslümanlar, sadeceKomünist Parti'nin kendilerine çizdiği sınırlar içinde hayatlarınıdevam ettirmek zorundadırlar. Lüks otellerin, alış veriş merkezlerinin,plazaların bulunduğu, ulaşımın otobanlardan sağlandığı Urumçi'de sayıcaaz olan Müslümanlar ya küçük lokantaları işletmekte, ya da temizlikveya kapı görevlisi olarak çalışmaktadırlar. Herhangi bir yatırım veticaret hakkı bulunmayan halk, sadece bu gibi işlerdeçalışabilmektedir. Bu durum, köklü bir medeniyetin beşiği olan, zengindoğal kaynaklara sahip Doğu Türkistan halkının kendi vatanlarındaikinci sınıf insan muamelesi gördüklerinin ve tam anlamıyla esaretaltında olduklarının açık bir göstergesidir.



Aynı şekilde 1989'dan itibaren, özellikle Tarım Ovası'nda petrol aramakiçin gelen yeni şirketlerin sayısı hızla artmış, ne var ki bu bölgedeçalışan 20 bin işçinin neredeyse hepsi Çinli nüfus arasındanseçilmiştir.70 Doğu Türkistan halkına karşı uygulanan bu ayrımcıpolitika o derece ileri gitmiştir ki, bölgenin tarihi, kültürü vemedeniyeti hakkında hiçbir bilgisi olmayan Çinliler turist rehberliğigörevini üstlenmeye başlamıştır. Üstelik bu şekilde bölgeye gelenyabancılara bilgi akışı da Çin denetimi altında gerçekleştirilmekte,bir anlamda Doğu Türkistan Müslümanlarının seslerini dünyayaduyurmaları engellenmektedir.


Zamanlarının çoğunu kendi memleketlerinde bir esir gibi çalışmakla geçiren Türk çiftçiler, varlık içinde yokluk yaşamaktadırlar.

Öte yandan geçimini tarımdan sağlayan Müslüman halk, Kızıl Çin'in yenikanunları nedeniyle daha fazla vergi ödemek zorunda bırakılmaktadır.Bazı bölgelerde çiftçiler ürünlerini yarı fiyatına devlete satmayamecbur bırakılmakta, Çinli çiftçilerin ürünleri ise daha yüksekfiyattan alınmaktadır. Bazı Müslüman çiftçilere toprakları zorlasattırılmakta ve onlar da Doğu Türkistan'ın işsizler ve fakirlerordusuna katılmaya mahkum edilmektedir. Tüm bunların yanı sıra sadeceDoğu Türkistan Müslümanlarına mahsus "haşer" olarak adlandırılanücretsiz mecburi hizmet, zaten fakir olan çiftçileri daha dazorlamaktadır. Bu adaletsiz sisteme göre Doğu Türkistanlı her MüslümanTürk, yılın bir veya bir buçuk ayını Komünist Parti'nin kendisinevermiş olduğu mecburi bir işi, ücret almadan yerine getirmekzorundadır. Ama Çinliler, kanunda belirtilen müddete aykırı olarak,başta çiftçiler olmak üzere halkı yılda 5-6 ay arasında ücret ödemedenmecburi işlerde çalıştırmaktadırlar. Zamanlarının çoğunu kendimemleketlerinde bir esir gibi çalışmakla geçiren Türk çiftçiler, varlıkiçinde yokluk yaşamaktadırlar.

ÇİN'İN NÜKLEER DENEME SAHASI: DOĞU TÜRKİSTAN

Çin, 1961'den bu yana, pek çok uluslararası örgütün karşı çıkmasınarağmen, çeşitli nükleer denemelerini Doğu Türkistan'ın Lop Norbölgesinde gerçekleştirmektedir. Bu denemeler, bölgenin doğasınıntamamen tahrip olmasına, zehirli atıkların sulara karışması nedeniyleinsan hayatının tehlikeye girmesine ve ekolojik dengenin bozulmasınaneden olmaktadır. Binlerce hayvan bu denemeler nedeniyle telef olmuş,pek çok insan hayatını kaybetmiş ve sakat doğumların oranında büyükartış meydana gelmiştir.

Doğu Türkistan'da nükleer deneme kurbanı olanların sayısı resmi olarakbelirlenememekle birlikte, yaklaşık 210 bin kişinin radyoaktif atıknedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Bilindiği gibiradyoaktif atıklar aynı zamanda kansere de neden olmakta ve DoğuTürkistan'da kansere yakalananların sayısında %10'luk bir artış olduğukaydedilmektedir.72 1993 yılında Urumçi Halk Hastanesi kayıtlarınabakılarak hazırlanan raporda, 1960'larda ölümcül kansere yakalananvakaların sayısı birkaç kişiyi geçmezken, 1970'lerde onlarca kişiölümcül kansere yakalanmıştır. 1998 tarihli bir hastane raporuna göre,günde ortalama 1.500 kişinin muayene edildiği bu hastanede her günyaklaşık 70 kişinin kansere yakalandığı belirlenmiştir.73 İşin daha dakötü yanı, kanserin ve radyoaktif atıklara bağlı diğer hastalıklarınoldukça yaygın olduğu bu bölgeye herhangi bir ilaç yardımıyapılmayışıdır.

Aslında Mao ve onun takipçileri, yaptıkları bu zulümlerle tarih boyuncasüregelen inkarcı tavrın bir örneğini sergilemişlerdir. Bu açıdanMao'nun uygulamaları, iman ettikleri için sahabeleri yurtlarından sürenMekkeli müşriklerle, içinde yaşadığı toplumun putlarını reddettiği içinHz. İbrahim'i ateşe atan Nemrud'la, kendisini ilah olarak kabul etmeyipHz. Musa'ya uydukları için İsrailoğulları'nın çocuklarını katledenFiravun'la büyük benzerlikler göstermektedir.

Tüm bu inkarcı despotların ortak özelliği, kendilerine en büyük düşmanolarak hak dini ve bu dini yaşayanları görmeleridir. Ve budüşmanlıkları büyük bir öfke ve kine dönüşmekte, akıl almazişkencelerle ve zulümlerle inananları imanlarından döndürmeyeçalışmaktadırlar. Ancak tüm bunları yaparken unuttukları çok büyük birgerçek vardır. O da herşeyin sahibinin Allah olduğu ve zaferin sonundamuhakkak Allah'ın ve inananların olacağıdır. Bu, Allah'ın kanunudur,geçmişte olduğu gibi gelecekte de üstün gelecek olanlar, Allah'ınizniyle, iman edenlerdir:

Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır." (Saffat Suresi, 172)






Çevrimdışı albayrak

  • ****************
  • İleti: 19561
  • Rep Puanı : 64626
  • Cinsiyet: Bay
  • ATATÜRK' ÜN ASKERİ
    • http://www.albayrakforum.com
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #4 : Nisan 06, 2009, 09:06:01 ÖS »
kahrolsun kominizm, kapitalizm, kahrolsun israil ve yandaşları şerefsiz çinlilerin ürettiklerini alan ve kullananlar bu katliamın parçasıdır...

Çevrimdışı By_PrinCipe

  • Hizmet Nimettir.
  • *****
  • İleti: 1116
  • Rep Puanı : 61444
  • Cinsiyet: Bay
  • Hizmet Nimettir.
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #5 : Nisan 07, 2009, 01:29:54 ÖS »
peki  ferit abicim biz bunun parçasımıyız ülkemizde en çok çin malı var ?

Çevrimdışı albayrak

  • ****************
  • İleti: 19561
  • Rep Puanı : 64626
  • Cinsiyet: Bay
  • ATATÜRK' ÜN ASKERİ
    • http://www.albayrakforum.com
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #6 : Nisan 07, 2009, 02:11:39 ÖS »
peki  ferit abicim biz bunun parçasımıyız ülkemizde en çok çin malı var ?


bu sorunun cevabını söyle vereyim bende dahil olmak üzere çin mallarını kullanmadan yaşayamıyoruz diyorsak evet bizlerde bunun bir parçasıyız....

Çevrimdışı Cem 1956

  • *****
  • İleti: 2586
  • Rep Puanı : 65535
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #7 : Nisan 08, 2009, 06:55:53 ÖS »


peki  ferit abicim biz bunun parçasımıyız ülkemizde en çok çin malı var ?



bu sorunun cevabını söyle vereyim bende dahil olmak üzere çin mallarını kullanmadan yaşayamıyoruz diyorsak evet bizlerde bunun bir parçasıyız....

 
Hepimiz öyle sayın Ferit kardeşim,hepimiz parçasıyız!!Ama mecburen,ekonomik olarak...
 
Doğu Türkistan, ya da Uygur Türklerinin tabiriyle ''Şarki Türkistan'' Türk dünyasının en büyük yarasıdır! Ancak konuyu açan kardeşimiz yanlış bir tabirde bulunmuş;demiş ki: Komünist vahşet''!Çin ,uzun yıllardan beri komünist değildir,komünizm çökmüştür!..
 
Çin'in son 20 yıldır yaptığı '' aşırı ırkçılıktır'' olayın komünizm veya kapitalizmle hiçbir ilgisi yoktur!Olay ''etnik'' bir olaydır...
 
Uygur Türkleri;diğer tüm Orta Asya Türk cumhuriyetleri içinde biz Anadolu Türklerine en çok benzeyen ;gerek fiziksel yönden,gerek dil açısından,Türkerdir.Bugün Kazak veya Kırgız,hatta Özbek Türkçesini belki %30 anlarsınız ama Uygur Türkçesini %60 gibi anlarsınız!!Hatta belki de bu oran %75 bile olabilir!
 
Uygur Türklerinin en büyük sorunu  şudur:
 
Bazıları Türk olduklarını kabul etmekle beraber,hemen hemen çoğu ''dini'' yönlerini ortaya çıkartmaktadırlar,bu da onların kaybetmesini  sağlamaktadır.Şahsi kanaatim şudur ki;Türklük bilincini daha fazla öne sürseler,daha da başarılı olacaklardır!!
 
Tarihsel olarak,Huun devletinin kuruluşunda en eski Türk boyudur Uygurlar!Benim fikrimce;Uygur Türkleri,önce ırksal kimliklerini ön plana çıkarmalı ve mücadelelerini bu meyanda yapmalıdır!..
 
Çin devleti nezdinde ''ben farklıyım'' demek;sadece dini yönde değil( zira çinli olup da müslüman olan milyonlarca insan var Çinde!!) ancak,etnik bazda olduğunda,onların  büyük hülyası olan'' Büyük şarki Türkistanı'' kurmaları için daha kolaylık sağlayacağı  fikrindeyim!..
 
Bu benim şahsi fikrimdir.
 
Sevgiler...
 
 

Çevrimdışı Negentropy

  • *****
  • İleti: 932
  • Rep Puanı : 65527
  • Cinsiyet: Bayan
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #8 : Nisan 08, 2009, 08:40:17 ÖS »
eski Türklerle ilgili 1-2 kitap  paralamışlığım var. bunların içinde ciddiyetle yazılmış ve bugüne kadar ulaşmış kaşgarlının divanı fikir verme açısından en önemli eserlerden biri. biraz karıştıtırdığınızda din olgusu her zaman birinci sırada yer alıyor o kadar ki kaşgarlı kendi ataları oğuzlar için, abbasi halifesine
'' yere batasıca kafirler....le başlayan sözler sarfedebiliyor ve benim türklügünden şüphe etmemi sağlayabiliyor
 
     ayrıca kominizm dinsizlik deildir koministlerde vahşi yaratıklar değildir
 
 
 
    herhangi bi knuda belli bir konuma gelmeden, bilgi sahibi olmadan açılan başlıklara çok gülüyorum ve araştırmaya öğrenmeye çağırıyorum ; zira
 
   
   komik duruma düşüyosunuz

Çevrimdışı albayrak

  • ****************
  • İleti: 19561
  • Rep Puanı : 64626
  • Cinsiyet: Bay
  • ATATÜRK' ÜN ASKERİ
    • http://www.albayrakforum.com
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #9 : Nisan 08, 2009, 10:12:19 ÖS »
   altercalls burada söz konusu olan işkencedir ve yapılan vahşettir bunu çin veya israilin yapmış olması önemli konudur ve özellikle müslümanlara karşı yapılmış olması sana bir şey ifade etmiyorsa onu bilemem ....

Çevrimdışı Cem 1956

  • *****
  • İleti: 2586
  • Rep Puanı : 65535
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #10 : Nisan 08, 2009, 11:00:21 ÖS »

eski Türklerle ilgili 1-2 kitap  paralamışlığım var. bunların içinde ciddiyetle yazılmış ve bugüne kadar ulaşmış kaşgarlının divanı fikir verme açısından en önemli eserlerden biri. biraz karıştıtırdığınızda din olgusu her zaman birinci sırada yer alıyor o kadar ki kaşgarlı kendi ataları oğuzlar için, abbasi halifesine
'' yere batasıca kafirler....le başlayan sözler sarfedebiliyor ve benim türklügünden şüphe etmemi sağlayabiliyor

     ayrıca kominizm dinsizlik deildir koministlerde vahşi yaratıklar değildir



    herhangi bi knuda belli bir konuma gelmeden, bilgi sahibi olmadan açılan başlıklara çok gülüyorum ve araştırmaya öğrenmeye çağırıyorum ; zira

   
   komik duruma düşüyosunuz

 
 
Eğer Kaşgarlı Mahmudu ,Uygur Türklerinden  görmüyorsan ve ''senin tabirinle ataları Oğuzlar'' gibi görüyorsan,çok yanılıyorsun!...
 
Uygurlar,Oğuz değildir!!!Hiçbir zaman da olmamışlardır!Tarihi iyi incelersen,Oğuz budunu kelimesini  sadece ''bengü taşlarda'' bulursun!!Tek ve gerçek yazılı taşlar ,bengü taşlardır!!Gerisi hurafedir,hayali kahramanlardır!..
 
Konuya tarihsel olarak derinliğine girmek istemiyorum şu sıra;zira çok ayrıntılı bir konudur bu...
 
 
Komünizm dinsizlik değildir demişsin.Komünizm de din olgusu yoktur.Olsun diyen de yoktur!!Hayır,komünistler vahşi yaratıklar asla değildir!!Sana bunu kim söyledi ki  zaten??..
 
Biz burada Uygur Türklerine yapılan mezalimi tartışıyoruz!Komünizm bitti artık,geride kaldı...
 
Bende söylüyorum ki; bilgi sahibi olmadan ,hemen atılmayalım,düşünelim,ona göre konuşalım..
 
Sevgiler...

Çevrimdışı Negentropy

  • *****
  • İleti: 932
  • Rep Puanı : 65527
  • Cinsiyet: Bayan
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #11 : Nisan 08, 2009, 11:33:19 ÖS »
kendi ataları derken yani ''uygurlar gibi Türk boyu olan oğuzlar  için'' ifadesi kullanılmalıydı bu konuda haklısınız yanlış ifade kullanmışım tabiki Kaşgarlı
Uygur Türk'üdür. Konuya derin olarak girmenizi ben şahsen sizden rica ediyorum. Aydınlanmak açısından ..
 
 
  Bilgi sahibi olmadan konuşmak, düşünmeden konuşmak , atılmak gibi bir mizacım yoktur, böyle paylar gibi bol ünlemli bir cevabıda anlayamadım..

Çevrimdışı Cem 1956

  • *****
  • İleti: 2586
  • Rep Puanı : 65535
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #12 : Nisan 09, 2009, 01:21:24 ÖÖ »

kendi ataları derken yani ''uygurlar gibi Türk boyu olan oğuzlar  için'' ifadesi kullanılmalıydı bu konuda haklısınız yanlış ifade kullanmışım tabiki Kaşgarlı
Uygur Türk'üdür. Konuya derin olarak girmenizi ben şahsen sizden rica ediyorum. Aydınlanmak açısından ..


  Bilgi sahibi olmadan konuşmak, düşünmeden konuşmak , atılmak gibi bir mizacım yoktur, böyle paylar gibi bol ünlemli bir cevabıda anlayamadım..

 
 
Senin gibi genç bir Türk gencini paylamak benim haddime değildir!Evet,ben ,çok ünlemli yazıyorum;ama buradan ''paylamak'' gibi bir sonuç çıkmasın!Konuya derin gireyimde hangi noktadan gireyim?Onu bana söyle,oradan gireyim!!Nereden gireceğimi ,sen söylemeden bilemem ki canım?..
 
Benim söylediğim çok basittir:
 
Uygur Türkleri; dini kimlikleri yerine Türk kimliklerini öne sürse,daha çok başarılı olurlar diyorum ben!!
 
Ben Türk kimliğinin ,diğer saçma sapan kimliklerden daha üstün olduğuna inanıyorum!
 
Çünkü,ben bir Türkçü ve Atatürkçüyüm!
 
Sevgiler...

Çevrimdışı RiseAgainst

  • *****
  • İleti: 1141
  • Rep Puanı : 61119
  • Cinsiyet: Bay
  • Ordular Giremez...
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #13 : Nisan 09, 2009, 12:42:21 ÖS »
Komünist rejimin ideali, tek tip bir toplumoluşturmaktır. İnsana değer vermeyen, toplumu adeta bir hayvan sürüsügibi gören komünist ideolojinin insanlar üzerindeki tahribatı yüzlereve bakışlara dahi yansımaktadır.

anlamını bilmediğin ideolojilere çamur atmakta üstüne yok.
_______________,.ad8888baoo._________________________
_____________.+d888888888888888o...,_________________
____________d8888886"*"d8888888888888b.______________
__________.88888888P'_'q8888888888888888b,___________
_________888888888888.88888888888888888888.__________
________d8888888888888888888888888888888886._________
_______(88888888888?^**"""*^?888888888888888b,_______
_______)8888888*"'______________"*?9888888888L_______
_______d8888P"______________________9888888888.______
_______q8888'___________________,. )8888888888_______
________q888;________.____.aon8888888888888888V______
________J888!.d8888888D__'l8888888888888888888P______
________8888P9*.2P9^8P"___8P*"*P98888888888888',_____
______.d8888;.d8;'*______+88;__""P^q"988888888b ,____
___.od88888F______________9V________.d8888888888bo,__
____9888888E______________:"-______,d888888888888F'__
_____8888888;_________o.,d8MNb___,d88888888888888;___
____888888886,________;''"l8P*___1888888888888888:___
____888888888b_________, :8b.___'"88888888888888D____
____:888888888L_____.._'___S88888.d888888888888888___
_____8888888888L___oHL.oO8P*888888888888888888888P___
_____8^88888888b._:8 "'___,.888888888888888888888'___
_______"88888888P_'*___*^^^^^q88888888888888888P|____
_______d888888888P____________:98888888888888888b'___
_____q88888888888b,8._______,dd8888888888888888"_____
_____d888888888888888b.o.:.d88888888888888K:"888_____
________7888888888888888888888888888888888P8,';"_____
_______.PO^8888888888888888888888888888888P"_________
________'__9888888888888888888888888888888b__________
_______.,.'!8888888888888888888888888888888__________
____________q8888888^8"""q8'q."q8P888888888b_________

Kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında

Kim bilir kaç yunus görmüş
kaç Deniz Gezmiş...


Çevrimdışı Cem 1956

  • *****
  • İleti: 2586
  • Rep Puanı : 65535
Doğu Türkistan'a Çin İşkencesi [Komünist Vahşet]
« Yanıtla #14 : Nisan 11, 2009, 05:44:17 ÖS »
Doğu Türkistandan Türkiyeye uzun yıllar evvel yerleşmiş 2 kişi tanıyorum.Daha önce dediğim gibi biz Anadolu Türklerine fenotip ve dil olarak benzeyen yegane Asya Türkleridir,Azerbaycan ve İran Türkleri hariç...
 
Uygur Türkleri aslen beyaz ırka aittir(Alpin) aralarında Moğol ve Çinlilerle karışmış olanları da vardır.Konu dışına çıkmış oluyorum ama,söylemeden geçemeyeceğim;ben çocukken evimize ,çarşaf,nevresim satan Türkistanlı bir adam  gelirdi.İsveçliler gibi sarı saçlı,uzun boylu ve mavi gözlü idi.Adam inanılmaz derecede beyaz tenliydi.Zaten Çinde ; Sincan otonom bölgesinde yapılan mezar kazılarında bulunan cesetlerde yapılan antropolojik incelemeler,orada yaşayan eski Türklerin beyaz ırka ait olduğunu göstermektedir.Neyse bu konuya tarih kısmında değiniriz; Çin çok kalabalık ve aynı zamanda güçlü bir devlet.Orada yaşayan Uygurların nüfusu ise sadece 10-15 milyon arasında.Her ne kadar arzulasam da,Çin devletinin muhtemel bir ''Doğu Türkistan'' bağımsız devletine izin vereceğini hiç sanmıyorum.
 
Ya göç ettirilmeye zorlanacaklar veya zaman içinde asimile edileceklerdir ki; bu da son derece yazık olacaktır.
 
Sevgiler...

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
301 Gösterim
Son İleti Ekim 25, 2006, 02:56:41 ÖÖ
Gönderen: salbayrak
1 Yanıt
200 Gösterim
Son İleti Mart 23, 2008, 04:04:43 ÖS
Gönderen: SpEtSnAz
0 Yanıt
154 Gösterim
Son İleti Nisan 17, 2008, 08:05:22 ÖÖ
Gönderen: WorHal
0 Yanıt
218 Gösterim
Son İleti Nisan 19, 2008, 07:36:18 ÖÖ
Gönderen: WorHal
0 Yanıt
181 Gösterim
Son İleti Eylül 05, 2008, 05:33:22 ÖS
Gönderen: ALbyRocK
2 Yanıt
213 Gösterim
Son İleti Aralık 29, 2008, 11:17:34 ÖS
Gönderen: GÖZDEM
1 Yanıt
542 Gösterim
Son İleti Kasım 16, 2010, 08:02:32 ÖS
Gönderen: mcsuperbela
0 Yanıt
206 Gösterim
Son İleti Ağustos 30, 2010, 11:27:47 ÖS
Gönderen: ALbyRocK
0 Yanıt
26 Gösterim
Son İleti Aralık 07, 2011, 02:06:38 ÖÖ
Gönderen: LegendLord
0 Yanıt
15 Gösterim
Son İleti Mayıs 01, 2012, 04:40:57 ÖS
Gönderen: muhsint