Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Ekosistem  (Okunma sayısı 505 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı albayrak

  • ****************
  • İleti: 19561
  • Rep Puanı : 64626
  • Cinsiyet: Bay
  • ATATÜRK' ÜN ASKERİ
    • http://www.albayrakforum.com
Ekosistem
« : Mart 21, 2008, 04:05:52 ÖS »



EKOSİSTEM


TANIMLAR: Ekoloji, bugün çok sayıda bilim dalının çekirdeğinioluşturmaktadır. Çevre şartları içinde tek bir canlının incelenmesine“otekoloji”, farklı canlı türlerinin oluşturduğu topluluklarınincelenmesine “sinekoloji ” denmektedir.

1935 yılından itibaren, bir bölgede bulunan bütün canlılar vebunların cansız çevrelerini ifade etmek için “Ekosistem” kelimesikullanılmaya başlanmıştır. Çevre ve sistem kelimelerininbirleştirilmesiyle oluşturulan ekosistem kelimesinin açık bir ifadesiolarak yer küreden bahsetmek gerekir. Gerçekte yer küre en büyük birekosistemi oluşturmaktadır. Ekosistem içinde daha küçük boyutluekosistemlerde bulunmaktadır. Orman, dağ, ova, çayır, hububat, doğalhayvanların her biri ayrı ayrı ekosistemi oluşturmaktadır.

Ekosistemi oluşturan öğeler, başlıca dört gurupta toplanır.

    1-Cansız varlıklar. (inorganik ve organik maddeler)
    2-Primer üreticiler. (yeşil bitkiler)
    3-Tüketiciler (bitkisel ve hayvansal maddeleri yiyenler)
    4-Ayrıştıcılar (bakteri ve mantarlar)

Ekosistem içindeki doğal dengeye “ekosistem dengesi” denir. Doğaldenge bozulduğunda, ekosistem dengesi bozulur ve ekolojik sorunlarortaya çıkar. Mevcut ekosistemin bozulup ortadan kalkması ve daha sonrabozulan bu ekosistemin yerine yeni bir ekosistemin olması olayınasükseyon (yerine alma) denir. Yer küre içinde en fazla ekosistemdengesini bozan en etkili canlı, şüpesiz ki insandır. İnsan nüfusu vefaaliyetleri arttıkça ekosistem dengesi bozulmaktadır. İnsanlar dışındabitkiler veya hayvanlarda ekosistem dengesini bozabilirler. Tarımbölgesinde kuş türlerinin aşırı çoğalması, hububat üretimini olumsuzetkiler. Yine kuş türlerinin aşırı oranda azalması da, kuşlarlabeslenen zararlı böceklerin çoğalmasına yol açar. Ancak, tüm bugelişmelerde insanın katkısı çok büyüktür. Gerçekte insanın olmadığıdoğal bir ortamda, ekosistem dengesi pek fazla bozulmaz.
 
Hücrenin, organizmaların temel öğesi olmak gibi, ekosistemlerde doğalortamın birimlerini oluşturur. Her ekosistem, biyosenoz adı verilen bircanlılar topluluğundan oluşur; bunlar, çevrenin ve bu çevrede hükümsüren koşulların nispi homojenliğiyle belirgin, biyotop adı verilen biralanda yaşar. Bir biyosenoz içinde üç büyük kategori
söz konusudur. Önce besin zincirinin temelini oluşturan birincilüreticiler (klorofilli yeşil bitkiler); sonra birinci basamaktan (otçulhayvanlar), ve ikinci basamaktan tüketiciler (etçil hayvanlar),venihayet minareleştiriciler (bakteriler, mantarlar) Ekosisteminçalışması bir madde ve besin zincirleri (beslenme zincirleri de denir.)arasından, sürekli enerji akışıyla kendini belli eder.

Ekosistemler bir çok düzeye göre ele alınabilir. Biyomlar büyükbiyocografi bölgelere (tropikal orman, tudra, savan vb) tekabül eder.Bir alt düzeyde, ekosistemler manzaranın bir takım parsellerinin (birbuğday tarlası, bir ormanlık kesim vb) temsil eder. Daha da alt birdüzeyde, mikroekosistemler (bir kıyı kayalığı, bir kara yosun topluluğuvb.) gelir.

Ekolojinin temel ve aynı zamanda tanımlanması en zorkavramlarından biri, bir türün ekolojik ortamı kavramıdır; bu, sözkonusu olan türün fizyolojik ihtiyaçlarına, yaşam biçimine ve uyumsağlama niteliklerin bağlı çeşitli parametrelerle belirlenir. Böyleceekolojik ortam, basit bir barınak kavramının ötesinde, türünekosistemdeki rolünü yerini belirler.

EKOSİSTEMLERİN BOYUTLARI

Gezegen ölçeğinde, yerkürenin bütün canlı varlıkları içeren dışkatmanı olan biyosfer, en yüksek tümleşme düzeyini temsil eder. Bir ilkbölgesel ayırım biyomları betimlenmeye imkan verir. Bunlar, gerçekkarasal makro ekosistemler diyebileceğimiz biyocografi ve iklimselbölgelere denk düşer. (Tudra, tayga, ılıman iklim ormanı, sıcak çöller,savan tropikal orman vb)

Daha küçük bölümlere ayırma, daha ölçülü boydaki ekosistemleribelirler. Bir takım basit fizyonomik ölçütler, her biri bir ekosistemoluşturuyormuşçasına, herhangi bir arazinin, bir bataklığın, birormanın veya bir çayırın sezgisel olarak belirlenmesini sağlar.
Daha da kısıtlı bütünler olan mikro ekosistemler aynı şekildetanımlanabilir. Bir yosun tutamı, hatta su dolu ve ağzı iyice kapalıbir cam tüp içinde yer alan bir tatlı su salyangozu ile bir elodeadalından oluşan yapay bir sistem, birer mikroekosistemdir. Söz konusubu yapılar daha büyük sistemler içinde bir araya gelip bütünleşerek veböylece tüm ekosistemleri niteleyen bağlı ekosistemleri niteleyenözerklik ilkesine uyarak, kendi kendine yetebilir.

Çoğu zaman yanlış olarak, bütünleme parçaları ekosistem olarakbelirtilir; Mesela toprak ekosistemlerden söz edilir; Oysa toprak,oldukça karmaşık olan yapısına
rağmen aslında diğer sistemlerden gelecek organik maddelere tamamenbağımlıdır. Bu terim, zaman zaman kentler konusunda (kentsel ekosistem)bile kullanılmıştır. Oysa burada, tümüyle diğer ekosistemlerden veözelliklede kent sakinlerine beslenme yoluyla enerji sağlanması için,tarım ekosistemlerinden gelen dış katkılara bağımlı bir bütün sözkonusudur.“Tarım ekosistemleri” (ekili alanlar,meralar) ormanların çoğuinsan tarafından yönetilen basitleştirilmiş veya diğer anlamdayapaylaştırılmış ekosistemlerdir. İnsanın denetimi altındaki busistemlerin işleyişinde, tamamen doğal olan ekosistemin işleyişleriyleaynıdır; ama insanoğlunun üretimi artırma gayretleri, çeşitlibiçimlerde, söz konusu ekosisteme bir çok enerji katkısıylayapılır;(gübreler, tarım koruma ilaçları (pestisit) makineleriçalıştıran yakıt vb)

Bilim adamları tarafından, astronotların içinde yaşamlarını sürdürecekoldukları, dış ortamdan özerk olarak çalışan uzay kapsülleri tamamenyapay ekosistemler bile tasarlanmıştır. ABD’deki Arizona çölündekurulan Biyosfer I ve Biyosfer II adlı büyük kapalı seralar da aynıanlayışın ürünleridir. Ama araştırma, seralarda her şeye rağmen, çözümüzor kararlılık, ayarlama ve denge problemleri ortaya çıkmış, işlerumulduğu gibi gitmemiştir.

EKOSİSTEMLERİN ÖRGÜTLENMESİ

BİR EKOSİSTEM İÇİNDE ÜSTLENMİŞ OLDUKLARI
ROLLERE GÖRE BİYOSENUZUN ÇEŞİTLİ CANLI
TÜRLERİ ÜÇ BÜYÜK KATEGORİYE AYRILIR.

Ekosistemde her türlü enerji aktarımının temelinde birincilüreticiler yer alır. Söz konusu bu canlılar, fotosentez yoluyla kendiöz organik maddelerini hazırlamak üzere güneş enerjisini kullana bilentek tür olan klorofilli yeşil bitkilerdir.

Tüketiciler klorofilli bitkilerin fotosentez etkinliği sonucuoluşan maddeye bağımlı olan hayvanlardır, Bu canlılar enerjilerini veyapıtaşlarını bu maddelerden alırlar.

    -Birinci basamaktan tüketiciler (otçul hayvanlar, ot yiyerek beslenen böcekler) yalnız
bitki
 örtüsüyle beslenir.

-İkinci basmaktan tüketiciler öncekilerin sırtından yaşamlarınısürdürür. Yani otçulları yiyerek beslenir.(Üçüncü basamaktantüketiciler tanımlanmasına kadar da gidilebilir; etçillerle beslenenetçiler.)
-“Ayrıştırıcılar” grubu, beslenmek için ölü organik maddeyi parçalayanorganizmalardan oluşur; Bu durumda bunlarda tüketiciler sınıfına girer,

-Son olarak Minareleştiriciler (bakteriler, mantarlar) birbiyosenoz içinde yer alan üçüncü büyük organizma kategorisidir. Bunlar,organik maddeleri ayrıştırır ve bunların anorganik anorganikelementlerini, daha sonra yeniden, fotosentez yapan bitkilerinsoğurması için açığa çıkarır.

Özellikle birinci veya ikinci basamaktan tüketiciler için, belirlibir kategoriye ait olmanın belirlenmesi her zaman kolay değildir; bazıtürler (hepçiller) her iki gruba da girer; Mesela insan; diğerleri içinrejim,mevsimlere (mesela tilki) veya gelişme evrelerine göre (meselakelebek) değişir. Ekosistemin çalışması, besin zincirlerindeki enerjiakışıyla sağlanır. Öte yandan kimyasal elementlerin (karbon, oksijen,azot, potasyum....) çevrimlerinin varlığıyla da nitelenir. Her türçevrim, elementin bir rezervuardaki (toprak, toprağın çözeltisiatmosfer) varlığından yola çıkılarak betimlenebilir. Birincilüreticiler böylece, organik madde içine dahil olarak, elementleriçevrime sokarak işte bu rezervuar içinde yer alır; sonra elementlerbesin zincirleri içinde dolaşıma girer ve minareleştiricilerinetkisiyle yeniden rezervuara döner.

TÜRLERİN EKOSİSTEMLERDEKİ ROLÜ HER TÜRÜN
EKOSİSTEMDEKİ YAŞAM KOŞULLARI ONA ÖZGÜ EKOLOJİK
ORTAMINI BELİRLER.İKİ TÜRLÜ KOMŞU EKOLOJİK ORTAMLARI
PAYLAŞTIĞINDA REKABETE GİRİŞEBİLİR.

Her canlı türü belirli ekolojik bir ortamda nitelenir. Bu terimsöz konusu olan tür tarafından yerine getirilen “işlev” i gösterir vebu durumda, sadece bir barınağını simgelemez. Bir canlı türününekolojik ortamı, özellikle içinde yaşadığı ekosistemin besin ağında, buağın aşama düzeni içinde aldığı yerle kendini gösterir.(bu durumdaekolojik ortam, bir bireyin toplumdaki işlevine ve bu işlevi nedeniyletoplumda edindiği yere benzetilebilir.) En çağdaş yaklaşımla, bir türünekolojik ortamı kavramı bu türün yaşadığı ve üreyerek kendiniyenilediği koşullar bütünü olarak tanımlanır.

    Ekolojik ortamın genişlik derecesi, çok çeşitli koşullara uyum sağlayabilen
genel
türleri ve ancak az sayıda ve kısıtlı koşullara uyum sağlayabilen özeltürleri ayırt etmeye imkan verir. İnsan, en üstün dereceden
genel
bir türdür; gezegenimizin hemen her köşesinde yaşamınısürdürebilmektedir. Oysa bazı evcil hayvanlar tam anlamıyla özeldir.Çoğu zaman bir çok tür, aynı ortamın veya çok yakın iki ortamınpaylaşımı için rekabete girişebilir. Her tür ortamın “Boyut”una bağlıbir üreme stratejisine sahiptir; burada söz konusu ortam, ayrıca gözönüne alınan türün nüfus düzeyini de şartlandırır.
Aynı ekosistemde yaşayan türler arasında, bir çok ilişki tipi görülür. Bu ilişkileribelirleyen başlıca faktör, söz konusu ekosistemin beslenme zincirinde,aynı düzeye ait olma veya olmama durumudur. Beslenme düzeyleri farklıolduğundan ilişkiler çoğu zaman ar-avcı tipinde şekillenir, yani birdüzeyin bireyleri, beslenmek için bir alt düzeye ihtiyaç duyar.bunakarşılık aynı beslenme düzeyi içinde aynı besin kaynağının kullanımıkonusunda çoğu zaman rekabet vardır. Bu rekabet, aynı türün bireyleriarasında (türler için rekabet) her zaman ortaya çıkar, ama zaman zamanyakın ekolojik ortamlarda yaşayan farklı türler arasında dagörülebilir. (türler arası rekabet) Bunun dışında, türler arasındakidiğer ilişkilerde, özel bağımlılık biçimleri görülür; (asalaklık,ortakyaşama, ortakçılık.)

EKOSİSTEMLER NEDEN DEĞİŞİYOR VE BOZULUYOR.

Ekosistemin oluşturan canlı ve cansız varlıklar arasındakarşılıklı ilişki vardır. Dolayısıyla ekosistemdeki her öğe canlılarınyaşamları, çoğalmaları, göçleri ya da ölümleri üzerinde etkili olur.Yaşam için gerekli olana temel öğeler toprak, hava, su ve ışıktır.Temel öğeler bir yandan ekosistemde yaşamın sürekliliğini sağlarkendiğer yandan ekosistemlere büyük zararlar veren afetlere de yolaçabilirler. Örneğin; depremler, yanardağ patlamaları, seller,kuraklık, kasırgalar, ve fırtınalar temel öğelerden kaynaklanan bellibaşlı doğal afetlerdir.

EKOSİSTEMİN DOĞAL ÖZELLİKLERİ


Ekosistemler, kara ekosistemleri ve su ekosistemi olarak ikigrupta incelenir. Ormanlar, çayırlar ve çöllerin her biri birekosisteme örnektir. Bu ekosistemde en önemli etkendir. (Toprak,hava,nem,ışık ve sudur.) su ekosistemi okyanus, deniz, göl,nehir, ırmakve sulak alanları kapsar. Su ekosisteminde en önemli etkenler sıcaklık,oksijen, mineraller ve ışıktır.

Kara ve su ortamlardaki ışık, sıcaklık, nem,tuzluluk vb. koşullarmevsimlere göre değişebilir. Güneş ışığının geliş açısının mevsimleregöre değişmesi ortamın azalması kara ve sularla buharlaşmayı artırır.Karalardaki nem oranı düşürebilir. Su ortamında buharlaşan ise tuzlulukoranının yükselmesine neden olabilir.

Mevsimlere bağlı değişiklikler ekosistemlerde yen alan canlılarınyaşamsal düzenini de ekiler. Örneğin; kasım patı ve patates gibibitkiler ilkbahar ve yaz mevsimlerinde ve sonbahar aylarında açar.

               KARAR EKOSİSTEMİ

    Kara ekosistemlerinin
bitki
 örtüsü, büyük iklim kuşaklarına göre, yerkürenin biyom olarak adlandırılan
bitki
oluşumlarıysa enlemlere göre dağılır. Mesela Kuzey yarıkürede buzulbölgesini tundra izleri; güneye gidildikçe tayga ve daha sonradatropikal ormanlar gelir. Bu kuşakların dışında, farklı yüksekliklerdefarklı kuşakları barındırır. Yükseldikçe, sınırları bölgelere göredeğişiklik gösteren
bitki
 örtüsü katları birbirini izler.
İnsanlar yeryüzünün doğal
bitki
örtüsünü büyük ölçüde etkiler. İnsan etkinlikleri tarımsal alanlarınoluşmasına katkıda bulunur. Tarım ve hayvancılık yapılan bölgeler,tarım ekosistemleri olarak adlandırılan basitleştirilmiş ve biyolojikçeşitliliği azaltılmış ekosistemlere dönüşmüştür. Bu ekosistemlerinçalışması bütünüyle dışardan enerji veya malzeme katkısına (toprağınişlenmesi gübre ve pestisitler gibi) bağlıdır.

    Kara ekosistemlerinin çalışması büyük ölçüde iklim tarafından yönlendirilir; Zaten iklim
bitki
örtüsünün yaşam süresini de belirler.Ekvatordan kutuplara doğrugidildikçe birincil ve ikinci üretkenlik düzeylerinde ciddi bir düşüşgözlenir. Tundralarda hüküm süren sert iklim koşulları, toprağın çokuzun süre (9-10 ayı) su dolaşımını engelleyecek biçimde donmasıylakendini gösterir. Buradaki bitkisel oluşumlar (bodur bitkiler, ağaçyokluğu) donar ve rüzgara uyum sağlamıştır ve bölgenin faunası fakirdir.

Buna karşılık, tropikal kuşaktaki ormanlar yıl boyunca fazladeğişmeyen, çok uygun iklim koşullarından yararlanır. Biyolojiketkinliğin aralıksız sürmesi sayesinde bu kuşakta birinci üretkenlik enüst düzeydedir ve minarelerin yeniden çevrime girme hızı çok yüksektir.
Bitki
oluşumlarının ve hayvanların inanılmaz çeşitliliği, bu ortamlardakarmaşık zincirlerinin gelişmesini sağlar. Öte yandan göl ve göletkıyıları, turbalıklar gibi kıtalar içlerindeki nemli bölgeler, insanınbaskısı sonucu, önemini kaybetmiştir. Oysa gerçekte buyöreler,biyolojik çeşitliliği yüksek, çok sayıda türün varlığınısürdürmesi açısından birincil öneme sahip bölgelerdir.

DEĞİŞİK BİTKİ ÖRTÜLERİNİN BİYOSFERLERDEKİ DAĞILIMI

Yeryüzündeki büyük iklim bölgelerine karşılık gelen biyomlar,kuzey yarımküre de daha belirgin olmak üzere, enlemlere bağlı kuşaklarbiçiminde düzenlenmiştir.
Biyosferi oluşturan eşitli ekosistemlerin kapladığı alan, birçokmetrekare ile yüz binlerce kilometre kara arasında değişir. Bununlabirlikte büyük veya küçük her ekosistemde türdeş ekolojik koşullarhüküm sürer ve kendine özgü canlı türlerinin


oluşturduğu topluluklar yaşar. Gezegen düzeyinde bakıldığında, büyükbitkisel oluşumları temsil eden biyomlar ayırt edebilir. Aslında,ekosistemler arasındaki ayrım çoğunlukla, egemen
bitki
 örtüs temelinde yapılır ve yerküredeki büyük ekolojik bölümler konusunda da genellikle
bitki
 örtüsü temel alır. Biyomlar,
bitki
toplulukları (fitosenoz) ile hayvan topluluklarını (zoosenoz) içerenekosistemlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Kararları kaplayan
bitki
örtüsünün büyük iklim kuşaklarına göre dağılmasına benzer biçiminde,biyomlar da ekvatora göre dağılmasına benzer biçiminde, dağılmıştır. Budağılım, kara yüzölçümünün az olduğu Güney Yarımküre”ye oranla KuzeyYarıküre”de daha belirgindir.

Ekvator kuşağında tropikal ormanlar neredeyse kesintisiz birçiziği oluşturur. Ekvator altı kuşakta kurak mevsimin daha uzunsürmesi, bu bölgede iklim uygun ormanların, savanların ve aşırı kurakolan kesimlerde de çöllerin oluşmasına neden olmuştur. Bunun ardından,35 ıncı kuzey ve güney enlemleri yöresinde, ılıman iklim kuşağına, özgüAkdeniz tipi biyomlar bulunur. Ortam enlem kuşağı, tropofil ağaçlarınoluşturduğun ormanları barındırır; kuzeye doğru bu
bitki
örtüsü yerini önce ılıman çayırlara (bozkır) ve yer kuzeyin kozalaklıormanlarına (tayga) bırakır. Tundralar ise, Arktika ve Antantika buzulkuşağının sınırında (66-33 enlemi) yer alır. Söz konusu bu hat doğal
bitki
  örtüsünün de sınırıdır.

    Ekosistem kuşakları arasında, arazinin yüksekliğine göre oluşan ayrım daha da belirgindir.

DENİZ EKOSİSTEMİ

OŞİNOGRAFLAR BU ORTAMI FARKLI EKOLOJİK ÖZELLİKLERİNE
GÖRE “ALANLARA” VE “BÖLGELERE” AYIRARAK İNCELENMEYİ
TERCİH EDERLER.

Ekolojik şartları büyük bir çeşitlilik gösteren deniz ortamıhomojen bir bütün olarak ele almak, bilimsel açıdan çok kısıtlı birbakış açısına neden olur. öncelikle iki büyük okyanus alanı ayırtedilmektedir.bütünüyle denizleri oluşturan “su kütlesi” ve kıyılardanderin abis çukurlarına kadar dipleri kapsayan “dip alanı” ;Dip alanıderinliğine göre üçe ayrılır.
    -0-200 metreler arasında uzanan ve okyanusların tabanının yüzde 7,6 sını oluşturan kıta sahanlığı;

-200 metreden 2000 metreye kadar uzanan dipteki ani eğimbölgesinden meydana gelen ve tabanın yüzde 8,1 ni oluşturan kıta şevi;ve nihayet okyanusların tabanının yüzde 84,3 ünü meydana getirenabisler. (2000-6000 metre) ve çukurlar (6000 metreden
bilinen en derin yer olan mariana çukurunda 11.000 metreye kadar)Gelgite maruz kalan ve hatta dalga serpintisiyle ıslanan kıyı şeritleride okyanus alanına dahil edilmektedir. Gerçekten de bu bölgelerdeyaşayan organizmalar, gerek gelgitler sırasında birbirini ardınca sualtında ve su üstünde kalarak, gerek ortamın yüksek tuzluluğusebebiyle, okyanus etkilerine maruz kalmaktadır.

Okyanusları ve denizleri oluşturan su kütlesi ikiye ayrılan kıtasahanlığını örten yüzey suları ve 200 metrenin altında kalan dip sularıbu düzeylerde su kütlesi, güneş ışınlarının nüfuz etmesi derecesine vemevsimlik sıcaklık değişimlerine bağlı olarak düşey bir ekolojikkatmanlaşma gösterir. Işığın ulaştığı epipelojik bölge, ışıkmiktarının, bitkilerin fotosentez yapabilmesi için yeterli olduğu 0 ila50-100 metrelik yüzey sularına tekabül eder. Söz konusu bu bölgeninaltında dip bitkileri ve fitoplankton yaşayamaz; yanlızca etçiler veyaçürükçül beslenen hayvan türleri canlı kalabilir.

Okyanus ekosisteminin alt bölümlere ayrılması, karşılaşılanekolojik şartların çeşitliliğiyle ilişkilidir; organizmaların uyummekanizması ve üretkenliği bir bölgeden diğerine belirgin farklılıklargösterir.

Deniz Canlıları; Yüzeyle dip alanı arasında ve hatta jeolojiktaban yapısı içinde yaşam, deniz ekosisteminin üç boyutuna da dağılmışdurumdadır. Deniz ortamının ekolojik şartlarının çeşitliliği, yaşamşekillerinde ve tarzlarında da büyük değişikliğe neden olmaktadır.Okyanusun büyük bölgeleriyle bağlantılı olarak üç çeşit canlı gurubuayırt edilir; su kütlesinde yaşan plankton ve nekton ile diğerlerdeyaşayan bentos toplulukları.

PLANKTON ; Yüzeyde veya su kütlesinde asıllı duran, kısıtlıhareket yeteneğiyle su akımlarına karşı koyamayan ve bazıları bunedenle düşey göçlere maruz kalan organizmalar topluluğudur.

NEKTON; Açık denizde yaşayabilen ve deniz akıntıları içindehareket edebilen canlılardan oluşur; açık denizde yaşayan balıktürlerinin çoğunu, kafadanbacakları ve deniz memelilerini kapsar.

BENTOS; Dibe bağlı olarak yaşayan hayvanlar ve bitkiler (bağlıbentos) ile dipte veya dibe yakın bölgelerde hafifçe hareket eden bazıhayvan türlerinden (gezgin bentos)
meydana gelir. Bağlı bentos bir çok suyosunu, sünger, yumuşakça,kabuklu (Balanus) ve knildli (Mercan, deniz şakayığı gibi) türlerinikapsar.

EKOSİSTEMLERE YÖNELİK TEHLİKELER

Ekosistemlerin doğal dengeye ulaşması, bunların nüfusunda veçalışmasında kesin bir istikrarın sağlanması anlamına gelmez; dengeliekosistemlerde düzenle, hafif dalgalanmalar yaşanır.bu dinamik dengedurumu çok hassastır.

Bugün ekosistemlere yönelik tehlikeler, sanayi uygarlığınıngelişmesinde kaynaklanmaktadır. Sanayi uygarlığı, doğal kaynaklarıbüyük bir hızla tüketmekte ve doğal çevreyi hiçe sayan tarımsaluygulamaları desteklenmektedir. Bu etkiler, nüfus patlamasıyla iyiceyoğunlaşır. Bozulma fiziksel çevrenin (biyotop) sürekli yıkımı, canlı
topluluklarının
(biyosenoz) çeşitliğinde azalma, yaşama için gerekli minerallerinçevriminde kopukluklar biçiminde kendini gösterir. Kentleşme vesanayileşme çok sayıda biyotop’un yıkımına neden olmuştur. Sanayiinin,taşımacılığın (özellikle otomobiller) ve evlerde kullanılan yakıtlarınyaratığı kirlilik havaya , suya ve toprağa bulaşır, bu durumda, hem
genel
olarak tüm canlı varlıklar, hem de insanın sağlığı ve kullandığıkaynaklar zarar görür. Ayrıca insan, sürekli yeni ortamları kendinekullanımına sokarak, çok sayıda hayvan türünün topluca yok olmasına yolaçar. Çünkü insanlar biyotopları yıkar, ortamı aşırı sömürür.(balıkçılık ve avcılık) ve bazen de yeni ortama uygun olmayan yabancıtürler getirir.

Karbon dioksit gazı üretiminin artması ve koruyucu ozontabakasının delinmesi gibi insan etkinlikleri, bir bütün olarakbiyosferin dengesini tehdit etmektedir.

EKOSİSTEMLERİN DENGESİ


    Türlerin çeşitliliği ve aralarındaki düzenli iletişime dayanan denge, insanın giderek artan baskısının tehdidi altındadır.

Biyosferdeki doğal dengelerin korunması bazı kimyasal maddelerinoranın sabit olarak kalmasına, nüfus dalgalanmalarının düzenine veekosistemlerin sürekliliğine bağlıdır. Dengeyi sağlayan koşullarıngüvence altına alınması için, besin zincirlerinin gereken şekildeçalışmaya devam etmesi, tür çeşitliliğinin belirli bir düzeydekorunması ve geçici de olsa çok şiddetli düzensizlikleri yaşanmamasıgerekir. Bazı orman sistemleri, mesela ılıman iklimde yüksek ağaçlardikilmek suretiyle oluşturulan ormanlar, insan yapısı olmasına rağmenistikrarlı sistemlerdir. Tarım ekosistemleri,
bitki
 
topluluklarının
 otsu oluşumlardan ağaçlara uzanan doğal ardışıklık sürecinin ilkel bir
düzeyinde kalmıştır. Ekolojik açıda bakıldığında, tarım ekosistemleri, çoğunlukla tek bir
bitki
türüyle sınırlanmış yapıları yüzünden istikrarsız ve zayıftır. Buekosistemlerin üretkenliği, ürünün tipine ve söz konusu bölgeye egemenolan iklim koşullarına bağlı olarak büyük değişkenlik gösterir.

    Bugün biyosferin
genel
 dengesinitehlikeye düşüren başka faktörler de vardır. Gezegen genelinde,bilimsel ve teknik gelişmeler, geçen yüzyılda tedavi alanındakibuluşlar ve tarımsal üretimin dünya çapında artışının da yardımıylainanılmaz bir nüfus patlamasına neden olmuştur. Bu nüfus patlaması,biyosferin üretim kapasitesiyle insanları ihtiyaçları arasında giderekartan bir dengesizlik durumu yaratmaktadır.

İNSANDAN GELEN TEHLİKELER

   
Bitki
 örtüsünün bozulması,ortamın kimyasal yapısının değiştirilmesi ve kaynakların aşırıkullanılması gibi her darbe çok sayıda sonuçlar doğurur.

İnsan etkinlikleriyle, ekosistemlerin, çalışmasına hatta bir bütünolarak biyosferin düzenine korkunç zararlar verebilir. Türler veekosistemleri ortadan kaldırdığı, fosil kaynaklarını tükettiği vesonuçta önemli düzeyde kirlilik yarattığı için bu zararların çok yönlübir etkisi vardır.





Toprak Kirliliği
Toprağa bırakılan zararlı ve atık maddelerle toprağın özelliklerinin bozulmasına toprak kirliliği denir.
Toprak, içme suyu, yapı, şehircilik, mezarlıkların kurulması vedüzenlenmesi, sıvı ve katı atıkların uzaklaştırılması ve zararsız halegetirilmesi gibi konularla sıkıca ilgilidir.
       Toprak Mikroorganizmalarının Etkileri (Toprağın Biyolojik Arıtıcı Etkisi)
Toprak mikroorganizmaları (özellikle aerop ve anaerop sporlu basiller,aktinnomiçesler ve mantarlar).Karbonhidratların ve yağların parçalanmaürünlerinin büyük bir kısmı toprakta bakteriler tarafındanharcanır.Fosfatlar (PO4) toprak tarafından tutulur.Klorürler kolaylıklaeriyerek suya geçerler.Bu olayların sonunda humin asitleri bol miktardateşekkül eder.
Bu parçalanma olayları için : 1) Toprakta belirli miktarda nem ve O2bulunması, 2) Toprağın uygun bazlar kapsaması ve 3) Toprak ısısının 5oC den yüksek olması gerekir ( daha düşük ısı şartlarındamikroorganizmaların faaliyeti yavaşlar veya durur).
       Toprak içinden süzülen kirli suların temizlenmesinde (arınmasında) toprakta geçen bu biyolojik olayların büyük rolü vardır.
Bakteriler, aktinomiçes ve mantarlar, protozoon ve kurtlar toprağınyalnız yüzey kısımlarında bulunur.Ekilen toprakların 1 gramında 1milyardan fazla bakteri amip ve diğer protozoonlar mevcuttur.İşlenmemiştoprakların 1 gramında 100.000 ‘den fazla mikrop bulunur.Toprağınderinliklerine inildikçe bu canlı organizmaların miktarı süratleazalır.Daha 1-3 metre derinlikte bakteriden çok fakir kısımlarbaşlar.İnce gözenekli, ağaçlıklı bir toprağın 4 metreden daha derinkısımları tamamen denilebilecek bir derecede bakteriden yoksundur.Derintoprak kısımlarının mikroorganizmalardan kurtulması, bu elemanlarınince gözenekli üst topraklarda kısmen adsorbe edilmeleri, kısmen detoprak içinde meydana gelen muhati (sümüksel) bir çöküntü tabakasınınsonucudur.Bu nedenle, ağaçlıklı ve çatlakları olmayan bir arazide 4metreden daha derinde olan toprakaltı su tabakasında mikrop bulunmadığısöylenebilir.Suyu süratle geçiren ; sun’i olarak gevşetilmiş; sıçanlar,köstebekler ve diğer sebeplerin etkileriyle çatlakları bulunantoprakların üstünde ve içinde su yığınlarının büyük bir hızla aşağılarageçmesi halinde, toprak filtrasyonu sekteye uğrar ve toprakaltı suyuüst toprak tabakalarından geçerken temizlenemediği için alt kısımlardakirli bir su halinde yığılır.
       Toprağı kirleten ve bu yoldan insanlarda hastalıkların meydana gelmesine sebep olan organizmalar üç kısımda incelenir :
1.İnsan – toprak – insan zinciri halinde geçiş :
Bu tip toprak kirlenmesinin sebebi, sıvı atıklar (kullanılmış sular,lağım suları vs.) ın hijyen kurallarına uymayan bir şekilde muameleyetabi tutulması veye bu gibi maddelerin gübre olarak ya da sulamaişlerinde kullanılmalarıdır.Bu suretle toprak, bazı bakteriler veprotozoonlar (kolera vibriyonu, Salmonella ve Shigella gruplarına girenbakteriler, amipli dizanteri etkeni olan entamoeba histalytica) ve bazıhelmintler ile kirlenirve bu etkenler toprak ve bitkiler yoluyla insanageçerek ilişkin oldukları hastalıklar meydana gelir.
2.Hayvan – toprak –insan zinciri halinde geçiş :
Bazı zoonozların (insana geçebilen hayvan hastalıkları) geçişindetoprak önemli rol oynar.Bu gruba girebilecek önemli hastalıklarşunlardır : Leptospirozlar, Şarbon, Q-humması, Toxocara (özellikleToxocara canis)infeksiyonları, listerioz, Clostridium perfrigens veClostridium tetani infeksiyonları, lenfositer koriomenenjit ve tularemi.
3.Toprak – insan zinciri halinde geçiş :
       Bu gruba girebilecek başlıca hastalıklar : Çeşitli mikozlar ve botulizm’dir.
Su kirliliği
Nüfusu belli bir hızla artmasına karşın tarım toprakları giderek azalanülkemizde amaç dışı toprak kullanımı ve sanayii kuruluşlarının
yarattığı çevre kirliliği orman, toprak ve su kaynaklarımızın hızla azalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizin bir tarım ülkesi olması ve tarıma dayalı sanayiininhammaddelerini üreterek ihracat gelirlerimizde önemli bir yer tutması
orman, toprak ve su kaynaklarımızın korunması gerekliliğini daha fazlaarttırmaktadır. Günümüzde son sınırına ulaşılan verimli tarım
topraklarımız her yıl, erozyon, tuzlulaşma ve alkalileşme gibi doğaletmenlerin yanında sanayi kuruluşları, kentsel yerleşim, turizm
yapılaşmaları, kum ve tuğla ocakları işgali sonucu amaç dışı kullanım ile hızla azalmaktadır.

Gerçekten istatistiklere göre 1970 yılında fert başına 4.4 da tarımarazisi düşerken, bu değer 1980 yılında 3.66 da olmuştur. 1990
yılında ise fert başına 3 da tarım arazisi düşebileceği sanılmaktadır. Bu duruma göre fert başına düşen tarım arazisi, amaç dışı
kullanım ve nüfusun da hızla artışıyla % 68 oranında azalma gösterecektir.

Ülkemizde tarımsal potansiyeli çok yüksek, uygun iklim koşullarına sahip ve yılda birden fazla ürün alınabilen ovalarımız
bulunmaktadır. Ancak ülkemizde fiziksel arazi kullanım planlamalarının yetersiz olması, aşırı nüfus artışı, plan ve programsız
sanayileşme bu tarımsal potansiyeli yüksek ovalarımızın giderek eldençıkmasına neden olmaktadır. Bu ovaların başında Bursa ovasıgelmektedir.

Bu çalışmada amaç dışı toprak kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlar,alınması gerekli önlemler ve çözüm yolları belirlenmiştir. Atık su ilesulanan toprakların pH’ında düşme görülmesine karşın elektrikseliletkenliğinde önemli ölçüde artış kaydedilmiştir.

Yalnız atık su ile sulanan parsellerden elde edilen domates veriminindüşük olmasına karşın atık suyun belli oranlarda sulama suyu
ile karıştırılarak sulanan parsellerden elde edilen domates verimi normal sulama suyu ile sulanan parsellere oranla daha fazla
bulunmuştur. Ancak atık su mısır verimi üzerinde etkili olmamıştır.

İnsanoğlu varolduğu günden bu yana, hem çevresindeki olaylardanetkilenmiş, hem de çeşitli etkinlikleriyle çevresini etkilemiş, tahripetmiş,
kirlenmesine ve bozulmasına neden olmuştur. Çevrenin bozulması demek,insanın yaşaması için gerekli olan ortamın bozulması demektir.
Dünyamızda; nüfus artışı sürmekte, enerji kaynakları tükenmekte,kirlenme (hava, su, toprak, kentsel katı atık, gürültü kirliliği)gittikçe
yayılmakta, çarpık kentleşme ve yeşil alan yetersizliği artmakta,gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurum derinleşmekte,içme suyu
zor bulunmakta, besin maddeleri güç ve ancak pahalı olaraksağlanabilmekte, ormanlar kaybolurken çölleşme artmakta, kaybolan yarımmilyon
hayvan ve
bitki
türü ekolojik çeşitliliği ve sürekliliği tehdit etmekte, gittikçesancılı ve gergin bir dünyada, çatışma riskleri, şimdiye kadar
görülmedik derecede büyümüş bulunmaktadır.
Yaşadığı biyolojik, kültürel ve toplumsal çevreden kendisini sorumlututan insan, doğal varlıkların korunması ve geliştirilmesi bakımından
gelecek kuşaklara karşı sorumlu olduğunu unutmamalı ve çevreyi korumakiçin ne yapabilirim deyip, insanca yaşam için gereken önlemleri almalı
ve bir an önce uygulamaya geçirmelidir.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat II KentZirvesi’nin (3-14 Haziran 1996, İstanbul) değindiği en önemlinoktalardan biri
“İnsanlar için yaşanabilir çevre” idi. İnsanca yaşam için, ekolojikanlayışın, çevre bilincinin yaygınlaştırılması - güçlendirilmesigerekmektedir.
Doğal kaynakların ölçülü kullanılması şehir planlama, katı atıkyönetmeliği, kentlerin güzelleştirilmesi, çevreyi hem göze hem de ruhadaha hitap
eder hale getirmek insanların birinci görevi olmalıdır.
Bu çalışmada kent ve çevre olgusu bir arada ele alınmış veyaşanılabilir bir çevre ile yaşanabilir bir kent nasıl olmalıdır konusuirdelenmiş,
çözümler önerilmiş, bireye düşen görevler üzerinde durulmuştur. Kent veçevre sorunları birçok yönüyle karmaşık bir yapıda gözükmesine karşınuygulanacak politika üç ana ilkenin etrafında
oluşturulmalıdır,(1):
1.Kirlenmenin kaynağında zarara yol açmadan önlenmesi,
2.Kirletenin faturayı ödemesi için çıkarılan yasalardaki yaptırımların caydırıcı olacak derecede ağırlaştırılması,
3.Demokratik kitle örgütleri ile kent yaşamında örgütlenmiş sosyalgrupların kent ve çevre sorunları karşısında ortak hareket etmeleri vebu
konuda merkezi ve yerel yönetimler üzerinde baskı oluşturacak şekilde ortak platformlar oluşturmaları.

Çevre Kirliliği
Canlı ve cansız varlıklar üzerinde zararlı tesirler bırakacak şekildeçevre şartlarında (fiziki, kimyevi ve biyolojik) meydana gelendeğişikliklerin
genel
 adı.
Çevre kirlenmesi, unsurlarının bir kısmı açısından dünya kurulduğundanbu tarafa mevcuttur.Ancak tabiatın yaratılışındaki var olan dengesebebiyle çevre kendi kendisini temizlemektedir.Fakat son asırda tabiidengeyi kirlenme oranı bakımından menfi yönde bozan ve tabii temizlemearaçlarının kapasitesini aşan veya yok eden yoğun gelişmelerneticesinde, çevre kirlenmesi problemi olanca ağırlığıyla dünya çapındakendini hissettirmektedir.
Çevre, canlının içinde bulunduğu, tesir ettiği müteessir olduğu birvasat olup, biyolojik ve fizikokimyasal durumu ile canlıda müsbet veyamenfi değişikliklere sebep olur.Canlıların yaşayabilmesi için, genetik(irsi) yapı ve bundan mütevellid kabiliyetleri ile çevre şartlarınınuygun bir düzen içerisinde bulunması gerekmektedir.Her canlı için belliçevre şartları söz konusudur.En uygun yaşama şartlarının dışına doğruçıkıldıkça, yani sınırlara yaklaştıkça canlıda bir takım fizyolojikdeğişmeler beklenebilir.Bu sınırlar dışına çıkılırsa canlı artıkyaşayamaz.
Belli bir besin ortamı içerisinde yaşayan mikroorganizmalar, bu ortamıfizyolojik faaliyetleri sırasında çıkardıkları artık maddelerlekirletince, çevrenin kimyasal terkibinin değişerek yeni çevre şartlarıhasıl olur.Neticede bu ortam onlar için zararlı ve yaşanılamayacak birhal alır.Dünyamız sınırlı bir ortam olmasına rağmen, canlıların hayatifaaliyetleri icabı meydana gelen zararlı maddeleri çok karışık analizyahut sentez hadiseleriyle tekrar eski hallerine çevirecek bir gücehassas bir dengeye sahiptir.Bu aslına dönüş süresi zararlı maddelerinterkibine göre değişir.Zararlı maddelerin aynı hal üzere kalması uzunsürerse, zararı da o nisbette tesirli olur.İnsanoğlu hayatifaaliyetleri icabı çevresinin kimyasal terkibinde değişiklere ve uzunsüre bozulmadan kalabilen zehirli maddelerin birikmesine sebeb olmuştur.
Çevreyi kirletici elemanlar : Yanma ürünleri ; insan dışkısı ; teneffüsedilmiş hava; tozlar, patojen mikroplar; buharlar; gazlar;, endüstriyelsolventler, ekstrem (aşırı yüksek veya düşük) sıcaklıklar; ziraigübreler, infrared (kızıl altı, ötesi), ultraviolet (mor ötesi) vehatta görünen ışık; iyonlaşan radyasyonlar; radyoizotoplar; gürültü;aşırı yüksek frekanslı ses ve bazı mikrodalgalı elektromanyetikradyasyonlar sayılabilir.
Böyle biyolojik, kimyevi veya fiziki maddelerin sadece mevcutolmaları,mutlaka kirletici olmalarını icab ettirmez.Kirlenmeyi tamtarif etmek için bunların zaman, mekan miktarı (konsantrasyon veşiddet) ve zararlı tesir bakımından değerlendirilmelerilazımdır.Kirleticiler sağlığa zarara, sıkıntı doğurmaya, ekonomik veyaestetik zarar, kısa veya uzun bir zaman zarfında veya sonra sebepolabilirler.Kapalı yerlerde mevcudiyetine müsaade edilen kirleticikonsantrasyonu, umumiyetle insan sıhhati düşünülerek tesbit edilir.
Bir organizma veya ekolojik cemiyetin etrafındaki karmaşık fiziki,kimyevi ve biyolojik faktörler, birçok canlı türlerinin biri veyabirçoğuna tek taraflı veya karşılıklı olarak tesir edilerek, onlarınteşekkül, gelişme ve yaşamasında rol oynar.Bir çevre elemanı, bir canlıtürü için kirleticiyken, aynı eleman diğer bir tür için arzu edilen birbesleyici durumunda olabilir.bu yüzden kirlenme ve bulaşmanın tarifieksereriya zor olur.İnsan veya herhangi bir diğer organizmanın yaşamasısonucu atılan ve teşekkül eden, ortaya çıkan metabolik ifrazat, diğerorganizmalarca ekolojiyi dengelemek üzere kullanılmadıkça çevrekirlenmesine yol açar.Ayrıca, enerjiyi ve maddeyi kullanılabilirürünlere dönüştürmede (tahvil etmede) insan ekseriya verimsiz,israfçıve düşüncesiz davranmaktadır.Böylece sanayii kaynaklı kirleticilerinçevreye yayılmasına sebep olmaktadır.Bundan dolayı çevre kirlenmesiningünümüzdeki problemleri, insan nüfusunun hızla çoğalması ve genişleyenteknolojiden kaynaklanmaktadır.
Su ve kıyı kirlenmesi : Suların kullanış maksadının elverişsiz halegelmesine su kirlenmesi denir.Bu durumdaki sular içmek içikullanılmaz.Kullanma ve sulama sularından da başka mahzurlar ortayaçıkar.Irmak, göl ve denizlerde ise balıklar ölür, diğer canlılar tür vesayı olarak azalır.Hava da kirlenmeye başlar.turistik, dinlenme, yüzmeve seyirlik değeri kaybolur.İçindeki malzemeyi çürütücü olur.Ulaşımimkanlarını azaltır.Yüzeylerinde köpük teşekkül eder.Tatlı sularınrenk, koku ve tatları değişir.Su yosunları önce çoğalır.Sonra ölerek,kirlenmeyi arttırır.
Meskenlerden dışarıya atılan sıvı artıklar, endüstri tesislerindençıkan sıvı (sıcak su, zehirli su, asitli su, bazik su, yıkama suyu,deterjanlar, organik artıklar) ve katı artıklar (çöp, moloz gibi),derelerden ve yamaçlardan gelen erozyon malzemeleri, madeni artıklar(eski eşya, alet makine vs.) ve ziraat alanlarından gelen gübre ve ilaçartıkları vs. gibi hususlar, kirlenmenin başlıca sebepleridir.
Japonya’da civalı artıkların denize akması ve buradan yakalananbalıkların yenilmesi neticesinde pek çok insan ölmüştür.Sağ kalanlardafelç, sağırlık, körlük, ağrılar ve delilik meydana gelmiş, gebekadınlar anormal çocuk doğurmuştur.Dünyanın birçok ülkesinde çinkofabrikası artıkları ile sulanan çeltikleri yiyen kimselerde kalsiyumnoksanlığından oluşan kemik erimesi hastalığı meydana gelmiş vegelmektedir.
       Bugün Avrupa’da ve Amerika’da pek çok nehir adeta zehir akıtmakta, içme suyu kanallarına sızarak onları da zehirlemektedir.
1990 sonlarında Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında ateşe verilen petrolkuyularında Ortadoğu ve Asya kıtasının önemli bir bölümünde çevreyideniz, hava ve toprak olmak üzere üç cepheden kirletti.Uzmanlara göredenize pompalanan 11 milyon varil petrol, denizin içindeki canlılarbakımından dünyanın en zengin bölgesi olan Basra Körfezini ölü denizhaline getirdi.1992 yılının sonunda tamamen söndürülmüş olan petrolkuyularından çıkan yarım milyon ton petrol duman olarak atmosferekarıştı.Bu duman komşu ülkelere yayılıp asit yağmuruna dönüşerek, dahauzun yıllar tarımda verimliliği azaltan duman içinde bulunan 10.000tondan fazla is, kükürt, çeşitli zehirli gazlar karbondioksit ve büyükmiktarda kanser yapıcı hidrokarbonlar çevreye yayıldı.Yine 80 kuyudanfışkıran binlerce ton ham petrol Kuveyt çöllerinde kirli bir nehir gibiaktı.
Son yıllarda artan nüfus baskısı, gelişen turizm, plansız yerleşim veendüstrinin meydana getirdiği kirlilik, yanlış arazi planlaması,kıyıları da belirli bir düzeyde etkileyen asrın meseleleriolmuştur.Burada cehaletin payı da unutulmamalıdır.
Türkiye’de plansız ve düzensiz bir kıyı kullanımının ortaya çıkardığıbir panorama vardır.Bakıldığında göze çirkin gözüken bir yapılaşmakaybolan tabii güzellik yerine renksiz beton yığınları veya şekilsizbinalar ve kulübeler görülmektedir.Tabii bunlarla beraber gelen yoğunkullanma sonucu kanalizasyon, çöpler ve tahrip edilen kıyı
bitki
 örtüsü de bu zincirin halkalarını teşkil etmektedir.
Diğer taraftan endüstrinin kıyı ekolojisinde yaptığı değişiklik,kirlenmeden doğan tahribat, kıyıda yaşayan canlıların sonu olmaktadır.
İzmit, İzmir Körfezleri, Haliç, kirlemiş bir Marmara Denizi ve hergeçen yıl tabi olarak kendini temizleyebileceği miktarın üstündekirletilmekte olan diğer kıyılarımız da suda çözülmüş oksijeni azaldığıve kolibasillerinin yaşadığı değişik bir ortam teşekkülettirmektedir.Bilhassa Haliç ve İzmit Körfezi ülkemiz deniz kıyılarındasu ve kıyı kirlenmesinin çok yüksek seviyelere ulaştığı iki yerdir.
Hava kirlenmesi : Bu kirlenme yakıt kullanılmasından, artansanayileşmeden ve şehirlerde aşırı derecede nüfus şişmesindenkaynaklanır.Kirletici maddeler gaz, sıvı damlacıkları (zerrecikler)veya bunların karışımı şeklinde olur.Bu maddeler ; ya doğrudan birkaynaktan çıkıp yayılır veya atmosferde yayılan maddelerin kendiaralarında veya atmosferik bileşenlerle ve fotokimyasal bir faaliyetmevcut olup olmaması şartı altında reaksiyona girerek ortaya çıkar.Esaskirleticiler ; 100 mikrondan daha büyük çaptaki kaba tanecikler, kükürtbileşikleri, organik bileşikler, azot bileşikleri, oksijen bileşikleri,halojen bileşikleri ve radyoaktif bileşikleridir.
İnce aerosiller içinde karbon zerreleri, metalik tozlar, silikatlar,florürler, reçineler, katranlar (kurumlar), çiçek tozları, mantarlar,katı oksitler, nitratlar, sülfatlar, klorürler, aromatik bileşikler vs.ihtiva eder.Bunlar zerrecikler olarak ışığı dağıtırlar böylecekatalizörümsü rol oynayarak absorbe edilmiş kirleticiler arasında ençok ince bir şekilde bölünmüş durumlarından faydalanarak reaksiyonlarınmeydana gelmesini sağlarlar.Yine bunlar elektrostatik yük taşıyıcıolarak diğer zerrelerin ve gazların kondansasyonuna ve bir arayagelmelerine sebep olurlar.Yine bunların bazıları kimyasal türdenolmaları sebebiyle bitkilere ve hayvanlara çok toksit (zehirli) vekorroziv (aşındırıcı) bir etki yaparlar.Radyoaktif oldukları ölçüdenormal radyasyon dozajını arttırır.Kanser veya mutasyon (hücrelerdekideğişme) doğuran faktörler olurlar.Sırf bir toz olarak elbiseleri,binaları ve bedeni kirletirler.100 mikrondan daha büyük çaplıtaneciklerde benzer problemler ortaya koymakla beraber kendileri yerçekim kuvveti tesiriyle havada kolay ayrıldıklarından dolayı buproblemler daha az olarak meydana gelir.Bunların boyutlarını büyükolması insan ve hayvan akciğerlerine önemli miktarlarda girmeleriniönler.Mamafih, bunların kirletici tesiri daha belirgindir.Çünküçıktıkları kaynağın etrafında hemen yığılırlar.Kükürt bileşiklerindenolan kükürt oksitler ile hidrojen sülfürün tahriş edici
özellikleri
vardır.Atmosfere verilen organik bileşikler içinde hidro karbonlar vebunların yanma ürünleri ile halojenli türevleri bulunur.Bunlar buharhalinde oldukları gibi bazen damlacık veya zerreler şeklinde yayılır.Buhidrokarbonların, bilhassa olinükleer aromatik türleri memeli deneyhayvanlarında kansere yol açtığı görülmüştür.Atmosfere yayılan azotbileşikleri, daha çok azot oksitler ve amonyak şeklindedir.Azotoksitler yüksek dereceli yanmalarda ve diğer sanayii işlemlerde ortayaçıkar.Azot oksitlerin düşük konsantrasyonlarda bile tahriş ediciözelliğinin yanında hava kirleticisi olarak esas ehemmiyet arz ettiğidurum bunların atmosferdeki fotokimyasal reaksiyona katılmasıdır.
Endüstriyel kirleticiler : Fabrika ve bina bacalarından, arabaegzozlarından çıkan gazlar, insan, hayvan ve bitkilere zararlıolmaktadır.Bilhassa sanayileşmiş ülkeleri ilgilendiren bu halatmosferik hareketler sebebiyle geri kalmış ülkeleri de alakadar eder:
Her insan günde 14.000 lt hava kullanmaktadır.O halde insanın hava ilealacağı çok düşük nispette zehirler, kısa zamanda öldürücü dozayaklaşabilir.Zehirlerin vücutta birikme süreleriyle alınan ve atılanzehirlerin farkı insanlar için mühimdir.Eğer zehirin vücuttan atılışıyavaşsa ve vücutta birikmesi görülüyorsa zehirlenme kısa zamandakendini gösterir.
Havaya karışan bu maddeler kesif yahut şeffaf bir sis bulutu halindeşehirlerin üzerini kapatır.Isı tersliği denilen hadiselerin vukuundatesirleri çok daha fazla olur.Genellikle toprağa yakın hava dahasıcaktır.Dolayısıyla zehirli gazların büyük bir kısmı bu sıcak havakütlesiyle beraber taşınır.Isı tersliği (inversyon) halinde, yani yereyakın havanın soğuk, onun üstündeki hava tabakasının sıcak olmasısebebiyle kirli hava şehrin üzerini kapatır.
1948’de ABD’de Donora şehri vadisinde çinko, demir ve ötekifabrikalardan çıkan ısı tersliği sebebiyle sıkışmış ve nüfusun % 43olan 5910 kişinin hastalanmasına sebep olmuş, neticede solunum ve kalphastalıklarından 20 kişi ölmüştür.1952 yılında Londra’da da böyleöldürücü bir olay meydana gelmiştir.Dört gün devam eden zehirli sislerşehirde görüşü sıfıra indirmiş ve dördüncü günün sonunda doktor vehemşirelerden başka sokakta kimse kalmamış, zatürre, bronşit ve kalphastalıkları baş göstermiştir.Neticede 4000 kişi ölmüştür.Bu tarihteLondra sisi, normale nazaran 10 misli kükürt dioksit ve 20 misli tozihtiva ediyordu.
Otomobil egzozlarından çıkan zehirli sisler güneşi kapatır.Her binotomobil günde 3000 kg karbondioksit, 200-400 kg hidrokarbon buharı,50-150 kg azot oksitleri neşreder.Bu gazların laboratuar hayvanlarındakanser yaptığı görülmüştür.
       Havayı kirleten bu gazlar ayrı, ayrı incelenirse, sebep oldukları arızalar şöyle sıralanabilir :
Kükürt dioksit (SO2) : Bu gazın sebep olduğu kirliliğin anlaşılması 19.yüzyılda başlar.Bugün için daha fazla önemi haizdir.Kömür, mineralyağlar % 0.5 – 2.5 bazen % 5’e kadar kükürt dioksit ihtivaederler.Demir endüstrisi, petrol ve yağ rafinelerinin bulunduğuyerlerde bu gaz sahaları kaplar.Havadaki su ile birleşince, sülfürikasit teşekkül eder.Bu asit ciğerlerin, madenlerin,mermerlerin tahripolmasına sebep olur.Atina ve Roma’daki tarihi yapıların bunun içingeçen asra nazaran daha fazla karardığı ve yıprandığı anlaşılmıştır.
İnsanlarda bazı hastalıklara sebep olur.Petrol rafinerilerinden çıkanSO2 Yokkaichi astımı denilen müzmin bronşite sebep olmaktadır.Bazıbitkiler 10 milyonda 2 kısım SO2 ‘ye maruz kalınca zarargörürler.Yonca, arpa, yulaf, turp, marul ve çam ağaçları en hassasbitkiler arasındadır.Simptomları karakteristik olup, damarlar yeşilolduğu halde damar aralarında nekrotik sararmalar görülür.
Bununla beraber SO2 ‘nin kara leke hastalığının salgın yapısınıönlediği müşahede edilmiştir.İkinci Dünya Harbi sırasında Amsterdam’dabütün fabrikalar durdurulmuştu.
Hidrojen florür (HF) : Tipik bir sanayii gazı olan Hf, çelik ,alüminyum, süperfosfat fabrikalarından çıkar.SO2 ile beraber bulunursa,daha tehlikeli olur.Hele en hassas
bitki
Glayöl olup, konsantrasyon olarak milyarlarda bir kısım miktarda bilezarar görür.Diğer hassas bitkiler lale, frezya, bazı çam türleri, asma, şeftali ve kayısıdır.Yapraklarda SO2’den farklı simptomlargösterir.Daha ziyade yaprak kenarında sararmalar görülür.Soğanlıbitkilerin soğan verimini azaltır.Son zamanlarda HF’ün
bitki
dokusunda absorbe edildiği, flor bileşiklerini çevrildiği, bazı enzimsistemlerini bloke ettiği, sitrik asit çemberini etkilediği ve böylecemetabolizma faaliyetlerini bozduğu anlaşılmıştır.
İsviçre’de ilgiçekici bir durum görülmüştür.Normal NPK (azot, fosfor, potasyum)karışımına bir miktar bor ilave edilerek gübreleme yapıldığında, bağlarHF’den fazla zarar görmüşlerdir.Bazı çam türlerinin de çok uzakmesafelerden zarar gördüğü tespit edilmiştir.Avrupa ve ABD’de yapılandenemeler HF’ün böcek hastalıkları üzerinde müspet etkileri görüldüğühalde, atmosferde, HF bulunan bölgelerde kolonilerin azaldığıgörülmüştür.
Yine HF ile bulaşık bölgelerde çamlarda gal yapan galafildi’nin zararıartmış ve ağaç başına ortalama 500-2000 gal tespit edilmiştir.
Karbon monoksit (CO) : Petrolün yanmasıyla açığa çıkar.Egzozlardan bolmiktarda CO neşrolunur.Şiddetli bir solunum zehiridir.Teneffüs edilirseinsanları öldürür.Kanda % 5 karboxyhemoglobin teşekkül ettiği zamansimptomları hissedilir.
Hidrokarbon buharları : Petrol ürünü olup, araba egzozlarından çıkar.enönemlileri etilen ve peroxyacidnitrat (kısaca PAN)’dır.Etilen direktolarak
bitki
hayatına zarar verir.Çok düşük konsantrasyonla normal büyüme hormonuolarak rol oynar.Fazla miktarda ise tomurcuklanmayı önler ve yapraklarıdöker.PAN fotokimyasal oksidant bir madde olup, insanlara etkisibaşlangıçta fark edilmez.Bir saat sonra güneş ışığında fotokimyasalreaksiyon ile tanınır.Göz ve mukozalara tesir eder.Bitkilerde oldukçakarakteristik simptomların müşahede edilmiştir.Bazı çayır bitkilerindeyaprağı dipte, ortada ve içte olmak üzere enlemesine bölen nekrotiklekeler hasıl eder.
PAN’ın hücre duvarı formasyonunda önemli birenzim olan enolaz’ı inaktive ettiği bilinmektedir.Bazı bitkilerinyaprak altı yüzünde gümüşümsü tahribat yapar.
Azot oksitleri : Arabalardan, doymamış hidrokarbon kullananfabrikalardan, kaçan gazlardan meydana gelir.Fotokimyasal biroksidanttır.PAN’ın terkibine girer.Trafiğin yoğun olduğu yerlerde dahafazladır.Yüksek dozda SO2 simptomlarına benzer simptomlargösterir.Yapılan denemeler de milyarda 250 kısım NO2 ile fümiğe edilen(tütsülenen) domateslerin erken kartlaştığı ve mahsulün % 22 nispetindedüştüğü görülmüştür.
Ozon (O3) : Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak arabalardan meydanagelir.Oksidant bir maddedir.Tütün, ozona çok hassasdır.Reaksiyonupalizat hücrelerinde ve yaprağın üst yüzündedir.Bitki hastalıkları vezararları üzerine ilgi çekici rolü görülmüştür.Bazı
bitki
hastalıklarının gelişmesine engel olur.Bazı hallerde virüs ilehastalandırılmış bitkiler ozona karşı daha az hassasiyetgöstermiştir.Tütün mozaik virüsü ile enfekte edilmiş tütünlerde temizhavadakilere nazaran ozon tütsülenmesine tabi tutulanlar % 21nispetinde daha fazla hastalanmışlardır.Böylece ozonun virüsaktivitesini arttırdığı görülmüştür.Ozon bazı hastalık ve haşereleredeğişik cevaplar vermiştir.
Ülkemizde hava kirliliğinin en tipikörneği Ankara’da görülmüş, ancak son yıllarda kaliteli yakıt ve “doğalgaz” kullanılmasıyla şehir kirliliği nispeten azaltılmıştır.Nefesalmada güçlük çekilen Ankara’nın kirli havası her geçen yıl daha datehlikeli boyutlara ulaşmaktaydı.Bu durum, 1930 ‘lardan itibaren devamedegelmiştir.Ankara sanayi şehri olmadığından havanın kirlenmesininsebebi bacalardan çıkan duman parçacıkları toz ile motorlu taşıtlarınegzoz gazlarıdır.Bu kirliliklerin şehir atmosferine dağılmasında şehrinkurulduğu bölgenin coğrafik, topoğrafik ve meteorolojik özelliklerininve şehrin plan ve inşa özelliklerinin de payı büyüktür.Dünya’nın enkirli şehirleri arasında yer alan Ankara’nın havasında 11 Ocak 1982günü, kükürt dioksit ortalaması 752,4 mikrogram/m3’e ulaşmıştır.5 Ocak1981 günü Ankara havasındaki kükürt dioksit derişimi 1060,9mikrogram/m3 , 18 Ocak 1980 günü ise 1334,5 mikrogram/m3 olmuştur.
Toprak kirlenmesi: Toprak insanların en önemli tabii kaynaklarındanbiridir.Zamanımızda çevrenin kirlenme sebebiyle toprak da tehlikeyemaruz kalmakta ve zararlı hale getirilmektedir.Toprağın bu kirlenmesitarımda kullanılan ilaçlardan, gübrelerden,sanayi artıklarından,radyoaktif izotoplardan ve beton, asfalt, kalay, demir, kurşun,alüminyum, polietilen gibi kirleticilerden petrol ve sıvı artıklarındanileri gelmektedir.
Zirai mücadele ilaçları tatbik edildikten sonra uzun süre bozulmadankalabilmektedir.Yapılan araştırmalara göre bu süre 3 ay ile 5 yılarasında değişmektedir.Tatbik sahasından rüzgar erozyonu sebebiyle
bitki
 parçacıkları, tohum sporları ve tozlarla, toprak ve
bitki
buharları ile, sulardan dalga serpintileri ile bulutlara taşınanpestisitler her tarafa yayılmakta, rüzgar, sis, yağmur ve karla tekrartoprak veya sulara karışmaktadır.Farklı kaynaklara göre pestisitlerin %10 ila % 70 ‘nin tatbik sahası dışına taşmadığı bildirilmektedir.
Radyoaktif kirleticiler : Enerji üreten atom reaktörlerinden çıkanartık, kaza sonucu veya izotop artıkları ile radyoaktif maddelerinkendilerinden doğan bir kirliliktir.Radyum, uranyum gibi bazıelementlerin fizik ve fizyolojik etkiye sahip ışınlar neşretmelerineradyoaktivite denir.Radyoaktif maddelerin atom çekirdekleriniparçalaması sonucu o madde yok olur ve korkunç bir enerji hasılolur.Bundan istifade ile atom bombası yapılmıştır.Atom bombasıpatladığında kısa sürede çok yüksek ısı, ışın ve sadme etkileri meydanagelir.Bu sebeple atom bombası patlatılan yerdeki katı cisimler de gazhaline geçer ve havaya karışan bu maddeler patlayıcı maddenin yanı sıraradyoaktif maddenin artıklarını taşır.Meydana gelen radyoaktif bulutlarbirkaç yüz km ‘ye kadar yayılarak yere düşer.
Radyoaktif maddeler neşrettikleri şualarla (bilhassa gamma ışınları)canlı hücre, dolayısıyla dokulara etki ederek bir takım arazlarınortaya çıkmasına sebep olurlar.Akyuvarlar tahrip olmakta alyuvarlarüreyememekte dokular tahrip olarak kanser meydanagelmektedir.Radyoaktif tesire maruz kalmış ana ve babalarınçocuklarında çeşitli anormallikler ortaya çıkar.Halen Japonya’da atombombasının etkilerinin silinememiş olması ve zararlarını ırsiyeteintikal etmesi, bu tesirin korkunçluğunu ortaya koyar.
Biyolojik kirleticiler : Mikroorganizmalar (mikroplar, bakteriler),insan, hayvan ve bakterilerden hastalık yapan canlıların (patojen) birkısmı, devamlı olarak çevrede müsait şartlar bulursa faaliyetiniarttırır.Bu şartlar ortadan kalkarsa faaliyeti yavaşlar veyadurur.Kendisi için müsait ortam ulaşırsa salgınlar meydana gelir.Salgınesnasında, çevre artık o tesirle kirlenmiştir.Mikropların azalması,yani hayatın devam ettiremeyecek seviyeye düşmesi veya koruyucutedbirlerin alınmasıyla veya bazı şartlarda bağışıklığın hasılolmasıyla salgınlar a ortadan kalkar.Neticede fazla çoğalan hastalıkmikrobu azalır ve tekrar denge sağlanmış olur.
Avrupa’da 1840 yılında patateslerde görülen mantar hastalığı sebebiylebirçok kimse Amerika’ya göç etmek zorunda kalmıştır.1850’de Fransa’yagiren ve bağlarda korkunç zararlar yapan Filoksera uzun seneler her yılortalama bir milyon Frank zarara sebep olmuştur.1843’de Kırım’dabaşlayan veba salgını Avrupa’ya sıçramış ve 8 yıl devam ederek 25milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.Hastalığın çıktığı yerde mümkünolan koruyucu tedbirlere ve karantina uygulamasına geçilse bile bazışartlarda insanoğlu aciz kalmaktadır.Nitekim bazı mantar sporlarıatmosfer hareketi ile 12.000 kilometreye kadar yayılabilmektedir.
Dolayısıyla salgınlara karşı dikkatli ve devamlı tedbirlerin alınmasılazımdır.Aksi halde korkunç neticelerle karşılaşmak mümkündür.Sonyıllarda çevre kirlenmesi mevzunda yapılan neşriyatlarla kamuoyuaydınlatılmıştır.Bilim adamları dünyanın aya giden bir uzay gemisindenalınmış resimlere işaret ederek, bütün insanların yer küresi adındakiuzay gemisine binmiş astronotlar olduğunu hatırlatmıştır.Bu gemiyeeskiden beri oldukça iyi dengelenmiş bir hayati destek sistemi ihsanedilmiştir.Bu sistem öyle büyüktür ki, milyonlarca insanın ihtiyacınıkarşılamaktadır.Bu dengenin ne kadar süreceği ve ne derece insanafaydalı olacağı, muazzam teknolojik, politik ve dini çok yönlümeseleler arz eden bir sorudur.Sanayileşme, insan kültürlerinin bütünüyeleri için yeterli bir hayat seviyesi geliştirmek bakımından lazımolmasına rağmen, madde ve enerjiyi verimli bir tarzda kullanmak ve buhedefe artık madde hasıl etmeden varmak, gittikçe artangüçlüklerdendir.Artık madde üretilmesi de kirlenmenin kaynağını teşkileder.
Kültürel gelişme ve sanayileşme, insanlar ile yani nüfusla doğruorantılıdır.İnsan nüfusundaki artma doğuştan ziyade ölüm hızındakideğişimle ilgilidir.
Çevre kirlenmesi ile mücadele: Çevre kirliliği ile mücadelenin iki ananoktası mevcuttur.Bunlar ; bozulmamışı bozulmaktan koruma (dış etkileriortadan kaldırma) ve bozulmuşu düzeltmedir.Bunun için kirleticiler dahakaynaklarında iken yayılmadan tamamen veya kısmen tutulur.Mesela ; havakirlenmesinden gaz çıkış yerlerine çeşitli filtrelertakılır.Kanalizasyon suları arıtma tesislerinde çökertme, havalandırma,süzme, nötrleştirme, dezenfeksiyon gibi işlemlerden sonra tabiata terkedilir.Denizlerde, kıyılarda, nehir deltalarında çeşitli tedbirleralınır.Gemilerin artıklarını rastgele boşaltmalarını, sahil şeridinikanalizasyon ve çöp birikintilerinin verilmesine ve nehirlerin erozyontoprağı ile yatağını doldurmalarına mani olunur.
Umumiyetle gürültü “istenmeyen bir ses” olarak tarif edilir.Halbukigünümüzde gürültüyü “insan sağlığına zararlı bir ses” diye tarif etmekdaha doğrudur.Çok fazla gürültü işitme duyusunun kaybolmasında yüksektansiyona kadar çeşitli şekillerde insan sağlığına zarar verebiliyorama gürültü ile geçen kamyonların sesine dışarıda top oynayançocukların sesini, elektronik beton delicinin kulak tırmalayıcıgürültüsünü, sonuna kadar açılan teybin ve radyonun bağırtılarınıduymamazlıktan gelmek mümkün değildir.
O halde gürültü ile birlikte yaşamaya alışıp sağlığa en az zararverecek şekilde indirecek tedbirleri almalıdır.Hiç beklenilmeyen çokyüksek bir ses duyulduğu zaman kan damarlarında hormonlar dolaşır,kalpler daha hızlı çarpar, eller buz gibi olur, ağız kurur, mideyerinden oynamış gibi olur.bu şiddetli tepkinin sonucu sinir sistemi,kalp ve diğer organlarda belli bir gerginlik ortaya çıkar.bugerginliğin devamlı ve sık görülmesinin sonucu, gürültülü fabrikalardaçalışan işçilerde işitme duyusunun kaybolması kalp hastalıkları, yüksektansiyon, ülser gibi çeşitli mide hastalıkları, sinir hastalıkları gibisağlık meseleleri, sessiz yerlerde çalışan işçilere nispetle daha çokgörülür.
Gürültüyü önlemek için turbo jet tipi uçak motorları turbo fan şeklinedönüştürülüp, fanların da gürültüsü azaltılmaya çalışılmaktadır.Aletlerve makineler gürültüsüz tipe dönüştürülmekte veya gürültüyü yutacakmalzemeler kullanılarak alet ve binalar izole edilmektedir.Otoyollardagürültüyü tutucu duvarlar inşa edilmektedir.Kulaklarda köpüklü lastikveya bal mumu katılmış pamuk tıkaçlar kullanılmaktadır.
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Çevrimdışı dcan

  • Quality Gaurante
  • *****
  • İleti: 2822
  • Rep Puanı : 65523
  • Cinsiyet: Bay
  • Giy AteşteN GömLeKLeri...
Ekosistem
« Yanıtla #1 : Mart 21, 2008, 04:10:35 ÖS »
tşklerr
       


Seo4Smf Tagleri: