Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Fatih Sultan Mehmed Han'ın umudunu kaybetmişlere muhteşem sözleri mutlaka okuyun  (Okunma sayısı 257 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ALbyRocK

  • ************
  • İleti: 5939
  • Rep Puanı : 65489
  • Cinsiyet: Bay
Sultan İkinci Mehmed henüz yedi yaşlarında iken hocası Molla AkŞemsüddin kulağına eğildi ve başarının en önemli kuralını fısıldadı:

“Hedefini tespit etmelisin.”

Önce hedef belirlendi: “Kostantiniyye mutlaka fethedilecektir.”

Ak Şemsüddin hedef tespitinden sonrasını da söyledi:

“Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağolmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerindengeçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.”

“Hocam, ya şartlar elverişli olmazsa?” diye sordu. Ak Şemsüddin hiç duraksamadan cevap verdi:

“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çokçalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder,rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder. (gerçekleşir)”

Ve günü gelince, çocuk yaşına bakmadan Bizans’ın fethini düşünmeye başladı.

Çandarlı Halil Paşa, gencecik padişahın niyetini duyar duymaztelaşlandı. Sadrazamdı. Sadrazam olarak genç padişaha yol göstermekgibi bir sorumluluğu vardı. Bu çocuk (Padişah) bir çocukluk edipBizans’ın üzerine yürümeye kalkarsa, alimallah Osmanlı mülkü pâymâlolabilir, hatta elden gidebilirdi. Ümmet-i Muhammed’i bir acemininacemiliğine kurban etmeyecekti. İkaz görevini yapacak, kelle pahasınaolsa bile Padişahı bu maceradan vaz geçirecekti.

Bir gün hışımla genç padişahın huzuruna girdi ve selamı bile unutup sordu:

"Sen ümmet-i Muhammed’i hisar önünde telef etmek mi istersün?"

Genç Hünkâr, baba yadigârı Sadrazamının öfkelenmesinin sebebini az çok tahmin etmişti. Fakat ağzından duymak istiyordu:

“Kangi sebepten ümmet telef olubdur koca vezirum?”

“Bizans’ı feth itmeğe and virmişsün. Ümmetun telefatine başkaca sebep ne lâzım?”

“Beli, and virdük. Ya biz Bizans’ı, ya Bizans bizi alacak dedük! Bir mahzuru mu var?”

“Elbette!” diye cevap verdi Sadrazam, konuşurken uzunca sakalıtitriyordu: “Elbette ki mahzuru var, olmayacak duadır ki, akl-ı selimolmayacak duaya hiç bir vakit amin dimez.”

Sultan İkinci Mehmed gülümsedi:

“Kangi duayı kabul edeceğini ancak Hak Tealâ bilür. Biz sadece arzımızı yapar hükm-i İlâhiyi bekleriz.”

Kalktı, Sadrazamına doğru birkaç küçük adım attı. Gözlerine baktı:

“Her daim dimez misin ki, kul kısmı gaza yolunda elinden geleniyapmakla mükelleftur. Biz dahi muştunun (fetih müjdesinin) tahakkukucihetinde say edeceğiz. İnşaallah-ü Tealâ fetih mukarrerdir.”

“Nereden belli ki?”

“Doğru, henüz belli değil. Zaten teşebbüs olmadan tahakkuk olmaz. Biz dahi teşebbüs üzereyiz.”

Koca Sadrazamın aklı bu işe bir türlü yatmıyordu. İkna olmamıştı.

“Baban alamadı, ondan öncekiler de alamamıştı, sen nasıl alacaksın?” dedi hafiften alaycı.

Genç hükümdar hışımla pencereye döndü. Bir süre yeniçerilerinkoşturmasını seyretti. Onlar fethe inanıyordu. Ama yaşlı Sadrazamınıhenüz inandıramamıştı.

Yüreğine ince bir sızı girdi. Bir an için endişelendi. Ne de olsa yaşlıSadrazamın müthiş bir tecrübe birikimi vardı. Onbeş yaşından beridevlet hizmetindeydi. Kendisi ise onbeş yaşını geçeli ancak birkaç yılolmuştu. Bu açıdan şartlar aleyhine görünüyordu.

Fakat şartlara teslim olmayacaktı. Çandarlı’ya döndü:

“Bak a vezirim” diye söze başladı, öfkesini tereddüdüne sarıpyutkunarak; “ben ne babama benzerim, ne babamdan öncekilere. Şimdikizaman başkaca zamandır. Çaresi yok fetih olacak.”

İhtiyar Sadrazam, tezini savunma kararlılığı içinde tek geri adım atmadı:

“O zaman bil ki, bunun mes’uliyeti tamamiyle sana aittur, çünkü akıbetihayır görmüyorum. Bizans İmparatoru ünvanını alayım derken, korkarımpadişahlıktan da olacaksın. Bu ne hırs!”

Padişah ilk defa öftkelendi:

“Hırs değil iman!..” diye bağırdı, “dedik ya biz onu, ya o bizi! Hakikatli hükümdar olmanın başkaca çaresi yoktur.”

“Elinde olanla yetinsene.”

“Elimdekiyle yetinirsem elimde olan da gider Çandarlı, ne belledin.Zirvede durulmaz, ya devamlı tırmanırsınız, ya da aşağı kayarsınız. Bengencim, tırmanacağım.”

Çandarlı çıkmak için toparlanırken:

“Ben söylemiş olayım, Hak Tealâ ve kulu nezdinde mes’uliyetten kurtulayım da, sen yine ne ki istersen yap, padişah sensin.”

“Şükrolsun biz padişah-ı cihanız ve Kostantiniyye’yi feth edeceğiz.”

“İmkânsız” diye dudak büzdü Çandarlı Halil Paşa.

“Neden koca vezir?”

“Çünkü surlar çok muhkemdir, muhkem surları yıkacak cesamette (büyüklükte) topumuz yoktur.”

Genç hükümdarın karşısına yine şartlar ve sebepler çıkmıştı. Ak Şemsüddin Hoca’nın sözlerini hatırladı. Gülümseyerek sordu:

“Surları yıkacak toplar günün birinde yapılacak mı?”

“Evet” dedi Sadrazam, “günün birinde herhal yapılır.”

Genç hükümdar kükredi:

“İşte bu gün o gündür vezirim! Topları kullanarak surları tar ü mar edecek Padişah da karşında duruyor.”

Ne demişti Ak Hoca:

“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çokçalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder,rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder. (gerçekleşir)”

Şartlar değişti, Bizans teslim oldu, çünkü rahmet inmişti. Bakın nasıl?

Bizans İmparatoru Konstantin Dragazes’in hizmetinde Macar asıllı birtop dökümcüsü (mühendis diyebiliriz) vardı: Urban Usta. Tam o sırada,İmparatorla arasında küçük bir ücret anlaşmazlığı oldu. Bu yüzden UrbanUsta pılısını-pırtısını topladı ve Edirne’ye gitti. Padişah’la görüşmekistedi. Topçu olduğunu söyleyince, Padişahın bu işle çok ilgilendiğibilindiğinden, hemen huzuruna çıkardılar. Urban Usta yanında getirdiğiplânları Padişahın önüne koydu:

“Bunlar” dedi Bizans’ı koruyan surların plânıdır, tarafımdan en zayıf noktalar tespit edilmiş ve işaretlenmiştir.”

Ardından başka bir deri heybe açtı.

“Bunlar da işaretlenmiş yerleri yıkacak kuvvette gülleler atabilentopların plânlarıdır. Bana imkân ve fırsat verirseniz sizin için butopları dökerim. Siz de surları yerle bir edersiniz.”

Rahmet tecelli etmişti: Geriye şükür ve gayret kalıyordu.

Müverrih Tursun Bey, kendi adını taşıyan tarihinde der ki:

"Çün erkân-ı devlet vü mülâzımân-ı hazret kal'anun kapularun açdılar,Sultan Mehemmed-i Gazî, Hazret-i Muhammed-i Arabî aleyhiefdalü's-salavât, Burâka binüp seyr-i cennet ider gibi, ulema veumerâsı ile kal‘ayı teşrif buyurdu." Mübarek fethin 549. yıldönümünde,“cevher insan” modeline hasret oluşumuzu da dikkate alarak, FatihSultan Mehmed'in kimliği, kişiliği ve yetişme tarzı üzerinde dikkatledurmak lâzım.

Öncelikle belirtmeliyim ki, Sultan İkinci Mehmed’in doğduğu dünyada,bir fatihin yetişmesi için gerekli maddi-manevi tüm şartlar hazırdı.Osmanoğlu'nun elinde, Malazgirt zaferinden itibaren oluşan aynı kıbleeksenli, Kur'an orjinli insan kaynakları vardı. Mesela hocaları: Tarih,Molla Gürani gibi, Ak Şemsüddin gibi, Molla Hüsrev gibi cevherlerinaynı dönemi paylaşmalarına pek nadir şahit olmuştur. Bu bilim ve yürekadamları ise sadece aynı dönemi paylaşmakla kalmamış, aynı çocuğu aynıanda beslemek gibi İlâhî bir tevafukun unsuru olmuşlardır.

* * *

Dikkat: “Fetih ekseni” bir birini tamamlayan üç "âbide insan"danoluşuyor. Biri Fatih Sultan Mehmed, ikincisi Ak Şemsüddin, üçüncüsüUlubatlı Hasan...

Ulubatlı Hasan toplumsal terbiyenin cihad ruhunu, Ak Hoca, Kur'an veSünnet gibi dinin temel kaynaklarını, Sultan Mehmed ise adâletli,kifayetli ve liyakatlı yönetimi temsil ediyor.

Millet bu üçlüyü yetiştirdiği zaman fetih yolları tekrar önünde açılacaktır.

Sihirli formül şudur: İnsan+Hedef+ Gayret=Zafer

* * *

Fatih Sultan Mehmed Han, iki tarafında hocaları, hocalarının yanındavezirleri, beyleri, komutanları, arkasında peygamber müjdesine mazharbir cennet ordusu ile 549 sene önce Roma’nın yüreğine girdi. Atınıdoğruca Ayasofya'ya sürdü ve o tarihte Ayasofya'nın içi henüz resimdolu olduğu için avlusunda iki rekat "şükür namazı" kıldı.

Hemen sonra hıristiyan halka hitaben bir “Amannâme-hak ve özgürlüklerbelgesi” yayınladı... Altında Sadrazam olarak Zağanos Paşa’nın “ElfakirZağanos” şeklinde imzası, (kendisini tüm beşeri ünvanlardan soyutlayıpfakrinde aczini rütbe yapması o günkü insanın karakteri hakkında temelbir fikir verir sanıyorum) üstünde ise Fatih’in tuğrası bulunan“Amannâme”, “Biz ki, emir-i âzam Sultan-ı muazzam Murad Han oğlupâdişah-ı muazzam ve emiri âzam Sultan Muhammed Han’ız! Yerleri vegökleri yaratan Allah adına, büyük Peygamber’imiz Muhammed MustafaAleyhimüsselâm adına, yüce kitabımız Kur’an-ı Azimüşşan adına, Allah’ınyüz yirmi dört bin peygamberi adına, büyük babamız, babamız veoğullarımız adına, kuşandığımız kılıç adına yemin ederiz ki...” diyebaşlıyor, Fatih Sultan Mehmed, inanmayan, ayrı dinden, ayrı dilden,ayrı kılık kıyafetten, üstelik birkaç gün öncesine kadar kılıç kılıcasavaştığı bir halka, bugün bile ulaşmaya çalıştığımız bazı temel hak veözgürlükler bahşediyor.

Sadece kendi çağını değil, bugün “demokratik” geçinen bazı ülkelerdekiinsan hakları uygulamalarını bile çok çok aşan meşhur “Amannâme”siyle,Fatih’in, hıristiyan halka verdiği hak ve özgürlükleri beş ana maddedeözetleyebiliriz:

1. İnanç özgürlüğü,

2. İbadet özgürlüğü,

3. Kıyafet özgürlüğü,

4. Seyahat özgürlüğü,

5. Ticaret özgürlüğü.

Gerisine siz karar verin....
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
2020 Gösterim
Son İleti Ocak 25, 2008, 07:21:29 ÖS
Gönderen: Cem 1956
5 Yanıt
507 Gösterim
Son İleti Ağustos 19, 2009, 04:05:01 ÖÖ
Gönderen: SpEtSnAz
0 Yanıt
225 Gösterim
Son İleti Ağustos 14, 2007, 05:59:59 ÖS
Gönderen: albayrak
0 Yanıt
157 Gösterim
Son İleti Eylül 21, 2007, 02:43:08 ÖS
Gönderen: albayrak
1 Yanıt
272 Gösterim
Son İleti Ocak 22, 2008, 11:58:41 ÖS
Gönderen: dj_remx
3 Yanıt
520 Gösterim
Son İleti Şubat 11, 2008, 04:19:20 ÖS
Gönderen: target_teen
1 Yanıt
297 Gösterim
Son İleti Temmuz 13, 2009, 04:54:56 ÖÖ
Gönderen: SpEtSnAz
1 Yanıt
371 Gösterim
Son İleti Eylül 06, 2008, 11:15:05 ÖÖ
Gönderen: prensess
0 Yanıt
137 Gösterim
Son İleti Eylül 21, 2008, 09:32:54 ÖÖ
Gönderen: WorHal
0 Yanıt
265 Gösterim
Son İleti Şubat 06, 2011, 02:12:24 ÖS
Gönderen: albayrak