İsmet Inönü'nün Birinci Dünya savaşı sonrasında karşılaştıkları vekendisine Anadolu'ya geçip milli mücadele yapmayı teklif eden KazımKarabekir'e söylediği: "Kazım, bu iş sonu ümitsiz, gel birer çiftlikalalım, sen Kazım Ağa ol, ben İsmet ağa olayım, bırakalım bu işi"mealindeki sözlerinin delili 19.3.1998 tarihli Milliyet gazetesindeyayınlanan bir kupürde ortaya çıktı. İnönü ve ailesi bu iddiayıyıllarca kabul etmedi. Pek yakında o 'şakacı' kupürü komplo.com'dabulabileceksiniz. (İnönü ailesinin cevap hakkı mahfuzdur.)
Simdi isterseniz, Ali Riza Kardüz beyefendininin 10 Kasım 1997 tarihli yazısını birlikte okuyalım.
Atatürk'ün hastalığında ve ölümünde İnönü Ankara'da idi.
Atatürk ve İnönü'nün yirmi yıllık arkadaşlıkları, İnönü'nün onikiyulluk başbakanlığı 19 Eylül 1937 akşamı "Çankaya" sofrasındanoktalandı.
Birikimleri patlatan olay, Atatürk'e ait Orman Çiftliği'nin ZiraatBakanlığı tarafından satın alınması girişimi idi. İnönü Hazineyardımıyla ve devlet eliyle geliştirilmiş bir çiftliğin bedel karşılığıdevlete satılamayacagını söylüyordu. Atatürk 11 Haziran 1937 tarihinde"bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını" açıkladı.
Bu açıklamadan kısa süre sonra Atatürk'ün davetiyle katıldığı Çankayasofrasında İnönü'nün "... memleket davaları ilgili olmayanlarlagörüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor. Ben bu vaziyettenkorkuyorum..." demesi bağları kopardı. Atatürk "Bir ara verelim" dedi.İnönü "Hay, hay. Size mütesekkir olurum" diye cevapladı. Atatürk sordu:"Kimi düşünürsün?" İnönü, "Mazur gör, kimseyi söyleyemem" diye karşılıkverdi. "Celal Bayar?", "Hakikaten bana iyi tesir etti."
Konuşma bitmişti.
Bunları İnönü'nün torunu Gülsün (Toker) Bilgehan'ın "Mevhibe" isimlikitabından aktarıyorum. (Bilgi Yayinları / Özel Seri 32, Birinci Basım1994, 280 S.)
Gülsün (Bilgehan) Toker anlatıyor: "Bahar gelmişti. 26 Mayıs 1938 günüAtatürk yazı geçirmek üzere trenle İstanbul'a hareket etti. İstasyondakendisini uğurlayanlar arasında İsmet Paşa da vardı. Kalabalıktanuzakta, bir köşede bekliyordu. Kargaşa sırasında iki arkadaşbirbirlerine yaklaşamadılar. Atatürk dostunun elini sıkamadanbaşkentten ayrıldı. Ankara'ya bir daha dönemeyecekti."
Çankaya'dayken hastalığı tehlike sinyalleri vermişti. Atatürk ölümcül bir karaciğer rahatsızlığı olan siroza yakalanmıştı.
"Aynı sıralar İsmet Paşa da yatağa düştü. Şiddetli bir safra kesesikrizi geçiriyordu. Ankara'da İsmet Paşa, Mevhibe'nin gayreti iledüzenli bir tedavi görüp iyileşmeye başlarken, İstanbul'da Atatürk'ünsağlığı giderek bozuluyordu."
"Atatürk'ün çevresi İnönü'nün İstanbul'a gelip Atatürk'ü görmesiniönlemek için büyük çaba içine girmişlerdi. Atatürk'e İnönü'nünAnkara'dan ayrılamayacak kadar hasta olduğu, ölüm döşeğinde yattığınısöylüyorlardı."
İnönü'nün Atatürk'ü görmek için İstanbul'a gitmemesini Gülsüm (Toker) Bilgehan "Mevhibe" isimli kitabında şöyle anlatır:
"Bir gün öğleden sonra İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Ankara'yı aradı.Atatürk'ün günleri sayılıydı. Son bir kere İsmet Paşa'yı görmekistiyordu. Mevhibe bu defa tavrını koydu. Kocasının gidip son bir defaarkadaşını ziyaret etmesini istiyordu. Fakat Çankaya ile Dolmabahçearasında garip bir dram oynanıyordu. İstanbul'da İnönü'nün başkenttekalması tercih ediliyordu. Ankara'da ise eski başbakanın yakınarkadaşları gitmesine engel oluyorlardı. Gazi'den sonra geride kalacaktek lider adayının İsmet Paşa olduğu belliydi. Kendisine bir suikastdüzenleneceğinden korkuyorlardı. Mevhibe söylenenlere inanmıyordu.Bütün gücüyle İnönü'yü ikna etmeye çalıştı. Eski dostları Dr. RefikSaydam heyecanlıydı. "Aman Paşam, nasıl gidersiniz? Yapacaklarınıbiliyorsunuz. İmkanı yok böyle bir çılgınlıkta bulunamazsınız" diyeferyat ediyordu. İnönü çaresiz kalmıştı. İki adım attı ve açık telefonakararını bildirdi. Ankara'da kalıyordu."
Sabiha Gökçen anlatıyor: "29 Ekim 1938 sabahı bütün gayretine karşınkalkamadı yatağından. Beni görür görmez ilk sözü şu oldu: Bugünbayram.. Yüzü her zamankinden daha solgundu. Elleri balmumu renginialmıştı. Gözlerinin etrafındaki mor halkalar derin birer kuyuyuandırıyordu.
Akşama doğru gençler yine vapurları doldurarak tıpkı 30 Ağustos'daoldugu gibi Dolmabahçe Sarayı'nın önüne gelmişlerdi. Ata'yı görmekistiyorlardi. Coşmuşlardı. Tezahürattan yer gök inliyordu.
Pencerenin önüne bir koltuk yerleştirdiler. Atatürk koltuğa oturdu. Onugören gençler çılgınca alkışlıyor, bayraklarını sallıyorlardı."Yoruldum" dedi. "Çok çabuk yoruluyorum. Beni lütfen yatağımayatırınız". Ve yatağına yatırıldı. Atatürk komaya girmişti. Doktorlaronu yeniden hayata döndürmeye muvaffak olmuşlardı. Atatürk ilk kriziatlatmıştı ama, büyük bir eriyiş içindeydi. Atatürk ikinci komayagirdi. Ve de saat, 10 Kasım sabahı 09.05'de durdu.
İnönü'nün torununun kaleminden 10 Kasım 1938 sabahı Pembe Köşk'deolanları okuyalım: "Pembe Köşk'ün telefonu çaldı. Ev halkı günlerdirkötü bir haberin sıkıntılı bekleyişi içindeydi. Duymaktan korktuklarınıtelefondaki ses söyledi: "Cumhurbaşkanı hazretlerini bu sabahkaybettik. Allah İsmet Pasa'mızı başımızdan eksik etmesin". Mevhibeyukarı katta hüzün içindeyken Pembe Köşk'ün salonlarında havadeğişmişti. Son ayların buruk, kasvetli atmosferi yerini telaşlı birhazırlığa bırakmıştı. Telefonlar ve ziyaretler sıklaştı. Haber kısasürede ulaıtı: CHP Grubu İsmet İnönü'yü Türkiye'nin ikincicumhurbaşkanlığına aday gösteriyordu.
"İsmet Paşa ancak gece yarısına dogru yukarı kata çıkabildi. Mevhibebaşını cama dayamı ağlıyordu. Karısına yaklaştı. "Hanımcığım, artıkkendini üzme... Önümüzde çetin günler var. Beni yalnız bırakma" dedi.Bu, ertesi gün cumhurbaşkanı seçileceğinin garip bir açıklamasıydı!.."
(Sabah gazetesi. 10 Kasim 1997. )
Konuyla ilgili Falih Rıfkı'nın anlatımı ise şu şekilde:
"Derken başbakan (İnönü) ikinci bir çıkış daha yapıyor:
- Ne oldu paşam size? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirlerinizi hepsofradan mı alacağız? Aramıza Kara Tahsinler giriyor. Konuşmamızameydan vermiyorlar, diyor.
Atatürk gene soğukkanlılığını bozmadan:
- Efendiler anlaşılıyor ki, bugün fazla görüşemeyeceğiz. Siz artıkrahatınıza bakın, ben biraz dinleneceğim diyor ve sofrayı bırakıyor.
Vekiller de bir müddet sonra çekilip gidiyorlar.
Ertesi gün Atatürk İstanbul'a hareket etti. Ben de yanında idim. Önce İnönü'yü kompartmanına çağırdı. Kendisine:
- Görev arkadaşlığımız bitmiştir. Ama dostluğumuz devam edecek, dedi. İnönü iki eli ile yüzünü kapadı. Atatürk:
- Dinlenmelisiniz, dedi."
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İş B. Yay. İstanbul 1969, s 496-497.)
Atatürk'ün vasiyeti
Gazi Mustafa Kemal, 5 Eylül 1938'de yazdığı vasiyetinin 5. maddesindeniçin, "İsmet İnönü'nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için'muhtaç olacakları' yardım yapılacaktır." ifadelerini kullandığı dasürekli tartışma ve 'acaba' konusu olmuştur. Çünkü, İnönü ailesi, heleo zamanın en önemli zenginlerinden olan değisik soyadlı kardeşi RızaTemelli, o gün de bugün de çocuklarını dünyanın her yerindeokutabilecek mal varlığına sahiptir.
alıntıdır