Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Hadis Deryası  (Okunma sayısı 440 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« : Nisan 01, 2010, 12:28:28 ÖÖ »



                  
Allahümmesalli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Ali Seyyidina Muhammed
1-Ubâde b. es-Sâmit radiyallahu anh'dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim Allah'tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına, O'nun bir olduğuna,ortağı olmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna,İsa'nın da Allah'ın kulu ve resûlü, Meryem'e ilkâ ettiği kelimesi verûhu olduğuna, cennet ve cehennemin de hak olduğuna şehâdet ederse,ameli ne olursa olsun, Allah onu mutlaka cennete koyar."
Buhari ve Müslim-Büyük Hadis Külliyatı

Sahih olan bu hadisin asl-ı senedi: Umeyr b. Hânî an Cünâde bin Ebî Umeyye an Ubâde.
   Bu hadisi Buhârî (IV, 139; enbiyâ 48) ve Müslim (imân 46) tahrîc ettiler.
[/B][/I]   
2-İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "İslâm, beş esasüzerine kurulmuştur: Allah'ın birliğine inanmak, namaz kılmak, zekâtvermek, Ramazan orucunu tutmak, hacca gitmek."
Bunun üzerine bir adam (İbn Ömer'e) dedi ki: "Rivayetin sıralaması,hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak şeklinde değil midir?" deyinceİbn Ömer: "Hayır; Ramazan'ın tutulması ve hacca gidilmesi şeklindedir.Ben bunu Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'den böyle işittim."
  Müslim-Büyük Hadis Külliyatı


Bu lafız Müslim'e aittir (Sahîh, imân no. 19, s.45). Asl-ı senedi şöyledir: Ebû Mâlik el-Eşca'î an Sa'd b. Ubeyde anİbn Ömer.
3-Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
  Allah resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"İman yetmiş küsür şubedir."
Büyük Hadis Külliyatı
Sahih olan bu hadisin asl-ı senedi şöyledir: Abdullah b. Dînâr an Ebî Sâlih an Ebî Hureyre.
Bunu tahrîc edenler: Buhârî (iman 3, I, 8), Müslim (iman 57-8, s. 63),Ebû Dâvud (no. 4676), Tirmizî (no. 2614), Nesâî (iman 16, VIII, 110) veİbn Mâce (no. 57)
      
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #1 : Nisan 01, 2010, 12:29:05 ÖÖ »
Ömer b. Hattâb rivâyet etmiştir: Peygamberimiz(s.a.v) buyuruyor ki:
"Ameller, ancak (onları işleyenlerin) niyetlerine göredeğerlendirilirler. Herkes amel işlerken niyetinde ne varsa ancak onuelde eder. Allah ve Resûlünün rızasını kazanmak niyetiyle hicret edenbir kimse, Allah ve Resûlünün rızasını kazanır; dünya malını elde etmekniyetiyle hicret eden bir kimse dünya malını elde eder; aynen bunungibi bir kadını nikâh etmek niyetiyle hicret eden bir kimse de buniyetinin karşılığı olarak o kadını nikâh eder."
Hz. Âişe (R.A.) rivâyet etmiştir: Peygamberimiz(s.a.v) buyuruyor ki:
Savaşmak için Kâbe'ye yürüyen bir ordu, bitkisiz bir yere geldiği zaman yok edilir. (Bunun üzerine) Hz. Âişe sorar:
"Ey Allah'ın Resûlü, niçin hepsi yok ediliyor? Çünkü o ordunun içinde,ticaret niyetiyle yola çıkanlar bulunduğu gibi, savaşmak niyetindeolmadığı halde yollarda orduya katılanlar da vardır."
Allah'ın Resûlü (şöyle cevap verir):
"Hepsi yok edilir; sonra mahşer günü herkes kendi niyetine göre diriltilir"
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Hz. Âişe (R.A.). rivayet etmiştir: Peygamberimiz(s.a.v) buyuruyor ki:
"Bir ülke fethedildikten sonra başka yere hicret etmek yoktur; ancakcihad etmek ve cihad niyetinde bulunmak vardır; cihad içinçağrıldığınız zaman hemen gidiniz."


BUHÂRİ VE MÜSLİM
Riyazü's-Salihin 1-2-3.Hadis--İmam Nevevi

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #2 : Nisan 01, 2010, 12:29:39 ÖÖ »
İbn Ömer radiyallahu anh'dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"İnsanlarla, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ınResûlü olduğuna şehâdet getirinceye, namazı kılıncaya ve zekâtıverinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları zaman, hemkanlarını, hem de mallarını benden korumuş olurlar; ancak İslâm'ınhaklarından bir hak karşılığı olursa müstesnâ! Hesapları Allah'akalmıştır." Buhârî ve Müslim.
Ancak Müslim, rivayeti içinde "İslâmî haklardan bir hak karşılığı olursa müstesnâ!" kısmını zikretmemiştir.
Bu hadisin asl-ı senedi: Şu'be an Vâkıd bin Muhammed bin Zeyd binAbdillah bin Ömer an ebîhî an Abdillah bin Ömer. Sahih olan bu hadisiBuhârî (iman 17, I, 11) ve Müslim (iman 36, s. 53) tahrîc ettiler.
Mâlik dedi ki:Bana ulaşan habere göre Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Size iki şey bıraktım, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece aslasapıtmazsınız: Allah'ın Kitâb'ı ve Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem'in sünneti."
Kezâ bunu Mâlik, Muvattâ'ında (kader no. 3, s. 899) aynen irâd etmiştir.
Enes radiyallahu anh'dan:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarının evlerine üç grupinsan geldi ve O'nun ibadetini sordular. Kendilerine O'nun ibadetibildirilince, (kendi ibadetlerini) küçümseyerek şöyle dediler: "Biznerede, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem nerede? Biz hiç O'nungibi olabilir miyiz? O'nun yaptığı ve yapacağı günahların tümübağışlanmıştır."
Biri şöyle dedi: "Ben bütün gece uyumayıp, namazla geçireceğim";diğeri: "Ben hiç bozmaksızın her gün oruç tutacağım"; diğer biri ise:"Ben kadınlardan uzak duracağım, onlarla hiç evlenmeyeceğim" dedi.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve onlara: "Bu sözlerisöyleyenler siz misiniz? Ben Allah'tan hepinizden daha çok korkarım veO'ndan hepinizden daha çok çekinirim; ama ben (nâfile) orucu hemtutarım, hem tutmam, (nâfile) namazı hem kılarım, hem uyuduğum da olur.Hamınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, bendendeğildir" buyurdu.


Buhârî, Müslim ve Nesâî.
Lafız Buhârî'ye aittir. Bu hadisi Muhammed bin Ca'fer an Humeyd an Enestarikiyle Buhârî (nikâh 1, VI, 116), Hammâd bin Seleme an Sâbit an Enestarikiyle Müslim (nikâh no. 5, s. 1020) ve Nesâî (Nikâh 5/6, VI, 60)tahrîc ettiler. Müslim ile Nesâî'nin rivayetlerinde ayrıca "kimisi de:"Asla et yemeyeceğim" dedi" ibaresi ziyâde kılınmıştır. --Büyük HadisKülliyatı

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #3 : Nisan 01, 2010, 12:29:58 ÖÖ »
Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah el–Ensârî radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

– Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu ki:

– “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz biryolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinlebirlikte gibidir.”

v Bir başka rivayete göre:

– “Sevap kazanmada size ortak olurlar” buyurdu

Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

– Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Tebük Gazvesi’nden döndüğümüz sırada şöyle buyurdu:

– “Medine’de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağyoluna, bir vâdiye girdiğimizde onlar da bizimle yürüyormuş gibi sevapkazanırlar. Çünkü onları birtakım mâzeretleri alıkoymuştur.”
* Bir önceki hadiste de anlatıldığına göre cihad niyetiylemazeretlerinden dolayı savaşa katılamayanlar aynı sevaba ortak olmuşoluyorlar. Bir numaralı hadis zaten bunu en güzel biçimde açıklamıştı.Niyeti savaşa katılmak olduğu halde özürlerinden dolayı katılamayanlaraynı sevabı kazanmış oluyorlar. Bu işte mazeret ve niyet esastır.Tembellik yüzünden savaşa katılmayanlar Nisâ 4/95 nci Ayetin hükmünegirerler

Ebû Yezîd Ma`n İbni Yezîd İbni Ahnes radıyallahu anhüm –Ma`n de, babası Yezîd de, dedesi Ahnes de sahâbîdir– şöyle dedi:

Babam Yezîd sadaka vermek üzere yanına birkaç dinar aldı ve onlarıMescid–i Nebevî de oturan birinin yanına koydu. Ben Mescid’e uğrayarakparaları aldım ve babama götürdüm.

Babam:

– Vallâhi ben onları sen alasın diye bırakmamıştım deyince, Resûlullahsallallahu aleyhi ve sellem’in yanına giderek durumu arzettim.



Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

– “Yezîd! Sen niyet ettiğin sadaka sevabını kazandın. Ma`n! Aldığın para da senindir.”
* Nafile sadaka sadece Allah rızası için verilmelidir. Bu tür sadakalarkişinin yakınlarına da verilebilir. Farz olan zekat ve nafile sadakalarbir vekil vasıtasıyla da verilebilir. Kişi niyetine göre sevabınımutlaka alacaktır.
Riyazü's-Salihin 4-5-6.Hadis--İmam Nevevi

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #4 : Nisan 01, 2010, 12:30:21 ÖÖ »
Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Birinizin kapısında günde beş kez yıkandığı bir nehrin aktığını görürseniz ne dersiniz? Kirinden eser kalır mı?"
"Hayır, kirinden hiçbir şey kalmaz; tertemiz olur" dediler.
"İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah o namazlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu. Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî.
Bu hadisi Ahmed (II, 379), Dârimî (I, 267), Buhârî (salât 6, I, 134),Müslim (mesâcid no. 283, s. 462-3), Tirmizî (no. 2868), Nesâî (I, 230),İbn Hibbân (no. 1723) ve Beyhakî (III, 62; I, 361), Yezîd b. el-Hâd anMuh. b. İbrâhîm an Ebî Seleme an Ebî Hureyre asl-ı senedi ile tahrîcettiler.

Sa'd radiyallahu anh'dan:
İki erkek kardeş vardı; biri diğerinden kırk gün önce öldü. AllahResûlü sallallahu aleyhi ve sellemin huzurunda onun faziletinden sözedildi; şöyle buyurdu:
"Diğeri müslüman değil miydi?"
"Evet" dediler.
"Namazının, öldükten sonra onu hangi dereceye ulaştırdığını biliyormusunuz? Namaz, birinizin kapısı önünde, suyu tatlı ve bol akan birnehir gibidir. Kişi, o nehirde günde beş kez yıkanır. Nehrinde gündebeş kere yıkanan kimsede bir kir görebilir misiniz? İşte bu yüzden,namazının o kişiyi hangi mertebeye eriştirdiğini siz bilemezsiniz"buyurdu.
Muvattâ
Mâlik (kasru's-salât no. 91, s. 174), bunu belâğan Âmir b. Sa'd'dan, o da babasından tahrîc etmiştir.
Ancak bu rivayeti Ahmed (I, 177) ve İbn Huzeyme (no. 310), İbn Vehb anMahrame an ebîhî an Sa'd tarikiyle vasletmiştir. İsnâdı sahihtir.Heysemî'ye göre Ahmed'in ricâli Sahîh râvîleridir (Mecma' I, 294).

Humrân'dan:
Osmân radiyallahu anh, abdest aldı ve dedi ki: "Vallahi size bir hadisbildireceğim. Eğer Allah'ın kitabında bildiğim bir âyet olmasaydı sizebu hadisi anlatmazdım. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'inşöyle buyurduğunu duydum: "Herhangi bir kişi mükemmel bir abdest alıpda namaz kılarsa, o kıldığı namazla gelecek namaz arasında yaptığıbütün günahları bağışlanır."


Urve dedi ki: Onun bahsettiği âyet şudur: "Gerçekten indirdiğimizbelgeleri ve doğru yolu Kitâp'ta insanlara açıkladıktan sonra gizleyenkimseler var ya, onlara hem Allah lânet eder, hem lânetçiler lâneteder." (Bakara, 2/159)Buhârî, Müslim, Muvattâ ve Nesâî.
Lafız Müslim'e aittir. Asl-ı senedi şöyledir: Hişâm b. Urve an ebîhî an Humrân an Osmân.
Hadisi bu tarikten Mâlik (tahâret no. 29. s. 30), Müslim (tahâret no.5, s. 205-6) ve Nesâî (tahâret 108/3, I, 91) tahrîc ettiler. Kaynak:Büyük Hadis Külliyatı

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #5 : Nisan 01, 2010, 12:31:02 ÖÖ »
7 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺑْﻦِ ﺻَﺨْﺮٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَاِنَّ اﻟﻠّٰﻪ ﻟَﺎ ﻳَﻨْﻈُﺮُ اِﻟٰﻰ اَﺟْﺴَﺎﻣِﻜُﻢْ وَﻟٰﺎٓ اِﻟٰﻰ ﺻُﻮَرِﻛُﻢْوَﻟٰﻜِﻦْ ﻳَﻨْﻈُﺮُ اِﻟٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻜُﻢْ رَوَاهُ ﻣُﺴْﻠِﻢٌ


Râvilerden Ebû Hüreyre rivayet etmiştir:
"Allah, sizin vücudunuza ve dış görünüşünüze değil, kalblerinize bakar."
MÜSLİM

8 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺑْﻦِ ﻗَﻴْﺲٍ اْﻟﺎَﺷْﻌَﺮِىِّ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﺳُﺌِﻞَ رَﺳُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِوَﺳَﻠَّﻢَ ﻋَﻦِ اﻟﺮَّﺟُﻞِ ﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺷَﺡَﺎﻋَﺔً وَﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺣَﻤِﻴَّﺔًوَﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ رِﻳَﺎٓءً اَىُّ ذٰﻟِﻚَ ﻓِﻰ ﺳَﺒِﻴﻞِ اﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻘَﺎلَ رَﺳُﻮلُاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻞَّ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻣَﻦْ ﻗَﺎﺗَﻞَ ﻟِﺘَﻜُﻮنَﻛَﻠِﻤَﺔُ اﻟﻠّٰﻪِ ﻫِﻰَ اﻟْﻌُﻠْﻴَﺎ ﻓَﻬُﻮَ ﻓِﻰ ﺳَﺒِﻴﻞِ اﻟﻠّٰﻪِ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌﻋَﻠَﻴْﻪِ

Allah'ın Resûlüne, kahramanlık göstermek, vatan ve milletini korumak,gösteriş yapmak amacıyla vuruşanlardan hangisinin Allah yolunda olduğusoruldu. Allah'ın Resûlü cevap olarak şöyle buyurdu:
"Ancak Allah'ın dininin (İslâmın) yükselmesi için vuruşan Allah yolundadır."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

9 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﺑَﻜْﺮَةَ ﻧُﻔَﻴْﻊِ ﺑْﻦِ اﻟْﺤَﺎرِثِ اﻟﺜَّﻘَﻔِﻰَّ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ اَنَّ اﻟﻨَّﺒِﻰَّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَاِذَا اﻟْﺘَﻘَﻰ اﻟْﻤُﺴْﻠِﻤَﺎنِ ﺑِﺴَﻴْﻔَﻴْﻬِﻤَﺎ ﻓَﺎﻟْﻘَﺎﺗِﻞُوَاﻟْﻤَﻘْﺘُﻮلُ ﻓِﻰ اﻟﻨَّﺎرِ ﻗُﻠْﺖُ ﻳَﺎ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِ ﻫٰﺬَا اﻟْﻘَﺎﺗِﻞُﻓَﻤَﺎ ﻧَﺎلُ اﻟْﻤَﻘْﺘُﻮلِ ﻗَﺎلَ اِﻧَّﻪُ ﻛَﺎنَ ﺣَﺮِﻳﺼﺎً ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﺘْﻞِﺻَﺎﺣِﺒِﻪِ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Râvilerden Ebû Bekre rivayet etmiştir:
"İki Müslüman (birbirlerini öldürmek amacıyla) kılıçları ile karşı karşıya gelirlerse, öldüren de, ölen de cehennemliktir."
Bunun üzerine ben:
"Ey Allah'ın Resûlü, öldüren, katil olacağı için cehennemliktir; ölen niçin cehennemlik oluyor?" diye sordum.
Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"O da arkadaşını öldürmeyi amaç edinmişti."
Riyazü's-Salihin 7-8-9.Hadis--İmam Nevevi

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #6 : Nisan 01, 2010, 12:31:30 ÖÖ »
10 - Peygamberimiz buyuruyor ki;
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﺻَﻠَﺎةُ اﻟﺮَّﺟُﻞِ ﻓِﻰﺟَﻤَﺎﻋَﺔٍ ﺗَﺰِﻳﺪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺻَﻠَﺎﺗِﻪِ ﻓِﻰ ﺳُﻮﻗِﻪِ وَﺑَﻴْﺘِﻪِ ﺑِﻀْﻌًﺎوَﻋِﺸْﺮِﻳﻦَ دَرَﺟَﺔً وَذٰﻟِﻚَ اَنَّ اَﺣَﺪَﻫُﻢْ اِذَا ﺗَﻮَﺿَّﺎَﻓَﺎَﺣْﺴَﻦَ اﻟْﻮُﺿُﻮءَ ﺛُﻢَّ اَﺗَﻰ اﻟْﻤَﺴْﺡِﺪَ ﻟَﺎ ﻳُﺮِﻳﺪُ اِﻟَّﺎاﻟﺼَّﻠَﺎةَ ﻟَﺎ ﻳَﻨْﻬَﺰُهُ اِﻟَّﺎ اﻟﺼَّﻠَﺎةُ ﻟَﻢْ ﻳَﺨْﻂُ ﺧَﻄْﻮَةً اِﻟَّﺎرُﻓِﻊَ ﻟَﻪُ ﺑِﻬَﺎ دَرَﺟَﺔٌ وَﺣُﻂَّ ﻋَﻨْﻪُ ﺑِﻬَﺎ ﺧَﻄِﻴﺌَﺔٌ ﺣَﺘَّﻰﻳَﺪْﺧُﻞَ اﻟْﻤَﺴْﺡِﺪَ ﻓَﺎِذَا دَﺧَﻞَ اﻟْﻤَﺴْﺡِﺪَ ﻛَﺎنَ ﻓِﻰ اﻟﺼَّﻠَﺎةِﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﺖِ اﻟﺼَّﻠَﺎةُ ﻫِﻰَ ﺗَﺤْﺒِﺴُﻪُ وَاﻟْﻤَﻠٰﺌِﻜَﺔُ ﻳُﺼَﻠُّﻮنَ ﻋَﻠٰﻰاَﺣَﺪِﻛُﻢْ ﻣَﺎدَامَ ﻓِﻰ ﻣَﺡْﻠِﺴِﻪِ اﻟَّﺬِى ﺻَﻠَّﻰ ﻓِﻴﻪِ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮنَاَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ارْﺣَﻤْﻪُ اَﻟﻠَّﻬُﻢَّ اﻏْﻔِﺮْ ﻟَﻪُ اَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺗُﺐْﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣَﺎ ﻟَﻢْ ﻳُﻮْٔذِ ﻓِﻴﻪِ ﻣَﺎ ﻟَﻢْ ﻳُﺤْﺪِثْ ﻓِﻴﻪِ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌﻋَﻠَﻴﻪِ


Ebû Hüreyre rivayet etmiştir.
"Bir kimsenin cemaat ile (Mescidde) kıldığı namaz, evinde veyasokağında (tek başına) kıldığı namazdan yirmi derece daha üstündür.Eğer bir kimse güzelce abdest alır, sonra sadece namaz kılmak amacıylamescide gelirse, mescide girinceye kadar attığı her adımına karşılıkbir günah bağışlanır ve derecesi yükseltilir. "
Mescide girdiği zaman da namaz kılmak için durduğu sürece namazda imişgibi sayılır. Namazını kıldığı yerden ayrılmadığı ve dünyaya ait birişle ilgilenmediği takdirde melekler onun için şu duayı ederler:
Allah'ım, sen bu kuluna rahmet eyle; Allah'ım sen bu kulunun tevbesini kabul eyle."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

11 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ اﻟْﻌَﺒَّﺎسِ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺑْﻦِ ﻋَﺒَّﺎسِ ﺑْﻦِ ﻋَﺒْﺪِاﻟْﻤُﻄَّﻠِﺐِ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ ﻋَﻦْ رَﺳُﻮلِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓِﻴﻤَﺎ ﻳَﺮْوِى ﻋَﻦْ رَﺑَّﻪِ ﺗَﺒَﺎرَكَوَﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻗَﺎلَ اِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﻛَﺘَﺐَ اﻟْﺤَﺴَﻨَﺎتِ وَاﻟﺴَّﻴَّﺌَﺎتِﺛُﻢَّ ﺑَﻴَّﻦَ ذٰﻟِﻚَ ﻓَﻤَﻦْ ﻫَﻢَّ ﺑِﺤَﺴَﻨَﺔٍ ﻓَﻠَﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻠْﻬَﺎﻛَﺘَﺒَﻬَﺎ اﻟﻠّٰﻪُ ﺗَﺒَﺎرَكَ وَﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻋِﻨْﺪَهُ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻛَﺎﻣِﻠَﺔًوَاِنْ ﻫَﻢَّ ﺑِﻬَﺎ ﻓَﻌَﻤِﻠَﻬَﺎ ﻛَﺘَﺒَﻬَﺎ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋِﻨْﺪَهُ ﻋَﺸْﺮَﺣَﺴَﻨَﺎتٍ اِﻟَﻰ ﺳَﺒْﻌِﻤِﺎءَةِ ﺿِﻌْﻒٍ اِﻟَﻰ اَﺿْﻌَﺎفٍ ﻛَﺜِﻴﺮَةٍ وَاِنْﻫَﻢَّ ﺑِﺴَﻴَّﺌَﺔٍ ﻓَﻠَﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻠْﻬَﺎ ﻛَﺘَﺒَﻬَﺎ اﻟﻠّٰﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰﻋِﻨْﺪَهُ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻛَﺎﻣِﻠَﺔً وَاِنْ ﻫَﻢَّ ﺑِﻬَﺎ ﻓَﻌَﻤِﻠَﻬَﺎ ﻛَﺘَﺒَﻬَﺎاﻟﻠّٰﻪُ ﺳَﻴَّﺌَﺔً وَاﺣِﺪَةً ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Ebûl Abbas rivayet etmiştir:
"Allah, iyiliklerin ve kötülüklerin yazılmasını emir buyurdu;
sonra onları açıkladı:
Eğer bir insan bir iyilik yapmağa niyet eder de onu yapamazsa, Allahkendi katında o insan için tam bir iyilik yapmış gibi sevap yazar.Eğer, hem niyet eder, hem de iyiliği yaparsa on iyilik yapmış gibisevap kazanır. Allah bu sevâbı yediyüze, hattâ daha fazlasına kadaryükseltir.
Eğer bir insan bir fenalık işlemeğe niyet eder, sonra da onu işlemektenvazgeçerse, Allah-u Teâlâ, kendi katında o insan için tam bir iyiliksevâbı yazar, eğer fenalık işlemeğe hem niyet eder, hem de onu işlerse,Allah o insan için bir günah yazar."

12 - Peygamberimiz buyuruyor ki
Ebû Abdurrahman rivayet etmiştir:
"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıkmışlardı, geceyi geçirmekiçin bir mağaraya girmişlerdi. O sırada dağdan bir taş yuvarlanıpmağaranın ağzını kapattı. Bunu gören yolcular şöyle dediler:
- İyi amellerimize dayanarak Allah'a dua etmenin dışında bizi buradan hiçbir şey kurtaramaz.
Üç kişiden birisi şöyle dua etti:
"Allah'ım, benim çok yaşlı annem ve babam vardı. Onlardan önce ailemeve hayvanlarıma bir şey içirmezdim. Bir gün odun toplamak için dağaçıkmıştım. Çabuk dönemedim. Eve geldiğimde onların akşam yemeklerinihazırladım. Ancak onları uyumuş gördüm. Annemle babamı uyandırmayı veailemle onlardan önce akşam sütü içmeyi doğru bulmadım. Süt kabı elimdeolduğu halde onların uyanmalarını gün ışıyıncaya kadar bekledim.Çocuklar ayaklarımın altında açlıktan kıvranıyorlardı. Sonunda annemlebabam uyandılar ve sütlerini içtiler.


Allah'ım, eğer bunu,senin hoşnutluğunu kazanmak için yapmış isem, bu taşın bize getirdiği belâyı bizden uzaklaştır."
Bu dua üzerine taş mağaranın ağzından biraz açıldı. Ancak çıkmak mümkün değildi.
Üç kişiden ikincisi şöyle dua etti:
"Allah'ım. amcamın bir kızı vardı. Onu diğer insanlardan daha çokseviyordum. Başka bir rivâyette şöyle denilmiştir: Bir erkek, birkadını ne kadar çok severse, ben de onu o kadar seviyordum. Onunnefsine sahip olmak istedim. Ancak o bu isteğimi kabul etmedi. Bir kaçyıl sonra bir kıtlık olunca bana geldi. Kendide kabul etti. Böylece onasahip olmak imkânı ortaya çıkınca,( başka bir rivayette, onunlabirleşmek üzere iken) şöyle dedi:
"Allah'dan kork! Hakkın olmadığı halde namusumu kirletme! Bu sözüüzerine çok sevdiğim bir kız ile birleşmekten vazgeçtim. Verdiğimaltınları kendisine bıraktım."
"Allah'ım, eğer bunu, senin hoşnutluğunu kazanmak için yapmış isem, bu taşın bize getirdiği belâyı bizden uzaklaştır."
Bu dua üzerine taş biraz daha açıldı. Ancak mağaradan çıkmak yine mümkün değildi.
Üç kişiden üçüncüsü de şöyle dua etti:
"Allah'ım, ücretle işçi çalıştırıyordum. Ücretlerini zamanındaödüyordum. Ancak işçilerden birisi ücretini almadan terk edip gitti.Onun ücretini (parasını) çalıştırdım. Zamanla malı çoğaldı. Bir süresonra o işçi bana geldi ve:
"Ücretimi ver," dedi. Ben de:
"Şu gördüğün deve, öküz ve koyunlar... senin paranın işletilmesinden kazanılmışlardır. Hepsi senindir." dedim. İşçi:
"Ey Allah'ın kulu, benimle eğlenme!" dedi.
Bunun üzerine kendisine şöyle dedim:
"Seninle eğlenmiyorum. Gerçeği söylüyorum."
O zaman işçi mallarının hepsini alıp götürdü.
"Allah'ım, eğer bunu, senin hoşnutluğunu kazanmak için yapmış isem, bu taşın bize getirdiği belâyı bizden uzaklaştır."
Taş, mağaranın ağzından iyice açıldı. Onlar da yürüyerek çıktılar.
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin 10-11-12.Hadis

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #7 : Nisan 01, 2010, 12:32:25 ÖÖ »
13 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﺑٖﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﺳَﻤِﻌْﺖُ رَﺳُﻮلَاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻳَﻘُﻮلُ وَاﻟﻠّٰﻪِ إِﻧِّﻰﻟَﺎَﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُ اﻟﻠّٰﻪَ وَأَﺗُﻮبُ إِﻟَﻴْﻪِ ﻓِﻰ اﻟْﻴَﻮْمِ أَﻛْﺜَﺮَﻣِﻦْ ﺳَﺒْﻌٖﻴﻦَ ﻣَﺮَّةً رَوَاهُ اﻟْﺒُﺨَﺎرِىُّ
Ebû Hüreyre (R.A.) rivayet etmiştir:
"Allah'a yemin ederim ki, ben günde yetmiş defadan daha çok tevbe ediyor ve Allah'dan bağışlamasını diliyorum."


BUHÂRİ

14 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦِ اْﻟﺎَﻏَﺮِّ ﺑْﻦِ ﻳَﺴَﺎرٍ اﻟْﻤُﺰَﻧِﻰِّ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَﻗَﺎلَ رَﺳِﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻳَﺎٓ اَﻳُّﻬَﺎاﻟﻨَّﺎسُ ﺗُﻮﺑُﻮا اِﻟَﻰ اﻟﻠّٰﻪِ وَاﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُوهُ ﻓَﺎِﻧِّﻰ اَﺗُﻮبُ ﻓِﻰاﻟْﻴَﻮْمِ ﻣِﺎءَةَ ﻣَﺮَّةٍ رَوَاهُ ﻣُﺴْﻠِﻢٌ
Eğarr b. Yesâr (R.A.) rivayet etmiştir.
"Ey insanlar, Allah'a tevbe ediniz ve bağışlanmanızı isteyiniz; ben günde yüz defa tevbe ediyorum."
MÜSLİM

15 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﺣَﻤْﺰَةَ اَﻧَﺲِ ﺑْﻦِ ﻣَﺎﻟِﻚٍ اْﻟﺎَﻧْﺼَﺎرِىِّ ﺧَﺎدِمِرَﺳُﻮلِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪِ ﻋَﻨْﻪُﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻟَﻠّٰﻪُاَﻓْﺮَحُ ﺑِﺘَﻮْﺑَﺔِ ﻋَﺒْﺪِهِ ﻣِﻦْ اَﺣَﺪِﻛُﻢْ ﺳَﻘَﻂَ ﻋَﻠَﻰ ﺑَﻌِﻴﺮِهِوَﻗَﺪْ اَﺿَﻠَّﻪُ ﻓِﻰ اَرْضِ ﻓَﻠَﺎةٍ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Ebû Hamza Enes b. Mâlik el-ensâri (R.A.) rivayet etmiştir:
"Kulunun yapmış olduğu tevbesinden ötürü Hz. Allah'ın sevinci, sizdenbirinizin kimsesiz çölde devesini kaybedip sonra yeniden bulduğuzamanki sevincinden daha çoktur."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin 13-14-15.Hadis

16 -Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺑْﻦِ ﻗَﻴْﺲٍ اْﻟﺎَﺷْﻌَﺮِىِّ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻋَﻦِ اﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَاِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻳَﺒْﺴُﻂُ ﻳَﺪَهُ ﺑِﺎﻟﻠَّﻴْﻞِ ﻟِﻴَﺘُﻮبَ ﻣُﺴِﻰُٔاﻟﻨَّﻬَﺎرِ وَﻳَﺒْﺴُﻂُ ﻳَﺪَهُ ﺑِﺎﻟﻨَّﻬَﺎرِ ﻟِﻴَﺘُﻮبَ ﻣُﺴِﻰُٔ اﻟﻠَّﻴْﻞِﺣَﺘَّﻰ ﺗَﻄْﻠُﻊَ اﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻣِﻦْ ﻣَﻐْﺮِﺑِﻬَﺎ رَوَاهُ ﻣُﺴْﻠِﻢٌ


Ebû Mûsâ Abdullah b. Kays el-Eş'âri (R.A.) rivâyet etmiştir:
"Gündüz bir günah işleyenlerin tevbe etmeleri için, Allah geceleyinelini açar (edilen tevbeyi kabul eder); geceleyin bir günahişleyenlerin tevbe etmeleri için de gündüz elini açar. Bu durum, güneşbattığı yerden doğuncaya (kıyamete) kadar devam eder."

17 -Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻣَﻦْ ﺗَﺎبَ ﻗَﺒْﻞَ اَنْﺗَﻄْﻠُﻊَ اﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻣِﻦْ ﻣَﻐْﺮِﺑِﻬَﺎ ﺗَﺎبَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ رَوَاهُﻣُﺴْﻠِﻢٌ
Ebû Hüreyre (R.A.) rivâyet etmiştir:
"Kim güneş batıdan doğmazdan önce tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul buyurur."

18 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑﻰ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺑْﻦِ ﻋُﻤَﺮَ ﺑْﻦِاﻟْﺨَﻄَّﺎبِ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ ﻋَﻦِ اﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺻَﻠَﻰ اﻟﻠّٰﻪُﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَ اِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﺰَّ وَﺟَﻞَّ ﻳَﻘْﺒَﻞُ ﺗَﻮْﺑَﺔَاﻟْﻌَﺒْﺪِ ﻣَﺎ ﻟَﻢْ ﻳُﻐَﺮْﻏِﺮْ
رَوَاهُ اﻟﺘِّﺮْﻣِﺬِىُّ وَﻗَﺎلَ ﺣَﺪِﻳﺚٌ ﺣَﺴَﻦٌ
Ömer b. Hattâb'ın oğlu Abdurrahman(R.A.) rivâyet etmiştir:
"Hz. Allah, bir kulun can çekişmeye başlamazdan önceki tevbesini kabul eder."
TİRMİZİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin 16-17-18.Hadis



Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #8 : Nisan 01, 2010, 12:33:12 ÖÖ »
19 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Zirr b. Hubeyş anlatıyor:
"Mestlere nasıl mesh edileceğini öğrenmek için Safvân b. Assal'ın (R.A.) yanına gittim. Bana:
"Ey Zirr, niçin geldin?" diye sordu. Ben de:
"İlim öğrenmek için geldim." diyerek cevap verdim.
Bunun üzerine o şöyle dedi:
"Melekler, ilim öğrenmek isteyen kişinin bu isteğinden hoşlandıkları için üzerine kanatlarını gererler."
Ben dedim ki:
"Abdest bozulduktan sonra meste meshetmek işi kalbimi rahatsız etti.Siz. Allah'ın Resûlü'nün Ashabından olduğunuz için bu mevzuda onun birşey söylediğini duymuşsunuzdur."
Safvan şöyle dedi:
"Evet, seferde veya misafir bulunduğumuzda (Râvi bunlardan biriüzerinde şüphe ediyor) cünüplük halinin dışında, üç gün ve üç gecemestlerimizi çıkarmamamızı, abdest bozulduktan ve uykudan sonra abdestalırken mest üzerine meshetmemizi bize emrederdi."
"Sevgi hakkında bir şey söylediğini işittiniz mi?" diye sordum. Şöyle cevap verdi:
"Evet, işittim. Allah'ın Resûlü ile bir seferde beraberdik. O nun yakınında bulunduğumuz bir sırada bir Arap, yüksek sesle:
"Yâ Muhammed, diyerek seslendi. Allah'ın , Resûlü de onunkine yakın bir sesle:
"Evet, buradayım." diye cevap verdi. Arab'a dönüp:
"Allah'ın Resûlü'nün huzurunda bulunuyorsun, sesini alçalt, çünkü yüksek sesle bağırmaktan men edildin," dedim.
Arap:
"Asla alçaltmam." dedi. Sonra Allah'ın Resûlüne şunu sordu:
"Rütbelerine erişemediği bir topluluğu seven kimse hakkında ne buyurursunuz?"
Allah'ın Resûlü:
"Kişi kıyamet günü sevdiği ile beraberdir," buyurdu. Safvân b. Assâl sözüne devam ederek şunları söyledi:
"Mağribte bir kapı vardır. Bu kapının genişliği kırk veya yetmiş yıllıkyoldur; veyahud atlı bir insan o kapının bir tarafından diğer tarafınakırk veya yetmiş yılda varır."
Şam râvilerinden olan Süfyan şöyle dedi:
"Hz. Allah gökleri ve yeri yarattığı zaman, o kapıyı da tevbe için açıkolarak yaratmıştır. Güneş batıdan doğuncaya (kıyamete) kadar o kapıkapanmayacaktır."
TİRMİZİ

20 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Said Sa'd b. Mâlik b. Sinan el-Hudri (R.A.) rivâyet etmiştir:
"Sizden önce yaşayanlar arasında bir adam vardı. Doksan dokuz kişiöldürmüştü. Sonra, (Yer yüzünün en büyük âlimi kimdir?) diyesoruşturdu. Ona bir râhip gösterildi. Râhibin yanına gitti ve şunu sordu
"Doksan dokuz adam öldürdüm, tevbe etsem kabul olur mu?"
Râhip cevap verdi:
"Senin tevben kabul olunmaz."
Bunun üzerine adam râhibi de öldürdü, böylelikle yüz kişiyi öldürmüşoldu. Sonra; yeryüzünün en büyük âlimi kimdir? diye araştırdı. Ona âlimbir kimseyi gösterdiler. Alimin yanına gidip:
"Yüz kişi öldürdüm, tevbe etsem kabul olur mu?" dedi. Âlim şöyle cevap verdi:
"Evet, seninle tevbe arasında kim engel olabilir? Falan yere git. oradaAllah'a ibâdet eden insanlar vardır, sen de onlarla beraber Allah'a duaet, artık kendi köyüne dönme; çünkü orası kötü bir yerdir."
Âlimin bu cevabı üzerine adam yola çıktı; ancak yolun yarısına vardığızaman öldü. Rahmet melekleri ile azap melekleri bu adam üzerindetartışmaya giriştiler. Rahmet melekleri:
"Bu adam, candan tevbe ederek ve kalbini Allah'a yönelterek geldi." dediler.
Azap melekleri:
"Bu adam, hiçbir iyilik yapmamıştır," diyerek karşılık verdiler. Bukonuşmalardan sonra insan kılığında bir melek bunların yanına geldi.Melekler onu kendi aralarında hakem kabul ettiler.
Melek şöyle dedi:
"İki taraf arasındaki uzaklığı karşılaştırınız, hangi tarafa daha yakın ise adam o tarafındır."
Bunun üzerine her iki tarafın uzaklığını ölçtüler; adamın varacağı yeridaha yakın buldular. Bu yüzden adamı rahmet melekleri aldılar.
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Başka bir rivâyette: "O adam, insanları iyi olan köye bir karış daha yakın bulunduğu için o köy insanlarından kabul edildi."
Başka bir rivâyette: "Allah, öteki köye uzaklaşmayı, beriki köye de yakınlaşmayı işaret etti ve ondan sonra meleklere:
"İki köy arasındaki uzaklığı karşılaştırınız," dedi. Karşılaştırmasonunda, insanları iyi olan köye bir karış daha yakın bulunduğu içinadam bağışlandı.
Daha başka bir rivâyet de şöyledir: "Göğsü ile insanları iyi olan köye doğru yönelerek ötekinden uzaklaştı."

21 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Abdullah b. Kâ'b anlatıyor:
Kâ'b bin Mâlik'i, Tebük gazâsında Allah'ın Resûlü'nden ayrı kaldığını anlatırken dinledim. Şöyle diyordu:
"Allah'ın Resûlü'nden Tebük gazâsının dışında başka hiçbir gazâda ayrıkalmamıştım. Bedir gazâsına katılmamıştım; ancak bu gazâyakatılmayanlar ayıplanmamışlardı. Çünkü, Allah'ın Resûlü ve MüslümanlarKureyş'in ticaret kervanını takip etmek amacı ile yola çıkmışlardı.Allah, Müslümanları birden düşmanları ile bir araya getiriverdi. (Busavaşta bulunmadım) ancak, Akabe gecesinde İslâm üzerine söz verirkenAllah'ın Resûlü'nün yanında idim. Bedir savaşı insanlar arasında her nekadar Akabe gecesinden daha meşhur ise de, Akabe'de bulunacağıma" Bedirsavaşında bulunsaydım demedim. Tebük gazvesinde Allah'ın Resûlü'ndenayrı kalmama sebep olan hikâye şöyledir:
Mal ve zaman bakımından, hiçbir zaman Tebük gazvesinde Allah'ınResûlü'nden ayrılıp kaldığımdakinden daha müsait değildim. Çünkü Tebükgazvesine kadar iki binek sahibi değildim. Bu gazve sırasında ise ikibineğim vardı. Allah'ın Resûlü bu gazâdan önce, herhangi bir yere gazâmaksadı ile gittiğinde gidilecek yeri bildirmez, başka bir yere gidergibi davranırdı. Tebük gazvesine çıkarken ise böyle davranmadı. Gidecekyer uzak, mevsim şiddetli sıcak ve savaşılacak ordu büyük olduğu içinmeseleyi baştan açıkladı. Savaşın büyüklüğüne göre gereken hazırlığınyapılabilmesi için Müslümanları durumdan haberdar etti. Allah'ınResûlü'nün yanında Müslümanlar çok fazla idi ve bunların adları birlisteye yazılmamışlardı.
Kâ'b sözlerine şöyle devam etti:
İnsan, asker arasından kaçan bir kimsenin, bu mevzuda bir vahy gelmedikçe, bu işin gizli kalacağını düşünebilirdi.
Az önce de söylendiği gibi Allah'ın Resûlü, Tebük gazvesini, meyvelerinolgunlaştığı ve gölgelerin arandığı sıcak bir mevsimde yapmıştı. Ben debunları çok seviyordum. Allah'ın Resûlü ile birlikte Müslümanlarhazırlanmağa başladılar. Ben de gazâya hazırlık yapmak için çıkar,fakat önemli bir iş yapmadan geri döner ve kendi kendime şöyledüşünürdüm: Bu işi istediğim zaman yapabilirim. Oysa daha hiçbirhazırlık yapmış değildim. Bir sabah gazâya hazırlık yapmak için yineçıktım; ancak bir şey yapma dan geri evime döndüm. Bu davranışım birsüre devam etti. Müslümanlar savaşa erişmek için acele etmişler, fakathenüz vuruşmaya başlamışlardı. O sırada yola çıkıp onlara erişmeyidüşündüm. Keşke bunu yapmış olsaydım; ancak bunu da yapamadım. Allah'ınResûlü Tebük gazâsına çıktıktan sonra insanlar arasında dolaşırkenkendime arkadaş olarak sâdece münafıklık damgasını alanlar ile özürleriyüzünden gazâya gidemeyen âcizleri görüyordum, bu bana üzüntüveriyordu. Allah'ın Resûlü, Tebük'e ulaşıncaya kadar beni aramamış,oraya vardıklarında topluluk içinde otururken:
"Ka'b b. Mâlik ne yaptı?" diye sormuş. Bu soru üzerine Beni Selime'den bir adam:
"Elbiselerine ve endamına bakarak gururlanması onun gazâya çıkmasını engelledi." demiş.
Adamın bu sözü üzerine Muaz b. Cebel:
"Ne kötü söz söyledin!" demiş. Sonra Allah'ın Resûlü'ne dönerek:
"Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a yemin ederim ki, Kâ'b b. Mâlik hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyoruz." demiş.
Bu söz üzerine Allah'ın Resûlü susmuş. Bu durumda iken beyaza sarılmış serap içinde dalgalanan bir adam görmüş ve:
"Ebû Haysem'e olaydı." demiş. Az sonra ne görsün, beyaza sarılmış adamgerçekten Ensar'dan Ebû Hayseme imiş. Ebû Hayseme, münafıklarkendisiyle eğlendikleri bir sırada, bir sa' hurma sadaka veren zattır.
Kâ'b sözlerine söyle devam etti:
"Allah'ın Resûlü'nün Tebük'ten dönüp Medine'ye doğru gelmekte olduğunuöğrendiğim zaman bütün varlığımı kaplayan bir üzüntü duydum. Birtakımyalanlar uydurmağa başladım; kendi kendime, Allah'ın Resûlü'nünöfkesinden nasıl kurtulacağım, dedim. Ailemden bu mevzuda bana yardımıdokunabilecek olanlara başvurdum. Daha önce uydurduğum bütün yalanlar,Allah'ın
Resûlü geliyor, denildiği zaman kafamdan dağılıp gittiler. Sorunda buyalanlardan hiçbiri ile Allah'ın Resûlü'nden asla kurtulamıyacağımıanladım. Ona gerçeği söylemeğe karar verdim. Allah'ın Resûlü dönüpgeldi. O yolculuktan döndüğü zaman önce Mescid'e gider, orada ikirek'at namaz kılar, sonra da halkın işlerini görüşmek için beklerdi.Tebük gazâsına katılmayanlar Allah'ın Resûlü'nün yanına gelipözürlerini söylediler ve inandırmak için yemin ettiler. Bunlar yaklaşıkseksen kişi idiler. Allah'ın Resûlü bunların görünüşte ileri sürdükleriözürlerini kabul edip kendileriyle biat etti; onlar için mağfiretdiledi ve içyüzlerini Allah'a havale etti. Ben de geldim. Selâmverdiğim zaman dargın kimse gibi gülümsedi. Sonra:
"Gel," dedi. Yürüyerek yanına vardım ve önünde oturdum. Bana şunu sordu:
"Niçin gazâdan geri kaldın? Binek satın almamış mıydın?"
Ben de şöyle cevap verdim:
"Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a yemin ederim ki, sizden başka herhangi birkimsenin yanında bulunsaydım özür dileyerek onun öfkesindenkurtulabileceğimi zannediyorum; çünkü söz söylemesini iyi bilirim.Allah'a yemin ederek biliyorum ki, bugün yalan söyleyerek sizi memnunetsem de Allah sizi bana gücendirebilir. Doğrusunu söylersem sizin banakızacağınızı da biliyorum. Ancak yine de ben doğru söyleyeceğim veAllah'tan hayırlı bir sonuç bekleyeceğim. Yemin ederim ki, gazâyaçıkmamak için hiçbir özrüm yoktu. Şimdiye kadar hiçbir zaman, sizdenayrılıp evimde kaldığım zamankinden daha güçlü ve daha zengin değildim.Allah'ın Resûlü:
"İşte bu doğru söyledi. Şimdi kalk, hakkında Allah'ın hükmü vahyedilinceye kadar bekle." buyurdu. Ben de kalktım. Beni Selime'denbirçok insan arkama takıldılar ve bana şöyle dediler:
"Allah'a yemin ederiz ki, daha önce hiçbir suç işlemediğinizibiliyoruz. Tebük gazasına katılmayan başkaları gibi Allah'ın Resûlünebir özür beyan edemediğin için sana yazıklar olsun. Suçununbağışlanması için Allah'ın Resûlü'nün mağfiret dilemesi yeterli idi.Beni o kadar çok ayıpladılar ki, bir ara Allah'ın Resûlü'ne dönüp dahaönce yalan söylediğimi bildirmeyi düşündüm. Sonra onlara şunu sordum:


"Benimle birlikte aynı cezaya uğrayan başka biri var mı?"
"Evet, senin gibi cevap verdikleri için aynı cezaya uğramış iki kişidaha vardır." dediler. Onların kimler olduğunu sordum. Rebîa oğluMürâret'ül-Amirî ile Hilâl b. Ümeyyetü'l-Vâkıfî olduğunu bildirdiler.Bedir savaşında Allah'ın Resûlü'nün yanında hazır bulunmuş ve şimdibana örnek olabilecek bu iki iyi insanı gösterdiler. Bunlarısöyledikleri zaman yürümeye devam ettim. Allah'ın Resûlü; insanlara,aralarında kendim de bulunduğum bu üç kişi ile konuşmayı yasakladı.
Kâ'b sözlerine şöyle devam etti:
"Bundan sonra insanlar, bizden uzak durdular, bize karşı ilgisizdavrandılar. O kadar ki, doğup büyüdüğüm yer bana yabancı gelmeğebaşladı. Tanıdığım bir memleket olmaktan çıktı. Elli gün bu şekildeyaşadık. Diğer iki arkadaşım da ortalıkta görünmez oldular, üzüntüiçinde kalıp evlerinden. çıkamaz hale geldiler. Ben, onlardan daha gençve sağlıklı olduğum için evimden çıkıyor, câmide cemâatle namaz kılıyorve çarşıda geziniyordum;
fakat kimse benimle konuşmuyordu. Allah'ın Resûlü'nün yanına gelir venamazdan sonra kaldığı yerde ona selâm verir ve kendime. acaba selâmımıaldı mı, dudaklarını kımıldattı mı, diye gizlice bakıyordum. Allah'ınResûlüne yakın yerde namaz kılıyor ve namaz içinde ona bakıyordum.Namaza başladığında kendilerinin de bana baktığını ve gözgöze gelmemekiçin yüzünü çevirdiğini görüyordum. Müslümanların bu şekilde benimleilgilerini koparmaları uzun bir süre devam edince, çok sevdiğim amcaoğlum Ebû Kutade'ye gittim. Bahçesinin duvarını atlayıp, kendisineselâm verdim. Allah'a yemin ederim ki selâmımı almadı.. Kendisine şöylededim:
"Ey Ebû Kutâde, Allah için söyle, Allah'ı ve Resûlünü ne kadar çoksevdiğimi biliyor musun? Cevap vermedi. Sözümü tekrar ettim ve: "Allahiçin sana soruyorum," dedim. Yine cevap vermedi. Sözümü yine tekrarettim ve: "Allah için sana soruyorum". dedim.
Bunun üzerine şöyle dedi:
"Allah ve Resûlü daha iyi bilirler."
Bu cevabı üzerine gözlerim yaş ile dolup taştı, geriye dönüp duvardan atlayarak oradan uzaklaştım.
Bir gün Medine çarşısında geziniyordum. Şam kıptîlerinden Medine'ye yiyecek satmak için gelen birisi:
"Kâ'b b. Mâlik'i bana kim gösterir?" diye soruyordu. Halk da benigösterdi. Yanıma gelince bana Gassân Melikî'nin mektubunu verdi. Okuyupyazma bilenlerden olduğum için mektubu okudum. Mektupta şunlar yazılıidi:
"Efendinizin size karşı üzücü davranışlarda bulunduğuna öğrendim.Allah, sizi hakkın çiğnendiği ve insan kıymetinin takdir edilmediği biryerde yaşamak zorunda bırakmasın. Yanımıza gel, size ikramda bulunuruz."
Mektubu okuyunca kendi kendime bu da bir belâdır, dedim ve mektubu ateşe atıp yaktım.
Hakkımızdaki vahy gecikip de elli günden kırkı geçince Allah'ın Resûlü'nün elçisi geldi ve şöyle dedi :


"Allah'ın Resûlü size eşinizden ayrı oturmanızı emrediyor."
Ben de,
"Ne yapayım, eşimi boşayayım mı?" diye sordum.
"Hayır, eşinden ayrı oturacaksın, ona yanaşmayacaksın,"
diye cevap verdi. Allah'ın Resûlü iki arkadaşıma da aynı emri gönderdi.Bu emir üzerine eşime, annesi ve babasının yanına gitmesini söyledim vebu iş hakkında vahy gelinceye kadar ailesinin yanında oturmasıgerektiğini bildirdim.
Hilâl b. Ümeyye'nin eşi Allah'ın Resûlü'nün yanına gelip, "Ey Allah'ınResûlü, Hilâl b. Ümeyye güçsüz kalmış bir ihtiyardır, kendisine bakacakbir hizmetçisi de yoktur. Ona hizmet edersem, darılmaz mısınız?" diyesordu. Allah'ın Resûlü,
"Hayır, darılmam, fakat sana yaklaşmasın," dedi. Kadın;
"Allah'a yemin ederim ki, onun kımıldamaya bile gücü yoktur. Allah'ayemin ederim ki, başına gelen o olaydan beri durmadan ağlıyor," dedi.
Kâ'b sözüne şöyle devam etti:
"Yakınlarımdan bazıları bana söyle dedi: "Allah'ın Resûlü'nden eşininyanında kalması için İzin isteseydin olmaz mıydı? Hilâl b. Ümeyye'yehizmet etmesi için zevcesine izin verilmiştir. Sen de zevcenin yanındakalması için Allah'ın Resûlü'nden izin isteseydin." Ben de onlara şöylededim:
"Ben gencim, bu hâlimle eşimin yanımda kalması için Allah'ın Resûlü'nden izin istersem bilmem ki bana ne der?"
On gün eşimden ayrı kaldım; halkın bizimle konuşmaları yasaklandığındanberi elli gün geçti. Ellinci gecenin sabahında evlerimizden birinindamında sabah namazını kıldım. Allah'ın bizi andığı tarzda canımsıkıldığı ve çok geniş olmasına rağmen yeryüzü bana dar geldiği haldeotururken Sel dağında birisinin yüksek sesle bağırdığını duydum. Şöylediyordu:
"Ey Mâlik'in oğlu Kâ'b, müjdeler olsun."
Bunu duyunca kurtuluş gününün geldiğini anladım ve şükür için secdeye kapandım.
Allah'ın Resûlü, sabah namazını kıldıktan sonra, tevbemizin
Allah tarafından kabul buyurulduğunu insanlara bildirdi. Onlar da busevinçli haberle koşup bize geldiler. Aynı sevinçli haber ikiarkadaşıma da ulaştırıldı. Bana, birisi at ile,diğeri yaya olmak üzereiki adam koştu. Yaya olan Eslem dağına çıkıp seslendi. Sesini duyduğumadâm gelip bana müjdeyi verince, üzerimdeki iki elbisemi de çıkarıp,müjdesine karşılık olmak üzere ona verdim. Allah'a yemin ederim ki, ogün de bu iki elbisemden başka elbisem yoktu. Emânet iki elbise aldımve onları giydim. Allah'ın Resûlü'nü görmek arzusu ile yola çıktım.Halk bölük bölük beni karşılıyor, tevbemin kabülünü kutluyor veAllah'ın bağışlaması sana kutlu olsun, diyorlardı.
Mescid'e girdiğimde, Allah'ın Resûlü, Müslümanların ortasındaoturuyordu. Talha b. Übeydullah (R.A.) kalkıp koşarak yanıma geldi,elimi sıktı ve beni kutladı. Allah'a yemin ederim ki, MuhâcirlerdenTalha'dan başka kimse kalkmadı. Kâ'b, Talha'nın bu nâzik davranışınıhiç unutmazdı.
Kâ'b sözlerine söyle devam etti:
Allah'ın Resûlü'ne selâm verdiğim zaman sevincinden yüzü aydınlandı ve şöyle buyurdu:
"Dünyaya geldiğin andan beri üzerinden geçen günlerin en hayırlısı ile seni müjdelerim."
"Ey Allah'ın Resûlü, sizin tarafınızdan mı, yoksa Allah tarafından mı?" diye sordum.
"Benim tarafımdan değil, Yüce Allah katından" buyurdu.
Allah'ın Resûlü, sevindiği zaman yüzü daha da aydınlanır, hattâ ayparçası gibi olurdu ve biz bundan sevindiğini anlardık. Allah'ınResûlü'nün yanına oturduğum zaman,
"Ey Allah'ın Resûlü, Tevbemi tamamlamak için bütün malımı Allah veResûlünün yolunda sadaka olarak dağıtacağım" dedim. Allah'ın Resûlü,
"Malından bir kısmını elinde bırakman senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Ben de şöyle dedim:
"Ey Allah'ın Resûlü, Hayber'deki payımı elimde bırakacağım, Allah, benidoğruyu söylediğim için bağışladı. Hayatta kaldığım sürece amacım,doğruyu söylemek ve tevbemi tamamlamaktır."
Dediğim günden beri doğru sözlülük sâyesinde Allah'ın, kimseyi bendendaha güzel şekilde mükâfatlandırdığını bilmiyorum. Yine Allah'a yeminederim ki, Allah'ın Resûlü'ne bu sözleri söylediğim andan bugüne kadar,bilerek yalan söylemedim ve bundan sonra kalan ömrümde de Allah'ın beniyalan söylemekten koruyacağını umuyorum.
Kâ'b sözlerine şöyle devam etti:
Bunun üzerine Hz. Allah şöyle buyurdu:
"1 - Andolsun ki, Allah Peygambere içlerinden bir kısmı dönmeküzereyken ona uyan Muhacirlerle, Ensâr'a lütfedip tevbelerini kabuletti; çünkü o, çok esirgeyicidir ve çok merhametlidir. "
2 - (Tebük seferinden) geri bırakılan üç kişiyi de Allah bağışladı:Çünkü o derece bunalmışlardı ki yeryüzü bunca genişliği ile onlara dargelmiş ve vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı.
Sonunda Allah'dan kurtuluşun ancak Allah'a sığınmakta olduğunuanlamışlardır. Bundan sonra Allah, onlar da eski hallerine dönsünlerdiye, tevbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok kabuledici, çok merhamet edicidir.
3 - Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun. (Tevbe Sûresî, âyet: 117 - 119)
Kâ'b sözlerine şöyle devam etti:
"Allah'a yemin ederim ki, Allah beni İslâm nimetine kavuşturduktansonra Allah'ın Resülü'nün huzûrunda doğru söylemek ile, yalan söyleyiphelâk olanların durumuna düşmeyişimden daha üstün bir nimeti banavermedi. Allah, kimseye söylemediği ağır sözü, yalan söyleyenlerhakkında söyledi ve şöyle buyurdu:
"Onların yanlarına döndüğünüzde kendilerine ilişmemek için size Allahadı ile yemin ederler. Onlardan uzak durun; çünkü onlar murdardırlar.Yaptıklarının cezası olarak gidecekleri yer de cehennemdir, Onlardanhoşnud olmanız için size yemin ederler. Siz (onlardan) râzı olsanız daAllah fasıklardan râzı olmaz.
Kâ'b sözlerini şöyle tamamladı:
"Biz üçümüz diğerlerinden geriye bırakılmıştık. Allah'ın Resûlü onlarınyeminlerini kabul edip kendileriyle biât etti ve onlar için mağfiretdiledi. Bizim işimizi de geri bıraktı. Sonunda Allah bu mevzudayukarıda açıklandığı gibi hüküm verdi. Allah'ın buyurduğu bu ayrılıştanmaksat, üç kişinin gazâdan geri kalmış olması değildir; belki Resûlü'neyemin edip özür beyân edenlerin özürlerini kabul ettiği kimselerinişlerinden, bizim işimizi ayırıp geriye bırakmış olmasıdır"
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Başka. bir rivâyet şöyledir:
Allah'ın Resûlü Tebük savaşına Perşembe günü çıktı; çünkü perşembe günü yola çıkmayı severdi.
Daha başka bir rivâyet de şöyledir:
Gündüzün ancak kuşluk zamanı seferden evine dönerdi. Seferden döndüğüzaman önce Mescid'e gider, iki rek'at namaz kılar ve sonra oradaotururdu.
Kaynak: Riyazü-s Salihin 19.20.21.Hadisler

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #9 : Nisan 01, 2010, 12:34:04 ÖÖ »
22 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻧُﺡَﻴْﺪٍ ﻋِﻤْﺮَانَ ﺑْﻦِ اﻟْﺤُﺼَﻴْﻦِ اﻟْﺨُﺰَاﻋِﻰِّ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ اَنَّ اﻣْﺮَاَةً ﻣِﻦْ ﺟُﻬَﻴْﻨَﺔَ اَﺗَﺖْ رَﺳُﻮلَاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ وَﻫِﻰَ ﺣُﺒْﻠَﻰ ﻣِﻦَ اﻟﺰِّﻧَﺎﻓَﻘَﺎﻟَﺖْ ﻳَﺎ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِ اَﺻَﺒْﺖُ ﺣَﺪًّا ﻓَﺎَﻗِﻤْﻪُ ﻋَﻠَﻰَّﻓَﺪَﻋَﻰ ﻧَﺒِﻰُّ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ وَﻟِﻴَّﻬَﺎﻓَﻘَﺎلَ اَﺣْﺴِﻦْ اِﻟَﻴْﻬَﺎ ﻓَﺎِذَا وَﺿَﻌَﺖْ ﻓَﺎْﺗِﻨِﻰ ﻓَﻔَﻌَﻞَ ﻓَﺎَﻣَﺮَﺑِﻬَﺎ ﻧَﺒِﻰُّ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓَﺸُﺪَّتْﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺛِﻴَﺎﺑُﻬَﺎ ﺛُﻢَّ اَﻣَﺮَ ﺑِﻬَﺎ ﻓَﺮُﺟِﻤَﺖْ ﺛُﻢَّ ﺻَﻠَّﻰﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻓَﻘَﺎلَ ﻟَﻪُ ﻋُﻤَﺮُ ﺗُﺼَﻠِّﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻳَﺎ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِوَﻗَﺪْ زَﻧَﺖْ ﻗَﺎلَ ﻟَﻘَﺪْ ﺗَﺎﺑَﺖْ ﺗَﻮْﺑَﺔً ﻟَﻮْ ﻗُﺴِﻤَﺖْ ﺑَﻴْﻦَﺳَﺒْﻌِﻴﻦَ ﻣِﻦْ اَﻫْﻞِ اﻟْﻤَﺪِﻳﻨَﺔِ ﻟَﻮَﺳِﻌَﺘْﻬُﻢْ وَﻫَﻞْ وَﺟَﺪْتَاَﻓْﻀَﻞَ ﻣِﻦْ اَنْ ﺟَﺎدَتْ ﺑِﻨَﻔْﺴِﻬَﺎ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻋَﺰَّ وَﺟَﻞَّ رَوَاهُﻣُﺴْﻠِﻢٌ

Râvilerden Ebû Nüceyd İmrân (R.A.) şöyle demiştir:
Zîna yaptığı için gebe kalmış, Cüheyne kabîlesinden bir kadın Allah'ın Resûlü'ne geldi ve şöyle dedi:
"Ey Allah'ın Resûlü, cezayı gerektiren bir iş yaptım, benim cezamı verin."
Bu itiraf üzerine, Allah'ın Resûlü emir verdi ve kadının elbisesisıkıca bağlandı. Daha sonra Allah'ın Resûlü'nün emri ile kadın recmedildi. Allah'ın Resûlü, kadının cenaze namazını kıldı. Hz. Ömer (R.A.):
"Ey Allah'ın Resûlü, zina yapmış bir kadının cenaze namazını kıldınız" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"O kadın öyle yürekten bir tevbe etmiştir ki, bu tevbe, Medine'deyetmiş kişiye bölünseydi hepsine bol bol yeterdi. Canını Allah içinvermesinden daha üstün bir şey biliyor musun?"
MÜSLİM
23 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦِ اﺑْﻦِ ﻋَﺒَّﺎسٍ وَاَﻧَﺲِ ﺑْﻦِ ﻣَﺎﻟِﻚٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻢْاَنَّ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَ ﻟَﻮْاَنَّ ﻟِﺎﺑْﻦِ اٰدَمَ وَادِﻳًﺎ ﻣِﻦْ ذَﻫَﺐٍ اَﺣَﺐَّ اَنْ ﻳَﻜُﻮنَ ﻟَﻪُوَادِﻳَﺎنِ وَﻟَﻦْ ﻳَﻤْﻠَﺎَ ﻓَﺎهُ اِﻟَّﺎ اﻟﺘُّﺮَابُ وَﻳَﺘُﻮبُ اﻟﻠّٰﻪُﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﺗَﺎبَ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Râvilerden İbn-i Abbas ve Enes b. Mâlik (R.A.)rivayet etmişlerdir.
"İnsanoğlunun bir vâdi altını olsa ikincisini de ister. İnsanın ağzınıtopraktan başka bir şey doldurmaz. Kim tevbe ederse Allah onuntevbesini kabul buyurur."
BUHARİ VE MÜSLİM
24 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ اَنَّ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَ ﻳَﻀْﺤَﻚُ اﻟﻠّٰﻪُ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُوَﺗَﻌَﺎﻟَﻰ اِﻟَﻰ رَﺟُﻠَﻴْﻦِ ﻳَﻘْﺘُﻞُ اَﺣَﺪُﻫُﻤَﺎ اْﻟﺎَﺧَﺮَ ﻳَﺪْﺧُﻠَﺎنِاﻟْﺡَﻨَّﺔَ ﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﻫٰﺬَا ﻓِﻰ ﺳَﺒِﻴﻞِ اﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻴُﻘْﺘَﻞُ ﺛُﻢَّ ﻳَﺘُﻮبُاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻰ اﻟْﻘَﺎﺗِﻞِ ﻓَﻴُﺴْﻠِﻢُ ﻓَﻴَﺴْﺘَﺸْﻬَﺪُ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir:
"Allah, biri, ötekini öldüren iki kişiden râzı olur; onların ikisi deCennet'e giderler. Bu iki kişiden birisi; Allah yolunda savaşırkenöteki tarafından şehid edilir. Kâtil olan öteki de Müslüman olup tevbeeder; daha sonra da Allah uğrunda savaşırken şehid olur."
BUHARİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin 22.23.24.Hadis

25 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻣَﺎﻟِﻚٍ اﻟْﺤَﺎرِثِ ﺑْﻦِ ﻋَﺎﺻِﻢٍ اْﻟﺎَﺷْﻌَﺮِىِّ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِوَﺳَﻠَّﻢَ اَﻟﻄُّﻬُﻮرُ ﺷَﻄْﺮُ اْﻟﺎِﻳﻤَﺎنِ وَاﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺗَﻤْﻠَﺎُاﻟْﻤِﻴﺰَانَ وَﺳُﺒْﺤَﺎنَ اﻟﻠّٰﻪِ وَاﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺗَﻤْﻠَﺎنِ اَوْﺗَﻤْﻠَﺎُ ﻣَﺎ ﺑَﻴْﻦَ اﻟﺴَّﻤٰﻮَاتِ وَاْﻟﺎَرْضِ وَاﻟﺼَّﻠٰﻮةُ ﻧُﻮرٌوَاﻟﺼَّﺪَﻗَﺔُ ﺑُﺮْﻫَﺎنٌ وَاﻟﺼَّﺒْﺮُ ﺿِﻴَﺎٓءٌ وَاﻟْﻘُﺮْاٰنُ ﺣُﺡَّﺔٌ ﻟَﻚَاَوْ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻛُﻞُّ اﻟﻨَّﺎسِ ﻳَﻐْﺪُو ﻓَﻨَﺎٓءِعٌ ﻧَﻔْﺴَﻪُ ﻓَﻤُﻌْﺘِﻘُﻬَﺎاَوْ ﻣُﻮﺑِﻘُﻬَﺎ رَوَاهُ ﻣُﺴْﻠِﻢٌ
Ebû Mâlik el Haris (R.A.), rivayet etmiştir:
"Temizlik imanın yarısıdır. El-hamdülillah (Allah'a hamd ederim)cümlesi, mizânı doldurur. Sübhânallah ve'l-hamdülillah (Allah'ı tesbihederim ve Allah'a hamd ederim) cümleleri yeryüzü ile gökyüzü arasınıdoldururlar. Namaz bir nûrdur; sadaka, burhândır; sabır, ışıktır;Kurân-ı Kerîm senin lehine veya aleyhine delildir. Her insan sabahleyinişine çıktığında kendisini satar; ya kazanır, ya zarar eder."
(O gün iyilik yaparsa kendisini kurtardığı için kazançlı, kötülük yaparsa kendisini helâk ettiği için zararlıdır).
BUHÂRİ VE MÜSLİM
26 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﺑٖﻰ ﺳَﻌٖﻴﺪٍ ﺳَﻌْﺪِ ﺑْﻦِ ﻣَﺎﻟِﻚِ ﺑْﻦِ ﺳِﻨَﺎنٍ اﻟْﺨُﺪْرِىِّرَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ أَنَّ ﻧَﺎﺳًﺎ ﻣِﻦَ اﻟْﺎَٔﻧْﺼَﺎرِ ﺳَﺎَٔﻟُﻮارَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓَﺎَٔﻋْﻄَﺎﻫُﻢْ ﺛُﻢَّﺳَﺎَٔﻟُﻮهُ ﻓَﺎَٔﻋْﻄَﺎﻫُﻢْ ﺣَﺘَّﻰ ﻧَﻔِﺪَ ﻣَﺎ ﻋِﻨْﺪَهُ ﻓَﻘَﺎلَ ﻟَﻬُﻢْﺣِﻴﻦَ اَﻧْﻔَﻖَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْءٍ ﺑِﻴَﺪِهِ ﻣَﺎ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻦْ ﺧَﻴْﺮٍ ﻓَﻠَﻦْأَدَّﺧِﺮَهُ ﻋَﻨْﻜُﻢْ وَﻣَﻦْ ﻳَﺴْﺘَﻌْﻔِﻒْ ﻳُﻌِﻔَّﻪُ اﻟﻠّٰﻪُ وَﻣَﻦْﻳَﺴْﺘَﻐْﻦِ ﻳُﻐْﻨِﻪِ اﻟﻠّٰﻪُ وَﻣَﻦْ ﻳَﺘَﺼَﺒَّﺮْ ﻳُﺼَﺒِّﺮْهُ اﻟﻠّٰﻪُوَﻣَﺎ أُﻋْﻄِﻰَ أَﺣَﺪٌ ﻋَﻄَﺎءً ﺧَﻴْﺮًا وَأَوْﺳَﻊَ ﻣِﻦَ اﻟﺼَّﺒْﺮِﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪ


Ebû Saîd Sa'd b. Mâlik (R.A.) şöyle demiştir:
Ensâr'dan bir topluluk, Allah'ın Resûlünden mal istediler;
Allah'ın Resûlü de istediklerini verdi. Aynı isteği tekrar ettiler;yine verdi. Sonunda Allah'ın Resûlü'nün yanında bulunan mal tükendi. Ozaman o topluluğa şöyle buyurdu:
"Eğer yanımda daha mal olsaydı sizden sakınmazdım. İstemektençekinenleri Allah temiz kılar; insanlara tenezzül etmeyenleri de zengineder. Kim sabretmek isterse, Allah ona sabır (gücü) verir. Hiçbirinsana sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir şey verilmiş değildir."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
27 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻳَﺤْﻴٰﻰ ﺻُﻬَﻴْﺐِ ﺑْﻦِ ﺳِﻨَﺎنٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻋَﺡَﺒًﺎﻟِﺎَﻣْﺮِ اﻟْﻤُﻮْٔﻣِﻦِ اِنَّ اَﻣْﺮَهُ ﻛُﻠَّﻪُ ﻟَﻪُ ﺧَﻴْﺮٌ وَﻟَﻴْﺲَذٰﻟِﻚَ ﻟِﺎَﺣَﺪٍ اِﻟَّﺎ ﻟِﻠْﻤُﻮْٔﻣِﻦِ اِنْ اَﺻَﺎﻳَﺘْﻪُ ﺳَﺮَّآءُ ﺷَﻜَﺮَﻓَﻜَﺎنَ ﺧَﻴْﺮًا ﻟَﻪُ وَاِنْ اَﺻَﺎﺑَﺘْﻪُ ﺿَﺮَّآءُ ﺻَﺒَﺮَ ﻓَﻜَﺎنَﺧَﻴْﺮًا ﻟَﻪُ رَوَاهُ ﻣُﺴْﻠِﻢٌ
Ebu Yahya Suheyb b. Sinan (R.A.) rivayet etmiştir:
"Mü'minin işi hayret edilmeğe lâyıktır; çünkü onun her işi kendisi içinhayırlıdır. Bu, sadece mümin için böyledir. Mümin sevinirse (Allah'a)şükreder, bu ise onun için bir hayırdır;belâ ile karşılaşırsa sabreder,bu da onun için bir hayırdır."
MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin 25.26.27.Hadis

Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #10 : Nisan 01, 2010, 12:34:59 ÖÖ »
28 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
Râvilerden Enes b. Mâlik (R.A.) şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü'nün hastalığı ilerleyince, Hz. Fatıma(R.A.):
"Vah babacığım üzüntün ne kadar büyük", dedi.
Allah'ın Resûlü
"Bugünden sonra baban için artık üzüntü yoktur," buyurdu.
Allah'ın Resûlü, vefat edince Hz. Fatıma (R.A.):
"Babacığını, Rabbi'nin davetine icâbet etti. Babacığımın varacağı yerFirdevs Cenneti'dir. Babacığım, bundan sonra derdimizi Cebrail'ebildireceğiz" dedi.
Allah'ın Resülü defnedilince de Hz. Fatıma şöyle dedi:
"Allah'ın Resûlü'nün üzerine toprak atarken nasıl ürpermediniz?"
BUHÂRİ
29 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
Râvilerden Hârise oğlu Zeyd'in oğlu Üsame (R.A.)şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü'nün kızı babasına şu haberi gönderdi:
"Oğlun ölmek üzeredir, bize kadar geliniz."
Allah'ın Resûlü kızına selâm yolladı ve şöyle buyurdu:
"Veren de, alan da Allah'tır. Allah'ın indinde her şeyin zamanı belirlenmiştir. Bu yüzden sabretsin ve mükafâtını beklesin."
Bunun üzerine Allah'ın Resûlü'nün kızı babasına tekrar şu haberi gönderdi:
"Söz veriyorum; babam mutlaka gelsin"

Allah'ın Resûlü yanına Sa'd b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Übeyy b. Kâ'b.Zeyd b. Sâbit ve daha başkalarını alarak kızının evine gitti ÇocuğuAllah'ın Resûlüne verdiler: onu kucağına oturttu. O sırada, Allah'ınResûlü'nün nefesleri sıklaştı ve gözleri yaşlarla doldu. Bunu görenSa'd,
"Bu ne hal, ey Allah'ın Resûlü?" dedi. O da şöyle buyurdu:
"Bu bir rahmettir, Allah onu kullarının kalblerine yerleştirmiştir."
Başka bir rivâyet şöyledir:
"Dilediği kullarının kalblerine onu koymuştur; Allah sadece kalblerinde merhamet taşıyan kullara rahmet eder."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
30-Peygamberimiz buyuruyor ki:
Suheyb (R.A.) rivayet etmiştir:
"Sizden önce yaşayanlar içinde bir Padişah ve onun bir büyücüsü vardı. Büyücü yaşlanınca padişaha şöyle dedi:
- Ben yaşlandım, bana bir uşak gönder ki ona büyücülük öğreteyim.Padişah da ona bir genç yolladı. Gencin yolu üzerinde bir râhip vardı.Genç râhibin yanına oturup sözlerini dinledi, bu sözler onun hoşunagitti. Daha sonraları büyücüye her gidişinde râhibe de uğrar ve râhibinyanında otururdu. Genç, büyücünün yanına gittiğinde büyücü, geç kaldındiyerek onu dövüyordu. O da, büyücünün bu davranışını râhibe söyledi.Bunun üzerine râhip şöyle dedi:
- Büyücü seni dövmeğe kalktığında, evden bırakmadılar; Âilen dövmeğe kalktığında da büyücü bırakmadı, dersin.
Durum bu şekilde devam edip giderken, genç bir gün halkın yolunu kesen büyük bir hayvan gördü ve kendine şöyle dedi:
- Büyücünün mü, yoksa râhibin mi daha üstün olduğunu bu olaydan anlayacağım. Yerden bir taş aldı ve:
Allah'ım, râhibin yaptıklarını büyücünün yaptıklarından daha çokseviyorsan bu hayvanın canını al, böylece insanlar yollarına devam edipgitsinler, deyip taşı hayvana attı; onu öldürdü. İnsanlar da yollarınadevam edip gittiler. Genç, daha sonra râhibin yanına gelip olayıanlattı. Râhip söyle dedi:,
- Oğlum, bugün sen benden daha üstünsün: Senin için gördüğüm dereceyeulaşmış, sen yakında bir bela ile karşılaşacaksın, başın bir belâyauğradığı zaman. benim bulunduğum yeri kimseye bildirme.
Genç, körleri ve alaca benekleri iyi eder, insanları daha başkahastalıklardan kurtarırdı. O sıralarda Padişahın yakın arkadaşlarındankör olan birisi onun şöhretini duydu ve bir çok hediye alarak gencinyanına gitti.
- Beni hastalığımdan kurtarırsan bu hediyeleri sana vereceğim, dedi. Genç:
- Allah dilemedikçe ben, hiç kimseye şifa veremem; Eğer Allah'a iman getirirsen, ben de dua ederim, O da sana şifa verir, dedi.
Adam Allah'a iman getirdi; Allah'da ona şifa verdi. Daha sonra bu adamPadişah'ın yanına geldi ve eskiden oturduğu gibi onun yanına oturdu.Padişah:
- Gözünü kim iyileştirdi. diye sordu. Adam:
- Rabbim iyileştirdi, diye cevap verdi. Padişah;
- Senin benden başka bir rabbin var mı?, diye sordu. Adam:
- Benim de, senin de Rabbimiz Allah'dır, dedi. Bu cevap üzerine padişaho adamı yakalattı ve durmadan işkence ettirdi. Sonunda adam Gencinbulunduğu yeri söyledi.
Genç getirildi. Padişah ona şöyle dedi:
- Oğlum, körleri, alaca benekleri iyi ediyor ve su, şu işleri yapıyormuşsun." Genç şöyle dedi:
- Ben hiç kimseye şifa veremem, onu sâdece Allah verir. Bu cevapüzerine Padişah onu da yakalattı ve durmadan işkence ettirdi. Sonundagenç, rahibin bulunduğu yeri söyledi. Derhal râhip getirildi ve;
- Dinden dön denildi; fakat râhip dininden dönmedi. Bunun üzerinepadişah bir testere getirtti ve râhibin başının tam orta yerine koyuponu ikiye böldü. Her parçası bir yana düştü. Sonra padişahın yakınarkadaşı çağırıldı, ona da;
- Dininden dön, denildi, fakat o da dininden dönmedi. Bunun üzerineonun başı da testere ile ikiye bölündü, her parçası bir yana düştü. Ensonunda genç çağrıldı ve ona da;
- Dininden dön; denildi, ancak o da dininden dönmedi. Bunun üzerinePadişah onu arkadaşlarından birkaçının yanına verdi ve onlara şöylededi:
- Bunu falan dağa götürüp tepesine çıkarınız, orada dininden dönerse kurtulur, dönmezse dağın tepesinden aşağı atınız.
Padişahın yakın arkadaşları, genci dağın tepesine çıkardılar. Genç:
"Allah'ım beni bunlardan kurtar, diye dua etti. Dağ sarsıldı, onlar daaşağı yuvarlandılar. Genç, Padişahın yanına geldi. Padişah ona;
- Arkadaşların nerede? diye sordu. Genç;
- Allah beni onlardan kurtardı, diye cevap verdi. Gencin bu cevabıüzerine Padişah onu, arkadaşlarından bir kaçına verdi ve onlara şöylededi:
- Bunu Karkur adındaki gemiye bindirip deniz ortasına götürünüz, orada dininden dönerse kurtulur, dönmezse denize bırakınız.
Padişahın arkadaşları öyle yaptılar. Genç, deniz ortasında Allah'a dua etti:
- Allah'ım, beni bunlardan kurtar!. Bu dua üzerine gemi onlarlabirlikte devrilip battı onlar boğuldular. Genç, Padişah'ın yanınageldi. Padişah ona:
- Arkadaşların nerede? diye sordu. Genç:
- Allah beni onlardan kurtardı, diye cevap verdi ve şu cümleyi de ekledi:
- Benim söyleyeceğim işi yapmadıkça beni öldüremezsin. Padişah:
- Ne söyleyeceksin? dedi. Genç,
"İnsanları büyük bir meydana topla. Beni de hurma ağacına bağla. Sonraoklarından birini al, yayın tam ortasına yerleştir. Daha sonra da,
- Gencin Rabbi olan Allah'ın adı ile, de ve oku at, ancak böyle yaparsan beni öldürebilirsin, dedi.
Padişah gencin dediği gibi yaptı, onu da bir hurma ağacına bağladı vegencin oklarından birim aldı. Oku yayın tam ortasına yerleştirdi.
"Gencin Rabbi olan Allah'ın adıyla" deyip oku attı. Ok, gencin şakağınasaplandı. elini şakağına götürdü ve öldü. Bunu gören halk,
- Gencin Rahbine iman ettik dediler. Bunun üzerine padişaha şöyle dediler:
- Gördün mü? İşte korktuğun şey başına geldi, halk onun Rabbına imanetti. Bu olay üzerine padişah, sokak başlarına içleri ateş doluhendekler kazılmasını emretti ve:
- Yeni dinden dönmeyenleri zorla ateşe atın. dedi. Dediği gibi yapıldı.En sonunda kucağında çocuk olan bir kadın geldi. Kadın duraklar gibiolunca kucağındaki yavru şöyle dedi:

- Anneciğim sabredip dişini sık, çünkü sen hak yoldasın..."
MÜSLİM

Kaynak: Riyazü-s Salihin 28.29.30.Hadis

31 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﻧَﺲٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻣَﺮَّ اﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺻَﻠَّﻰاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻋَﻠَﻰ اﻣْﺮَأَةٍ ﺗَﺒْﻜٖﻰ ﻋِﻨْﺪَ ﻗَﺒْﺮٍﻓَﻘَﺎلَ اﺗَّﻘِﻰ اﻟﻠّٰﻪَ وَاﺻْﺒِﺮٖى ﻓَﻘَﺎﻟَﺖْ إِﻟَﻴْﻚَ ﻋَﻨِّﻰﻓَﺎِٕﻧَّﻚَ ﻟَﻢْ ﺗُﺼَﺐْ ﺑِﻤُﺼٖﻴﺒَﺘٖﻰ وَﻟَﻢْ ﺗَﻌْﺮِﻓْﻪُ ﻓَﻘٖﻴﻞَ ﻟَﻬَﺎإِﻧَّﻪُ اﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓَﺎَٔﺗَﺖْ ﺑَﺎبَاﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓَﻠَﻢْ ﺗَﺡِﺪْ ﻋِﻨْﺪَهُﺑَﻮَّاﺑٖﻴﻦَ ﻓَﻘَﺎﻟَﺖْ ﻟَﻢْ أَﻋْﺮِﻓْﻚَ ﻓَﻘَﺎلَ إِﻧَّﻤَﺎ اﻟﺼَّﺒْﺮُﻋِﻨْﺪَ اﻟﺼَّﺪْﻣَﺔِ اْﻟﺎُٔوﻟَﻰ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
وَﻓِﻰ رِوَاﻳَﺔٍ ﻟِﻤُﺴْﻠِﻢٍ ﺗَﺒْﻜِﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺻَﺒِﻰٍّ ﻟَﻬَﺎ
Râvilerden Enes (R.A.) şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü bir kabrin başında ağlayan bir kadının yanından geçiyordu kadına;
"Allah'tan kork ve sabret." dedi. Kadın,
"Sen yoluna devam et çünkü benim başıma gelen belâ senin başınagelmemiştir," dedi. Allah'ın Resûlünü tanıyamamıştı. Kadına, sabırtavsiye edenin Allah'ın Resûlü olduğunu bildirdiler. Bunu öğrenen kadınhemen onun kapısına geldi, kapıda nöbetçilerin bulunmadığını görünce:
"Seni tanıyamadım," diyerek özür diledi. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Gerçek sabır belânın İlk anında gösterilendir."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
32 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﺑٖﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ اَنَّ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَ ﻳَﻘُﻮلُ اﻟﻠّٰﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻣَﺎﻟِﻌَﺒْﺪِى اﻟْﻤُﻮْٔﻣِﻦِ ﻋِﻨْﺪٖى ﺟَﺰَآءٌ إِذَا ﻗَﺒَﻀْﺖُ ﺻَﻔِﻴَّﻪُ ﻣِﻦْأَﻫْﻞِ اﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺛُﻢَّ اﺣْﺘَﺴَﺒَﻪُ إِﻟَّﺎ اﻟْﺡَﻨَّﺔَُ رَوَاهُاﻟْﺒُﺨَﺎرِىُّ
Ebû Hüreyre (R.A.). rivayet etmiştir:
"Allah; "bir mümin kulumun dünyada sevdiği bir kişiyi aldığım zaman omümin kulum sabredip. Benden mükafat beklerse gideceği yer cennettirbuyurdu.."
33 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ ﻋَﺎءِﺷَﺔَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬَﺎ اَﻧَّﻬَﺎ ﺳَﺎَٔﻟْﺖُ رَﺳُﻮلَاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻋَﻦِ اﻟﻄَّﺎﻋُﻮنِﻓَﺎَٔﺧْﺒَﺮَﻫَﺎ أَﻧَّﻪُ ﻛَﺎنَ ﻋَﺬَاﺑًﺎ ﻳَﺒْﻌَﺜُﻪُ اﻟﻠّٰﻪُ ﻧَﻌَﺎﻟٰﻰﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَﺎءُ ﻓَﺡَﻌَﻠَﻪُ اﻟﻠّٰﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ رَﺣْﻤَﺔًﻟِﻠْﻤُﻮْٔﻣِﻨٖﻴﻦَ ﻓَﻠَﻴْﺲَ ﻣِﻦْ ﻋَﺒْﺪٍ ﻳَﻘَﻊُ ﻓِﻰ اﻟﻄَّﺎﻋُﻮنِ ﻓَﻴَﻤْﻜُﺚُﻓٖﻰ ﺑَﻠَﺪِهٖ ﺻَﺎﺑِﺮًا ﻣُﺤْﺘَﺴِﺒًﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ أَﻧَّﻪُ ﻟَﺎ ﻳُﺼٖﻴﺒُﻪُإِﻟَّﺎ ﻣَﺎ ﻛَﺘَﺐَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻟَﻪُ إِﻟَّﺎ ﻛَﺎنَ ﻟَﻪُ ﻣِﺜْﻞُ أَﺟْﺮِاﻟﺸَّﻬٖﻴﺪٍ رَوَاهُ اﻟْﺒُﺨَﺎرِىُّ

3
Hz. Aişe (R.A.), Allah'ın Resûlüne tâûnu sordu. Allah'ın Resûlü de şöyle haber verdi:
"Tâûn bir azap idi. Allah onu dilediği kavme gönderiyordu. Allah tâûnumüminlere rahmet kıldı. Tâûna yakalandığında sabredip, başına Allah'ınyazdığının dışında bir şey gelmeyeceğini bilerek (her türlü tedbire başvurmak şartıyla) yerinde duran kimse, (öldüğü takdirde) şehid sevabınakavuşur."
BUHÂRİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin 31.32.33.Hadis

34 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﻧَﺲٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﺳَﻤِﻌْﺖُ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻳَﻘُﻮلُ إِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﺰَّ وَﺟَﻞَّﻗَﺎلَ إِذَا اﺑْﺘَﻠَﻴْﺖُ ﻋَﺒْﺪٖى ﺑِﺤَﺒٖﻴﺒَﺘَﻴْﻪِ ﻓَﺼَﺒَﺮَ ﻋَﻮَّﺿْﺘُﻪُﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ اﻟْﺡَﻨَّﺔَ ﻳُﺮٖﻳﺪُ ﻋَﻴْﻨَﻴْﻪِ رَوَاهُ اﻟْﺒُﺨَﺎرِىُّ
Enes (R.A.) rivayet etmiştir:
Allah buyuruyor ki: "Bir kuluma gözlerinden mahrum olmak belâsınıverdiğimde eğer sabrederse, gözlerinin karşılığı olarak onu Cennet'egönderirim."
BUHÂRİ
35 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ ﻋَﻄَﺎءِ ﺑْﻦِ اَﺑِﻰ رَﺑَﺎحٍ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ ﻟِﻰ اﺑْﻦُ ﻋَﺒَّﺎسٍٍرَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ اَﻟَﺎ اُرِﻳﻚَ اﻣْﺮَاَةً ﻣِﻦْ أَﻫْﻞِاﻟْﺡَﻨَّﺔِ ﻓَﻘُﻠْﺖُ ﺑَﻠٰﻰ ﻗَﺎلَ ﻫٰﺬِهِ اﻟْﻤَﺮْأَةُ اﻟﺴَّﻮْدَاءُأَﺗَﺖِ اﻟﻨَّﺒِﻰَّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻓَﻘَﺎﻟَﺖْ إِﻧِّﻰأُﺻْﺮَعُ وَإِﻧِّﻰ أَﺗَﻜَﺸَّﻒُ ﻓَﺎدْعُ اﻟﻠّٰﻪَ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﻟٖﻰ ﻗَﺎلَإِنْ ﺷِﺌْﺖِ ﺻَﺒَﺮْتِ وَﻟَﻚِ اﻟْﺡَﻨَّﺔُ وَإِنْ ﺷِﺌْﺖِ دَﻋَﻮْتُ اﻟﻠّٰﻪَﺗَﻌَﺎﻟَﻰ أَنْ ﻳُﻌَﺎﻓِﻴَﻚِ ﻓَﻘَﺎﻟَﺖْ إِﻧِّﻰ أَﺻْﺒِﺮُ ﻓَﻘَﺎﻟَﺖْإِﻧِّﻰ أَﺗَﻜَﺸَّﻒُ ﻓَﺎدْعُ اﻟﻠّٰﻪَ أَنْ ﻟَﺎ أَﺗَﻜَﺸَّﻒَ ﻓَﺪَﻋَﺎﻟَﻬَﺎ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Râvilerden Atâ b. Ebî Rebâh, İbn-i Abbâs (R.A.)ın kendisine şöyle dediğini bildirmiştir:
"Sana Cennet ehlinden olan bir kadını göstereyim mi?" Ben de;
"Evet, göster," dedim. İbn-i Abbas (R.A.):
"İşte şu siyah kadın, O, Allah'ın Resûlüne geldi ve şöyle dedi:
"Sara'ya tutuluyorum, o zaman vücûdum açılıyor, Allah'a benim için dua ediniz." Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Dilersen sabreder ve Cennetlik olursun; dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua ederim." O zaman kadın şöyle dedi:
"Öyleyse sabredeceğini; fakat vücudum açılıyor, vücudumun açılmaması için dua ediniz."


Allah'ın Resûlü de onun için dua etti.
BUHÂRİ VE MÜSLİM
36 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﻋَﺒْﺪِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺑْﻦِ ﻣَﺴْﻌُﻮدٍ رَﺿِﻰَاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻛَﺎَﻧِّﻰ اَﻧْﻈُﺮُ اِﻟَﻰ رَﺳُﻮلِ اﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰاﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻳَﺤْﻜِﻰ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻣِﻦَ اْﻟﺎَﻧْﺒِﻴَﺎءِﺻَﻠَﻮَاتُ اﻟﻠّٰﻪِ وَﺳَﻠَﺎﻣُﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺿَﺮَﺑَﻪُ ﻗَﻮْﻣُﻪُ ﻓَﺎَدْﻣَﻮْهُوَﻫُﻮَ ﻳَﻤْﺴَﺢُ اﻟﺪَّمَ ﻋَﻦْ وَﺟْﻬِﻪِ وَﻫُﻮَ ﻳَﻘُﻮلُ اﻟﻠّٰﻬُﻢَّ اﻏْﻔِﺮْﻟِﻘَﻮْﻣِﻰ ﻓَﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮنَ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Râvilerden Ebû Abdurrahman Abdullah b.Mesûd (R.A.), şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü, Peygamberlerden birisini anlatırken dikkatledinliyordum. Kavmi onu dövmüş ve yüzünü kanatmışlardı. Peygamberyüzündeki kanı siliyorken şöyle diyordu:
"Allah'ım, kavmimi bağışla: çünkü onlar bilmiyorlar."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin 34.35.36.Hadis



Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #11 : Nisan 01, 2010, 12:35:57 ÖÖ »
37 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ أَﺑٖﻰ ﺳَﻌٖﻴﺪٍ وَأَﺑٖﻰ ﻫَﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻬُﻤَﺎ ﻋَﻦِاﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻗَﺎلَ ﻣَﺎ ﻳُﺼٖﻴﺐُاﻟْﻤُﺴْﻠِﻢَ ﻣِﻦْ ﻧَﺼَﺐٍ وَﻟَﺎ وَﺻَﺐٍ وَﻟَﺎ ﻫَﻢٍّ وَﻟَﺎ ﺣَﺰَنٍ وَﻟَﺎأَذًى وَﻟَﺎ ﻏَﻢٍّ ﺣَﺘَّﻰ اﻟﺸَّﻮْﻛَﺔُِ ﻳُﺸَﺎﻛُﻬَﺎ إِﻟَّﺎ ﻛَﻔَّﺮَاﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺧَﻄَﺎﻳَﺎهُ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ
Ebû Said ve Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmişler:
"Bir Müslümanın başına bitkinlik, hastalık düşünce, keder, acı veüzüntüden, diken batmasına varıncaya kadar, her ne gelirse, Allah bütünbunları, O Müslümanın hatalarına karşılık sayar."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
38 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦِ اﺑْﻦِ ﻣَﺴْﻌُﻮدٍ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ دَﺧَﻠْﺖُ ﻋَﻠَﻰاﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ وَﻫُﻮَ ﻳُﻮﻋَﻚُ ﻓَﻘُﻠْﺖُﻳَﺎ رَﺳُﻮلَ اﻟﻠّٰﻪِ اِﻧَّﻚَ ﺗُﻮﻋَﻚُ وَﻋْﻜًﺎ ﺷَﺪِﻳﺪًا ﻗَﺎلَ اَﺟَﻞْاِﻧِّﻰ اُوﻋَﻚُ ﻛَﻤَﺎ ﻳُﻮﻋَﻚُ رَﺟُﻠَﺎنِ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻗُﻠْﺖُ ذٰﻟِﻚَ اَنَّﻟَﻚَ اَﺟْﺮَﻳْﻦِ ﻗَﺎلَ اَﺟَﻞْ ذٰﻟِﻚَ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﻣُﺴْﻠِﻢٍﻳُﺼِﻴﺒُﻪُ اَذًى ﺷَﻮْﻛَﺔٌ ﻓَﻤَﺎ ﻓَﻮْﻗَﻬَﺎ اِﻟَّﺎ ﻛَﻔَّﺮَ اﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻬَﺎﺳَﻴِّﺌَﺎﺗِﻪِ وَﺣُﻄَّﺖْ ﻋَﻨْﻪُ ذُﻧُﻮﺑُﻪُ ﻛَﻤَﺎ ﺗَﺤُﻂُّ اﻟﺸَّﺡَﺮَةُوَرَﻗَﻬَﺎ ﻣُﺘَّﻔَﻖٌ ﻋَﻠَﻴْﻪِ


Râvîlerden İbn-i Mesûd (R.A.), şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü'nün yanına girdim, sıtmaya tutulmuştu. "Ey Allah'ın Resûlü, sıtmadan çok zahmet çekiyorsunuz," dedim.
"Evet, sizden iki adamın çekebileceği kadar zahmet çekiyorum," dedi. Ben,
"Size iki kat sevap verileceği için mi?" diye sordum. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Evet, onun için. Bir Müslüman bir dikenin veya ondan daha büyüğününacısına sabrederse Allah bu yüzden onun kötülüklerini bağışlar. Ağacınyaprakları nasıl dökülürse onun günahları da öyle dökülür."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
39 - Peygamberimiz buyuruyor ki:
وَﻋَﻦْ اَﺑِﻰ ﻫُﺮَﻳْﺮَةَ رَﺿِﻰَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻨْﻪُ ﻗَﺎلَ ﻗَﺎلَ رَﺳُﻮلُاﻟﻠّٰﻪِ ﺻَﻠَّﻰ اﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﺳَﻠَّﻢَ ﻣَﻦْ ﻳُﺮِدِ اﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪِﺧَﻴْﺮًا ﻳُﺼِﺐْ ﻣِﻨْﻪُ رَوَاهُ اﻟْﺒُﺨَﺎرِىُّ
Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir: ' "Allah kime hayır dilerse,(İlâhi adalet gereğince günahlarının bağışlanması için) onu birmusîbete maruz kılar."
BUHARİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin 37.38.39.Hadis

40 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Enes b. Malik (R.A.), rivayet etmiştir:
"Başına gelen bir belâdan ötürü içinizden kimse ölmeyi arzu etmesin. Bunu mutlaka yapmak zorunda kalırsa şöyle desin:
- Allah'ım, benim için yaşamak hayırlı ise beni yaşat, benim için ölmek hayırlı ise beni öldür.."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

41 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvîlerden Ebû Abdullah Habbâb b. el-eret (R.A.), şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü, Kâbe'nin gölgesinde hırkasına dayanmış duruyordu. Kendisine hâlimizden şikâyette bulunarak şöyle dedik:
"Bizim için Allah'tan yardım istemez misiniz? Bizim için Allah'a duaetmez misiniz? Bu dileğimiz karşısında Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Sizden önce bir mümin adam yakalanır, dininden dönmesi için kazılanbir çukura atılır, testere ile baştan başa kesilerek vücûdu ikiyeayrılır, sonra da demir taraklarla etleri ve kemikleri taranırdı da,yine dininden dönmezdi. Allah'a yemin ederim ki, Allah bu dinitamamlayacaktır. (O zaman) atlı bir kimse San'a'dan Hadramevt'e kadarAllah'tan ve koyunlarına kurdun saldırmasından başka hiç bir şeydenkorkmayacaktır, lâkin siz sabırsızlık gösteriyorsunuz."
Başka bir rivâyet şöyledir:
Allah'ın Resûlü, hırkasına dayanmıştı. Biz, müşriklerden çok zorluk çekiyorduk.

42 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Mesûd (R.A.), şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlü, Huneyn gününde ganimeti bölüştürürken bâzı kimselerefazla ikramda bulundu. Akra' b. Hübis'e yüz deve Uyeyne b. Hısn'a da okadar verdi. Bâzı Arab ileri gelenlerine de aynı şekilde davrandı.Böylelikle o gün bâzılarını üstün tuttu. Bunu gören bir adam,
"Allah'a yemin ederim ki. bu bölüştürmede adalet yoktur, bunda Allah'ın rızası gözetilmemiştir," dedi. Ben de;
"Allah'a yemin ederim ki, bunu Allah'ın Resûlüne söyleyeceğim," dedimve Allah'ın Resûlü'nün yanına gidip o adamın sözlerini söyledim. Rengideğişerek (sırf) adı verilen boya gibi kıpkırmızı oldu. Sonra şöylebuyurdu:


"Allah ve Resûlü âdil davranmazsa başka kini âdil davranır? AllahMusa'ya rahmet eylesin, bundan daha çok eziyete uğradığı haldesabretti."
Bunun üzerine ben de şöyle dedim:
"Bundan sonra Allah'ın Resûlüne kimsenin sözünü ulaştırmayacağım."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin

43 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Enes (R.A.), rivayet etmiştir:
"Allah, bir kulu için iyilik dilerse, dünyada çekeceği cezayı aceleverir; kötülük dilerse, islediği suçun cezasını dünyada vermez, böyleceo kul kıyamet günü suçu ile beraber gelir."
Yine Allah'ın Resûlü şöyle buyuruyor:
"Mükâfâtın büyüklüğü. belânın büyüklüğüne göredir. Allah bir kavmisevdiği zaman, onları belâya maruz kılar. Kim kadere râzı olursa Allahondan râzı olur. Kini belâya sabretmeyip râzı olmazsa, Allah da ondanrâzı olmaz."


TİRMİZİ
Açıklama:
Belâya sabrın mükâfâtı büyüktür diye insan belâya uğramakistememelidir, sağlık istemelidir, ancak elinde olmadan belâya maruzkalırsa sabretmelidir.

44 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Enes (R.A.) şöyle demiştir:
Ebû Talha'nın oğlu hastalanmıştı. Ebû Talha dışarı çıktı, çok geçmedençocuk öldü. Eve döndüğü zaman eşi Ümmü Süleym'e, "Çocuk nasıl oldu?"diye sordu. Eşi:
"O şimdi sükûnete kavuştu," diye cevap verdi.
Ebû Talha, akşam yemeğini yedikten sonra eşi ile cinsî temasta bulundu. Daha sonra karısı ona şöyle dedi:
"Çocuğu gömünüz!"
Sabah olunca, Ebû Talha, Allah'ın Resûlü'nün yanına gidip gecede olup bitenleri anlattı. Allah'ın Resûlü, ona,
"Bu gece gerdeğe girdiniz mi?" diye sordu. Ebû Talha;
"Evet," diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü şöyle dua etti:
"Allah'ım, Bunlara bereket ver!"
Ümmü Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha beni çağırıp,
"Çocuğu, Allah'ın Resûlü'ne götür" dedi. Annesi de biraz hurma yolladı. Allah'ın Resûlü;
"Çocuğun yanında bir şey var mı?" diye sordu. "Evet, biraz hurma var," dedim.


Hurmaları ağzına alıp çiğnedi, sonra çocuğun ağzına koydu, damağını oğdu ve adını Abdullah koydu.
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Buhâri'nin başka bir rivâyetinde, İbn-i Üyey'ne şöyle demiştir:
Ensardan birisi,
"Abdullah'ın dokuz çocuğunu gördüm, hepsi de Kur'ân-ı Kerim'e bağlı idiler."
Müslim'in başka bir rivâyeti şöyledir:
Ebû Talha'nın, Ümmü Süleym'den doğan çocuğu öldü. kadın evdekilere,
"Ebû Talha'ya çocuğunun öldüğünü söylemeyin, ben kendim söylerim," dedi.
Ebû Talha eve gelince, kadın ona akşam yemeğini hazırladı. O da yiyiXXXti. Sonra kadın kocası için en güzel şekilde süslendi. Bunun üzerineEbû Talha, eşi ile cinsî temasta bulundu. Ümmü Süleym, kocasının karnıdoyduğunu, daha sonra kendisi ile cinsi temasta bulunduğunu görünce onaşöyle dedi:
"Bir kavim, bir ev halkına ödünç bir şey verir de sonra onu geri almakisterse, ev halkının onu vermemeğe hakkı var mıdır? Böyle bir davranışıdoğru kabul eder misin?" Ebû Talha şöyle cevap verdi:
"Hayır." Bunun üzerine eşi;
"Öyleyse oğluna karşılık Allah'tan sevap bekle," dedi. Bunu duyan Ebû Talha kızdı ve eşine şöyle dedi:
"Kirleninceye kadar bu haberi beklettin, daha sonra oğlumun ölüm haberini bana duyurdun."
Bunu söyledikten sonra kalkıp yürüdü ve Allah'ın Resûlü'nün yanınageldi, olup biteni ona anlattı. Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Allah gecenizi mübarek eylesin."
Enes şöyle dedi: Kadın gebe kaldı. Allah'ın Resûlünün çıktığı birseferde kadın da bulunuyordu. Allah'ın Resûlü, sefer dönüşündegeceleyin Medine'ye girmiyordu. Medine'ye yaklaşıldığı zaman kadınındoğum ağrıları başladı. Allah'ın Resûlü yoluna devam etti, kocası EbûTalha ise karısının yanında kaldı.
Enes şöyle devam etti: Ebu Talha şunu söyledi:
"Ey Rabbim, Allah'ın Resûlü sefere çıkarken onunla beraber çıkmaktan,döndüğü zaman da onunla beraber dönmekten ne kadar hoşlandığımıbilirsin, oysa şimdi karımın ağrıları yoluma devam etmemi engelledi."
Kocasının bu sözü üzerine kadın da şöyle dedi:
"Ey Ebû Talha. çocuğumu doğururken önceki doğumlarda duyduğum acıyıduyuyorum yoluna devam et." Ümmü Süleym'in bu sözü üzerine biz deyolumuza devam ettik. Medine'ye varıldığında kadın bir oğlan çocuğudoğurdu. Annem bana şöyle dedi:
"Enes oğlumu kimse emzirmesin, sabah olunca onu Allah'ın Resûlüne götür." Ben de öyle yaptım. dedi ve hadisin bütününü söyledi.

45 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir:
"Güçlü insan, başkalarını güreşte yenen değil, kızgınlık ânında kendisine mâlik ve iradesine sahip olandır."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin



Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #12 : Nisan 01, 2010, 12:37:17 ÖÖ »
46 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Süleymân b. Sured (R.A.), şöyle demiştir:
Bir gün Allah'ın Resûlü ile oturuyorduk. iki adam birbirlerinesövüyorlardı. Birisinin yüzü kıpkırmızı olmuş ve şah damarlarışişmişti. Onların bu halleri üzerine Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:


"Ben bir söz biliyorum ki, eğer bu adam onu söylerse üzerindeki halgider. O söz şudur: Eûzü billahi mine'ş şeytâni'r racim (Koğulmuşşeytanın şerrinden Allah'a sığınırım.) Bunun üzerine O adama Allah'ınResûlü'nün "kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın" buyurduğunusöylemişlerdir.
BUHÂRİ VE MÜSLİM

47 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Muâz b. Enes (R.A.), rivayet etmiştir:
"Bir adanı. öfkesinin gereğini yerine getirmeğe muktedir olduğu halde(sabredip) onu yenerse, Allah Kıyamet Günü'nde herkesin gözü önünde onuçağırır ve hûrilerden dilediğini seçmekte onu serbest bırakır."
EBÛ DÂVÛD VE TİRMİZİ

48 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Hüreyre (R.A.), şöyle demiştir:
Allah'ın Resûlüne bir adam geldi ve:
"Bana öğüt ver." dedi. Allah'ın Resûlü ona;
"Öfkelenme" diye buyurdu. Adam isteğini birkaç kez tekrarlayınca, Allah'ın Resûlü yine:
"Öfkelenme" buyurdu.
BUHÂRİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin
49 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir:
"Müminin erkek olsun, kadın olsun tertemiz olarak Allah'a ulaşıncayakadar kendi başından, çocuğundan ve malından belâ eksik olmaz."
TİRMİZİ
50 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir:
Uyeyne b. Hısn (Medine'ye) geldi ve kardeşinin oğlu Hürr b. Hays'ınevine misafir oldu. Hûrr, Hz. Ömer'e yakınlığı olanlardandı. Kurrâ gençolsun, yaşlı olsun Hz. Ömer'in meclis ve müşâvere arkadaşları idiler. ,Bu yüzden üyeyne, kardeşinin oğluna şöyle dedi:
"Ey kardeşimin oğlu. Hz. Ömer'in yanında itibârın var, huzuruna çıkabilmem için kendisinden izin iste."
Hürr b. Kays, Hz. Ömer'den izin alınca, Uyeyne Halife'nin huzuruna çıktı ve şöyle dedi:
"Ey Hattab oğlu! Allah'a yemin ederim ki. bize fazla bir şeyvermiyorsun, üstelik aramızda adâletle de hükmetmiyorsun." Hz.Ömer,Uyeyne'nin bu sözüne kızdı, cezâ bile vermek istedi. Ancak, Hürr arayagirdi ve şöyle dedi:


"Ey Müminlerin Emiri! Allah, Resûlüne şöyle buyurmuştur:
"Bağışlama yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir" (A'raf Sûresi, âyet: 199.) O da câhillerdendir."
Allah'a yemin ederim ki, Hürr bu âyet-i kerimeyi okuyunca Hz. Ömer durdu ve âyetin hükmünü çiğnemedi.
BUHÂRİ
51 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

İbn-i Mesûd (R.A.). rivayet etmiştir:
"Şüphesiz ki benden sonra insan kayırmalar ve hoş görmeyeceğiniz birtakım işler olacaktır." Hazır bulunanlar;
"Ey Allah'ın Resûlü, o zaman nasıl davranmamızı emredersiniz?" diye sordular. Resûl-i Ekrem şöyle cevap verdi:
"Üzerinize borç olan hakları yerine getirir, kendi hakkınızı da Allah'tan istersiniz."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin

49 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir:
"Müminin erkek olsun, kadın olsun tertemiz olarak Allah'a ulaşıncayakadar kendi başından, çocuğundan ve malından belâ eksik olmaz."
TİRMİZİ
50 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir:
Uyeyne b. Hısn (Medine'ye) geldi ve kardeşinin oğlu Hürr b. Hays'ınevine misafir oldu. Hûrr, Hz. Ömer'e yakınlığı olanlardandı. Kurrâ gençolsun, yaşlı olsun Hz. Ömer'in meclis ve müşâvere arkadaşları idiler. ,Bu yüzden üyeyne, kardeşinin oğluna şöyle dedi:
"Ey kardeşimin oğlu. Hz. Ömer'in yanında itibârın var, huzuruna çıkabilmem için kendisinden izin iste."
Hürr b. Kays, Hz. Ömer'den izin alınca, Uyeyne Halife'nin huzuruna çıktı ve şöyle dedi:
"Ey Hattab oğlu! Allah'a yemin ederim ki. bize fazla bir şeyvermiyorsun, üstelik aramızda adâletle de hükmetmiyorsun." Hz.Ömer,Uyeyne'nin bu sözüne kızdı, cezâ bile vermek istedi. Ancak, Hürr arayagirdi ve şöyle dedi:


"Ey Müminlerin Emiri! Allah, Resûlüne şöyle buyurmuştur:
"Bağışlama yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir" (A'raf Sûresi, âyet: 199.) O da câhillerdendir."
Allah'a yemin ederim ki, Hürr bu âyet-i kerimeyi okuyunca Hz. Ömer durdu ve âyetin hükmünü çiğnemedi.
BUHÂRİ
51 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

İbn-i Mesûd (R.A.). rivayet etmiştir:
"Şüphesiz ki benden sonra insan kayırmalar ve hoş görmeyeceğiniz birtakım işler olacaktır." Hazır bulunanlar;
"Ey Allah'ın Resûlü, o zaman nasıl davranmamızı emredersiniz?" diye sordular. Resûl-i Ekrem şöyle cevap verdi:
"Üzerinize borç olan hakları yerine getirir, kendi hakkınızı da Allah'tan istersiniz."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin
52 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Yahyâ Üseyd b. Hudayr (R.A.), şöyle demiştir:


Ensâr'dan bir adam şöyle dedi:
"Ey Allah'ın Resûlü, filân kimseyi âmil tayin ettiğiniz gibi beni deâmil tayin etmez misiniz?" Cevap olarak Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Siz benden sonra haksızlığa uğrayacaksınız, bu yüzden havuz başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

53 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ravilerden Ebû İbrâhim Abdullah b. Ebî Evfa (R.A.) dan şöyle rivayet edilmiştir:
Allah'ın Resûlü, düşmanla karşılaştığı gazâ günlerinden birinde güneşinmeyletmesini bekledi. Güneş meyledince onlara şöyle seslendi:
"Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz, Allah'tan âfiyet(barış) isteyiniz; fakat düşmanla karşılaştığınız zaman da sabrediniz,biliniz ki, Cennet kılıç gölgeleri altındadır."
Sonra şöyle devam etti:
"Ey kitabı indiren, bulutları gezdiren ve Resûlü'ne karşı toplanandüşmanı dağıtan Allah! Düşmanlarımızı perişan eyle ve onlara karşı bizeyardım et."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

54 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Mesûd (R.A.), rivayet etmiştir:
"Doğruluk, insanı iyiliğe, iyilik de Cennet'e götürür. İnsan doğrusöyleye söyleye Allah hatında sıddıklar derecesine yükselir.Yalancılık, insanı fenalığa, fenalık da Cehennem'e götürür. İnsan,yalan söyleye söyleye sonunda Allah katında "yalancı" diye yazılır.."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin


52 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Yahyâ Üseyd b. Hudayr (R.A.), şöyle demiştir:


Ensâr'dan bir adam şöyle dedi:
"Ey Allah'ın Resûlü, filân kimseyi âmil tayin ettiğiniz gibi beni deâmil tayin etmez misiniz?" Cevap olarak Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Siz benden sonra haksızlığa uğrayacaksınız, bu yüzden havuz başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

53 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ravilerden Ebû İbrâhim Abdullah b. Ebî Evfa (R.A.) dan şöyle rivayet edilmiştir:
Allah'ın Resûlü, düşmanla karşılaştığı gazâ günlerinden birinde güneşinmeyletmesini bekledi. Güneş meyledince onlara şöyle seslendi:
"Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz, Allah'tan âfiyet(barış) isteyiniz; fakat düşmanla karşılaştığınız zaman da sabrediniz,biliniz ki, Cennet kılıç gölgeleri altındadır."
Sonra şöyle devam etti:
"Ey kitabı indiren, bulutları gezdiren ve Resûlü'ne karşı toplanandüşmanı dağıtan Allah! Düşmanlarımızı perişan eyle ve onlara karşı bizeyardım et."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

54 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Mesûd (R.A.), rivayet etmiştir:
"Doğruluk, insanı iyiliğe, iyilik de Cennet'e götürür. İnsan doğrusöyleye söyleye Allah hatında sıddıklar derecesine yükselir.Yalancılık, insanı fenalığa, fenalık da Cehennem'e götürür. İnsan,yalan söyleye söyleye sonunda Allah katında "yalancı" diye yazılır.."
BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin


55 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Muhammed el Hasen b. Ali b. Ebî Tâlib (R.A.) rivayet etmiştir:
"Sana şüpheli gelen işi bırakıp, şüpheli gelmeyen işi yap;
çünkü kalb, doğruyu benimser. yalanı şüphe ile karşılar."
TİRMİZİ

56 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Süfyân Sahr b. Harb (R.A.)şöyle demiştir:
Hirakl bize sordu:
"Allah'ın Resûlü size ne emrediyor?" Şöyle cevap verdim:
"Sadece Allah'a kulluk ediniz, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayınız,babalarınızın söylediklerini terkediniz" buyuruyor. "Bize, namazkılmayı. doğru söylemeyi. iffetli olmayı ve sıla-yı rahm de bulunmayıemrediyor."


BUHÂRİ VE MÜSLİM

57 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Bedir savaşında bulunan, bir rivâyete göre Ebû Sâbit, başka birrivâyete göre, Ebû Saîd ve daha başka bir rivâyete göre de Ebûl- Veliddiye adlandırılan Sehl b. Huneyf (R.A.), Allah'ın Resûlü'nün şöylebuyurduğunu işittim. demiştir:
"Bir kimse tanı bir doğruluk ve içtenlik ile Allah'tan şehitlikİsterse, Allah onu, yatağında ölse bile, şehitler mertebesineyükseltir."
MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin








Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #13 : Nisan 01, 2010, 12:38:55 ÖÖ »
58 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hüreyre (R.A.), rivayet etmiştir:
Peygamberler -Onlara salât ve selâm olsun- den birisi gazâya çıkarken kendisine inananlara şöyle dedi:
Bir kadınla nikâhlanıp henüz gerdeğe girmemiş kimse ile ev yapmayabaşlayıp da henüz tavanını bitirmemiş kimse ve gebe koyun veya devesatın almış olup onların yavrulamalarını bekleyen kimse benimlegelmesin."
Peygamber ikindi vakti veya ikindi vaktinden biraz önce düşmanın bulunduğu yere geldi. Batmakta olan güneşe şöyle seslendi:
"Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum. Ey Allah'ım, güneşinbatmasını geciktir." Bunun üzerine güneş olduğu yerde durduruldu;Peygamber de güneş batmadan önce düşmanın memleketini ele geçirdi.Peygamber ganimeti topladı, o sırada ganimeti yakmak için gökten ateşindirildi, ancak ateş ganimeti yakmadı. Bunun üzerine Peygamber şöylededi:
"İçinizde ganimete hiyânet eden birisi var, her kabileden bir adam gelip bana bîat etsin."
Bîat edilirken bir adamın eli, Peygamberin eline yapıştı. Bunun üzerine peygamber adama;
"Hiyânet sizin kabîlededir, kabîlenin adamları gelip bana bîat etsin."dedi. Gelen adamlar bîat ederken iki veya üçünün eli, Peygamberin elineyapıştı. O zaman Peygamber onlara şöyle dedi:
"Ganimetten çalınan mal sizdedir." Bunun üzerine onlar da inek başınabenzeyen altından yapılmış bir baş getirdiler. Peygamber, O başı ateşiniçine koyunca, ateş hemen ganimeti yakıp bitirdi. Ganimet bizden öncekihiçbir ümmete helâl değildi. Allah, za'fımızı ve aczimizi gördüğü içinbize ganimeti helâl kıldı."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

59 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hâlid Hakim b. Hizârn (R.A.), rivayet etmiştir:
"(Mal) satan ve alan kimseler, birbirinden ayrılmadıkça, alış veriştenvazgeçip geçmemekte serbesttirler. Eğer satılan malın durumunu doğrusöyleyerek açıklarlarsa, alış verişlerinde bereket vardır; yalansöyleyerek (kusurlarını) gizlerlerse alış verişlerindeki bereket yokolur."
BUHÂRÎ VE MÜSLİM

60 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ömer İbn-i Hattâb (R.A.) şöyle demiştir:


Bir gün Allah'ın Resûlü'nün yanında oturuyorduk. Birden yanımıza biradam çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı. Üzerinde uzakbir yoldan gelmiş olduğunu gösteren bir belirti yoktu. İçimizdenhiçbiri onu tanımıyordu. O adam Allah'ın Resûlü'nün önünde oturdu,dizlerini O'nun dizlerine dayadı ve ellerini uyluklarına koydu. SonraAllah'ın Resûlüne şöyle dedi:
"Ey Muhammed, bana İslâm'ın ne olduğunu söyle!" Allah'ın Resûlü şöyle dedi:
"İslâm: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Resûlüolduğuna iman etmen, namazı kılman; zekâtı vermen, Ramazan orucunututman ve yol zorluklarına gücün yettiği takdirde Hacc etmendir." Adam;
"Doğru söyledin," dedi. Biz adama hayret ettik; çünkü hem soruyor, hem de cevap alınca, "doğru söyledin" diyordu. Sonra;
"İman nedir?" diye sordu. Allah'ın Resûlü, şöyle cevap verdi:
"İman: Allah'a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Kıyametgününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmendir."Adam,
"Doğru söyledin," dedi. Sonra;
"İhsan nedir?" diye sordu. Allah'ın Resûlü şöyle cevap verdi:
"İhsan: Allah'ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." Adam;
"Doğru söyledin" dedi. Sonra;
"Kıyâmetin ne zaman kopacağından bana haber ver" dedi. Allah'ın Resûlü,
"Kıyâmetin ne zaman kopacağı kendisinden sorulan kimse, bunu sorandan daha bilgili değildir," buyurdu. Adam,
"Öyleyse, kıyâmetin alâmetlerinden haber ver" dedi. Allah'ın Resûlü de şöyle buyurdu:
"Kıyâmetin alâmetleri şunlardır: Hizmetçinin kendi hanımını doğurmasıve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının binaları yükseltmektebirbirleriyle yarış etmeleridir." Sonra o yabancı adam gitti, ben birazdaha oturdum. Çok geçmeden Allah'ın Resûlü,
"Ey Ömer, soran adamı bilir misin?" dedi.
"Allah ve Resûlü bilir," diye cevap verdim. O zaman Allah'ın Resûlü,


"O, Cibrildir, size dininizi öğretmek için gelmiştir," buyurdu.
MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin

61 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Zer Cündüb b. Cünâde ve Ebû Abdurrahmân Muaz b. Cebel(R.A.), Allah'ın Resûlünün şöyle buyurduğunu işittik, demişlerdir: "Hernerede bulunursan Allah'tan kork, kötülük yaparsan hemen arkasındaniyilik yap ki, o kötülüğü gidersin, insanlara güzel ahlakla davran."
TİRMİZİ

62 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir:
Bir gün, Allah'ın Resûlünün arkasında idim. Bana şöyle buyurdu:
"Ey genç, sana şu birkaç kelimeyi öğreteyim: Allah'ın emirlerini veyasaklarını koru ki, Allah da seni korusun. Allah'ı gözetirsen Onukarşında bulursun. Bir isteğin varsa Allah'tan iste, yardımdileyeceksen Allah'tan dile. Şunu bil ki, bütün ümmet bir yere toplanıpsana bir menfaat kazandırmağa çalışsalar, ancak senin için Allah'ınyazdığı bir şeyin menfaatını kazandırabilirler. Aynen bunun gibi eğerbütün ümmet bir yere toplanıp sana bir zarar vermeğe çalışsalar, ancaksenin için Allah'ın yazmış olduğu zararı verebilirler, çünkü, artıkkalemler kaldırıldı ve yazılar kurudu."
TİRMİZİ
Başka bir rivâyet şöyledir:
"Allah'ın emir ve yasaklarına uy, O'nu karşında bulursun. Bollukzamanında (iyilik yaparak) Allah'ı tanı ki, O da seni darlıkta kaldığınzaman tanısın. Şunu bil ki, kaderînin dışında sana bir şey isabetetmeyecektir, sana isabet edecek şey de kaderinin dışında bir şeyolmayacaktır. Zaferi kazanmak sabra bağlıdır, üzüntünün sonu sevinçtir,zorluğun sonu kolaylıktır."

63 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Enes (R.A.) şöyle demiştir:
"Gözünüzde, kıldan daha ince görüp hiçe saydığınız birtakım işleryapıyorsunuz; halbuki biz, Allah'ın Resûlü'nün zamanında bu işleribüyük günahlardan sayardık."
BUHÂRİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin




64 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Hüreyre (R.A.) rivayet etmiştir:
"Allah gayrete gelir (Zulmü kabul etmez); Allah'ın gayreti, haram kıldığı şeyleri insanın yapmasındandır."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

65 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Hüreyre (R.A.), Allah'ın Resûlü'nün şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
"İsrâil Oğullarında ala tenli, kel ve kör üç kişi vardı. Allah onlarıimtihan etmek istedi. Bu üç kişiye bir melek gönderdi. Melek önce alatenliye geldi ve sordu:
"En çok ne istiyorsun?" Ala tenli,
"Güzel renk ve güzel deri istiyorum, beni insanlara çirkin gösteren buala tenimin giderilmesini arzu ediyorum," dedi. Melek onu derhalsıvadı, ala ten ondan gitti ve rengi güzelleşti. Melek ona tekrar sordu:
"Hangi malı en çok seviyorsun?" Adam,
"Deveyi, yahût ineği," dedi. (Bunlardan hangisinin söylendiği üzerinderâvinin şüphesi vardır). Adama on aylık bir gebe dişi deve verildi vemelek ona şöyle dedi:
"Allah bunları senin için bereketli kılsın." Sonra melek kelin yanına geldi ve sordu:
"En çok ne istiyorsun?" Kel,
"Güzel saç istiyorum, beni insanlara çirkin gösteren bu halin bendengiderilmesini arzu ediyorum," dedi. Melek derhal onu sıvadı, onu çirkingösteren hal gitti ve güzel saçlara kavuştu. Melek ona tekrar sordu:
"Hangi malı en çok seviyorsun?" Adam,
"İneği en çok seviyorum" dedi. Adama, gebe bir inek verildi ve melek ona;
"Allah bunu senin için bereketli kılsın" dedi. Sonra melek körün yanına geldi ve sordu:
"Ençok ne istiyorsun?" Kör,
"Allah'ın, insanları görmem için gözlerimi bana vermesini istiyorum"dedi. Melek derhal onun gözünü sıvadı ve Allah körün gözlerine görmegücü verdi. Melek ona tekrar sordu:
"En çok neyi seviyorsun?" Adam,
"En çok koyunu seviyorum" dedi. Bunun üzerine adama döllü koyunverildi. Bu hayvanlardan deve ile inek doğurdu, koyun da kuzuladı. Buüç kişiden birincisinin bir vâdiyi dolduran devesi, ikincisinin birvâdiyi dolduran ineği, üçüncüsünün de bir vadiyi dolduran koyunu oldu.Daha sonra melek, ala tenlinin eski haline bürünerek onun yanına geldive şöyle dedi:


"Yolda kalmış, yoksul bir kimseyim. İstediğim yere ulaşabilmem içinönce Allah'ın, sonra senin yardımına ihtiyacım vardır. Rengini vecildini güzelleştiren Zât'in hakkı için senden bir deve istiyorum,ancak vereceğin deve ile istediğim yere varabileceğim." Önceden alatenli adam şöyle dedi:
"Verilmesi gereken yer çok." Melek bu sözü duyunca,
"Ben seni tanır gibi oluyorum, sen eskiden ala tenli idin, insanlarsenden tiksinirlerdi; yoksuldun, Allah sana zenginlik verdi, bunlaryalan mı?" dedi. Ala tenli adam;
"Bu mal bana dededen, babadan miras kaldı," dedi.
Melek:
"Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline koysun," dedi.
Sonra melek kelin eski haline bürünerek onun yanına geldi ve ala tenliadama söylediklerini ona da söyledi. Kel de ala tenli adam gibi cevapverdi. Bunun üzerine melek ona da;
"Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline koysun" dedi.


En sonunda melek, körün eski haline bürünerek onun yanına geldi ve şöyle dedi:
"Yolda kalmış fakir bir kimseyim, istediğim yere ulaşabilmem için önceAllah'ın, sonra senin yardımına ihtiyacım vardır. Gözlerine görme gücüveren Zât hakkı için senden bir koyun istiyorum. ancak onunlaistediğini yere varabileceğim." Bu söz üzerine kör şöyle dedi:
"Ben eskiden kördüm, Allah gözlerimi sonradan iâde etti. Koyunlardanistediğini al. istediğini bırak. Allah'a yemin ederim ki, Allah içinaldığın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım." Bunun üzerine melekadama şunları söyledi:
"Malın senin olsun, bu sizin için imtihandan başka bir şey değildir. Allah senden razı oldu. arkadaşlarına da gazâb etti."
BUHÂRİ VE MÜSLİM

66 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Ya'lâ Şeddad b. Evs (R.A.), rivayet etmiştir:
"Akıllı insan, nefsini aşağılayan ve ölümden sonrası için çalışandır;âciz insan ise, nefsinin arzusuna uyan ve Allah'tan olmayacak şeylerbekleyendir."
TİRMİZİ
Kaynak: Riyazü-s Salihin


67 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Ebû Hüreyre (R.A.) rivayet etmiştir:
"İnsanın kendisine faydası olmayan şeyi terk etmesi, onun iyi Müslüman oluşundandır."
TİRMİZİ

68 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Hz. Ömer (R.A.), rivayet etmiştir:
"Kocasından, karısını niçin dövdüğü sorulmaz."
EBU DÂVUD
(Bunun sebebi, aileye ait sırların başkalarına yayılmasını önlemektir;Ancak geçimsizlik mahkemeye başvurmayı gerektirecek kadar ilerigiderse, o zaman, mahkeme aileye müdahale edebilir. A.A)

69 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Hüreyre (R.A.) rivayet etmiştir:
Allah'ın Resûlüne;
"İnsanların en hayırlısı kimdir?" diye sordular. O,
"En çok Allah'tan korkanlardır," buyurdu.
"Ey Allah'ın Resûlü, Senden onu sormuyoruz," dediler.
"Öyleyse, insanların en hayırlısı Yusuf Peygamberdir. Çünkü o, İbn.iNebiyyu'llah, İbn-i Nebiyyu'llah, İbn-i Halîlu'llah'dır" buyurdu.
"Ey Allah'ın Resûlü, Senden onu da sormuyoruz" dedikleri zaman,
"Öyleyse benden Arap kabilelerini soruyorsunuz. Câhiliyet devrindehayırlı olanlar Şeriatın emirlerine uyarlarsa, İslâmiyette dehayırlıdırlar" buyurdu.


BUHÂRİ VE MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin



Çevrimdışı DiNoZoP

  • Site Kralı..!!
  • ************
  • İleti: 10458
  • Rep Puanı : 49291
  • Cinsiyet: Bay
    • albayrakFORUM
Hadis Deryası
« Yanıtla #14 : Nisan 01, 2010, 12:39:43 ÖÖ »
70 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Saîd el-Hudri (R.A.) Allah'ın Resûlü'nün şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
"Dünya tatlıdır, yeşildir; Allah dünyayı başkalarından alıp sizeverecek ve orada nasıl amel edeceğinize bakacaktır. Bu yüzden dünyadanve kadınlardan çekiniz; çünkü İsrail oğullarında İlk fitne kadınyüzünden çıkmıştır."
MÜSLİM

71 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Mesûd (R.A.), Allah'ın Resûlü'nün şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
"Allah'ım, Sen'den hidâyet, takvâ, iffet ve zenginlik dilerim."
MÜSLİM

72 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Tarif Adiyy b. Hâtim Tâi (R.A.) rivayet etmiştir:


"Bir işi yapmak veya yapmamak için yemin eden kimse, sonra onun tersini yapmayı takvaya daha yakın görürse, onu yapsın."
MÜSLİM
Kaynak: Riyazü-s Salihin


73 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden Ebû Ümâde Sudayy b. Aclân el Bâhılî (R.A.) Allah'ınResûlünün Vedâ Haccı hutbesinde şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
"Allah'tan korkunuz, beş vakit namazı kılınız, ramazan orucunu tutunuz,mallarınızın zekatını verîniz ve âmirlerinize itaat ediniz! (Böyleyaparsanız) Rabbinizin Cennetine girersiniz."
TİRMİZİ

74 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Abbas (R.A.), Allah'ın Resûlünün şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:


"Bana (geçmiş peygamberlerin) ümmetleri gösterildi. Yanında bir ikiadam, hattâ yanında hiç kimse bulunmayan peygamberler bile gördüm. Buarada büyük bir kalabalık gözüme çarptı. Onları kendi ümmetimzannettim. O zaman bana şöyle denildi:
"Onlar Musa ve ümmetidir, Sen ufka bak."
Ufka bakınca büyük bir karaltı gördüm. diğer ufka da bakmam söylenince,öteki ufka da baktım ve yine büyük bir karaltı gördüm. Bana şöyledenildi:
"İşte bunlar senin ümmetindir. Senin ümmetinin içinde yetmiş bin kişivardır ki, onlar sorgusuz ve azabsız Cennet'e gireceklerdir."
Sonra Allah'ın Resûlü kalktı ve evine girdi. Kalanlar, sorgusuz veazabsız Cennet'e girecek olan o yetmiş bin kişinin kimler olabileceğiüzerinde konuşuyorlardı. Kimisi şöyle dedi:
"O yetmiş bin kişi Allah'ın Resulünün sohbetinde bulunanlar olabilir." Kimisi de şöyle dedi:
"O yetmiş bin kişi İslâm devrinde doğmuş, bu yüzden Allah'a ortakkoşmamış kimseler olabilir." Bunların dışında daha başka şeyler desöylediler. O sırada Allah'ın Resûlü, bunların yanına çıktı ve;
"Ne üzerinde konuşuyorsunuz?" diye sordu. "Sorgusuz ve azabsız Cennet'egirecekler üzerinde konuşuyoruz" diye cevap verdiler. Bunun üzerineAllah'ın Resûlü,
"Onlar, kendileri yapmadıkları gibi başkalarına da büyü yaptırmakistemezler: uğursuz gözüyle bakmazlar ve Rablerine tevekkül ederler."buyurdu. Bunu işiten Ukkâşe b. Mihsan kalkıp:
"Beni de onlardan kılması için Allah'a dua et," dedi. Allah'ın Resûlü,
"Sen de onlardansın" buyurdu. Sonra başka bir adam kalktı ve:
"Ey Allah'ın Resûlü, beni! de onlardan kılması için Allah'a dua et" deyince, Allah'ın Resûlü;
"Ukkaşe senden önce davrandı" dedi.
BUHÂRİ VE MÜSLİM

75 - Peygamberimiz buyuruyor ki:

Râvilerden İbn-i Abbas (R.A.) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
"Allah'ım, Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana tevekkül ettim. Sanayöneldim, Senin desteğinle düşmanla savaştım. Allah'ım, beni dalalettebırakmaman için izzetine sığındım. Senden başka ilâh yoktur, insanlarve cinler ölürler, yalnız sen ölmeyecek dirisin."
BUHÂRİ VE MÜSLİM



Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
275 Gösterim
Son İleti Ocak 04, 2007, 12:41:23 ÖÖ
Gönderen: albayrak
77 Yanıt
1700 Gösterim
Son İleti Şubat 09, 2007, 09:18:23 ÖS
Gönderen: TÜRKİYEM
2 Yanıt
354 Gösterim
Son İleti Mart 10, 2007, 03:10:43 ÖS
Gönderen: TÜRKİYEM
0 Yanıt
144 Gösterim
Son İleti Nisan 06, 2008, 07:44:51 ÖS
Gönderen: target_teen
0 Yanıt
153 Gösterim
Son İleti Nisan 06, 2008, 07:48:42 ÖS
Gönderen: target_teen
0 Yanıt
117 Gösterim
Son İleti Nisan 06, 2008, 08:24:16 ÖS
Gönderen: target_teen
0 Yanıt
141 Gösterim
Son İleti Nisan 15, 2008, 09:52:04 ÖS
Gönderen: target_teen
Hz.Ali Den 250 hadis

Başlatan Fosil_Heart DİNİ BİLGİLER

1 Yanıt
174 Gösterim
Son İleti Ağustos 10, 2008, 08:45:51 ÖS
Gönderen: target_teen
0 Yanıt
151 Gösterim
Son İleti Eylül 05, 2008, 01:55:11 ÖS
Gönderen: EzeL
0 Yanıt
18 Gösterim
Son İleti Mart 11, 2012, 09:39:12 ÖS
Gönderen: tr-krall