Etimoloji:Atrón kelimesinin etimolojisi, Pyrokaların ataları olan Novasnaların mitlerine dayanır. Atrón ismi; Novasna mitindeki en önemli ve güçlü tanrı olan, tanrıların temeli olarak bilinen enerji tanrısının adı olan “Atróva”dan türemiştir. Enerji tanrısının isminin, insan beyninin ürettiği en muhteşem enerjiye isim babalığı yapması doğaldır. Üstelik Novasnaların baş tanrısı Atróva’nın güçleri ve yapabildikleri, atrónun insanoğluna sağladıklarına oldukça benzerdir.
Kelimenin kökeni, Novasna-Pyroka dillerinin kelime yapısına uygundur. Modern Pyroka dilinin yapısına da değiştirilmeden geçirilmiştir ve kazandığı evrensel anlam ile bütün dillerde hemen hemen aynı isimle anılmaktadır.
Kelimenin okunuşunda, ó harfine dikkat edilmelidir. “O” harfinin üzerinde ki çizgi, kelimede vurgunun bu harf üzerinde en sert şeklini alması gerektiğini bildirmektedir. Aynı zamanda, bu harfin son hecede bulunması, son heceye topluca bir ek vurgu gücü kazandırmaktadır.
Atrónun Kökeni ve Antik Tarihte Atrón:Atrónun kökeni hakkında fazla bilgi yoktur. Pyroka bilim insanları, iki yüzyıl öncesine kadar atrón enerjisinin Umaykut (Aetia) isimli uydudan kopup Céiron'a çarpan "Ankherolen" isimli göktaşı vasıtasıyla geldiğini düşünüyorlardı. Ancak gök bilimin gelişmesiyle Synésæ (Synésae) isimli yeni bir gezegen keşfedildi ve bu gezegenin neredeyse tamamen farklı yapısal özellikler sergileyen atrón enerjisinden oluştuğu tespit edildi. Aslen bir gaz devi olan Synésae, atrónun gaz halinde bulunduğu ve yoğun atrónik radyoaktivitenin olduğu bir gök cismiydi ve bilim insanlarının atrónla ilgili pek çok bilgiyi yeniden gözden geçirmesine neden oldu.
Sorién kıtasının tam olarak olmasa da büyük ölçüde iki parçaya ayrılmasına sebep olan ve milyonlarca yıl önce Céiron'a çarptığı düşünülen Ankherolen isimli gök taşının Umaykut'tan değil, Synésae'den geldiğine inanmaya başlayan bilim insanları, atrónun kökenlerine doğru bir adım daha atmış olsalar da hala cevaplayamadıkları pek çok soru bulunmakta.
İnsanlık tarihindeki atrón hakkında bilinenler de, atrónun kökeni kadar olmasa da, sınırlı. Eski mitlerde yer alan üstün ırkların savaşları ve bu savaşlarda kimi zaman insanların da rol alması, üstün ırklara ait bir enerji olan atrónun insanlarla böyle tanışması ve daha pek çok bilgi doğruluğu ispatlanamamış bir şekilde tarihçilerin önünde duruyor. Mitlerde üstün ırkların savaştıkları bölgeler olarak anlatılan yerlerin bir çoğu (Kızıl Kum Çölü, Es'Ai Vadisi, Cinés-Rea toprakları, vb...) bugün insanlığın erişimine neredeyse tamamen kapalı yerler. Ancak günümüzdeki Asnaigorn İmparatorluğu ve Daehrün Sultanlığı topraklarında tarifi mümkün olmayan güçte atrón enerjisinin yol açtığına şüphe olmayan pek çok iz bulunuyor. Bu izlerin binlerce yıllık olduğu tahmin edildiğinden, mitlerde (ve kimi dini yazmalarda) anlatılanların doğru olabileceği düşünülüyor.
Tarihi belgelere bakıldığında, insanlığın aslında atrón ile oldukça eski bir tanışıklığı bulunuyor. Bu konudaki net bilgiler arasından en eskisi, Batı Sorién uygarlıklarından Novasnaların, Senjasnaların, Yinlerin, Jihónların, Daehronların, Mihranların ve Leikaların tarihlerinde sık sık geçen, kimi zaman üstün ırklara yapılan tapınaklarda, kimi zaman mitsel bir hava verilmiş savaş betimlemelerinde karşımıza çıkan "Synés" isimli enerjidir.
Üstün ırkların savaşı sırasında atrón kullanmayı öğrenen insanlara daha sonra ne olduğu mitolojilerde bile açık olmayan bir bilgidir. Net olarak bilinen, çeşitli gerekçelerle atrónistlerin diğer insanlar tarafından katledildiği ya da sürüldüğüdür. Hayatta kalanların ne yaptığı bilinmemektedir. Ancak atrónun izinin kaybolduğu bu ara dönemde, özellikle dini kaynaklarda "Synés" isimli atrón benzeri enerjinin yer almaya devam ettiği görülür. Bahsedilen bu olgunun aslında atrón olduğu pek çok tarihçi ve araştırmacı tarafından kabul görmektedir. Synés ismi, bilinen iki üstün ırkın (Synerler ve Cinés-Realar (kısaca Nésler)) isimlerinin harmanlamasıyla ortaya çıkmıştır ve bu ismi ilk olarak Yinlerin kullanmaya başladığı görülmektedir. Synés, antik Yin dinlerinde "tanrılara özgü üstün güç" olarak özetlenir. Ayrıca bu güç insanlara yasaklanmıştır. Bu konuda bize en net bilgiyi Senjasna kültü verir, bu kültün inanışına göre Synés üstün ırkların "fırçası", Céiron ise üstün ırkların "tuvalidir". Synés bizzat üstün ırklar tarafından insanlara öğretilmiş, ancak insanların günahkar kullanımları dolayısıyla yine üstün ırklar tarafından yasaklanmıştır. Burada Senjasna kültünün mitlerdeki üstün ırkların savaşlarına atıfa bulunup bulunmadıkları bilinmiyor. Asnailer, ataları olan Senjasnaların bu kültüyle ilgili bilgileri daha sonra bilinçli olarak yok ettikleri için geriye çok fazla bilgi kalmamıştır.
Konumuza geri dönersek, atrónun izini kaybettiğimiz yıllarda bile çok eski bir terim olan “Synés” kavramına rastladığımızı belirtmiştik. Ne var ki atrónun kaybolduğu dönemlerde Synés enerjisini kullanan bir insana rastlamak da mümkün değildir. Zira atrón ile synés aynı enerjiler değillerse bile o dönemlerde ikiside tanrısal enerji olarak kabul edildiğinden, atrónu yasaklayan zihniyetin synési de yasaklamış olacağını tahmin etmek zor değildir.
Peki atrónun karanlık tarihi nasıl aydınlanmış ve insanlık atrónu nasıl yeniden kazanmıştır? Bu sorunun cevabını modern tarihte aramak gerekir.
Modern Tarihte Atrón:Bugün pek çok tarihçinin kabul ettiği kurama göre, atrónun yeniden hatırlanması iki kadına borçludur. Birincisi, “Buzların Kraliçesi” ya da “Denizin Kızı” olarak bilinen (gerçek ismi bilinmiyor) kadındır. Bu mistik bayan ile ilgili, sadece Modern Tarihten Önce 255-195 yılları arasında çeşitli izlere rastlanabilmiştir. O dönemlerde insanlığın büyük bir günah olarak gördüğü atrón kullanımı dolayısıyla tüm Sorién kıtasındaki atrónistler katledilmiş, kalanlar gözden ırak yerlerde yaşamak zorunda kalmış ve zamanla nesilleri tükenmiştir. İşte bu dönemde yaşamış olan Buzların Kraliçesi isimli kadın, büyük ihtimalle güçlü bir atrónist aileden gelmekteydi ve kanındaki bu yetenek bir şekilde açığa çıktığında hayatı değişti. Buzların Kraliçesi’nin Sfei doğumlu olduğu, yani bugün Asnaigorn İmparatorluğu’nun bir tebaası olan Yin halkından olduğu tahmin edilmektedir. Yetenekleri yüzünden can güvenliği azalınca, bugünkü Khyra’nın biraz doğusunda yer alan bir başka şehre göç ettiği, orada bir Novasna ile evlendiğine dair izler vardır. Burada da rahat bırakılmayan kadının, anti-atrónist gruplar tarafından evine yapılan bir baskın sonucunda ailesinin büyük bölümünü kaybettiği, kendisinin ise zorlukla Javie-Siónis’e kaçtığı bilinmektedir. Bu ülkede de derin izler bırakan Kraliçe, bu topraklardan da kendi isteğiyle daha güneye, buzullara doğru göç etmiştir. Jasiler için efsaneleşen bu kadının, hala güney buzullarında, kendisi için inşa ettiği doğaüstü yaşam alanında ve artık insan üstü bir varlık olarak hayatını sürdürdüğüne inanılır.
Buzların Kraliçesi’nin Javie-Siónis’e kaçarken ardında bıraktığı oğlunun Novasna topraklarında, geleceğe yön verecek bir ailenin temellerini attığı düşünülmektedir. İşte bu aile, yüzyıllar sonra “Kızıl Pairo” olarak bilinen Şaren Misésre Pairo isimli kız çocuğunu insanlığa kazandıracak, o da unutulmuş atrónu insan ırkının hizmetine yeniden sokacaktır.
Kızıl Pairo, yani Şaren Misésre Pairo, MTÖ 65-35 yılları arasına damgasını vurmuş bir Novasnadır. Pairo’nun atrón yeteneğinin ortaya çıkışı, hem Pyroñom ulusunun kuruluşu için, hem atrónun yeniden insanlığa kazandırılması için bir dönüm noktasıdır. Pairo, mensubu olduğu milliyetçi örgütün yürüttüğü ve Yinlerin ünlü savaşçı keşişleri Çatatailerin de desteklediği ünlü suikastlar zinciri ile kısa bir sürede zorba Bevellioçe hanedanını ortadan kaldırması ile Novasnaları özgürlüğüne kavuşturan hamlenin içinde yer aldı. Üstelik, Asnailerin karşı saldırılarının yine atrón ile püskürtülmesinde de kilit rol oynayarak, ulusunun kurtarıcısı oldu.
Pairo, atrónu insanlığa yeniden kazandıran kadındır. Aslında büyük ihtimalle hem kendi zamanında, hem de kendisinden önce (Buzların Kraliçesi örneğinde olduğu gibi) atrónu kullanmaya devam edenler olmuştur. Fakat Pairo kadar ses getiren ve bu yeteneğini gizlice değil, açıkça kullanan başka kimse olmamıştır. Pairo’nun bir başka önemi, kurtardığı Novasnaları yeni bir siyasi yapılanmaya sokarak, Pyroñom devletini kurması ve bu yeni devletin temellerine atrónu yerleştirmesi olmuştur. Böylece atrón sistematik olarak yeniden öğretilmeye başlanan, aktif olarak kullanılan ve özgürleştirilen bir enerji haline gelmiştir.
Novasnalar, ya da yeni adlarıyla Pyrokalar, atrónun modern tarihteki gelişiminde hep lider rolü üstlenmişlerdir. Yüzyıllar boyunca atróna sahip tek medeniyet olmuşlardır. Savaşlar ve düşman milletlerin ajanlarının çaldığı bilgiler, ayrıca şan, şöhret ve zenginlik arayan atrónistlerin daha “değerli” kabul edilecekleri devletlere sızması gibi sebepler yüzünden atrón Pyrokaların denetiminden çıkınca, tüm kıtaya yayılmıştır. Yine de, modern tarihten bugüne kadar her zaman Pyrokaların atrón, atrónoloji, ankatrónoloji ve benzeri tüm alanlarda kıtanın lideri kaldıklarını belirtmek gerekir.