Karada Gemilerin, Denizde Küheylanların
Yürüdüğü Fetih
İstanbul’un fethi İznik’ten, Bursa’dan Eskişehir’den ve en son olarakda Edirne’nin fethinden başlamıştı. İstanbul fethedilmeliydi, çünküEfendimiz’in (sas) kutlu işareti vardı.
Allah Rasûlü (sas) Rabbimiz’in bildirmesiyle Arap Yarımadası’nın, İranve Kıbrıs gibi bazı yerlerin fethedileceği müjdesini kendlerihayattayken vermişti. O’nun gelecekle ilgili emir ve müjdelerinden biride, İstanbul’un fethedilmesiyle ilgiliydi.
İstanbul Elbet Fetholunacaktır...!
Asr-ı Saadet’ten başlayarak hemen her devrin büyük kumandan vebahadırları hem bir müjde hem de bir vazife olarak kabul ettikleri bukutlu habere muhatap olabilmek için defalarca İstanbul’a kadar gelmişve geriye dönmüşlerdi. Milletimizin aziz misafiri Ebu Eyyûb El-EnsâriHazretleri de aynı gayeyle, ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul sırtlarınakadar gelmiş; vefat edeceği sırada ordunun komutanına “Burada ölsem debeni İstanbul’un bağrına defnedin.” ricasında bulunmuş ve asırlarcasonra gelecek kahramanların kılıç seslerini, tekbir sadâlarınıkabrinden duymak istediğini belirtmişti.
Yıldırım Bayezid, Fetih için Anadolu Hisarı’nı inşa ettirmiş, Moğolfitnesi yüzünden projeleri akim kalmıştı. Fatih’in babası II. Murad dabirkaç kere İstanbul’u kuşatmayı denemiş ama fetih için yeterlihazırlığının olmadığını görmüştü. Bir gün Ankara’dan bir misafiriolduğu söylenmiş; karşısında devrin gönül sultanı Hacı Bayram VeliHazretleri’ni görünce heyecanlanmış ve hemen “Hocam, size mâlum olur;yoksa İstanbul bize nasip olmayacak mı?” deyivermişti. Hak Dostu şöylebir murâkabeye dalmış ve sonrasında da “Sultanım, Fetih sana ve bizenasip olmayacak. Ama Cenab-ı Allah, İstanbul’un anahtarlarını senin göznurunla bizim çırağa nasip edecek.” demişti.
Fetih asırlar süren sabırlı bir plan ve projenin ürünüydü. İstanbul,Anadolu yakasından değil Avrupa yakasından gelinerek fethedilmiştir.Devletin merkezi Avrupa’da yani Edirne’dedir. Bizans’ın Avrupa ilebütün bağlantıları kesilip Anadolu’dan da bir çıkış bırakılmamış ve sonsaldırıyla tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Doğu Romatarihe gömülmüştür.
Anadolu Hisarı’nın karşısına Boğazkesen Hisarını (Rumeli Hisarı)yaptırmak başlıca bir deha ürünüdür. Surların şekli kûfi yazıyla Arapça“Muhammed” (sas) kelimesi şeklindedir. Devrin harikası olan şahitopları Topkapı denilen bölgeyi dövüyordu. Fakat, 50 gün boyunca devameden hücumlara rağmen şehir bir türlü düşmüyordu. Genç sultan yerindeduramıyor, atını denize sürüyor,
"İstanbul, ya sen beni alırsın ya da ben seni!.." diyordu.
Fetih Ateşleri Geceyi Aydınlatıyor
Artık pazartesiyi salıya bağlayan geceye gelinmişti. Tarihler 29Mayıs’ı gösteriyordu. Osmanlı İslam ordusu, bu geceyi “Mum donanması”yaparak ateş ve ışık şenliğiyle geçirdi. İstanbul’u tamamen kuşatandeniz ve kara birliklerinde kandiller, fenerler, meş’aleler ve ateşleryakılarak Kostantiniyye bir ışık çemberi içine alınmıştı. Tekbirler vetehliller İstanbul semalarını inletiyordu. Bizanslılar ise Ayasofya’yasığınmış azizlerin yardımını bekliyordu. O gece iki tarafa da uykuyoktu.
Yarının “Fatih”i olacak Sultan 2. Mehmet bir o yana, bir bu yanakoşturuyor; askerlerini coşturmaya çalışıyordu. Fatih, bir aralıkhocası Akşemseddin’in yanına gidip onun himmetini istemiş; bir zamanlarbabasının kendi hocasına sorduğu gibi
"Yoksa bize nasip olmayacak mı?" demişti. Akşemseddin de kendi hocası gibi murakabeye dalmış; ağlamış, ağlamış. Sonra da
"Sultanım,Allah bizi mahcup eylemeyecektir. Biz hele O’na teveccüh edip zaferiO’ndan bekleyelim; O bizi eli-boş geri çevirmeyecektir." cevabını vermişti.
Atını Denize Sürdü
İstanbul kuşatması esnasında
Papa,
Bizans'a yardım maksadıyla gemiler göndermişti. Bu gemilerin gelmekte olduğu
II. Mehmed'e bildirildiğinde hemen atına atlayıp:
"Hadem ü haşemle deniz kenarına indi."
Bizans tarihçisi Dukas'ın ifadesiyle: "
Atı ile beraber yüzerek ve denizi yararak kadırgalara doğru, sesi çıktığı kadar bağırıyor, emirler veriyordu."
Onun bu konudaki azmi, samimiyeti, hedefine ulaşmak için maddi-mânevî herşeyini ortaya koyması sonunda, bin yıllık
Bizans İmparatorluğu ve karanlık bir çağ aydınlık yolun ay yüzlüleri önünde eriyip gidiyordu.
Nasrun Minallahi ve Fethun Karîb!
29 Mayıs 1453 sabahı, şafak sökmeden önce başlayan top atışlarıylasurlar sarsılıyor, mehter takımı İstanbul semalarını inletiyordu. Bugünbüyük bir gündü. Şahî adlı büyük top bugün Topkapı denilen yerdeydi.Fatih’in keşfi olan geliştirilmiş havan topları, Beyoğlu sırtları veGalata surlarından aşırtma atışlarla Haliç’teki düşman gemilerinibatırmaya başlamıştı.
Toplar gümdürdedikçe yaşlı surlar birer birer gedik vermeye başlıyor,Osmanlı askerlerinin biri düşse diğeri surlara doğru saldırıyordu.Ulubatlı Hasan da bu yiğitlerdendi. Surlardan atılan taş, ok ve kızgınyağlara (Rum ateşi/Grejuva) rağmen ilerliyorlardı. Ulubatlı’nın vücududelik deşik olsa da surlara çıkmış; elindeki mukaddes bayrağı en yüksekburca taşımıştı.
Kavga, Toprak Kavgası Değildi
Fetih hadisesi, bir toprak istilası ve yağma operasyonu değildir.İslam’ın özünü oluşturan cihad kavramı, insanları Allah’ı bilmeye veO’nun rızasını aramaya götüren yollardaki engelleri kaldırmagayretidir. O güzel komutan ve güzel askerlerin asıl derdi şehrikuşatan kaleleri değil, insanlarla Allah’a iman arasındaki surlarıyıkma hedefiydi. Bundan dolayıdır ki, fetih ordusunun gayrimüslim halkatanıdığı güven, rahatlık, kazanç imkanlarını ve Müslümanların üstünahlakını gören Bizanslılar’ın çoğu Osmanlı idaresini bir nimet vekurtuluş olarak kabul etmişlerdi. Bu anlayışın bir sonucu olarak,Grandük Notaras, “
Konstantinapolis’te kardinal şapkası (latin serpûşu) görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim.” diyordu.
Fetih Marşı
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden..
Senin de destanını okuyalım ezberden,
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden..
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın..
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini..
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan..
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın..
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!