Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Kedi - Hikaye  (Okunma sayısı 761 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Serdar Yıldırım

  • *
  • İleti: 12
  • Rep Puanı : 65535
Kedi - Hikaye
« : Kasım 06, 2010, 07:31:31 ÖS »



Ormandaki araba galerisi son günlerde yoğun bir ziyaretçi akınına uğruyordu. Tüm orman hayvanları galerideki arabaları görebilmek için birbirleriyle yarış halindeydiler. Rengarenk, gıcır gıcır, son model arabalar ziyaretçilerin gözlerinin içine bakıyor ve beni alın, beni alın diye haykırıyorlardı sanki..Kim istemezdi ki, son model bir arabası olsun, binsin içine, geçsin direksiyon başına, yürütsün arabayı, baksın keyfine, yaşasın hayatını..Fakat, bu o kadar kolay değildi. Geçinilebilecek gibi varsayılan bir aylık kazanç 100 kredi iken, en ucuzu 3.000 kredi olan bu arabalardan bir tane edinebilmek için, tam iki buçuk yıllık birikim gerekirdi, hiç kredi harcamamacasına…

İş bilenin, kılıç kuşananın, kredi kazananındı. Çok kazanan çok harcamalıydı ki, kazandığını fark edebilsin, başkalarına fark ettirebilsin. Genç tüccar Sarman, sağ ve solunda yürüyen iki arkadaşıyla birlikte hışımla galeri kapısından içeri girdi. Girer girmez de zınk diye duruverdi. Sağına, soluna bakındı. Bu ne kalabalıktı böyle?..Şu kalabalığın kaçta kaçı bir araba alabilirdi kendine? Taş çatlasa yarısı desen öteki yarımın ne işi vardı burada? Panayır değildi ki burası, adı üstünde araba galerisi.. Giyinirdin, kuşanırdın, koyardın kredileri ceplerine, gelirdin, seçerdin arabanı, sayardın kredileri, biner arabana, basardın gaza, çeker giderdin.. Seyirlik değildi ki arabalar, alımlıktı. Gidip sorsunlardı bakalım galerinin sahibine, arkadaş, sen bu arabaları seyredilsin diye mi, yoksa alınsın diye mi getirip koydun buraya?.. Bakalım ne diyecekti galerinin sahibi onlara.

İki candan arkadaş Tilki ile Kurt da methini çok duydukları bu araba galerisine gelmişler, son model arabaları seyrediyorlardı. Amaçları eğlence olsun, şöyle bir gezip gideceklerdi. Bir aralık Tilki, arkadaşına;

“ Şu lacivert arabayı alsana kendine. Al koy evinin önüne. Herkes, Kurt ne zenginmiş de haberimiz yokmuş desin. “ deyince, Kurt da;

“ Al demesi kolay da o kadar krediyi ben nereden bulayım? Baksana fiyatı 30.000 kredi diye yazıyor.Galerinin en pahalı arabası bu lacivert arabaymış. Hem sen bana, şu araba tam sana göre, aman, bu arabayı kaçırma deyip duracağına kendin alsana bir araba.”diye çıkıştı Tilkiye.

Tilki ile Kurt lacivert arabaya imrenerek bakıp konuşmalarını sürdürürken, Sarman da, iki arkadaşıyla galerideki arabaları gözden geçiriyor, fakat hiçbirini beğenmiyordu. Lacivert arabanın önüne geldiklerinde Sarman, şöyle bir göz ucuyla arabanın üzerindeki etikete baktı. Fiyatı: 30.000 kredi. Daha sonra bakışlarını etiketten ayırarak arabayı incelemeye başladı. Rengi lacivert, modeli alışılmamış, görünüşü kusursuz, lastikler kırmızı…Sarman, bayıldı arabaya bayıldı.Kırmızı lastikli araba tam bana göre diye düşündü. Sağında duran arkadaşına;

“ Sen hiç şimdiye kadar kırmızı lastikli, lacivert bir arabaya binmiş miydin? “ diye sordu.

Arkadaşı:

“ Demek bunu alıyorsun..” dedi. “ Böyle bir arabaya hiç binmemiştim. Bundan sonra bol bol bineceğiz desene. “ Sarman arkadaşının sözlerine gülümsedikten sonra arabanın yanındaki görevlinin yanına gitti. Görevliden arabanın iç donanımı ve çalışma sistemi ile ilgili bilgileri alan Sarman, gerekli evrakları imzalayıp, alım-satım işlemlerini de tamamladıktan sonra, iki arkadaşıyla birlikte galerinin dış kapısı önüne çıkıp arabasının getirilmesini beklemeye başladı. Az sonra araba arka kapıdan çıkarılıp ön kapı önüne getirildi ve yeni sahibine, yani Sarman’ a teslim edildi. Sarman direksiyona geçtikten iki arkadaşı da arka koltuklara oturduktan sonra, araba öyle bir kalkış kalktı ki, galerinin önünde bu çok pahalı arabayı ve sahibini seyre dalan meraklıların neredeyse kulaklarının zarı patlayacaktı. Efendim, böyle de kalkış olur muydu? Bu gürültü de neyin nesiydi? Ne lüzumu vardı bilmem kaçıncı vitese takıp kalkışın? Bak ne güzel gelmişsin, arabayı almışsın. Bin git işte arabana adam gibi. Seyredenler de bravo desinler, alkış tutsunlar peşinden..Onca gürültünün, ortalığı simsiyah egzoz dumanı ile kirletmenin, güzelim yolları kırmızı lastiklerinle çizdirmenin zararından başka kime ne faydası olacaktı ki? Bu çirkin davranışın açıklamasını, bırak Sarman’ ı, çok değişken fikirler üreten, son derece zeki, süper bir beyin yapısına sahip biri bile yapamazdı; kesinlikle açıklaması yoktu.

Tilki ile Kurt da oradaydılar. Araba uzaklaştıktan, ortalık tenhalaştıktan sonra, Tilki işi serine vurdu:

“ Öyle böyle aldılar arabayı gittiler. Şimdi gönlünden geçeni dilin söylesin. İstemez miydin bu lacivert arabanın sahibinin sen olmasını? Kurulurdun direksiyon başına, hafiften köklerdin gazı, çatlatırdın dostu düşmanı..”

Bunun üzerine Kurt:

“ Arabanın benim olmasını isterdim istemesine de, ben hayatta böylesine hızlı gitmezdim. Ağır ağır, göstere göstere sürerdim arabayı. Camı da açardım, püfür püfür esen rüzgar altında. Ooh, gel keyfim gel…” diyerek gevrek gevrek güldü.





Yazan: Serdar Yıldırım




« Son Düzenleme: Kasım 06, 2010, 07:33:11 ÖS Gönderen: Serdar Yıldırım »
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Çevrimdışı Serdar Yıldırım

  • *
  • İleti: 12
  • Rep Puanı : 65535
Kedi - Hikaye
« Yanıtla #1 : Nisan 12, 2011, 10:12:52 ÖÖ »
ZAVALLI ÇOBAN


Bundan yıllarca önce, köyün birinde yetim bir çoban yaşarmış. Anası, babası, kimi kimsesi yokmuş. Sabahları gün ağarırken kalkar, ekmeğini, soğanını, peynirini,  kavalını  torbasına koyar, koyunlarını evinin yanındaki ağıldan çıkarır, eline sopasını alır,  köpeği Karabaş’ la birlikte erkenden yola çıkarmış. Çimenin, çayırın bol olduğu yerlerde koyunları otlatır, öğle üzeri dere kenarında oturup yemeğini  yedikten  sonra  kendi  yaptığı  kavalı  çalar,  türkü  çağırırmış. Akşamüstü gün kararırken  koyunları  toplar,  evine  geri  dönermiş.  Bu  böyle haftalarca, aylarca sürmüş.

Bir gün sabah erkenden koyunlar önde, kendisi arkada giderken  yol  kenarında sırma  saplı,  altın  yaldızlı  bir  kaval  bulmuş.   Kavalı  yerden  almış,  öttürmüş,  sesi  pek  hoşuna  gitmiş.                 

“ Bizim köyden kimsenin böyle kavalı yoktu. Herhalde yabancı birisi düşürmüş olacak, diye düşünmüş.   Kavalı ben buldum, benim oldu  “ demiş. Eski kavalı atmış, yeni kavalı çalmaya başlamış. Daha sonraki günlerde işleri  ters  gitmeye  başlamış.  Koyunlarını  hastalık  kırıp geçirmiş. Elli koyundan iki ay içinde beş koyun kalmış. Zavallı çoban  çok  sıkıntılı  günler geçirmeye başlamış. Koyun sütü içemez, peynir  yapıp yiyemez, soğan bile alamaz  duruma gelmiş. Ekmeğe su katık eder olmuş. Bizim koyunlar da hastalanmasın diye komşuları gelip gitmez olmuşlar.

Bir gün  öğle vakti yemeğini yedikten sonra sırma saplı, altın yaldızlı kavalı çalarken uykuya  dalmış. Saatler sonra  köpeği  Karabaş'ın  havlamasına  uyanmış. Bakmış  kalan  beş  koyunu kurtlar götürüyor. Sopasını kaptığı gibi kurtların peşine düşmüş, yetişememiş. Yorgun  argın, üzgün, perişan bir şekilde uyuyup kaldığı yere  dönmüş. Başlamış  dövünmeye,  söylenmeye:

“ Vah benim kara talihim, kötü kaderim, alınyazım. Ne  güzel  bir  sürü  koyunum  vardı.  Ne güzel geçinip gidiyordum. Hastalık aldı götür hepsini. Bari şu beş koyunu  kurtlar kapmasaydı.  Kuru ekmeğe de razıydım…Vay benim yoksulluğum, vay benim alınyazım..”  diye  dövünüp ağlarken  aniden yan tarafında;

“ Zavallı Çoban  neden kadere bu kadar isyan edersin? Kader hep kederle gelir, bilmez misin? Yoksulluk alınyazısı değildir  “  diyen tatlı bir genç kızı  duymuş. Çok şaşırıp ayağa  kalkmış, etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. “ Öyleyse bu ses nereden  geldi? “ diye düşünmüş.

Yine aynı genç kız sesi: “ Zavallı Çoban, ben kavalın  içindeyim  ” demiş.  Bunun  üzerine  çoban:  “ Kavalın içinde misin?..Kaval konuşur mu?..Hem oraya nasıl girdin?  ” diye sormuş.   

Genç kız sesi:

“ Ben bu ülke padişahının kızı Prenses Nazlı’yım. Saray büyücüsü herkese kötülük yapmaya başladığı için  babam büyücüyü saraydan kovdu. Saray  dışında  gezintiye  çıktığım  bir  gün büyücü  intikam almak için  muhafızlarımı öldürüp beni kaçırdı. Kara ormandaki kulübesinde bana sihirli şerbetler içirtip büyü yaptıktan sonra  beni bu kavalın içine hapsetti. Sonra da “Bu  kavalı bulup çalanın işleri rast gitmesin, her şeyini kaybetsin  ” diye beddualar etti. Büyücünün  büyüyü her gün dua ederek aynı seviyede tutması gerekiyordu. Herhalde benim konuşabilmem  büyücünün  son günlerde dua  etmeyi  unutmasından  meydana  geldi. Bu  büyücünün  büyük  işler  peşinde  olduğunu,  babamı  tahtından  indirip  yerine  geçtikten  sonra   komşu  ülkelere saldırıp, savaş çıkarmayı planladığını gösteriyor. Şimdi beni saraya götür..” 

Zavallı Çoban  kaval elinde, yanında köpeği Karabaş’ la  beraber   günlerce  yol  yürüdükten sonra  başkente  varmış. Tahta  bir  sandığın  içine  kavalı  koymuş.  Saraya  gitmiş.  Prenses Nazlı’ dan haber getirdiğini söyleyince  padişahın huzuruna çıkarmışlar. Zavallı Çoban  tahta sandığı masanın üstüne koymuş. Sandıktaki kaval konuşmaya başlamış: 

“ Baba, ben Prenses Nazlı’ yım. Saraydan kovduğun büyücü beni kaçırdı, büyü yaptı ve beni   bu sandığın içindeki kavala hapsetti.  Kara ormandaki kulübesinde yaşıyor. Büyük kötülükler  planlıyor. Ancak büyücünün ölmesi beni eski halime döndürebilir. Bu sandığı odama çıkarın. Zavallı çoban büyü yüzünden çok sıkıntı çekti, her şeyini kaybetti.  Kendisini yedirin,  içirin, giydirin; iki kese de altın verin, rahat etmesini sağlayın..”

Padişahın  ilk  şaşkınlığı  geçtikten  sonra   komutanına  gerekli  emirleri  vermiş.  Komutan,    askerlerle birlikte gidip  büyücüyü kara ormanda yakalayıp öldürmüş. Büyücünün ölmesi ile büyünün tılsımı bozulmuş. Büyü yeni dualarla beslenemediği için  Prenses Nazlı  birkaç gün sonra  altın yaldızlı kavalın içindeki hapis hayatından kurtulmuş. Eski  haline  dönmüş,  genç ve dünya güzeli bir kız olmuş.

Zavallı  Çoban   sarayda  okuma-yazma  öğrenmiş,  bilgi  ve  becerisini  geliştirmiş.  Devlet yönetimi hakkında kitaplar okumuş, dersler almış. Sonraki yıllarda yaşlı padişah vefat edince  Prenses Nazlı “ Kraliçe “ olmuş, Zavallı Çoban’ a  “ Vezir “ lik  rütbesi vermiş.  Vezirçoban, ülkenin ilerlemesine, yoksulluğun azalmasına, insanların hakça ve mutlu olarak yaşamalarına çalışmış.

Yazan:  Serdar  Yıldırım   

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
4 Yanıt
766 Gösterim
Son İleti Eylül 25, 2008, 01:48:53 ÖS
Gönderen: uA_Lise_42
0 Yanıt
173 Gösterim
Son İleti Şubat 11, 2008, 03:18:39 ÖS
Gönderen: target_teen
1 Yanıt
423 Gösterim
Son İleti Kasım 23, 2008, 06:43:23 ÖS
Gönderen: aragorn
5 Yanıt
338 Gösterim
Son İleti Ağustos 01, 2008, 12:00:17 ÖS
Gönderen: TonyMontana
0 Yanıt
262 Gösterim
Son İleti Haziran 20, 2009, 04:52:01 ÖS
Gönderen: DiNoZoP
0 Yanıt
491 Gösterim
Son İleti Şubat 21, 2010, 06:54:17 ÖS
Gönderen: Serdar Yıldırım
1 Yanıt
308 Gösterim
Son İleti Haziran 21, 2010, 07:49:19 ÖS
Gönderen: ALbyRocK
1 Yanıt
201 Gösterim
Son İleti Ekim 31, 2010, 07:28:20 ÖS
Gönderen: ozan92i
0 Yanıt
15 Gösterim
Son İleti Ekim 01, 2011, 11:10:52 ÖÖ
Gönderen: 01only
0 Yanıt
19 Gösterim
Son İleti Ocak 01, 2012, 06:24:52 ÖÖ
Gönderen: hanniballl