Tarih dersi öğrenciler tarafından pek sevilen bir ders olmamıştırmaalesef. Ama bizim bir şekilde çocuklarımıza tarihi sevdirmemiz lazım.Öncelikle kendi tarihimizden başlayarak genel dünya tarihini en iyişekilde anlatmamız gerekmektedir. Ama biz genel itibarıyla kenditarihiden bihaber bir nesil yetiştirmekteyiz. Tarihini iyi bilen birgenç bugünü daha iyi anlayacaktır. Günümüzde ülkemiz, bayrağımız,dinimiz… üzerinde oynanan oyunların sebeplerini daha iyi anlayacaktır.Bugün bize medeniyet öğretmeye kalkanların dün ne pislik ve barbarcabir yaşam sürdüklerini görecektir. Ne üzücüdür ki bize temizlik vehijyen dersi vermeye kalkanlar daha dün mikrop içinde yüzmekteydi. Amasuçlu sadece onlar değil elbet. Hâla kendi tarihinden ortaçağ karanlığıdiye bahseden insancıkların etkisinde kalan sessiz çoğunluğun aymazlığıda bunda elbette etkilidir.
Birilerinin ısrarla ortaçağ karanlığı diye bahsettiği dönemdeTürk-İslam dünyası göçmen kuşların konaklaması için dahi evlere,yollara, hanlara vesselam müsait olan her yere yuvalar yaparken;“temizlik imandandır” diyerek nerdeyse her mahalleye hamamlar inşaederken; daha düne kadar tıp alanında okutulan eserler verirken;matematiğin kitabını yazarken... bugün bize medeniyet satmaya çalışan,Akif’in deyimiyle, tek dişi kalmış canavar dün nasıldı bi bakalım.Bakalım ki nerden nereye geldik ve geldiler görelim!
İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayısayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine dekokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmakamacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydanageliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondansonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklarve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su okadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmekmümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın'(Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradangelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışlarınaltında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yerolduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler,böcekler)çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor vebazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradangelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük birsıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtübulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeydenyapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığızaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh)seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zamangeliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmaküzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'threshhold' (saman tutan) Türkçesi eşik idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük birkazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeylerilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşamyahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemekertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahniçok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapasısoğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peasporridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesininmenşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı Eveziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçükbir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağçiğnemek' (chew the fat) adı veriliyordu.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklaralabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğekarışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yolaçıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonrakiyaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onunyerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayatekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zamankullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlarve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyeninsanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalıkortaya çıkıyordu. Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olanalt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşiminsanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldangeçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlıkyapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüneyatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağınabakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yerbulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor,kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yenidenkullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç taraftakazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğüortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıpbu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütüngece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti'graveyard shift') denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved bythe bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.
Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerleriniyıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilikadeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getirenkanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içindebirden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu. Tuvaletlehenüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17.yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli birzamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradanyürütürdü. 1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlıkkullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzakolan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde,kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'etaşınmalarına izin verilmişti...