Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Muhammedî Ahlâkın İlkeleri  (Okunma sayısı 116 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı PlusMoc

  • ***
  • İleti: 160
  • Rep Puanı : 65535
  • Cinsiyet: Bay
  • Error!!!
Muhammedî Ahlâkın İlkeleri
« : Nisan 24, 2008, 10:16:33 ÖS »



Muhammedî Ahlâkın İlkeleri
Doç. Dr. Kadir ÖZKÖSE*



Şefkat ve merhamet pınarı olan Peygamberimizin Kur’ân’a göre en belirgin vasıflarından birisi “rahmet peygamberi” oluşudur. O, belli bir zümreye değil, tüm âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Müşrikler tarafından hayatına kastedildiği bir sırada, “Ey Allah’ın Resulü, müşriklere beddua etseniz!” denildiğinde cevabı, “Unutmayın ki ben lânetçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim.”1 olmuştur.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in merhameti, kişisel açıdan duyarlı olduğu birçok konuda fedakârlık yapmasını gerektiriyordu. Etrafındaki bedevîlerin birtakım kabalıklarına tahammül ediyor; insanların hataları için Allah’tan af diliyor; onlara müşfik bir baba gibi muâmele ediyordu. Zira Allah, onu şu şekilde tavsif etmiştir:
“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”2
Hz. Peygamber, yalnızca yakınlarının, dostlarının ve mü’minlerin değil; kendisini tanıyan, kendisiyle ilişkisi olan herkesin güvenini kazanmıştı. Zamanının Yahudileri ve Hıristiyanları da bu güveni duyanlar arasındaydı. Müşrikler (putperestler) onun peygamberliğini kabul etmemekle beraber dürüstlüğünü ve güvenilirliğini tartışma konusu yapmıyorlardı. Onun sahip olduğu erdemler, düşmanları tarafından bile teslim ediliyordu.
İslamiyet’e ve kendisine karşı ağır hakaretlerde bulunanlar onun huzuruna çıkıp Müslüman olduklarında canları teminat altına alınırdı.3
Hz. Peygamber son derece cömertti. Ashâbın belirttiğine göre özellikle Ramazan aylarında “yağmur yüklü rüzgar”dan daha cömert olurdu.4
“Leyletü’l-Baîr Olayı”
Zâtürrikâ Gazvesi’nden dönerken Efendimiz (s.a.v.), Hz. Câbir’le sohbet ediyordu. Câbir’in yeni evlendiğini, bu sebeple pek çok borcu olduğunu öğrenince, elinde mal olarak ne bulunduğunu sordu. O da yalnız bir devesinin olduğunu söyledi. Bunun üzerine Efendimiz, onu borçtan kurtarmak için devesini kendisine satmasını istedi. Hz. Câbir, Medine’ye varıncaya kadar binmek şartıyla deveyi sattı. Medine’ye ulaşınca onu teslim etmek üzere Resulullah (s.a.v.)’in yanına vardı. O sırada kendisini çok sevindiren ve diğer insanları da şaşırtan bir davranışla karşılaştı. Efendimiz (s.a.v.), ona devenin ücretini ödediği gibi deveyi de ona hediye etti.5
Bunun üzerine Câbir (r.a.) duygularını şu şekilde dile getirir:
“Allah Resulü devemin ücretini verdiği ve kendisini de bağışladığı zaman tanıdık bir Yahudi’ye rastladım. Bu hâdiseyi ona anlattım. Hayretler içinde kaldı ve; ‘Demek devenin parasını verdi; sonra da onu sana hibe etti ha!’ şeklinde söylenmeye başladı. Ben de; ‘Evet’ dedim.”6
Bu alış verişte Efendimiz, Hz. Câbir’in durumunu düzeltmeyi hedeflemiş, onunla alış veriş yapıyormuş gibi davranmıştır. Ücretini verirken de fazlasıyla vermiştir. Kıymeti ölçülemeyen bu yüce zarâfet ve ahlâk, Müslümanları o derece duygulandırdı ki olayın vukû bulduğu bu gece “leyletü’l-baîr/deve gecesi” ismiyle hatırlarda kalmıştır.
Safvân bin Ümeyye’yi Şok Eden Bağış
Allah Resulü’nün cömertliğindeki nihayetsizliği en güzel şekilde ortaya koyan bir diğer olay da oldukça ibretlidir. Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Safvân bin Ümeyye, Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Tâif savaşlarında Efendimizin yanından ayrılmamıştı. Allah Resulü, Cîrâne’de toplanan ganîmet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada Safvan, Efendimizin yanında bulunuyor; develer, davarlar ve çobanlarla dolu vâdiye hayran hayran bakıyordu. Onun bu hâlini göz ucuyla takip eden Sevgili Peygamberimiz ona hitaben:
“Ebû Vehb! Vâdi pek mi hoşuna gitti?” diye sordu. Safvân:
– Evet, dedi. Resul-i Ekrem Efendimiz:
“O vadi de içindekiler de senin olsun!” buyurdu. Bunun üzerine Safvân kendini tutamadı:
“Peygamberden başka hiçbir kimsenin kalbi bu derece cömert olamaz.” dedi ve şehâdet getirerek müslüman oldu.7
Daha sonra Kureyş’in yanına döndü ve onlara:
‘Ey kavmim! Müslüman olunuz. Vallahi Muhammed öyle ihsanda bulunuyor ki yokluktan ve yoksulluktan hiç korkmuyor!’ dedi.8
İhtiyaç Sahipleri Adına Borçlanması
Peygamber Efendimizden bir şey istendiğinde, şâyet yanında yoksa borçlanır ve ihtiyaç sahibini memnûn ederek gönderirdi. Bir gün böyle biri Peygamberimize gelerek bir şeyler istedi. Allah Resulü, “Yanımda sana vereceğim bir şey yok, git benim nâmıma satın al, mal geldiğinde öderim.” dedi. Efendimizin sıkıntıya girmesine gönlü râzı olmayan Hz. Ömer: “Ey Allah’ın Resulü! Yanında varsa verirsin, yoksa Allah seni, gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır!” dedi. Allah Resulü (s.a.v.)’in, Hz. Ömer’in bu sözlerinden hoşnut olmadığı yüzünden belli oldu. Bunun üzerine Ensâr’dan biri:
“Anam babam sana fedâ olsun yâ Resulallah! Ver! Arşın sâhibi azaltır diye korkma!” dedi. Bu sahâbînin sözleri Efendimizin çok hoşuna gitti, tebessüm etti;
“Ben de bununla emrolundum.” buyurdu.9
Tüm bu rivayetler ışığında diyebiliriz ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.); halimdi, müşfikti, merhametli, celâdetli, ülfet edilebilen, rıfk sahibi, mutedil, öfkesini yenen, gülümseyen, sevgisi musâfahasında bile hissedilen, seven ve mükrimdi.
Allah ve Resulünün Merhameti
Ömer bin Hattâb (r.a.) şöyle anlatır:
“Bir keresinde Allâh Resûlü’ne bir grup esir getirdiler. İçlerinde (ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu hasretten dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadın da vardı. Efendimiz çevresindekilere (o kadını işaretle):
“Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu.
“Aslâ, atmaz!” dedik. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
“İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu.10
İmtiyaz İstemeyen Peygamber
Yanında sıkılan ve heyecanlanan birine, “Ben kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum. Yanımda rahat ol…”11 derdi. Kendisi girdiği zaman oturanların ayağa kalkmasını istemezdi. Cemaat içinde öyle olurdu ki, insanlar onu ancak sorarak öğrenirlerdi. Tahtı, tacı, özel ve ihtişamlı elbisesi yoktu Abdullâh bin Cübeyr (r.a.) anlatıyor:
“Bir gün Efendimiz ashâbından bir grupla yolda yürürken onlardan birisi örtü ile Allah Resulü’nü güneşten korumak istedi. Resulullah gölgeyi görünce başını kaldırdı, bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu gördü. Adama: ‘Bırak!’ dedi. Örtüyü alıp yere koydu ve ‘Ben de sizin gibi bir insanım!’ buyurdu.”12
Taht ve Köşk İstemeyen Peygamber
Peygamber Efendimiz Cenâb-ı Hakk’ın Habîbi ve insanların en şereflisi olmasına rağmen hiçbir kimsenin yapamayacağı kadar tevâzu göstermiş, insanların arasında onlardan biri gibi yaşamıştır. Abbâs (r.a.) şöyle anlatır:
“Resulullah Efendimize, ‘Ey Allah’ın Resulü! Kendin için bir taht edinip orada otursan, görüyorum ki halk seni rahatsız ediyor.’ dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: ‘Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzura kavuşturuncaya kadar aralarında duracağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbisemi çekiştirsinler, kaldırdıkları tozlar beni rahatsız etsin!”13
Ashâbından Dua İstemesi
Sevgili Peygamberimiz, Allah Teâlâ indindeki (katındaki) izzeti bilindiği, sonsuz lutf-ı ilâhîye mazhar olduğu halde sahâbe-i kirâmdan duâ isteyecek kadar mütevâzı davranabilmiştir. Hz. Ömer şöyle anlatır:
“Peygamber (s.a.v.)’den umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve ‘Bizi duadan unutma, sevgili kardeşim!’ buyurdu.”14
Hz. Ömer sözlerinin devamında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu sözüne karşılık kendisine dünyayı verseler, bu kadar sevinmeyeceğini ifâde etmiştir.
Kendi İşini Kendi Görürdü
Resulullah (s.a.v.) evindeyken elbisesini yamar, ayakkabılarını tamir eder15 ve koyununu sağardı.16 Eşyasını kendisi taşır, hiç kimseye yük olmak istemezdi. Ebû Hureyre (r.a.)’in anlattığı şu hâtırası bunun güzel bir misâlidir:
“Bir gün Efendimiz ile beraber çarşıya gitmiştim. Peygamberimiz oradan elbise satın aldı. Hemen koşarak onları elinden almak istedim. Bunun üzerine o, ‘Bir kimsenin, eşyasını kendisinin taşıması daha uygundur. Ancak taşımaktan âciz olursa Müslüman kardeşi ona yardım eder.’ buyurdu.”17
Bedevînin Kabalığına Karşı Hz. Peygamber’in Nezâketi
Bir gün, bir bedevî Arap gelmişti. Bedevî demek, çölde, dağda yaşayan, kültür seviyesi düşük, bilgisiz kişi demekti. Bu bedevî, Efendimiz (s.a.v.)’e âdeta emir verir gibi şöyle seslendi:
“Hemen bir atıma arpa, diğerine de hurma yükle! Zaten vereceğin şeyler de senin babanın malı değil, devletindir!”
Bu sert ve yakışıksız sözleri söylerken, bir yandan da cübbesinin yakasını öyle haşin bir şekilde çekiyordu ki, deri olan yaka kısmı, Efendimizin boynuna oturmuş, damarlarını şişirmişti.
Bu çok çirkin sözlere ve hakarete rağmen, soğukkanlılığını bozmayan Hz. Peygamber, adamın elinden yakasını kurtarmaya çalışıp ona, daha nâzik olma tavsiyesinde bulundu. Yani, sadece öğreticilik görevini yapmaya devam etti. Çünkü o, bütün mükemmelliğine rağmen büyüklük taslamaz ve insanlarla selamlaşırdı. ‘Selamı yayınız. Çünkü selam aranızda muhabbeti artırır.’ buyururdu. Verilen selamı ya aynen ya da daha iyi dilekler ekleyerek almamızı tavsiye ederdi. Ashâbıyla tokalaşır, onların hâl ve hatırlarını sorardı. Uzaktan gelenlere sarılırdı.18 İki şeyden birini yapmakta serbest olduğunda kolay olanı tercih ederdi.19 Kötü isim yapmış biri dahi geldiğinde onu huzuruna kabul eder. Kendisine güler yüz gösterip ikramda bulunurdu.”20
Muhammedî Ahlâkın Temel İlkeleri
Hz. Muhammed (s.a.v.);
‘Ben kuru et yiyen bir kadının oğluyum.21 diyecek kadar mütevâzi,
‘Yalan söyleyen, aldatan bizden değildir.’ diyecek kadar dürüst,
‘Suç işleyen kendi öz kızım Fâtıma da olsa cezasını vermede hiç tereddüt etmem.‘ 22 diyecek kadar adaletli,
‘Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.’23 diyecek kadar diğergam; hoşgörü ve merhamet sahibi,
‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’24 diyecek kadar merhamet ve sosyal yardımlaşmanın öncüsü,
‘İki günü eşit olan ziyandadır.’25 diyecek kadar Müslümanları durup dinlenmeden çalışmaya ve üretmeye davet eden önder,
‘Hikmet mü’minin yitik malıdır. Nerede bulursa alsın.’26 diyecek kadar ilim ve irfan sevdalısı,
‘Aklı olmayanın dini de yoktur.’27 buyurarak “iman” gibi temel bir kavramı, “akıl” kavramına bağlayan ve akla önem veren bir dahi,
“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışınız.”28 ölçüsünü Müslümanların şiar edinmesini isteyen bir peygamberdi.
Özetle, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in en büyük başarısı;
Câhiliyyenin bedevî toplumunu alıp yeryüzünün en medenî toplumu hâline getirmesi ve o toplum eliyle en büyük iman hamlesini gerçekleştirmesi,
Bir kişiyle çıktığı yolda, 23 yıl gibi kısa bir zamanda Batı Avrupa büyüklüğünde bir coğrafya insanını vahye bağlı kılması,
Yarım yüzyılda dünyanın iki süper gücünden birini yerle bir etmesi, diğerini yatağına mahkum eden bir zafer kazanması,
Tek başına başladığı daveti boyunca yüreğini, kâinatı içine alacak kadar büyük açması, “Gelin” derken, tüm kâinatı çağırması, çözmek için en katı kalpleri bile yoklaması idi.

Dipnot

* Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

1. Müslim, Ebû’l-Hüseyin bin Haccâc el-Kuşeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh,tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, Kıyâm, 1, c. IV, s. 206.
2. 3/Âl-i İmrân, 159.
3. İmam Malik, Muvatta’, tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, “Nikâh”, 20; Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed bin İsmâil, el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul 1992, “Meğâzî”, 23; Müslim, Sahîh, Cihâd, 98.
4. Buhari, Sahîh, Bed’ü’l-vahy, 5.
5. Buhârî, Sahîh, Cihâd, 49; Büyû‘ 34; Müslim, Sahîh, Müsâkât, 109.
6. Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, c. III, s. 303.
7. Muhammed b. Ömer Vâkidî, Kitâbü’l- Meğâzî, Âlemü’l-Kütüb, Beyrut 1989, c. II, s. 854.
8. Müslim, Sahîh, Fedâil, 57-58.
9. Nûreddîn Ali bin Ebî Bekir el-Heyse-mî, Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l- Fevâid, Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut 1988, c. X, s. 242.
10. Buhârî, Sahîh, Edeb, 18; Müslim, Sahîh, Tevbe, 22.
11. İbn Mâce, Ebû Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvinî, Sünenü İbn Mâce, tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, Et’ime, 30.
12. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, c. IX, s. 21.
13. İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, DâruSâdır, Beyrut 1985, c. II, s. 193; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, c. IX, s. 21.
14. Ebû Dâvûd, Süleyman b. Eş’as es-Sicistânî, Sünenü Ebî Dâvud, tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, Vitir, 23.
15. İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, c. I,s. 366.
16. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid ve Men bau’l-Fevâid, c. IX, s. 20.
17. Heysemî, a.g.e., c. V, s. 122.
18. Tirmizî, Muhammed b. İsa, Sünenü’t-Tirmizî, tah. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, İstanbul 1992, Şifâu’l-Kıyame, 46.
19. Buhari, Sahîh, Menakıb, 1; Edeb, 68; Tirmizi, Sünen, Birr, 36.
20. Buhari, Sahîh, Edeb, 38, 48.
21. İbn Mâce, Sünen, Et’ime, 30.
22. Buhari, Sahîh, Fezâilu ashâbi’n-nebî, 18.
23. Müslim, Sahîh, Îmân, 93.
24. Müslim, Sahîh, Îmân, 93.
25. Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, c. VIII, s. 35.
26. Tirmizî, Sünen, İlim, 19.
27. Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, c. IV, s. 157; Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, c. III, s. 220.
28. eysemî, Mecmau’z-Zevâid ve Men bau’l-Fevâid, c. II, 98
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
7 Yanıt
656 Gösterim
Son İleti Kasım 06, 2009, 05:08:38 ÖS
Gönderen: xcentius
0 Yanıt
157 Gösterim
Son İleti Nisan 14, 2008, 02:35:02 ÖS
Gönderen: recolax
1 Yanıt
261 Gösterim
Son İleti Mayıs 14, 2009, 02:19:13 ÖS
Gönderen: DiNoZoP