Osmanlı Padişahlarının Üstünlükleri
Mehmet Oruç
Osmanlı İmparatorluğu, on dördüncü asrın başındanyirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şereflive en uzun ömürlü bir hanedân devletidir. Hem de, Asr-ı saâdet veHulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstünseviyeye yükselen bir devlet. Böyle bir üstünlük, fazilet her devletenasip olmamıştır. Bunda, devletin ilk kurucusunun ve sonra sultanlarıniyi niyetlerinin, samimiyetlerinin ve ihlaslarının büyük payı vardır.Bir şeyin temeli iyi niyetlerle ve sağlam olarak atılırsa ömrü de okadar uzun olur.
Osman Gâzi daha işin başında, niyetini vetemel prensiplerini ortaya koymuş, kendisinden sonra gelenlere dedevletin anayasası olarak kabul edilmesi için şu vasiyeti yapmıştır: Kurukavga değil! “Allahü teâlânın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin!Bilmediğini İslam ulemâsından sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işebaşlamayasın! Sana, itâat edenleri hoş tutasın! Askerine inâmı, ihsânıeksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemiadâletle şenlendir ve Allah için cihâdı terk etmeyerek beni şâd et!Ulemâya riâyet eyle ki, din işleri nizâm bulsun! Nerede bir ilim ehliduyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm göster! Askerine ve malına gurûrgetirip, din ehlinden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz Allah yoludur. Vemaksâdımız Allah’ın dînini yaymaktır. Yoksa, kuru kavga ve cihângirlikdâvâsı değildir. Sana da bunlar yaraşır. Dâimâ herkese ihsânda bulun!Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emânetediyorum!”
Bütün Osmanlı padişahları bu vasiyete aynen uymuşlardır. Bütün dünyayı bu prensiplerle idare etmeyi hedeflemişlerdir. Fatih Sultan Mehmed Han’ın, “Dünyâda tek bir din, tek bir devlet, tek bir pâdişâh ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır”sözü bunu göstermektedir. Ömrünü bu davada tüketmiş, hiçbir engel onubu yoldan alıkoyamamıştır. Örneğin, bir seferinde Zigana Dağlarını yayageçmek zorunda kalmış ve bu sırada büyük güçlük ve sıkıntılarlakarşılaşmıştı. Sefer sırasında yanında bulunan Uzun Hasan’ın annesionun çektiği bu eziyetleri gördükten sonra kendisini seferden alıkoymakkasdıyla; “Ey Oğul! Bunca zahmete değer mi?” deyince yüce Hakan; “Heyana, bu zahmet din yolunadır. Zahmeti ihtiyar etmezsek bize gâzi demekyalan olur” diye cevap vermiştir. “Velî” tabiatlı olan Pâdişâh, BâyezîdHan da, yaptırdığı câminin inşâsı bitince; “Her kim ömrü boyunca ikindive akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemişse ilk cumâ namazında oimâm olsun” demiş, bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, hazerdeve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştı.
“Biz Allah tarafından memur olmadıkça bir sefere gitmeyiz” diyen Yavuz Sultan Selim Hanise, cihan hâkimiyeti dâvâsında çok kudretli bir sîmâdır. İki büyükmeydan muhârebesiyle Memlûk Devletini ortadan kaldıran, mübârekmakamlara hizmetle şereflenen ve Müslümanların Halîfesi unvânını alan YavuzSultan Selim, 25 Temmuz 1518 günü İstanbul’a ulaşmıştı. Ancakİstanbul’da halkın büyük bir karşılama hazırlığı yaptığını işitincegece vakti yanında birkaç kişiyle kayığa binerek gizlice TopkapıSarayı’na çıktı. Ertesi gün pâdişâhın sarayda olduğu öğrenilince hiçbirmerâsim yapılamadı. “Biz ne yaptık ki bu kadar rağbet edilir!” diyencihan pâdişâhı gâyet sâde giyinir, devlet işleri dışında gösterişerağbet etmezdi. (Osmanlı padişahlarının, her birinin buna benzerpek çok faziletleri, menkıbeleri vardır. Yerimiz sınırlı olduğu içinsadece bir iki örnek verebildik. Bu konuda daha geniş bilgi için, Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil’in, “Kayı-1”, “Kayı-2” kitaplarını -Şems Yayınları-önemle tavsiye ederim) Dinin direği idiler Osmanlı padişahları işteböyle, gayretli, cefakâr, dindar yaptıkları her işi Allah rızası içinyapan şahsiyetlerdi. Son devir ulemâsınınbüyüklerinden Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri derdi ki: “Osmanlıpadişahlarının hepsi dindar insanlar idi. Dini muhafaza ettiler. Dinindireği idiler. İçlerinde bir tane kötü yoktur. Ama aralarında derecefarkı vardır.” Kendilerini savunacak durumda olmayan tarihîşahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak insana yakışmaz. Hele dedikoduve iftirâdan kaçınmak, sadece dinî değil, herkesin uyması gerekenahlâkî bir vecibe olduğu unutulmamalıdır.