Batılı bir gazeteci olan Johann Hari, İngiliz The Independent’tagörüşünü kaleme aldı. O, ne Bin Ladin ne de Somali Taliban’ı yandaşı.Acı veren tarihî girişten sonra şöyle diyor:
1991 yılında Afrika Boynuzu’ndaki Somali Hükümeti yıkıldı. O zamandan bu yana 9 milyon, aç bir nüfusa dönüştü.
Batılı şer güçler bunu ülkenin besin kaynaklarını yağmalamak venükleer atıkları Somali sularına gömmek için büyük bir fırsat olarakgördüler.
Nükleer atıklar?!.. Evet, hükümetin düşmesinden sonra Somalisahillerinde, okyanusa dev variller atan esrarengiz, Avrupa gemilerigörülür oldu. Ve sahil halkı hastalanmaya başladı, başlangıçta tuhafdöküntülere maruz kaldılar, kusma ve sakat doğumlar.
Daha sonra 2005 yılındaki tsunaminin ardından denizin yüzlercevarili sahile atmasıyla insanlar radyasyon hastalıklarına yakalanmayabaşladı ve onlardan üç yüz kişiden fazlası öldü.
BM Somali Temsilcisi Ahmadu Walad Abdullah bana anlattı: “Orayaburaya gömülen nükleer materyaller, şurada kurşun ve kadmiyum, civagibi ağır metaller. Bunlara sen bir isim ver.” Bunların çoğu Avrupahastanelerine ve fabrikalarına ait ve bu maddeler en ucuz yollabunlardan kurtulmak üzere İtalyan mafyasına verilmiş... WaladAbdullah’a Avrupa hükümetlerinin bununla ilgili olarak ne yaptıklarınısorduğumda, üzülerek: “Hiçbir şey. Ne bir temizlik ne bir tazminat vene de bir önlem” dedi.
Öte yandan diğer Avrupa gemileri de Somali denizlerinin temel kaynağını, deniz ürünlerini yağmalıyordu.
Aşırı kullanım sebebiyle kendi balık servetimizi yok ettik ve şimdionlara gidiyoruz. Yıllık değeri 300 milyon dolardan fazla olan tonbalığı, karides, ıstakoz ve diğer balıklar dev yelkenli balıkçıgemileri tarafından yasal olmayan yollarla himayesiz Somali sularındayağmalanıyor.
Yerli balıkçılar geçim kaynaklarından mahrum kaldılar ve şimdiaçlar. Başkent Mogadişu’ya 100 km uzaklıktaki Marka’dan balıkçıMuhammed Husayn, Reuters Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Böyledevam ederse sahillerimizde balık kalmayacak” dedi.
İşte bu süreçte “korsanlar” dediğimiz kişiler ortaya çıktı.
Herkes şunda hemfikir ki; onlar, atık gemilerini ve balıkçıgemilerini uzaklaştırmak ya da en azından haraç almak amacıyla ilk kezsürat tekneleri kullanan sıradan Somalili balıkçılardı. Kendilerini“Gönüllü Somali Sahil Muhafızları” olarak adlandırıyorlar. Bununnedenini anlamak kolay.
Korsanların liderlerinden Suguli Ali, bir telefon görüşmesindekendilerini korsanlığa sevkeden nedenleri anlatırken “Balıklarınavlanmasına ve sularımıza çöplerin atılmasına engel olmak istiyoruz.Biz kendimizi deniz eşkıyaları olarak kabul etmiyoruz. Asıl denizeşkıyaları balıklarımızı avlayan, atıkları atan ve sularımızda silahtaşıyanlardır” dedi.
Bazıları gerçekten gangster, özellikle de Dünya Gıda Programı’naengel olanlar. Fakat “korsanlar” geçerli bir sebeple halkınhoşnutluğunu kazanıyorlar. Bağımsız bir Somali haber sitesi olan“WardheerNews”in yaptığı bir anket halkın yüzde 70’inin “ülke karasuları üzerinde bir çeşit ulusal savunma olması itibariyle korsanlığıgüçlü bir şekilde desteklediğini” gösterdi.
Amerika’nın özgürlük savaşında George Washington ve kurucu atalarkorsanlara Amerikan Kara Suları’nın korunması için yüksek meblağlarödediler. Çünkü ne deniz kuvvetleri ve ne de sahil koruma güçlerivardı. Amerikalıların ekseriyeti de bunu destekledi… Ne fark var?
Aç Somali halkından kendi sahillerinden çekilmelerini, nükleeratıklarımızda kürek çekmelerini, biz balıklarını çalıp Londra, Paris,Roma lokantalarında yerken onların bizi seyretmelerini duyarsızcabekleyebilir miyiz?
Bu cinayetlere itiraz etmedik. Fakat birkaç balıkçı, dünyapetrolünün yüzde yirmilik kısmının transit geçişini aksatınca sesimizçıktığı kadar “Bu kötülük!” diye bağırıyoruz.
Şayet korsanlığı bilfiil çözmek istiyorsak, Somalili suçluları yoketmek için savaş gemilerimizi göndermeden önce, sebeplerini –yanikendi suçlarımızı- çözüme kavuşturmalıyız .
Bugün yine imparatorluk donanmamız denize açılıyor… Acaba gerçekte eşkıya olan kim?
Bu soru Independent yazarına ait, bana değil!
NEBEONLINE