TÜRKİYE'DE EROZYON
Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de toprak kaybı sürecinin en önemlietkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve topraközelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanısıra,insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etgen,erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir.
Türkiye kara yüzeyinin %90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon cereyanetmektedir. Arazinin %63'ü çok şiddetli ve şiddetli, %20'si ise ortaşiddetli erzyonla karşı karşıyadır. Ülke genelinde yaklaşık 67 milyonhektarlık bir arazide toprak giderek yok olmaktadır. Erozyon büyükölçüde tarım alanlarında yaşanmaktadır.
İşlenen tarım alanların %75'inde (yaklaşık 20 milyon Ha) yoğun erozyongörülmektedir. Diğer bir anlatımla Türkiye tarım alanlarının ancak 5.0milyon hektarlık bölümünde erozyon yoktur. Su ve rüzgar erozyonu tümülke topraklarının %86.5'inde cereyan etmekte, rüzgar erozyonu 506 binhektarlık bir yayılımla daha çok kural iklime sahip olan Konya vedolaylarında görülmektedir.
Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprak, ABD'nin 7,Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri,yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır. Heryıl Keban barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprakbirikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprakbirlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton,tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak, erozyonlakaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 cm kalınlığında, yaklaşık400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğerdir.
Yanlış toprak kullanımı, yanlış tarım uygulamaları, kent, sanayi,ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci ise erozyonunhızını arttırdı. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarımarazileri, özellikle de verimli tarım arazileri, tarım dışıkullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya. 1978-1996yıllarında amaç dışı tarım toprağı %33 artmış ve betonlaşarak eldençıkan verimli tarım toprağı 600 bin hektara, yani verimli alanlarınyaklaşık onda birine yaklaşmıştır.
TOPRAK NEDİR
Toprak; kayaların ve organik maddelerin çeşitli derecedeki ayrışmaürünlerinden meydana gelen, içinde geniş bir canlılar topluluğubarındıran, bitkilere durak yeri ve besin kaynağı olan ve katı yerkabuğunun, uzun zaman içerisinde belirli özellikler kazanan en üstkısmını saran doğal, dinamik bir yapıdır.
Toprak, atmosfer, hidrosfer ve biyosfer ile temas halinde bulunanyeryüzüne çıkmış, kayalar, mineraller ve organik maddelerden ibarettoprak ana materyelinin fiziksel parçalanma ve kimyasal ayrışmasısonucunda oluşmaktadır. Bu oluşumda az çok birbirini izleyen fiziksel,kimyasal ve biyolojik olaylar büyük rol oynarlar. Fiziksel parçalanmaolaylarının başında, sıcaklık değişmeleri, ıslanma, kuruma,donma-çözülme, bitki köklerinin ve diğer canlıların mekanik etkileriolmak üzere, materyal üzerindeki basıncın azalması, tuz bırakması vetuzların hidrasyon, akarsu, buzul ve rüzgarların etkileri sayılabilir.
Toprak oluşumuna hizmet eden kimyasal olayları da, oksidasyon,redüksiyon, hidroliz, hidrasyon-dehidrasyon, kompleksleşme,karbonatlaşma ve çözünme şeklinde sıralamak mümkündür. Biyolojikolaylar ise etkinliklerini parçalanma ve ayrışmaya katkıda bulunmaksuretiyle gösterirler. Fiziksel parçalanma ve kimyasal ayrışma, bellikoşullara sahip doğal bir çevrede (belli iklim ve bitki örtüsü) uzuncabir zaman süresi içerisinde, belli topografyaya sahip olan bir anamateryal üzerinde gerçekleşir.
ÇÖLLEŞME NEDİR
Çöller yayılıyor mu?
Kriz zamanlarında sıkça rastlanan demogojiye rağmen kumlarçevrelerindeki alanları işgal etmektedir. Uzun süre yağmur yağmadığızaman, çöller yayılıyormuş gibi gözükmekteyse de iyi bir yağmur yağdığızaman tekrar eski sınırlarına dönmektedir.
Öyleyse her şey yolunda mı?
Hayır. Toprağın bozulması ve özelliklerini yitirmesi çığırındançıkmakta ve dünya üzeride zaten kıt olan verimli toprak yok olmaktadır.Bu olay, dünya üzerinde kurak olan bölgelerde meydana geldiği zamançöle benzer bir durum ortaya çıkmakta ve buna "çölleşme" adıverilmektedir. Mevcut çöllerin yayılmasından ziyade bu oluşum, bozulmuşbölgelerin muhtelif yerlerinde ortaya çıkmakta ve bunlar zaman içindebirleşmektedir.
Bu tanrının bir buyruğu mudur, yoksa hava şartlarından mı oluyor?
İkisinden de değil. Kuraklık çölleşmenin sebeplerinden sadece birtanesidir. Tabiatıyla etkili olduğu bir gerçektir. Fakat çölleşme,aslında insanların sebep olduğu bir problemdir. Toprağın çok fazlakullanılmasından kaynaklanır.
Bu problem sadece gelişmekte olan ülkelerdeki yoksul kesimleri mi etkiler?
Hayır. Dünyanın en fakir ve en kötü şartlar altında ve en duyarlıbölgelerinde yaşamakta olan bir milyar insan, çölleşmeden en fazlaetkilenen kesimdir. Ancak etkilenen başkaları da vardır. Gelişmiş 18ülke çölleşme tehlikesi altındadır. Günümüzde sanayileşmiş ülkelerintümü ve gelişmekte olan ülkelerin verimli bölgeleri, kendiülkelerindeki topraklardan gıdalarını temin edemeyip göç tehlikesi ilekarşı karşıyadır. Çölleşme herhangi bir yerdeki yoksulluğun zenginlikve sürdürülebilirliği her an her yerde tehdit edebildiğinin en belirginbir örneğidir.
Peki, o zaman çölleşme nedir?
1992 Dünya zirvesinde dünya liderleri tarafından kabul edilen veanlaşma metninde de yer alan tanımlama, "iklim değişiklikleri ve insanfaaliyetleri de dahil olmak üzere muhtelif faktörlerin etkisi altındakurak, yarı kurak ve az yağış alan bölgelerdeki toprağın doğalözelliklerini yitirmesi veya kısaca toprağın aşınması" şeklindedir.
EROZYON NEDİR
Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen bitki örtüsününyokedilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su verüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Erozyonun başlıcanedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün yokolmasıdır. Arazi eğimi,toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü,toprak ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetinibelirleyen öğelerdir.
TEMA'nın erozyonla mücadeleye bu kadar önem vermesinin altında,erozyonun ülkemizin yaşam koşullarını olumsuz etkileyecek kadar büyükbir tehlike olması yatmaktadır. Erozyon, Türkiye'nin gıda açısındankendine yeterli bir ülke olmasını tehlikeye düşürmektedir. Ülkemizintopraklarının % 73'ü şiddetli erozyon tehlikesine maruzdur. Rüzgar veyağmur, verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine, akarsuyataklarına ve denizlere taşımaktadır. Ülke yüzeyinden bir yıldakaybedilen toprak miktarı yaklaşık 1.4 milyar tondur. Sadece tarımalanlarından kaybedilen verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyonton/yıl'dır. Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde dekaybedilmektedir. Türkiye'nin kimyevi gübrelere ayırdığı yıllıkkaynağın 4.5 trilyon lira olduğu düşünülürse, ekonomik kaybın büyüklüğüdaha net anlaşılabilir. Erozyonla kaybedilen bir başka değer ise sudur.Kaybolan toprak yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağışdepolanamamaktadır.
Erozyon toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazikullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Doğduğu vebüyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentleregöçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, altyapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunlarıdaha da ağırlaştırmaktadır.
Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden nasibinialmaktadır. Yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini dolduraraksu depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasınaneden olmaktadır. Erozyon sonucunda toprağın altındaki cansız tabaka(ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybedenarazilerde çölleşme başlamaktadır. NASA'nın yaptığı bir araştırmayagöre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi halinde Türkiye'nin büyükbir bölümü 55 yıl sonra çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir ülkenintemel sorunları, açlık, sussuzluk, işsizlik ve iç göç olacaktır.
EROZYONUN ZARARLARI
• Bitki örtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini artırır.
• Verimsizleşen ve yok olan tarım arazileri üzerinde yaşayanlarıbesleyemez duruma gelip, kırsal kesimden kentlere doğru göçüarttırarak, büyük ekonomik ve toplumsal sorunlara yol açar.
• Meraların yok olması hayvancılığın gerilemesine neden olurken,gelirin azalması ve iş olanağının daralması sonucunu doğurur. Bitkiörtüsünün yok olması, erozyonun yanı sıra toprak kayması, taşkın ve çığfelaketlerini artırır.
• Erozyon sonucu taşınan verimli topraklar, baraj göllerini doldurarak, ekonomik ömürlerini kısaltır.
• Yeşil örtü ve toprağın elden gitmesi ile ortaya çıkan iklimdeğişikliği ve bozulan ekolojik denge sonucunda, vahim boyutlarda doğalvarlık kaybedilerek ekonomik zarara uğratır.
• Bitki örtüsü ve toprağın olmadığı bir yüzey, kar ve yağmur sularınıemmemediğinden, doğal su kaynakları düzenli ve sürekli olarakbeslenemez.
• Kaybedilen toprak örtüsünün yeniden oluşması için binlerce yıl gerekir.
DÜNYADA EROZYON
Dünyamızın yüzeyine yerkabuğu denmesi bir rastalantı değildir.Gezegenin üzerindeki bütünhayat, kıtaları kaplayan incecik ve hassastoprak kabuğuna bağlıdır. Bu kabuk olmasa, yaşam okyanuslardan karalaraatlayamazdı. Bitkiler, ekinler, ormanlar, hayvanlar ve tabii kiinsanlar olmayacaktı.
Gezegenimizin eti olan bu değerli kabuk son derece yavaş meydanagelmesine karşılık son derece süratle ortadan kalkabilir. Bir parmakderinliğinde bir toprak tabakasının oluşması için, asırlar geçmesinegerekmektedir. Olumsuz şartlar bir iki mevsimde bu tabakayı yok edipokyanuslara taşıyabilir. Topraktan oluşmuş yerkabuğu, kendisinioluşturan bu tabakayı süratle kaybetmektedir.
Worldwatch Institute, her sene toprağın üst tabakasının 24 milyartonunun kaybedildiğini ileri sürmektedir. Son yirmi sene içerisindeABD'deki bütün ekili alanı kaplayacak kadar toprak kaybolup gitmiştir.Olay gittikçe vahimleşmektedir.
Bu kriz, özellikle dünya üzerindeki kararların üçte birinden fazlasınıkaplayan kurak alanlarda ortaya çıkmaktadır. Çölleşme, topraktabakasının son derece hassas, bitki tabakasının son derece ince veiklimin son derece sert olduğu bu bölgelerde kendini hissettirmektedir.Toprak her yerde bozulabilir ama kuru iklideki bozulmaya çölleşme adıverilmektedir. Dünya üzerindeki 5.200.000.000 hektarlık tarımdakullanılan kurak alanların %70'i özelliklerini yitirmiştir. Dolayısıylaçölleşme, toplam kara alanının %30'una zarar vermektedir.
Afrika'da kurak alanların %73'ünü kapsayan bir milyon hektarın üzerindearazi, orta derecede veya ciddi bir çölleşme tehlikesi ile karşıkarşıyadır. Asya'da 1.4 milyon hektar aynı şeklide etkilenmektedir.Fakat, bu problem sadece kalkınmakta olan ülkelere mahsus değildir.Ciddi bir şekilde veya orta derecede çölleşmiş kurak alanların en fazlabulunduğu kıta- %74 ile Kuzey Amerika'dır. Avrupa Birliği'ndekiülkelerin beş tanesinde çölleşme sorunları mevcuttur. Asya'da en fazlaetkilenen bölgeler eski Sovyetler Birliği'nde yer almaktadır.
Genel olarak bakılırsa, çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan kurakalana sahip 110 ülke olduğu görülür. Birleşmiş Milletler Çevre Programı(UNEP), çölleşmenin genel maliyetinin senede 42 milyar dolar olduğunuhesaplamıştır. Sadece Afrika'nın yıllık kaybı 9 milyar dolardır.
Manevi kayıplar ise, daha ağır olmuştur. Dünya nüfusunun beşte biridemek olan bir milyardan fazla insanın yaşamı tehlikededir. 135 milyonkişi-Fransa, İtalya, İsviçre ve Hollanda'da yaşayanların toplamı kadar-doğup büyüdükleri yerleri terk etmek mecburiyetinde kalabilirler. Tozhaline dönüşmekte olan yerleri bugüne kadar kaç kişinin terk edipgittiği bilinmemekle beraber mutlaka milyonları bulmaktadır. Mali veBurkina Faso'da yaşamakta olanların altıda biri, kendi yörelerini terketmek zorunda kalmışlar ve bunun bir sonucu olarak da, şehirlerinçevrelerindeki gecekondular fazlalaşmıştır. 1965 ile 1988 seneleriarasında Mauritania'nın başşehri Nouakchott'da yaşamakta olanlarıntoplam nüfusa oranı %9.9'dan %41'e yükselmiş ve göçebelerin oranı ise%73'ten %7'ye düşmüştür.
Topraklarını yitirmiş olanlar, rüzgârın kendilerini götürdüğü yerlerdetekrar kök salmaya çalışmaktalarsa da uzaktaki ülkeler, bu göçtenetkilenmektedir. Meksikalı göçmenleri, ABD'ne iten unsurlardan birtanesi de çölleşmedir. Senegal Vadisi'nin yüksek ve orta bölgelerindeyaşayanların beşte ikisi şimdiden göç etmiştir. Fransa'daki Bakelbölgesindeki nüfusu, köylerini geride bırakıp buraya göç etmişinsanların çoğunluğu oluşturmaktadır. Ama bir imkan bulunabilseydi, buinsanlar kendi memleketlerinde kalmayı tercih ederdi.
Yağış almayan bölgelerde halen sürmekte olan on silahlı çatışmanınbaşlamasının sebepleri arasında çölleşme de bulunmaktadır. Çölleşme,Somali gibi yerlerde siyasi dengesizlik, açlık ve toplumunparçalanmasına sebep olduğu gibi, insani yardım ve felaketleri önlemeçabası şeklinde büyük miktarda harcamalara yol açmaktadır. Aynı zamandaküresel ısınma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolması gibi, çevre korumasorunlarını da ağırlaştırmaktadır.
Çölleşme, bir bakıma yanlış bir terimdir. Bazıları bu, dünya üzerindemevcut olan çöllerin yayılması, yani kumların verimli topraklarıörtmesi gibi kabul etmektedir. Çöl sınırlarının iklim ve yağmurşartlarına göre genişleyip küçüldüğü bir gerçektir ama, bu tamamendeğişik bir konudur. Çölleşme-çirkin bir işlemi ifade eden çirkin birterim adeta bir cilt hastalığı gibidir. Bozulmakta olan araziler yeryer patlak verir. Bu patlamalar, en yakın çölden binlerce kilometreuzakta da olabilir. Bu alanlar yavaş yavaş büyür, birleşir ve çölüandıran şartlar oluşturur.
Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması (The Convertion of CombatDesertification) ülke liderlerinin 1992 senesinde Rio'daki DünyaZirvesi'nde kabul etmiş oldukları çölleşme tanımını kabul etmektir. Butanım, hem iklim şartlarını hem de insanların faaliyetlerini suçlubulmaktadır. Aynı zamanda, "çölleşme fiziksel, biyolojik, siyasi,kültürel ve ekonomik faktörler arasındaki karmaşık bir bileşim sonucuortaya çıkar" denmektedir.
Kuraklık, genellikle çölleşmeyi başlatır veya daha kötüleşmesine sebepolur, Ancak, insanların dört faaliyeti genellikle çok daha etkiliolmaktadır. Yanlış tarım uygulamaları toprağı tüketmektedir. Aşırıotlatma, toprağı erozyondan koruyan bitki tabakasını ortadankaldırmaktadır. Ormanların tahrip edilmesi, araziyi toprak yapan ve buikisini birbirine bağlayan imkânı yok etmektedir. Yanlış sulama, tarımyapılan araziyi tuzlu bir halde bırakmakta ve her sene 500.000 hektarıçölleştirmektedir. Bu miktar, her yeni sulamaya açılan alana eşittir.
Eskiden kurak alanlarda yaşamakta olanlar, kendi topraklarını haddindenfazla işlemek ve mevcut ağaçları tahrip etmekle suçlanırlardı. Fakatanlaşmanın da kabul ettiği gibi, bu uygulamanın altında insanlarınbaşka türlü hareket etmelerine imkan bırakmayan sebepler yatmaktadır.Yoksulluk, bu sebeplerin başında gelmektedir. Son derece fakir olan buinsanlar, kendi geleceklerini ipotek altına almakta olduklarınınfarkında olmalarına rağmen ailelerini bugün besleyebilmek içinellerindeki topraktan mümkün olduğu kadar istifade etmek zorundakalmaktadır.
Kurak alanlarda yaşayan yoksul insanlar kendi geleceklerini tayin etmekbakımından fazla bir şansa sahip değillerdir. Kendi ülkelerinde bilebir kenara atılmışlardır. Ektikleri arazi kendilerinin değildir. Ulusalveya bölgesel politikaların saptama bakımından pek etkili olduklarısöylenemez. Ekonomik, siyasi ve coğrafi olarak dünya üzerindekivarlıkları adeta bilinmez. Çölleşmeden en fazla etkilenen kadınlarınise kendi toplumlarında bile hemen hiç sesleri çıkmaz. Kuraklık buinsanlar için felaket demektir. Ama tarımsal ürünlerin bollaşmasına vefiyatların düşmesine yol açan yağmur da onlar için zaman zaman felaketanlamına gelmektedir.
Nüfus ve tarımsal ürünlere olan talep arttıkça topraktan yararlanmanınklasik yöntemlerinin yetersiz kaldığı gözlenmektedir. Tek tip tarımgibi yeni uygulamalar bu durumu daha vahim bir hale getirmektedir.Koruma ilkelerine hiç önem vermeden gittikçe daha fazla toprağındevreye sokulması sonucunda yoksul çiftçilerle hayvan yetiştiricilerirandıman alamayacakları arazilere doğru itilmektedir.
Geçmişte kalkınmayı planlayanlar, kurak alanlarda yaşamakta olaninsanları gözardı etmişlerdir. Ancak bu insanlar uzun bir süreden berikendilerini besleme imkanlarını yarattıkları bu toprakları veekosistemi herkesten daha iyi tanımaktadır. Çölleşmeyi önlemede buinsanlardan yararlanmak gerekir.
Anlaşma bu gerçeği vurgulamakta ve 1995 senesinde Kopenhag'da yapılmışolan Sosyal Kalkınma Zirvesi'nde belirtilmiş olan sürdürülebilirkalkınmanın insanlara hizmet etmesi ve insan merkezli olarakgerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Yeni bir yaklaşımsergileyen bu anlaşma o yörelerde yaşamakta olan insanların çölleşmekonusunda katılımcı olmaları ve bu insanların yoksulluklarına bir çarebulunması gerektiğini ileri sürerek bugüne kadar kabul edilmiş olanmetodları alt üst etmektedir. Aynı zamanda, çölleşmenin durdurulupkaybedilmiş alanların geriye kazanılabileceğini ve kendi topraklarıüzerinde aklamaya razı edilerek gezegenimiz üzerinde yaşamakta olanyoksulların gelirlerinin ve gururlarının iade edilebileceğini imaetmektedir. Belki de çölleşmenin yol açtığı iç içe geçmiş vebirbirlerine bağlı krizlerin önünün alınması için en iyi ve belki de enson şansı sunmaktadır.
KAYNAKLAR
TEMA VAKFI