Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Uluslar Hakkında [Galonlar ,Pyrokalar] Bilgi  (Okunma sayısı 288 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Uluslar Hakkında [Galonlar ,Pyrokalar] Bilgi
« : Ağustos 14, 2008, 06:11:53 ÖS »







Genel Bilgiler

Atrón – Atrónoloji :

Sadece atrónda değil, atrónun yan teknolojilerinde de oldukça ileri bir konuma gelmiş olan Galonlar için bu enerji yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle tjonların yardımı ve öğretmenliği altında teknik ve teknolojik ilerlemelerini perçinlemişler, halkın atróna bakış açısını güçlendirmişler ve atrón kullanımını teşvik etmişlerdir. Gunapest ve Katug’da bulunan iki büyük ankhenon çıkartma noktası ile bu bölgeler, imparatorluğun ankatrónoloji (AA teknolojisi) merkezi haline gelmişlerdir.

Atrón-ankhenon teknolojisine ve atrónolojiye yönelik ciddi çalışmalar yapan bir çok Miğfer (İmparatorun Miğferi) ve atrón okulu ile psişik kütüphane bulmak mümkün olsa da, her konuda olduğu gibi bu alanlarda da yönetim merkezleri başkent Galon-Juren’de, imparatorun direkt otoritesi altında bulunur. Hemen hemen her önemli şehirde atrón okulları bulmak mümkün olsa da, en büyük okullar, üniversiteler ve “Ar-Ge” merkezleri başkenttedir.

Bazı şehirlerdeki üniversiteler, genellikle İmparatorun Miğferi yapılarına bağlı olarak, çeşitli alt atrón dallarına uzmanlaşma eğilimdedirler. En ünlüleri başkentte bulunan Juren Akademisi (Elemental atrónizm) ve Katug Atrón Akademisi’dir (Elektrónizm).

Sadece Galljan İmparatorluğu’nda bulunan ve tjonların geliştirdiği bir atrón tekniği olan düşünce mimarisi ise, tjonların yaşam alanı ve başkenti olarak bilinen Orah şehrindeki akademi aracılığı ile insanlara öğretilir. (Galonlara bu konuda en çok yaklaşanlar, ses mimarisi tekniği ile Daehronlardır) Her ne kadar hiçbir insan bugüne kadar bir tjon kadar bu teknikte başarılı olamamışsa da, bu alandaki tjon-insan ittifakı ile Galonlar bir çok muhteşem ve mucizevi yapıyı inşa etmeyi başarmışlardır.

Atrón ve atrónoloji bu ülkede felsefelerden çok ihtiyaçlara göre şekillenir. Bu durumun en önemli sebepleri çekirdek Galon kültürünün kozmopolit olması nedeniyle hiç bir fikir akımının yeterince güçlenememesi ile imparatorluktaki hayatın zorluğu nedeniyle, insanların pratik sonuçlarla daha çok ilgilenmesidir. Galljan İmparatorları, Pyroka Şarlarına göre atróna daha pragmatik yaklaşmakta ve bu enerjinin kullanım alanlarını denetlemekle ilgili özel politikalar gütmemektedirler.

Galljan İmparatorluğu dev bir birleşmiş kültürler topluluğu olabilir; ancak imparatorluğa mensup çoğu toplumun atróna bakışı benzerdir.

Ankatrónoloji ve Teknoloji:

Galljan İmparatorluğu’nda Teknoloji ve AA-teknolojisi, atrón ve atrónoloji ilimleri kadar gelişmiş değildir. Askeri alanlardaki talep teknolojiyi ve günümüzün en heyecan verici teknoloji dalı olan ankatrónolojiyi iteklediği için, Galonların bu alanlardaki açıklarını kapatabilecekleri düşünülebilir. Galonların devasa mancınığı “meteor fırlatıcı” veya açık alan savaşlarının etkili silahı “ateş vagonu” gibi icatları, onların ankatrónoloji ve teknoloji anlamında boş durmadığının kanıtıdır.

Galonların sahip oldukları ankhenon madenleri, Pyroñom Şarlığı’ndan sonra, kıtadaki en zengin ve geniş olanlardır. Katug’da ve Gunapest’te imparatorluğun ankhenon üretim merkezleri kuruludur. Ne var ki gerek kesme teknikleri, gerekse işleme ve son ürün haline getirme konusunda ki bilgi eksikliği, Galljan İmparatorluğu’nu ileri düzey uygulamalar için Pyroñom Şarlığı’ndan gelen kaliteli ankhenon taşlarına bağımlı kılmaktadır. Daha basit ihtiyaçlar için ise kendi mamülleri olan işlenmiş ankhenon taşları imparatorluğun ihtiyacını karşılamaktadır.

Son yıllarda, ankhenon ile ilgili bilim dallarında önemli gelişmeler göstermiş olmalarına rağmen bu konuda hala Pyroñom’un gerisindedirler. Özellikle GSF ülkelerine ham ve işlenmiş ankhenon ihraç ederek ithalatlarından doğan açığı kapatmaya çalışmaktadırlar.

Galonlar, tarımda ve sanayide kullanılacak araç-gereçlerin daha kaliteli hale gelmesi için pek çok teknoloji alt yapısı kurmakta ve yatırım yapmaktadırlar. Askeri teçhizat üretiminde kullanılan tekniklerin geliştirilmesi için kurulan fabrikalar, metalürji ve gelişmiş zırh üretimi konusunda kıtanın lideri olmaları, denizcilik ve savaş gemisi üretimi konusunda ise GSF ülkeleri, Jihónsailer ve Pyrokalar ile ciddi bir yarış içinde olmaları, onların teknoloji konusundaki duyarlılıklarını açıkça gösterir.

Tarım ve Sanayi:

Sorién kıtasının en büyük tarım çıktısına sahip olan Galljan İmparatorluğu, sanayisini de oldukça güçlendirmiş ve muazzam işçi gücüyle zengin kaynaklarını birleştirerek üretim açısından kıtanın bir numarası olmuştur. Dev nüfusunun başlıca besin kaynağı tarım ürünleri olduğu için Galonlar tarıma zaten ağırlık vermek zorundadır. Yine de tarımın gelişmesinde dış ticaretin payı büyüktür, çünkü Galon toprakları pek çok egzotik meyve ve tahıl türüne ev sahipliği yapar ve bu ürünler dış pazarda oldukça iyi fiyata alıcı bulur.

Bütün kıyı şehirlerinde gelişmiş ve yoğun bir balıkçılık faaliyeti içinde bulunan Galonlar, bu konuda kıtalar arası ticarette de önemli bir oyuncudur. İmparatorluk Sorién’de GSF’nin ardından en büyük ikinci balıkçılık rezervine sahiptir. Galonların balıkçılıktaki en büyük handikapı, bu konudaki başlıca rakipleri olan GSF’nin Sorién’in güneyinden, Buzul Denizinden son derece değerli balık türlerini avlayabilmesi ve bu sayede rekabette üstünlük kurmasıdır.

Galljan kerestecilikte de ileridir. Bu sanayi dalının kalbi Yüce Ağaç Bölgesi’dir. Ayrıca, Orah ve Katug’da da, büyük kereste tesisleri vardır.

Galonlar demircilik konusunda daha da iddialıdır. Ülkelerinde ki demir ve kömür madenleri, en yakın rakipleri olan GSF’nin (federasyonun toplam rezervinin) iki katıdır. Pyroñom Şarlığı ve Asnaigorn İmparatorluğu gibi kıtanın güçlü oyuncularının ise iki katından bile fazla rezerve sahiptir. Altın rezervi bakımından ise Asnailerin, Daehronların ve Pyrokaların ardında dördüncü sırayı alır.

Ülkenin sanayi başkentleri olan Galon-Juren ve Gunapest, AA Teknolojisi ve klasik sanayi dalları ile ilgili tüm büyük fabrikalara ev sahipliği yapar.

Silah üretim, maden işleme, ankhenon işleme fabrikalarının önemli bir kısmı ve zırh üretimi ile teknik araç/gereç üretimi fabrikaları Galon-Juren’de bulunur. Bunlardan başka çok miktarda maden işleme tesisi, madenlerin çıkartıldığı şehirlerde kurulmuştur. Ayrıca, tarım başkenti olan İmparisa’da tarımla ilgili çok önemli tesisler yer alır.

Galljan İmparatorluğu’nda Atrónun Kısa Tarihi:

Galonların atrónla tanışmaları oldukça geç olmuştur. MTS 246 yılında, Galljan İmparatorluğu yakınlarında bulunan Hrossac Sıradağları yakınlarındaki Orah bölgesinde; saijevalar ile tjonlar arasındaki bir savaşın haber alınması ve tjonların tarafında savaşa girilmesi ile Galon-Tjon müttefikliği doğmuştur ve bu müttefiklik, Galonlara atrónu armağan etmiştir.

Galonların, atrónla kendilerinden yaklaşık üç asır önce tanışan Pyrokalar ile bugün kafa kafaya olan atrón güçlerinin nedeni çok daha kısa sürede çok daha önemli atılımlar yapmış olmaları değildir. Atróna müthiş bir yeteneği olan tjonlar tarafından desteklenmeleri onların gelişim hızının anahtarıdır. Tjonlar, Galonlara atrónu öğretmekle kalmamış, atrónoloji konusunda da bilinçlendirmiş ve onların gelişimine bizzat öncülük etmişlerdir. 246’dan bu yana hızla ilerlemelerinin bir başka nedeni de Zsech-Liron döneminde atrónun yıkım gücünden en çok zarar gören ulus olmalarıdır. Pyrokaların atrónun ne derece denge değiştirici bir unsur olduğunu onlara son derece acı bir şekilde öğretmesi, atrónolojiyi Zsech-Liron sonrasındaki tüm imparatorların birincil önceliği yapmıştır. Büyük savaş döneminin sonrasında, özellikle Pyrokalar ve GSF ile yaşadıkları soğuk savaş ve çekişme döneminde atrón daha da stratejik bir hal almış, hatta gizli bir yarış haline gelmiştir.

Siyasi ve Askeri Durum Odaklı Özet Tarih:

Galonların tarihiyle ilgili en detaylı bilgiyi veren İmparatorluk Kütüphanesindeki Galin Ansiklopedisine göre, Galonların asıl tarihi Modern Tarihten Önce (MTÖ) 700’lere kadar dayanır. Bu tarihten öncesi mitsel ve destansıdır, dolayısı ile doğruluğu tartışılır. Ne var ki özellikle MTÖ 550’den sonrası daha somut bilgilere ve bulgulara dayandığından, tarihi gerçekler olarak kabul edilmeleri daha makul gözükür. Bu bilgilere göre Galonlar ve Galinler (birbirleriyle akraba, hatta bazı kaynaklara göre birbirleriyle tamamen aynı ırktan olan, aynı dili konuşan ama lehçeleri biraz farklı olan iki ulus) o dönemlerde şehir devletleri şeklinde örgütlenmişlerdi ve üniter bir yapıları yoktu. Aralarında sık sık iç savaş da yaşanırdı.

Tarihin bu döneminde Galonlar askeri açıdan disiplinli ve kalabalık ordulara sahip olmakla birlikte, askeri teknikler bakımından zayıf gözükmektedirler. Henüz lejyon kavramı yoktu, ordular genellikle mızrak, kargı ve kısa bir kılıç kullanırlardı. Balta gibi ağır silahlar elit ordularda bulunurdu, fakat Ançların teberlerine ve at arabalarına, Fyrokaların güçlü yaylarına ve ağır atlılarına, Sandillilerin Paibon süvarilerine ve Asnardaklıların muhteşem atlı birliklerine karşı oldukça etkisiz gözükmektedirler. Doğu Sorién’deki diğer halklardan ise oldukça ileri oldukları söylenebilir.

Devrin en güçlü devleti, doğudaki Fyroka-Sandillion İmparatorluğu, dini gerekçelerden ötürü kendi tebası olan Ançları sürgün edince, bu halk Galonların yaşan alanına doğru göç etmek zorunda kaldı. Takip eden yıllarda, göçebe bir halk olan Ançlar önce hayatta kalabilmek için Galon ve Galin şehirlerine, sonra intikam almak için Fyroka-Sandilli birleşik imparatorluğuna saldırır. O dönemde birleşik bir siyasi oluşum olmayan Galon ve Galin halkları, kendi aralarındaki düşmanlıklar, güneylilerin Solenilth ırkıyla olan amansız savaşları, kuzeylilerin de ticari ve mezhepsel çatışmaları gibi sebeplerle kolayca Ançlara boyun eğdiler. Ançlar, karmaşık bir tarih periyodundan sonra Doğu Sorién kıtasının batısındaki halkları da (Kara büyücülerin halkı olarak bilinen Sirialler (büyük ihtimalle antik atrónistlerin yönettiği bir devlettir) ve Asnardaklılar gibi güçlü uluslar dahil), Fyroka(Galon dilinde Firoj)-Sandilli İmparatorluğu’nu da, tüm Galon şehirlerini de istila ederek büyük bir devlet kurarlar.

Yaklaşık 40 yıllık bir dönemi kapsayan Ançların yükselişi ve Doğu Sorién’i ele geçirişi sırasında, Galonların askeri teknikler olarak yeni denemelerde bulundukları ve süvarilere ağırlık vermeye çalıştıkları görülür.

Galon ve Galin halklarının, tüm Doğu Sorién halklarıyla birlikte Ançların eline düşmesinden sonra (takribi MTÖ 480) tarihin uzun bir dönem boyunca karanlık kaldığı görülür. Bu dönemde yine mitlerin ve efsanelerin bollaştığı, üstün ırkların savaşları yüzünden insanlığın ciddi şekilde etkilendiği ve özellikle atrón olduğu tahmin edilen üstün bir enerjiyle ilgili efsanelerin bollaştığı bir tarih periyodu başlar (Sisli Tarih olarak adlandırılan bu tarih periyodu hemen hemen tüm kıta için geçerlidir, MTÖ 455-255 arasını kapsar). Bu dönemin Galonların siyasi tarihi açısından önemi, bir şekilde Anç hakimiyetinin Doğu Sorién’in batısındaki halklar için kalktığı, ancak kendileri dahil doğu kesimi için hala Ançların ciddi sıkıntı olduğunun bilinmesidir. Bazı kuzeyli şehir devletleri haricinde, Galon coğrafyasının büyük bölümü hala Anç hakimiyetindedir, ne var ki aradan geçen iki yüzyıl boyunca sürekli olarak Ançlara bağlı kalıp kalmadıkları bilinmemektedir (Büyük ihtimalle sık sık isyanlar yaşanıyordu, kuzeyli kabilelerin özgürlüğünü kazanmasında Ançların merkezi yerleşimlerine uzak olmaları etkili olmuş olmalıdır).

MTÖ 255’den sonraki tarih, Galonlar için oldukça hareketlidir. Tarihçilerin tüm Sorién kıtası tarihi için “Milliyetçilik ve İstilalar Dönemi” olarak adlandırdığı MTÖ 255-175 arası kesit, Doğu Sorién’de iki ulusun; Galonların ve Fyrokaların yükselişine sahne olmuştur. İyice zayıfladığı anlaşılan Anç hakimiyeti, ufak milletlerin (Limlo, Jei, Sai, Esber, vb…) isyanlarının ardından Fyrokaların ve Sandillilerin isyanlarıyla iyice çözülmüştür. Ançlar sadece Galon topraklarında tutunabilmiş, bunu da Galonların hala üniter olmayan yapısı sayesinde başarmışlardır.

Tarihin bu bölümünde Galonların kaderi değişir. Güçlü bir Galon kabilesi olan Jurenhular, Ançların Fyrokalarla yaptıkları bir savaştan sonra Galon-Juren şehrinde ve çevre yerleşimlerinde bir ayaklanma çıkartarak, şehirlerini kurtardılar. Daha sonra bir başka kabileye ait olan ancak hala Anç istilası altında bulunan Katug’u alarak yüzyıllar sonra ilk defa birleşik bir Galon devletini kurdular. Bu devlete, “birleşik Galon şehirleri” anlamına gelen Galljan ismi verildi.

Jurenhular, diğer Galon kabilelerinden farklı olarak ağır piyadeleri çok etkili kullanan bir orduya sahipti. Ançların at arabalarına karşı onları zafere götüren bu yayalar, şehir kuşatmalarında da çok işe yarıyordu. Ayrıca Jurenhular çift kılıç taşıyan ve yakın dövüşte oldukça etkili olan “Tsamji” piyadelerini bir süredir ordularında etkin olarak kullanıyorlardı. Tsamji, şefin koruması anlamına gelen bir kelimedir ve elit askerlere verilen isimdir. Onların bir başka özelliği de, diğer orduların aksine şeften aylık almaları ve hayatlarını şeflerine adamış olmalarıdır. Tsamjiler, Galon topraklarında tutunmaya çalışan Ançları bu ülkeden sonsuza dek süren orduların baş kahramanı olmuştur.

Tsamjili Galljan orduları, Ançları sürdükten sonra bazı şehir devletlerini kendilerine bağlayabildiler, fakat bazı Galon kabileleri Galljan oluşumuna katılmayı reddetti. Jurenhular, kendilerinden çok daha önce Ançlardan kurtulmuş ve hızla güçlenen Fyroka tehdidi yüzünden yeni bir iç savaşa girmeyi göze alamadılar. Böylece tam bir Galon birliği yine sağlanamamış oldu.

Bu tarih periyodunun sonunda, yavaş yavaş savunma sanatlarında ve uzun menzilli yay kullanımında gelişmeye başlamış Galon kabileleri ile, Jurenhuların önderliğinde birleşmiş ve ağır piyadeleri ile yükselen Galljan devleti, müthiş bir yükselme devrine girmiş Fyrokaların gazabından korunabilen yegane siyasi oluşumlar olarak kalacaklardır. Fyrokalar, önce kendilerine yarı bağımlı hale getirdikleri Sandillileri tamamen sindirmiş, sonra pek çok ufak ulusu ve Ançlardan boşalan pek çok bölgeyi ele geçirerek büyük bir imparatorluk kurmuştu. Onlara karşı Doğu Sorién’in batısındaki güçlü savaşçı halk Asnardaklılardan başka dayanabilecek kimse yoktu (Sirialler Ançlar zamanında ağır bir soykırıma uğradıklarından tarihten silinmişlerdir). Fyrokalar, Galonların hala dağınık olmasını göz önüne alarak onları tehdit olarak algılamadıklarından, dikkatlerini Asnardaklılara çevirmişlerdi. Aralarında başlayan savaş, Galonlara değerli bir zaman kazandırmış ancak bu zamanı Galljan devleti iyi değerlendirememiştir.

Fyrokaların Asnardaklıları da tamamen sindirmeleriyle, Doğu Sorién’de Galonlar için tehlike çanları yeniden çalmaya başlamıştır.

MTÖ 175-145 dönemi, tarihe yeniden mitlerin ve efsanelerin bolca karıştığı ve üstün ırkların insanları da etkileyen pek çok eylemi gerçekleştirdiği bir dönemdir. Bu dönem “Gerçeğin Ötesinde” öğretisinin (bugün Sorién kıtasının en yaygın dinidir) yayıldığı, dolayısıyla dini savaşların ve kütlerin siyasi tarihi oldukça etkilediği bir dönemdir. Doğal olarak da, tarihi belgeler ile dini efsaneler birbirine karışmış, hangisi gerçek hangisi hayal ürünü belirsiz kalmıştır. Tarihin tartışılan dönemlerinden biri olan MTÖ 175-145 “Gerçek Ötesi Boyutların Yaratılışı ve Merkezi Dinler Tarihi” olarak da bilinir.

Galonlar, bu dönemde kendi içlerindeki birleşmeyi tamamlamayı başarmışlardır. Ara sıra Fyrokalar ile yaşanan savaşlar, dışardaki büyük bir düşmanın varlığı ve Anç istilasından alınan dersler, onların birleşmesini hızlandırmıştır. Galonlar, birleşik şefliklerine Galljan İmparatorluğu adını vermişler ve kendilerini birleştiren büyük hükümdar Daerioseorn’a “İmparator” unvanını yakıştırmışlardır. Daerioseorn (kısaca Daerio) üniter Galon yapısını güçlendirmek, etnik ve mezhepsel çeşitliliği azaltmak (ki kıtadaki tüm uluslar içinde en kozmopolit olan halk hala Galonlardır) ve dil birliğini sağlamak için kimi zaman çok sert önlemler almıştır. Hatta bugünkü tanrı-imparator öğretisinin ve politikasının kurucusu olduğu söylenebilir. Daerio, Galonların başına sürekli iş açan bu aşırı çeşitli etnik ve dini yapıyı üniter yapıya çevirmek için aşırı devletçi ve sosyalist bir devlet anlayışı gütmüş, imparatora sadakati ve Galon milliyetçiliğini güçlendirmek için en aşırı önlemleri bile almaktan çekinmemiştir.

Askeri açıdan ise Daerio’nun en büyük icraati Lejyonları oluşturmasıdır. Aslında “lejyon” sistemi Fyrokalara aittir. Fyrokalar Asnardaklılarla savaşları sırasında yerel halktan topladıkları paralı askerlere lejyon demiştir. Sonra lejyonerlerden profesyonel ve daimi ordular oluşturmuşlar ve Doğu Sorién’in en etkin ordusunu kurmuşlardır. Daerio en büyük rakiplerinin bu sistemini kendi ulusu için uygulamaya koymuştur, ancak çok önemli bir farkla...

İlk Galon lejyonu, Tsamji piyadelerinden oluşmuştur ve ismi İmparatorluk Lejyonu olmuştur. Lejyonerler böylece tanrı-imparator politikasının ilk uygulayıcıları olmuşlar, zaten eskiden beri süregelen şefe bağlılık yerini imparatora bağlılığa, hatta tapınmaya bırakmıştır. Her ne kadar dönemin yükselen değeri “Gerçeğin Ötesinde’ye İnanış” Galon halkını etkilese de, imparatorun korkusu her şeye üstün gelmiştir.

Tarihin tam bu noktasında, gerçek olup olmadığı hala bilinmeyen bazı doğa üstü olaylar olmuş ve üstün ırklar insanlara çeşitli mesajlar göndermeye başlamışlardır. Her yerde rüyalarında üstün ırklardan mesajlar aldıklarını iddia eden insanlar türemiş, gök yüzü sık sık renkli ışıklarla kaplanmaya ve kimi zaman korkunç, kimi zaman olağanüstü güzellikle görsel şölenler görülmeye başlanmıştır. Doğa üstü konulara kayan dini ve/veya mitsel tarihi bir kenara bırakırsak, dahi Daerio bu gelişmeleri kendi lehine çevirmeyi bilmiş ve bir şekilde bu olayları kendisiyle ilişkilendirerek, halkın üzerindeki otoritesini güçlendirmiştir.

Takip eden on yıllarda Galonlar ile Fyrokalar arasında sık sık savaşlar yaşanmıştır (ki bu savaşların hiç birisinin belirleyici, net bir etkisi olmamıştır). Daerio’nun ardılları ise onun izinden giderek, gittikçe imparatoru insan üstü bir öğe olarak halka kabul ettirme politikalarına ağırlık vermişler, Galljan topraklarındaki kozmopolit yapının üniter devlet anlayışında oluşturduğu gedikleri kapatmak için, gittikçe daha sert ve korkutucu bir devlet siyaseti izlemeyi uygun görmüşlerdir.

Askeri açıdan bu dönem, Galonların kara orduları bakımından Fyrokaların ordularından çok daha disiplinli ordular yetiştirmeleri ve sadakatin imparatora ölümüne bağlı olmak anlamına geldiği bir toplum psikolojisinin Galon kültürüne iyice yerleşmeye başladığı bir kesittir. Fyrokalar ise denizcilikte ve gemi yapım tekniklerinde Galonlardan çok daha üstün bir seviyeye gelmişlerdir.

MTÖ 145-35 dönemi, Doğu Sorién’in özellikle güneyi için çok hareketli geçmiştir. Galonlar için ise bu dönem daha çok Fyrokalar ile yaşanan soğuk savaşın yansımaları, ekonomik krizler, askeri teknoloji geliştirme yarışı, azınlıkların asimilasyonu (ve kimi zaman soykırımı) ve imparatorların iyice tanrısal birer öğe olarak ön plana çıkartılmaları gibi olaylarla tüketilmiştir. Aslında bu dönem, Galonların iç politikaları açısından çok önemlidir. Bir başka husus, Galon mimarisinin önemli evrimler geçirmesi ve şehirleşmenin hızlanmasıdır. Günümüzün Galon mimarisinin tohumları atılmış, imparator öğesi git gide daha ön plana çıkmaya başlamış, her şeyden önemlisi güney bölgelerindeki Anielen, Jeil ve Anç yerleşimlerinden getirilen kölelerin ve katampraların yardımıyla (bu dönemde tjonlar ve onların önderliğinde geliştirilen düşünce mimarisi olmadığı için, iş gücü çok önemliydi) devasa mimari yapılar inşa edilmiştir.

Bahsi geçen dönemin son 60 yıllık periyodunda Galonlar iç sorunlarını bastırmış bir şekilde, dikkatlerini yeniden imparatorluklarını geliştirmeye yönelttiler. Fyrokalar ile bir süredir devam eden barışı bozmak istemediklerinden, daha kolay hedeflere; güneydeki eski düşmanları Ançlara ve artık tamamen ele geçirip, tam bir sömürge yapmak istedikleri Anielen topraklarına saldırdılar. Uzun süren savaşların ardından (özellikle Rius Deresindeki aurionların beklenmedik saldırıları, solenilth ırkının da bu bölgede olması, vb... faktörlerin etkisiyle) Anielen ve Anç topraklarının tamamını imparatorluklarına kattılar.

Galonlar askeri seferlerin yüksek giderlerini karşılamak için sürekli artan vergiler ve iç piyasaya çok fazla köle girmesi yüzünden aşırı ucuzlayan iş gücünün yarattığı ekonomik buhran yüzünden çok parlak günler yaşamıyorlardı. Yine de topraklarının büyümesi ve askeri başarıları Fyrokaları rahatsız ediyordu. Öte yandan Fyrokalar imparatorluklarını kuzeydeki adacıklara (Doğu Sorién’in kuzeyindeki kırık adalara) doğru büyütmeyi başarmışlardı. Üstelik ekonomileri de çok iyi durumdaydı, çünkü denizcilikten sağladıkları karlar ve Batı Sorién’deki bazı halklarla yapmaya başladıkları ticaret son derece yüksek kar marjına sahipti.

Galonlar ve Fyrokalar, aralarındaki sessizliği bozmak için aslında can atıyorlar, ancak yanlış bir hamle yapabilecek olmanın korkusuyla bir türlü ilk adımı atamıyorlardı. Tarihin cilvesi, bu sırada bilinmeyen bir halka ait büyük bir filo, Fyrokaların Pio şehrine saldırdı ve büyük bir yıkım yarattı. Akabinde yaşanan deniz savaşlarının tamamında ağır yenilgiler alan Fyrokalar, çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya olduğunu hemen anladı. Aynı düşman Galon kıyı şehirlerini de tehdit etmeye başladığında, tarihte Fyrok-Galon paktı olarak bilinen ve iki büyük imparatorluğun ilk ittifakı olan anlaşma imzalandı. Artık Fyrokalar ve Galonlar güçlerini bu yeni düşmana karşı birleştireceklerdi. Buna mecburlardı.

MTÖ 35-0 dönemi, Sorién kıtasının tarihinde “Modern Tarihe Giriş ve Reformlar Dönemi” olarak bilinir. Galonlar için de bu dönem gerçekten reformlar tarihidir. Fyrokalarla kurulan ittifak, Galonların askeri meselelerden ziyade siyasi ve ekonomik meselelere odaklanmasına neden olmuştur. Galljan İmparatorluğu’nda ekonomik kriz sürüyordu, ancak kendilerine “Vevediler” diyen ve Fyrokalarla ortak düşmanları olan kıtalar ötesi halk ile tutuştukları savaş, bu sorunları gölgeliyordu. Ne var ki Vevedilerin saldırılarının kesildiği 20 yıl boyunca, hem başıboş kalan lejyon askerlerinin yaratmaya başladıkları huzursuzluklar, hem aç halkın isyanları, hem de azınlıklarda baş gösteren milliyetçilik akımlarının doğurduğu sancılar Galonları iyiden iyiye zor duruma düşürdü.

Galonlar bu sorunları bastırmak için imparatorluk kültünü daha güçlendirecek önlemler aldılar. Gerçeğin Ötesinde’ye tapınış, üstün ırklara tapınış, şamanizm, ata kültü, ateş dini gibi diğer güçlü inanışları zayıflatmak için sudan bahanelerle din adamlarını katletmeye ve tapınakları yıkmaya koyuldular. Kült rahiplerinin bu dönemde çok etkin bir hal aldığı ve hem Fyrokaların ajanlarına karşı kontra-istihbarat sağladıkları, hem de azınlıkların ayrılıkçı hareketlerine ve diğer dinlerin yayılma politikalarına karşı müthiş bir başarıyla mücadele ettikleri bilinen bir gerçektir.

Dini hamlelerin yanısıra, ideolojik bazı adımların atılması gerektiğini de fark eden imparatorlar Galljan İmparatorluğu’nun ilk yazılı anayasasını hazırlattılar (İmparator Gao zamanında hazırlanmıştır ve oğlu İmparator Galizjuk tarafından geliştirilmiştir) ve Galljan İmparatorluğu dahilindeki her şeyin imparatora ait olduğu, imparatorun tanrı olduğu ve sahip olduklarının kullanma hakkını halkına ihsan ettiği gibi tabirleri ilk defa yazılı olarak halka duyurmuş oldular (Bu anayasaların halka yayılması için olağanüstü bir çaba sarfedilmiştir). Böylece Galonların uyguladığı sosyalizm ağır bir teolojik boyut kazanmış oldu.

İmparator Gao’nun ilk Galljan Anayasasını ilanından 17 yıl sonra, çok uzaklarda, Batı Sorién’de çok önemli gelişmeler olmuştur. Daehrün Hanlığı’nın “Gece Yeniçerileri” ve Daehronların önderliğinde oluşturulan “Gökkuşağı” sonucunda (Pyrokalar, Yinler, Baromlar, Leikalar, vb... pek çok ulusun ve devletin katılımıyla oluşturulmuş bir ittifaktır) Batı’nın en amansız hükümranlıklarından biri olan Asnaigorn İmparatorluğu dize getirilmiş ve yine Daehrün topraklarından batıya yayılan bir barış felsefesi (Gökkuşağı felsefesi) sayesinde tarihte eşi benzeri olmayacak bir dönem başlamıştır. Bu dönem, tarihçiler tarafından modern tarihin başlangıcı olarak kabul edilir. (Detaylar için Pyroñom Şarlığı’nın tarihine bakınız.)

Modern tarihin ilk 60 yıllık döneminde Galonlar iç reformlarını tamamladılar. Ölçü birimleri, para birimi ve değerleme standardizasyonu, devletin resmi lehçesini belirlemesi ile hala yaygın olarak konuşulan pek çok farklı Galon ve Galin lehçelerinin yarattığı karmaşaya karşı alınan önlemler, okullarda okutulan derslerin standartlaştırılması (eğitim birliği) ve imparatorluk dini dışında kalan dinlere karşı uygulanan muamelelere getirilen kurallar gibi pek çok önlemler ile Galljan İmparatorluğu daha sistematik bir yönetime kavuştu. Anayasalarının etkinliğini de düşünürsek, Galonların en sonunda askeri güç ve korkunun dışında bir öğe ile devlet idamesine destek vermeye başladıklarını söyleyebiliriz ki bu stratejileri çok etkili olmuştur. Askeri gücün ve korkunun ulaşamadığı yerlere, bürokrasi ve anayasa ulaşmıştır.

Bu dönemde tüm Sorién kıtasının en kalabalık ve disiplinli ordusunu da kurmayı başardılar. Ordularının en büyük kazanımı ise, Galonların akıllı bir politik manevrası sonucunda imparatorluğa kazandırılan bir toplumun savaşçıları olmuştur: Kalabralar...

Doğu Sorién’in orta doğusunda, Syner Diyarının kuzeyinde, Ançi bölgesinin kuzey doğusunda bulunan Syneamhn bölgesi, Fyrokaların bir türlü otorite altına alamadığı bir eyalet olarak Galonların dikkatini çeker. Bu bölgede yaşayan Kalabriler, ki anaerkil bir toplumdur ve Kalabra adında son derece tehlikeli bir binek hayvan kullanırlar, yüzyıllardır Fyrokalara karşı müthiş bir direniş göstermektedirler. Aynı kabile sürekli olarak Ançların saldırılarına maruz kalmış, fakat Galonların Ançiyi işgal etmesiyle rahatlamıtşır. Ne var ki son 90 yıllık dönemde Ançi bölgesinde zayıflayan Galon otoritesi yüzünden Ançlar yeniden Kalabrileri rahatsız etmeye başlamıştır. Galonlar pek çok ortak düşmanları olduğunu gördükleri Kalabri kabilesiyle ittifak kurarlar ve onları “Kalabra Lejyonu” olarak imparatorluk hizmetine sokarlar. Kalabraların desteklediği büyük Galljan orduları Ançi ve Anielen bölgelerini yeniden istila eder ve imparatorluk otoritesini sağlamlaştırır.

İmparatorluk ordusu, ilk yüzyılın 60-70 yılları arasındaki döneminde Jeilour bölgesini ve Jeilleri de dize getirir ve imparatorluk sömürgesi yapar. 80’li yıllarda ise daha da güneye, Rius Deresi’ni geçerek bugünki Liogul topraklarına inerek bazı uydu şehirler kurarlar ve buradaki az gelişmiş kabileleri ya yok ederler, ya da köle olarak yakalayarak ülkelerinde satmaya götürürler.

Bu dönemde Galonlar Rius Deresi’nin güneyinde kurdukları uydu şehirciklerinin sürekli aurion saldırısına maruz kalmasıyla zorlanmışlar ve 60-90 yılları arasında coğrafi nedenlerle sürekli karşı karşıya geldikleri solenilthlerle çarpışmak zorunda kalarak ağır kayıplar vermişlerdir. Asıl sürpriz, Galonların bu dönemlerde kimi zaman sai-jeva saldırılarına maruz kalmalarıdır. Ne var ki bu saldırılardan canlı kurtulan genelde olmadığından, kurtulanların anlattıklarına da diğerleri inanmadığından, imparatorluğun sai-jevalarla resmen tanışması gecikecektir.

MT 100-200 dönemi tarihte “Kılıç Yüzyılı” olarak (doğuda ve batıda büyük savaşlar patlak verdiği için) anılır. Galonlar 104 yılında Skajerio’yu Fyrokaların elinden alırlar, ne var ki o dönemde imparator ölmüş olduğundan ve veliahtlar çok genç olduklarından, yönetime vekaleten bakan büyük vezir ülkeyi daha fazla riske atmaz ve Fyrokalar ile büyük bir savaşa girmektense, 10 yıllık bir barış anlaşması imzalar. Bu dönem boyunca gücü elinde tutmak isteyen büyük vezir ile, imparatoriçe ve oğulları (varisler) arasında yaşanan çekişmeler Galonları zayıflatır. Fyrokalar ise barış döneminden sonra kopacak kıyamete daha iyi hazırlanırlar.

Barış döneminden kısa bir süre sonra patlak veren savaşlarda, imparatorlarına kavuşmuş Galonlar önce avantajı ele geçirdiler. Anlaşma sonucu Gaolin Adası karşılığı geri verilen Skajerio geri alındı, ardından Sandavera ele geçirildi, büyük bir deniz savaşı sonucunda galip gelen yine Galonlar oldu. Fyrokaların başkenti Olympeijon’u da kuşatan Galonlar, savaşlardan bıkmaya başlayan ordunun çatlak sesler vermesi ve Fyrokaların başkentlerini mükemmel bir şekilde savunmaları sonucu kuşatmada başarısız oldular. Fyrokaların karşı saldırıları sonucu Gaolin elden çıktı, Katug ise Fyroka istilasına direnemedi. İşlerin rengi değişmeye başlayınca Galonlar Fyrokalara ateşkes önerdi, Sandavera ve Skajerio tekrar Fyrokalara teslim edildi ancak Katug geri alındı.

Takip eden yıllarda avantaj genelde Fyrokalarda oldu, ancak onların daha da başarılı olmasını iki halkın eski bir düşmanı durdurdu: Vevediler. Vevedilerin ilk kurbanı yine Fyrokalardı, ancak Galonlar bunu avantaja çeviremediler; çünkü Vevediler kendi şehirlerine de saldırmaya başlamıştı. Bunun üzerine Galonlar ve Fyrokalar yeniden ateşkes yapmak zorunda kaldılar. Birbirlerine artık güvenmediklerinden, Vevedi belası ile ayrı ayrı mücadele ettiler. 144 yılından 160 yılına kadar durum böyle sürdü, ancak Katug’un Vevedi istilasından kurtulması için Galon imparatorunun çağrısına olumlu yanıt veren Fyroka imparatoru, iki ülke ilişkisi için yeni bir dönem başlatmış oldu. Katug 160 yılında Vevedilerden temizlendi. Akabinde iki ülke arasında dostluk anlaşması imzalandı, hatta bir kaç ay sonra, 161 yılına yeni girildiğinde, Fyroka imparatoru Nemiosiv kızını Galon imparatoru Szenoriquza’yla evlendirdi ve iki imparatorluğu kısmen birleştiren bir anlaşma daha imzalandı.

163 yılında Nemiosiv’in ölesiyle geriye tek bir imparator kaldı. Szenoriquza 166 yılında ölene kadar tarihin o ana dek gördüğü en büyük imparatorluklardan birisini yönetti. Ölümünden sonra, iki tarafın prensleri ve meclisleri kendi bölümlerini yönetmeye başladı. Birleşik imparatorluk dağılmamıştı, ancak tek bir imparator tarafından da yönetilmiyordu.

Vevedi tehlikesi sürdüğünden iki tarafta birleşik imparatorluğu dağıtmak istemiyordu. 177 yılına dek Vevediler tamamen Doğu Sorién’den atılamadığı için, birleşik imparatorluk da bu tarihe dek bir şekilde ayakta kaldı. Son olarak Fyrokalar tarafından Jei’den sürülen Vevediler, bugünki Shandiar Ada Takımı’ndan başka hiç bir şehirde bulunmuyorlardı artık. Ardından Jei’deki başarısından ötürü prens Simrand Fyrokalar tarafından imparator ilan edildi. Buna misilleme olarak Galonlar da kendi prensleri Juliei’yi imparator yaptılar. Birleşik imparatorluk fiilen dağılmış olsa da, siyasi olarak hala yaşıyordu.

185 yılında birleşik imparatorluk donanması Shandiar Ada Takımı’nda kalan Vevedileri de temizledi ve böylece ortak düşman bir kez daha Sorién kıtasından ve ada takımlarından sürülmüş oldu.

185 yılından sonra birleşik imparatorluk daha da sağlamlaşmaya başladı, bazı iç sorunlarını ve yetki meselelerini çözdükten sonra direkt olarak yeniden isyanlarla boğuşmaya başlayan güney eyaletlerine, Galonların otoritesinin zayıfladığı Jeilour, Aniele, Ançi gibi eyaletlere seferler yapıldı. Beş yıllık bir dönem içinde buralar tamamen birleşik imparatorluk etkisi altına girdi. Bu arada Fyrokalar ile kurulan ittifaktan rahatsız Kalabri kabilesi isyan etti, kendilerini ihanete uğramış sayıyorlardı. Ancak isyan çok ağır bir şekilde bastırıldı. Fyrokalar, Kalabrilerin ilk fırsatta yeniden isyan edeceklerini bildiklerinden, Galonların uyguladıkları kanlı metodlara rağmen bu bölgenin güvende olmayacağını düşünüyorlardı. Bu yüzden Kalabrilere vergi muafiyeti ve tam özerklik verilmesini önerdiler, Galonların kabul etmesiyle Kalabriler birleşik imparatorluğun ilk özerk toplumu haline geldiler. Sadece birleşik ordulara asker vermekle yükümlüydüler (Kalabra Lejyonlarının eğitimi, oluşturulması ve Galon generallerinin hizmetine verilmesini sağlamak zorundaydılar).

Birleşik imparatorluğun hiç bir düşmanı kalmamıştı, ya birbirleriyle uğraşacaklardı, ya da kıtalararası maceralara atılacaklardı. İkincisini tercih ettiler ve bazı başarısız keşif çalışmaları yürüttüler. Uzun sürebilen okyanus seferlerine karşı bilgili olmayan kaptanları ve fırtınalara karşı savunmasız gemileri yüzünden çok uzağa gidemediler; ancak Batı Sorién çok daha yakındı ve 195 yılında Yin kıyılarına ticari bir filo göndermeyi başardılar. Kılıç Yüzyılı biterken Firoj-Gajo (Fyrok-Galon) İmparatorluğu Batı Sorién’de hiç ummadığı bir şeyle karşılaştı: Atrón...



Kılıç Yüzyılından sonra ne oldu? Fyroka-Galon İmparatorluğu nasıl ve neden dağıldı? Hükümran Senfoni Online: Strateji Versiyonunun geçtiği MT 700 yılına kadar Galljan İmparatorluğu ne yaptı ve Fyrokalara ne oldu? Batı Sorién’in en eski medeniyetlerinden birinin evlatları olan Pyrokalar (bugünün Pyroñom Şarlığı’nın kurucuları) nasıl oldu da Doğu Sorién’e geldi? Pyrokaların büyük göçü sırasında Galonlar ne yaptı? Büyük göç sonrası Pyrokaların kendilerine yeni yaşam alanları sağlamak için başlatıp, büyük bir soykırıma çevirdikleri tarihin en kanlı savaşı olan “Zsech-Liron” nasıl ve neden başladı? Savaşı kim kazandı?

Zsech-Liron’dan sonra başlayan federal dönem nedir? Nasıl olgunlaştı ve bugünkü federasyonlar nasıl doğdu?

En önemlisi, belki de Zsech-Liron 2’yi tetikleyecek olaylar nasıl ve neden gelişti?

Kim bilir, belki de cevapları merak edenler için Hükümran Senfoni Online: Strateji Versiyonu ve sitesi iyi bir kaynak olabilir...

                  
Kültürel Yapı Hakkında:

Militarizmi ve aşırı ön plana çıkmış imparator olgusu nedeniyle Galonların ne denli büyük ve görkemli bir kültüre sahip olduklarını genellikle fark edilmez. Aslında Galonlar, binlerce yıllık geçmişleri sırasında zaten güçlü bir kültür geliştirmişlerdir. Öz kültürlerinin üzerine 9 asırlık Galljan İmparatorluğu dönemi boyunca çok yakın ilişki içinde oldukları onlarca halkın ve uygarlığında etkisi de eklenince ortaya etkileyici bir medeniyet çıkmıştır.

Galonlar, tutkulu ve heyecanlı bir halktır. Bu kimliklerinin sebebi, büyük ihtimalle kültürlerinin geçmişinde yatar. Bilinen en eski Galon dini ateşe tapıcılık ile şamanizmdir. Ne var ki Galonların hayatında hiç bir zaman dinler aşırı önemli bir yer teşkil etmemiş, pratik sonuçlar ve savaş olgusu Galonları daha çok ilgilendirmiştir. Bu nedenle erken dönem Galon tarihinde görülen kerXXX ve ahşap yapılardan geriye çok azı günümüze ulaşmış ve Galon kültürünün erken evrelerini anlamamızı zorlaştırmıştır. Galonların sürekli savaş halinde olması ve hareketli bir yaşam tarzlarının olması, en kötüsü de Galonların ele geçirdikleri kabilelerin ve halkların eserlerine karşı ilgisiz olmaları, hatta kimi zaman bu eserleri yok etmeleri, kayıt tutma alışkanlıklarının imparatorluk dönemine kadar çok zayıf olması, vb... unsurlar dolayısı ile Galon kültür tarihinin erken evrelerinin yansımalarını bulmak neredeyse imkansızdır.

En somut bilgiler, Galonların askerlik sanatına karşı duydukları aşırı güçlü ilgidir. Bu bir Galonun hayatta kalabilmesi için gerekli en temel öğreti olduğu kadar, onun en çok ilgisini çeken ve hoşuna giden uğraş olduğu için de popülerdir. Galonların tam birer asker olarak doğdukları ve savaşmak için yaşadıkları antik bir Asnardak atasözünde şöyle ifade edilmiştir;

“Bir Galon kabilesi silahlandığında bir imparatorluğa karşı savaşacakmış gibi hazırlanılır. Tüm Galon kabileleri silahlandığında ise en akıllıcası kaçmaktır.”

Galon kültüründe Galljan İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonraki periyot, orta ve geç dönem Galon medeniyeti başlıkları altında incelenir. Bu dönemde Galonların kozmopolit imparatorluklarındaki diğer halklara ait kültürel öğeleri büyük bir hızla sindirmeye başladıkları görülür. Mimarileri Fyroka ve Sandilli mimarisinden, müzikleri Fyroka ve Asnardak müzik kültüründen, mutfak kültürleri hemen hemen tüm azınlık halklarından, dilleri Asnardak ve Esber dillerinden, sanatları ise Fyro-Sandilli akımından çokça etkilenmiştir. Bir tek din konusunda, imparatorluk kültünün ağır baskısı yüzünden, dışarıya oldukça kapalı kalmışlar, bir de askeri geleneklerini (denizcilik haricinde) muhafaza etmişlerdir. Hatta askerlik kültürü konusunda diğer halkları oldukça etkileyen taraf onlar olmuştur. Özellikle belirtmek gerekir ki, ezelden beri denizciliğe uzak olan Galonlar, Fyrokalardan bu alanda çok şey öğrenmiş ve imparatorluk zamanının başlangıcından bugüne kadar, armatörlük endüstrisinin gelişimini ve askeri/sivil denizcilik işlerini Fyrokalara teslim etmişlerdir.

Giyim konusunda ise tüm Kuzey Doğu Sorién halkları benzer bir çizgiye sahiptir. Bununla birlikte, Galljan İmparatorluğu’nun orta dönemlerinden itibaren, özellikle imparatorluk kültünün kamu hayatını ve işleyişini etkilemeye başlayan kurallar uygulamaya başlamasıyla, tüm imparatorluk tebaasının giyinişi değişmeye başlamıştır. Günümüzdeki Galon giyim tarzını oluşturan işte bu dönemdir.

İmparatorluk kültü, halkın giyinişinde Galonların tarihi dokusunu korumaya çalışan bir tutum sergilemiştir. Bu nedenle Galon elbiselerinde ve hatta zırhlarında bolca kürk eklentiler kullanılır. Genellikle koyu renkler tercih eden Galonlar elbiselerinde salt kırmızı renk kullanamazlar, bu renk imparatorluk kurmaylarına özeldir. Ayrıca siyah üzerine kırmızı ve beyaz hiç bir desen ve motif kullanamazlar. Erkeklerin pembe, mor ve sarı giyinmesi; kadınların ise siyah renkte elbise giymesi yasaktır. Ayrıca tüm imparatorlukta mor rengine karşı bir antipati vardır, çünkü Galonlarda hiç hoş anıları olmayan Zsech-Liron döneminde Şar Tannatha (Pyroñom Şarlığı), yıkım tanrıçası Liron’u birincil sembol olarak kullanmıştır ve büyük savaş döneminde tanrıçayı sembolize eden bayraklar genelde mor fon üzerine hazırlanmıştır.

Galon dili aslında öğrenilmesi son derece zor, karmaşık bir dildir. Özellikle gramer yapısında zaman bilgisinin kelimelerin sonuna gelen ekler ile verilmesi ve bu eklerin kelimeleri farklı farklı etkilemesi, ayrıca kadınların ve erkeklerin farklı tonlamalar ile konuşmak zorunda olmaları, Galon dilini bir hayli zorlaştırmıştır. Bu dilin alfabesi imparatorluğun ikinci yüzyılına kadar aşırı zor yapısını korumuş, daha sonra yapılan bir yenileştirme çalışması sonrasında basitleştirilen semboller sayesinde çok daha kolay bir hal almıştır. Ne var ki bugün imparatorlukta hala eski alfabeyi kullanan toplumlar vardır. Zaten Galon dilinde bugün aktif olarak kullanılan 9 lehçe bulunmaktadır.

Yerel halklardan çokça kelime transfer etmiş olan Galon dili, bu şekilde hem zenginleşmiş, hem de zorlaşmıştır. Zira bu yöntem ile kazanılan kelimelerin okunuşu ve yazılışı Galon diline uygun hale getirilmemiş ve belli bir standartlaştırmaya maruz bırakılmamıştır. Galon dili, bugün Pyrokaların kullandığı Senon dilinden ve Asnaigorn İmparatorluğu’nda kullanılan Asna dilinden sonraki en geniş kelime hazinesine sahip dildir.

Galon edebiyatı gelişmiş olmakla birlikte, Pyroka (Senon), Daehron, Yin ve Jihón edebiyatları kadar ileri değildir. Galon yazını özellikle Fyroka edebiyatından etkilenmiştir. Ne var ki Galon edebiyatçılar Fyrokaların eserlerinden öylesine etkilenmişlerdir ki, yazdıkları eserlerde bolca Firoj dilinden (Fyroka dili) kelime kullanmışlar ve eserlerinin halk tarafından anlaşılabilirliğini çok düşürmüşlerdir.

Galon sanat eserleri daha önce de belirttiğimiz üzere Fyro-Sandilli akımından etkilenmiştir. Fyro-Sandilli akımı, eserlerinde dini öğeleri ve savaşı ön plana çıkartır ve insanı küçültürken, doğa üstü güçleri ve hükümdarları yüceltir. Galon kültürüne çok uygun olan bu akımın imparatorluk zamanında iyice baskınlaşması tarihçiler için şaşırtıcı olmamıştır. Zaten güzel sanatların çoğu saray çevresinde gelişmiş ve uygulanmıştır, dolayısı ile imparatoru övmeyen bir tek eser bile bulmak zordur. Mimari bile imparator olgusunu ön plana çıkartacak şekilde şekillenmiştir (detaylar için “Mimari Hakkında” bölümüne bakınız).

Son olarak Galon mutfağına deyinmek gerekirse, Galonların çok zengin bir et ve tatlı kültürüne sahip olduklarını belirtebiliriz. Galon kökenli vatandaşlar deniz mahsullerine karşı çok ilgili değillerdir ancak diğer azınlıklar arasında denüz ürünleri de çok yaygındır. Kıtanın en çeşitli tatlı kültürlerinden biri de Galon mutfağında bulunur, çünkü imparatorluk kültü ilginç bir şekilde tatlıları kültü yaymak için kullanmıştır (Tatlı yiyecekler “imparatorun halkına bir armağanı” olarak gösterilmiş ve tatlıcılık teşvik edilmiştir; hatta pek çok eşsis tatlı bu şekilde ortaya çıkartılmıştır).


Mimari Hakkında:

Galon mimarisinin iki temel unsuru vardır. Birincisi görkem olgusu, ikincisi imparator otoritesi...

Görkem, inşaatlarda kullanılan büyük taş bloklarla, geniş ve uzun geçenekler, holler ve odalarla, uzun koridorlarla ve heybetli bahçelerle sağlanır. Galon binaları bu nedenle çok dayanıklı ve uzun ömürlü olur. Antik tarihteki mimari anlayışlarının aksine, özellikle imparatorluk döneminden beri Galonlar ahşap ve kerXXX gibi yapı malzemelerini kullanmayı azaltmışlar, ağırlığı taş bloklara, mermere, kireç taşına ya da granite vermişlerdir.

İmparator otoritesi ise önceleri imparator maskesi ya da miğferi olarak bilinen sembolün ikonları, freskleri ya da heykelleri ile verilirken, zamanla mimarinin genel şekline etki eden bir yöntem ile gösterilmeye başlanmıştır. Daha dar, sivri bir mimari anlayışı, yapıların kule ve taç kapılarının uzatılması, sütunlara ya da çatılara eklenen sivri çıkıntılar, vb... Galon mimarisine sonradan yerleşmeye başlamıştır. Özellikle imparatorluk binalarında imparator olgusunu yücelten, insanları küçülten ve bunaltan bir tutum sergilenmesi bir gelenek haline gelmiştir.

Galon mimarisinde çevre düzenlemesi önemlidir. Özellikle görkemli binaların çevre düzenlemesine dikkat edilir. Genellikle bu tip binalar çok geniş alanlara yayılırlar ve heykellerle donatılırlar. Son üç yüzyıllık periyotta devlet binalarının bahçelerine özel ifşa alanları kurma anlayışı başlamıştır. Devlete karşı suç işlemiş insanları halkın önünde cezalandırmak ve kimi zaman idam etmek için bu alanları kullanan Galonlar, aslında bu konuda yine kendilerine ait olan çok eski bir geleneği yeniden canlandırmışlardır.

Galonların için mimari, Fyroka-Galon çekişmelerinin yaşandığı tarih periyotlarından beri bir gövde gösterisi imkanıdır. Uzun zaman boyunca Galonlar sadece büyük ve dayanıklı binalar yapmakla yetinmiş, iç mimariye ya da estetiğe pek önem vermemiştir. İmparatorluk döneminin son dört yüz yılı boyunca ve özellikle Pyroka mimarisinin etkisiyle, Galon mimarisi sadece büyüklüğe değil, detaylara da özen göstermeye başlamıştır.

Tjonlar ile Galonların ittifakı içinde bir paragraf açmak gerekir. Hem kültürel hayatta, hem askeri alanda çok etkili olan bu ittifak, mimari açıdan da Galljan İmparatorluğu’na görülmemiş bir hediye getirmiştir: Düşünce mimarisi... Aslında Batı Sorién’deki Daehrün Sultanlığı’nda da benzeri bir teknik uygulanmaktadır (ses mimarisi), fakat tjonların düşünce mimarisi hız açısından Daehronların alternatif mimari tekniğinden üstündür. Atrón potansiyeli bakımından insanlardan çok daha üstün olan tjonlar, Galonların bitmek tükenmek bilmeyen “büyük yapı” ihtiyaçları için devasa taşları kolayca hareket ettirebilen ve istenilen noktalara yerleştirebilen, paha biçilmez bir dosttur. Üstelik aynı teknik ile taşlara şekil verebilir, süsleme yapabilir, en ince işçilikleri gerektiren oyma, kakma, süsleme ve bezeme işlerini yapabilirler. En önemlisi, en sarp yerlere en devasa kaleleri ve ileri karakolları inşa etmede Galonlara yardımcı olabilir, düşünce mimarisi olmadan belki onlarca yıl sürecek inşaatları bir kaç yıla indirgeyecek kadar ciddi bir verimlilik kaynağı haline gelebilirler. Kısacası tjonlar ve onların liderliğindeki düşünce mimarisi, Galon mimarisinin son dönemdeki en ön plana çıkan unsuru olarak göze batmaktadır. Bu teknik ortaya çıkarttığı yapılar ile tüm kıtada hayranlıkla izlenmiş ve hem turistleri hem de mimarları imparatorluğa akın akın çekerek imparatorluğun saygınlık kazanmasını sağlamıştır.





« Son Düzenleme: Ağustos 14, 2008, 06:40:22 ÖS Gönderen: Fosil_Heart »
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Uluslar Hakkında Bilgiler
« Yanıtla #1 : Ağustos 14, 2008, 06:16:46 ÖS »




Genel Bilgiler

Atrón – Atrónoloji :

Atronda ve atronun yan teknolojilerinde ne durumdalar?

Pyrokalar denildiği zaman akla iki şey gelir; birincisi atrón, ikincisi Zsech-Liron.

Sadece Sorién kıtasının değil, tüm Céiron gezegeninin atrón ilmi konusunda en ileri medeniyeti olan Pyrokalar, aynı zamanda atrón enerjisini insanlığa yeniden kazandıran halk olarak da bilinir. Aslında antik Novasna halkının bir kolu olan Pyroñom’un kurucusu; Şaren Misésre Pairo, atrón enerjisini yeniden keşfetmiş ve bu gücü unutmuş olan insanlığa söz konusu enerjiyi kullanmayı yeniden öğretmiştir. Sorién’de kurucusu kadın olan tek millet olarak Pyrokalar, kuruluşlarında ve bağımsızlıklarında çok önemli roller oynamış olan atrónu ulusal bir gurur kaynağı olarak görmektedirler.

Atrónda bu kadar ileri olan bir medeniyetin atrónolojide de kıtanın bir numarası olması doğaldır. Atrónoloji ilminin kurucusu olan Pyrokalar, gelmiş geçmiş en büyük atrónologları yetiştirmişler ve kıtanın en görkemli atrón okullarını açmışlardır. Üstelik Pyrokalar kıtanın en büyük ankhenon rezervine de sahip bulunduklarından, sadece atrónolojide değil aynı zamanda atró-ankhenon teknolojilerinde de çok hızlı gelişmişlerdir.

Pyroñom ile birlikte tüm Céiron’un atrón ve atrónoloji merkezi, başkent Pyrok şehridir. Aynı zamanda mimari şaheserler olan Shandiar Akademileri kompleksi, Céiron’un en büyük ve olağanüstü eğitim merkezidir. Kıtanın en iyi atrónistleri bu akademilerde yetişir; ancak Pyroñom’da daha onlarca itibarlı akademi ve yüzlerce ufak atrón okulu bulunur.

Pyrokaların en iddialı oldukları atrón dalı, gerçi iddialı olmadıkları bir dal yoktur, şüphesiz saf atrónistliktir. Atrón enerjisini tek başına ve saf olarak kullanarak yıkım ve manipülasyon yapılması olarak tarif edilebilecek bu dal, Pyroka mor akreplerinin (atrónistler taburu) savaşlardaki olağanüstü etkinliğinin de kaynağıdır.

Atrón ve atróna bağlı tüm terimler, Pyroñom Şarlığı için ciddi bir devlet meselesidir. Bu konuda örneğin Asnailer gibi vurdumduymaz, ya da Galonlar gibi rahat değillerdir. “Disiplin”, “düzen” ve “sistem” kelimeleri, Pyrokaların bu konudaki devlet politikasını mükemmel bir şekilde özetleyen üç sihirli sözcüktür. Evet, Pyrokalar atrónun gelişigüzel şekilde öğretilmesini çok katı bir şekilde yasaklarlar, ancak devlet tarafından kontrol ve organize edilen akademilerden de mükemmel bir atrón eğitimi verirler. Atrónun eğitiminin yanında, pratik ve askeri alanlardaki kullanımından, sınai ve teknolojik alanlardaki etkinliğine kadar her şey sert ama verimli bir düzen ile yürütülür ve denetlenir. Böylece atrónun zararlı ve çıkarcı kullanımının önüne geçilmeye çalışır. Ne var ki Sorién kıtasının en korkunç ve zengin atró-mafyaları, yani genellikle üstün yetenekli atrónistler tarafından örgütlenen suç örgütleri, yine Pyroñom topraklarında bulunur. Bu örgütler o kadar etkilidirler ki, kimi zaman valileri ve senatoları bile toptan değiştirebilme gücüne sahip olurlar.

Ankatrónoloji ve Teknoloji:

Karşımızda, kıtanın bir numaralı ankatrónolojisine sahip medeniyet bulunmaktadır. Atrónun bu kadar ileri olduğu bir ulusta, özellikle Kandova-Jurom gibi tüm kıtanın en zengin ve nitelikli ankhenon madenlerinin bulunduğu bir coğrafya da varsa, ankatrónolojinin (AA Teknolojisi de denir) bu kadar ileri olması doğaldır.

Teknoloji ise Pyrokaların daha çok askeri alanlarda ve AA teknolojisinin bir bileşeni olarak kullandıkları bir kavramdır. Jasiler gibi (Javie-Siónis) tarımsal ve mimari alanlardaki teknoloji dallarında, ya da Jihónsailer gibi mekanik ve kök bitkileri üzerine uzmanlaşmış teknolojiler anlamında Pyrokaların bu uluslarla yarışabilecek kadar ileri olmadığı aşikardır. Ne var ki onlar gündelik hayatı kolaylaştıracak, askeri alanda onlara üstünlük kazandıracak ve atrón bilimine yardımcı olan tüm teknoloji dallarında göz alıcı bir bilgi birikimine sahiptirler.

Pyrokaların en ünlü teknik buluşları arasında mesafe tanımayan, çok hızlı bir mesajlaşma aracı olarak bilinen ve mental posta da denilen atrólina ve ticaret hayatında nakit taşıma sıkıntısını ortadan kaldıran kredi kartları sayılabilir. Askeri alanlardaki buluşları ise çok daha ünlüdür. Lironja zeplinleri, uzun menzilli avcı arbaletleri olan Kalisronlar, tarama özelliğine sahip muhteşem balista “zehir böceği” ve bugüne kadarki en efsanevi askeri araç olarak tanımlanan Lironja-II denizaltısı, Pyrokaların muhteşem ankatrónolojilerinin ve teknolojilerinin sonuçlarıdır.

Daha önce söylediğimiz gibi, kıtanın en zengin ve nitelikli ankhenon madenleri Pyroñom Şarlığı topraklarında yer alır. Kandova-Jurom burnu, Parıldayan Sular bölgesindeki adalar ve Saigod Ada Takımı, başlıca ankhenon madenciliğinin yapıldığı bölgelerdir. Ayrıca Cinéstron, Sandillion, Kandova ve Lymbeva şehirlerinde donanımlı ve son derece iyi eğitilmiş atrónologların bulunduğu laboratuarlarda, çıkartılan ankhenon taşlarının nitelikleri arttırılır ve değerleri yükseltilir. Pyroñom ekonomisinin en ciddi kalemlerinden biri olan ankhenon ihracatı işte tanımlanan bölgelerden çıkartılıp, sayılan şehirlerde zenginleştirilen kıymetli ankhenon taşlarıyla yapılır.

Pyrokalar, hem ekonomilerinde hem de askeri alandaki üstünlüklerinde ankatrónolojiye ve askeri teknolojilerine çok şey borçludurlar. Bu nedenledir ki kıtanın en büyük akademileri, üniversiteleri ve devlet denetimindeki özel eğitim merkezleri ile bu alanlarda çok ciddi bir nitelikli çalışan ve araştırmacı eğitimi ile bitmek bilmeyen bir ar-ge seferberliği söz konusudur.

Tarım ve Sanayi:

Pyrokalar tarım ve hayvancılıkla direkt olarak uğraşmazlar. Daha çok ağırlıklı olarak onların topraklarında yaşayan Fyrokalar ve kendi isimleriyle anılan büyük Esber Gölü’nün batısında, Pyroka topraklarında yaşayan Esberler bu ülkenin tarım işleriyle ilgilenirler. Sandilliler, diğer önemli bir azınlık grubu mensupları, Pyroñom’un hayvancılık konusundaki ana çıktısını yaratan halktır. Genel olarak Pyrokaların kendilerine yeten bir tarım üretimi olduğunu, ancak tarımsal ve hayvansal ürünlerde özellikle ihracat yapacak kadar ürün fazlasına sahip olmaları durumunun nadiren görüldüğünü söyleyebiliriz.

Balıkçılıkta ise daha iddialı oldukları bir gerçektir. Ne de olsa bu alanda kıtanın en iddialı medeniyetlerinden biri, Fyrokalar, onların sadık bir tebaası olarak yaşamaktadır. Fyrokaların yanında kıyı şehirlerinde yaşayan Pyrokalar da balıkçılık ile uğraşırlar. Pyrokalar, sadece Shandiar Ada Takımı’nın güneyinde ve batısında bulunan özel bir balina türünün mamullerinden ve kıtalararası ticarette, egzotik uzak kıta balıkçılık ürünlerini Sorién kıtasına dağıtan bir ticaret ağının merkezinde olduklarından ötürü balıkçılıktan ciddi anlamda gelir elde etmektedirler.

Pyrokalar kerestecilikte kıtanın en ilginç politikalarını uygulayan devlet olarak bilinir. Ağaç ve çevre bilinci, Pyroka kültüründe kadın öğesi kadar kutsaldır. Dolayısıyla kerestecilik aslında hassas bir noktaya temas eder. Pyrokalar ağaçtan üretilmiş yapı malzemelerini çok özel durumlarda kullanırlar, genellikle yapıları taş, mermer, vb... dayanıklı inşaat malzemelerinden oluşur. Kerestecilikten elde edilen ürünler daha çok donanmalarda, bazı ev aletlerinde, kap kacak ya da teknik aletlerde ve çok özel durumlar için mimari işlerde kullanılır. Pyrokalar için bir ağacı kesmek ciddi bir iştir ve gerçekten gerekmesi gereklidir.

Demircilik gibi madencilik alanlarında ise tarihi bir geleneğin devamı olarak sanayileri ve teknikleri çok ileri bir haldedir. Antik Novasnaların torunları olan Pyrokalar için madencilik, kıtadaki tüm güçlü askeri geleneğe sahip devletler gibi çok köklü bir geleneğin devamıdır ve önemlidir. Az önce bahsettiğimiz gibi, Pyrokalar ağaç ürünlerini inşaat işlerinde kullanmadıklarından kaliteli taş ve mermer çıkarımı ve işlemesi gibi konulara da mecburen daha fazla yatırım yapmak zorunda kalmışlardır. Askeri teknolojilerin ve teçhizatların ayrılmaz bir parçası olan demir-çelik işleri ve bu sanayinin peşinden sürüklediği demir madenciliğinin hemen ardından mermer, granit, taş blok, ankhenon ve benzeri madencilik işleri Pyroka ekonomisinin önemli ayaklarını oluşturur.

Sorién’in en büyük sanayisine sahip Pyroñom sanayisinden de bahsetmek gerekirse, kıtanın halihazırdaki en büyük sanayi hacminin yanısıra, en hızlı büyüyen sanayisine de yine Pyrokalar sahiptir. Pyrokaların atró-ankhenon teknolojisi ve sanayisi onların başlıca gurur kaynağıdır. Kıtalararası ticaretin getirdiği büyük zenginlik ve atrónoloji ürünleri ile bilgi ihracatı Pyrokaların ticarette de lider konuma yükselmesini sağlamıştır. Burada, Pyrokaların göz bebeği olan büyük su kanallarından da bahsetmek gerekir, çünkü eyaletlerin başkentlerini birbirine bağlayan bu devasa su yolları projesi ile Pyrokalar iç ticarette taşımacılık ile ilgili mucizevi bir devrim gerçekleştirmiş, su kanallarından geçen ticari filolar ile çok görkemli bir mal dolaşımını mümkün kılarken, bu dolaşımı inanılmaz bir hız ile ve çok ucuz maliyetlerle yapmayı başarmışlardır. Zaten su kanallarının varlığı nedeniyle kıtalararası ticarette en çok Pyroka limanları tercih edilir, en hızlı ve güvenli dağıtım kanalları Pyroka topraklarından geçer.

GSF’den sonra kıtanın en büyük donanmasına ve gemi inşaat sanayisine de yine Pyrokalar sahiptir. Bu sektördeki güçleri Fyrokaların çok kıymetli ittifakından ileri gelmektedir.

Pyroñom Şarlığı’nda Atrónun Kısa Tarihi:

Pyrokalarda atrón tarihini anlatmak, neredeyse insanlığın atrón tarihi anlatmakla eş değerdir. Pyroka resmi atrón tarihine göre, atrón enerjisi aslında Pyrokalar onu kullanmaya başlamadan önce de vardı ve antik tarihte ismi “Synés” olarak anılıyordu. Pyroñom’un da kurucusu olan Şaren Misésre Pairo’nun yaptığı şey, insanlık tarafından unutulmuş olan atrónu (ya da diğer adıyla synési) yeniden keşfetmekti. Bu bağlamda Pyrokalar kurucularına bu tanrısal enerjiyi insanlığa yeniden kazandıran elçi gözüyle bakarlar.

Kızıl Pairo, yani Şaren Misésre Pairo, MTÖ 65-35 yılları arasına damgasını vurmuş bir Novasnadır. Novasnalar, büyük bir ırk grubu olan Asna; ya da Senjasna ırkının Nov kolundan gelirler. Büyük Asna boyları temel olarak birbirleriyle siyasal sebepler yüzünden ayrılığa düşmüş, sonra bu ayrılıklar ideolojik ayrılıklara dönüşmüştür. Novasnalar, coğrafi konumları nedeniyle Yin halkıyla hep sıcak ilişkiler içinde bulunmuş ve sık sık Yinler ile Asnailerin savaşlarında Yinlerin yanında yer alarak, Asnailerin nefretini kazanmıştır. “Nov”, Senon dilinde (Novasnaların dilinde) “yeni” demektir, Asna dilinde ise “hain”. Herhalde aralarındaki görüş ayrılığını bundan daha iyi özetleyecek bir tablo yoktur.

Novasnalar ile Asnailer arasındaki bitmek bilmeyen çekişme ve nefret Şaren Misésre Pairo zamanında, Novasnaların Asnai hakimiyeti altında yaşadıkları bir dönemde, yeniden zirveye vurmuştu. İşte Pairo böyle bir ortamda büyümüştür. Milliyetçi ve ayrılıkçı Novasna örgütlerinden biriyle çok yakın ilişkiler içinde olan Pairo, aynı zamanda iyi bir Novasna miti okuyucusuydu ve enerji tanrısı Atróva en büyük kahramanıydı. Henüz genç kızlık döneminde keşfettiği atrón yeteneğine önce kendisi bile inanamadı, sürekli olarak tanrı Atróva ile ilgili kitaplar okuması nedeniyle ailesi tarafından bu mitlerin etkisi altında kalmakla suçlandı. Ne var ki atrón ile gerçekten bazı manipülasyonlar yapmaya başladığında yalan söylemediği ortaya çıkacaktı.
Pairo’nun atrón yeteneğinin ortaya çıkışı, hem Pyroñom ulusunun kuruluşu için, hem atrónun yeniden insanlığa kazandırılması için bir dönüm noktasıdır. Pairo, mensubu olduğu milliyetçi örgütün yürüttüğü ve Yinlerin ünlü savaşçı keşişleri Çatatailerin de desteklediği ünlü suikastlar zinciri ile kısa bir sürede zorba Bevellioçe hanedanını ortadan kaldırması ile Novasnaları özgürlüğüne kavuşturan hamlenin içinde yer aldı. Tabi ki Asnailer yönetici hanedanlarının suikastlar ile yok edilmesine karşı çok sert bir tepki vereceklerdi.

Bu tepkinin azaltılması için ülkede ele geçirilen Asnai askerleri öldürülmedi, ancak Pairo yeni gücünü bu askerlere göstererek onları korkutmayı, böylece Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük bir karşı saldırı başlatmasını engellemeyi düşündü. Aslında bu gösterileriyle kendi halkını da etkilemiş, hatta çoğu Yin ve Novasna tarafından yarı-tanrıça olarak görülmeye başlanmıştır. Yine de Asnailer sonunda saldırmış, fakat Khyra ormanlıklarında Yinnovasnai; yani birleşik Yin ve Novasna ordusunun etkili gerilla taktikleri sonucu yenilmişlerdir. Bu zaferin aslan payı, Pairo’nun atrónsal saldırıları ve bunun sonucunda Asnailerde oluşan panik havasındadır. Asnailer çok büyük bir güç olduklarından, bu yenilgiye rağmen hala Yinnovasnaileri dümdüz edecek kadar güçlü ordulara sahiplerdi ve bir kez daha saldırıya geçeceklerdi. Ne var ki tarihi bir şans eseri, Asnailerin savaşta olduğu bir diğer ulus, Daehronlar sahneye çıktı ve bu iç kargaşadan yararlanarak Asnailere saldırıp, onlara büyük bir hezimet yaşattı. Bu zafer, Novasnaların da bağımsızlıklarını ilan etmelerini mümkün kılacaktı.

Asnaigorn İmparatorluğu böylece yıkıldı. Yinler de bağımsızlıklarını ilan ettiler ve kendilerine yeni bir han seçtiler. Pyrokalar ise Khyra’ya, Asnailerin eski başkentine yerleştiler ve bu şehrin adını kurtarıcıları Pairo’nun şerefine Pyrok olarak değiştirdiler. Pyrok, “Pairo’ya ait” demektir. Kendilerine yeni bir bayrak oluşturdular. Bu dönemin onlar için en önemli gelişmesi, ulusal isimlerini yarı-tanrıça kabul ettikleri kurucularına ithafen “Pyroñom” olarak değiştirmeleridir. Bu isim, “Pairo’nun çocukları” anlamına gelir.

Pairo, Pyroñom’un kuruluşundan sonra siyasi ve askeri alanda pek çok icraat gerçekleştirmiş ve ulusunun bağımsızlığını koruyabilmek için pek çok savaşa girmiştir. Ancak biz onun dönemindeki atrón temelli icraatlarına geri dönersek, Pairo’nun bu gücü daimi kılmak ve ulusunun üstünlüğünün sürdürmesini sağlamak için çok önemli adımlar attığını belirtmemiz gerekir. Yaşlandığında, artık iktidarı bir başkasına vermesi gerektiğini düşünmüş ve tüm Novasnalar; yeni adlarıyla Pyrokalar arasında bir araştırma yaparak atrón konusunda en parlak belirtileri taşıyan, yaşı eğitim için en müsait olan ve zekası üstün olan bir genç bulmuştur. Bu gencin adı İmperiósissis’dir ki, bugün bile Pyrokalara hala İmperiósissis hanedanı hükmetmektedir.

Pairo bu genci yetiştirmiş ve onu geleceğin kralı yapmıştır. Kendi varisi ilan etmiş ve İmperiósis’nun harfiyen yerine getireceği bazı atrón politikaları belirlemiştir. İmperiósis iktidarı devraldığında, ilk olarak kral, han gibi unvanları “Şar” ile değiştirmiştir (bu unvan Pairo’nun ilk adı olan Şaren’den gelir). İkinci işi ise, Pairo’ya verdiği söz gereği büyük bir atrón eğitimhanesi açmak olmuştur. Bu eğitimhanenin adı “Trisao Akademisi”dir ve tarihin ilk sistematik atrón okuludur.

Pyrokalar başlangıçta atrónistleri bir din adamı edasıyla eğitmiş, çocuklukta ailelerinden kopartılan seçilmiş kişileri adeta bir keşiş gibi büyüterek onlardan birer süper-insan topluluğu kurmuşlardır. Böylece hem gücün denetimini daha rahat sağlamışlar, hem de barışçıl amaçlar için atrón kullanımı üzerine çok sayıda çalışmayı gönül rahatlığıyla yapmaya başlamışlardır.

İlerleyen yıllarda Pyrokaların atrón alanındaki ilerlemeleri özellikle Asnaileri korkutmuş ve geriye kalan tüm Asnai kabilelerini, Pyrokaların bu gücünün gölgesinde, tek bir bayrak altında toplamaya yetmiştir. Nefret ettikleri bu ulusun güçlenmesinden daha büyük hiç bir tehlike olamazdı ve Asnailer bunu engellemek için oluşturdukları devasa orduyla Pyrokaları dümdüz ederek başkent Pyrok’u ele geçirmeyi başardılar. Ne var ki Trisao Akademisi’ne girmeye korkuyorlardı. İçerde sıkıştırılmış Şar ve atrónistler ise, eğitimleri ve yeminleri gereği atrónu saldırgan amaçlar için kullanmadılar. Bu onların Asnailer tarafından kolayca idam edilmesiyle sonuçlansa da, pek çok atrónist bu kıyımdan kaçmayı başardı.

Bu olay, atrónun kontrolden çıkmasına ve farklı amaçlar için de kullanılmaya başlanmasına neden olacaktı. Pairo’nun hayalini kurduğu ve barışçıl amaçlar için kullanılacak olan atrón yerine, zamanla her türlü amaca hizmet eden ve tam bir güç simgesi haline dönüşen atrón gerçeği oluştu. Pyrokalar başkentlerini, intikam ateşiyle yanan atrónistlerle birlikte geri almayı başardılar; fakat bu müdahale atrónun yeniden yıkım için kullanılmaya başlanmasına neden olacak bir zinciri başlatacaktı. Hatta ilk halka çoktan oluşturulmuştu.

Zamanla savaşlar, iktidar hırsı, yaşanan tehlikeler dolayısıyla uygulanan acımasız yöntemler; ayrıca kişisel çıkarları için akademide öğrendikleri her şeye ihanet eden atrónistlerin ortaya çıkması ve bu kişilerin farklı ülkelere giderek, kendilerine alışık olmayan cahil halklar üzerinde tanrısal bir egemenlik kuracak kadar işi azıtmaları ile atrón iyice kontrolden çıktı. Pyrokalar atrónu yeniden keşfetmişlerdi, ancak bundan böyle tek sahibi onlar olmayacaktı.

Tüm bu yaşananlara rağmen Pyrokalar atrón konusunda her zaman kıtanın en ileri medeniyeti oldular. Daha çok akademi kurdular, bu alandaki yatırımlarını arttırdılar, atrónu, kontrol altında da olsa, halk tabanına daha çok yaydılar ve atrónist ordularını ve atrónolojilerini geliştirerek güçlerine güç kattılar. Diğer tüm medeniyetler onların tozunu yakalamaya çalışırken, onlar liderliklerini hiç kaybetmediler. İnanılmaz buluşlara imza attılar. Müthiş dehalar yetiştirdiler. Hatta yeni bir insan ırkını, “Esnaiorları” yarattılar. Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük saldırısı sonrasında yaşamak zorunda kaldıkları Büyük Göç döneminin ardından bile; yok olmanın eşiğine geldiklerinde, yerleşmek zorunda kaldıkları yeni topraklara, Doğu Sorién’deki Galljan İmparatorluğu’nun batı bölümüne atrón güçleri sayesinde hakim oldular. Zsech-Liron’u, tarihin gördüğü en büyük hayatta kalma ve yok etme savaşını onlar, yine atrón sayesinde, yarattılar.

Bugünkü modern Pyroñom’da kurdukları onlarca büyük, yüzlerce küçük atrón akademisi sayesinde, atrónun bilinen tüm dalları üzerinde insanlığın en ileri gelen atrónologlarını ve atrónistlerini yetiştirdiler. Atrón üzerindeki en etkin kontrol her şeye rağmen onlar sağladı, atrónu topraklarında esen bir zorbalık rüzgarı olarak değil, dehaların tüm Pyrokaların lehine çalışmasını sağlayan bir güç olarak ayakta tuttular. İnsan hayatının refahını yükselten ve teknolojiyi her alanda ileri iten ankatrónolojiyi geliştirdiler ve diğer uluslara öğrettiler. Yıkım araçları tasarlamak için kullandıkları kadar, yaratmak ve insanlığı ilerletmek için de atrónu kullanmayı başardılar. Onlar, atrónu insanlığa yeniden armağan eden kadının, Pairo’nun çocuklarıydı. Belki Pairo’nun tam olarak düşlediği gibi bir medeniyet kuramadılar, ancak onun mirasına sahip çıktılar ve atrón ile özdeşleşmiş bir halk olarak hep kıtanın önde gelen imparatorluklarından biri olmayı başardılar.

Siyasi ve Askeri Durum Odaklı Özet Tarih:

Pyrokaların kim olduklarını öğrenmek için atalarına, Novlara uzanmak gerekir.

Novların mitsel ve dinsel tarihi kökenleri MTÖ 1600’lere kadar dayanır. Yinlerden sonra en eski ırk olan Asna ırkının bir koludurlar. Ne var ki, çeşitli sebeplerle Asna boyları arasında gittikçe farklılaşmışlardır. Bu sebeplerin başında dinsel görüş ayrılıkları gelir. Novlar önceleri Céiron gezegeninin uydularından Aetia’ya tapınırken, diğer Asna boyları genellikle Unfarah isimli yıldıza tapmaktaydı. Daha sonra, Yinlerin etkisiyle kendi inanışları ile Yinlerin üstün ırklara tapınışlarını (Syner ırkına tapınış) harmanlayan Novlar ile, Unfarah inancı ile bir başka üstün ırk olan Frælislere tapınışı harmanlayan Asnalar yine dinsel açıdan görüş çatışmasına tutuştular.

Yinlerin bu dönemde büyük ve güçlü bir imparatorluk kurmuş olmaları ve Asna boylarıyla ciddi rekabet halinde olmaları, Novların ise Yin İmparatorluğu ile ittifak kurması ve Asna boylarının en büyüğü olan Senjasnalarla sürekli çıkar çatışması yaşaması, onları yavaş yavaş Asna ailesinden daha da kopartmış ve ayrıştırmış unsurlardır.

Pyrokaların ataları olan Novlar, Yinlerin tarihinde hep Novasnalar diye adlandırılmıştır. “Yeni Asnalar” anlamına gelen bu isim, Novların diğer Asna boylarından ne kadar uzaklaştığının açık kanıtıdır. Bu dinsel görüş ayrılıklarını özellikle Senjasnalar genellikle Novlara saldırmak için halkı ve orduyu dolduruşa getirmede kullanmış ve temelde dinsel olan görüş ayrılıklarını, yavaş yavaş ideolojik bir zemine de oturtarak daha da derinleştirmişlerdir. Novlarla Asnaların, özellikle de Senjasnaların bu dönemde onlarca savaşa tutuştuklarını ve bu savaşlarda Yinlerin genellikle Novlara yardımcı olduğunu görürüz. Aynı şekilde Yinler ile Asnaların savaşlarında da Novların kimi zaman paralı asker, kimi zaman müttefik bir devlet olarak Yin saflarında yer aldıkları görülür. Tüm bu olaylar, 1600-1300 yılları arasındaki üç asırlık uzun periyotta Novlarla Asnaların, gelecekte kıtanın en çok savaşacak olan iki ulusunun, birbirlerinden daha da nefret etmelerine neden olmuştur.

MTÖ 1300-1150 yılları arasında ise Novların Asnalara kısmen bir üstünlük kurdukları ve çeşitli kabileleri boyunduruk altına almayı başardıkları görülür. Ancak Novlardaki asıl gelişim, askeri alanda değil sosyo-kültürel alanda olmuştur. Yin kültürünün etkisi ve çeşitli reformist hareketler nedeniyle, tabi Asnalara karşı duyulan nefretin de etkisiyle, Novların dillerini değiştirdikleri bir dönem söz konusudur. Bugün “Senon” dil ailesi olarak adlandırılan ve modern Pyrokaların kullandığı dilin kökleri, bahsettiğimiz bu dönemde aranmalıdır. Tam olarak bilinmeyen unsur, Novların dillerini özellikle mi değiştirmeye başladıkları, yoksa bunun Yin İmparatorluğu’nun kültürel istilası ve Asnalardan kaçan çeşitli azınlık gruplarının sosyo-kültürel etkilerinden dolayı mı olduğudur...

Yine aynı dönemde, özellikle Senjasnaların Frælisler ile daha fazla yakınlaştıkları, en azından kendilerinin böyle iddia etmesi ve üstün ırklardan birinin tam desteğini aldığını iddia eden bu halkın daha da saldırgan hale gelmesi önemli bir ayrıntıdır. Senjasnaların bu inancı, ister gerçek olsun, ister propaganda, askeri alanda ciddi etkiler yaratmış ve zamanla tüm Asna boylarının tabiri caizse küstahlaşmasına neden olmuştur.

MTÖ 1150-1100 tarihleri Novasnalar için çok karanlık bir dönemi anlatır. Frælislerin güdümüyle hareket eden Asna kabileleri hiç bir uyarı olmaksızın Novasna şehirlerine saldırmış ve Novları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Ağır bir katliam ve soykırımdan kurtulan Novların, panik halinde Yin topraklarına kaçıştıklarını Yin tarihinden takip etmek mümkündür. Hem Yin, hem de Nov vakanüvisleri tarafından anlatılanlara göre, Asnailerin; yani birleşik Asna boylarının Novlardan sonra Yinleri de darmadağın etmesindeki temel etken, Asnailere Frælislerin yardım etmesidir. Doğa üstü güçleri olduğuna inanılan bu ırkın yaptıkları, belki biraz abartılı olarak, tarihçiler tarafından kaydedilmiş ve bu nedenle Asnailerin durdurulamadığı anlatılmıştır. Novlardan sonra Yinler de yok olmanın eşiğindeyken bir başka üstün ırk olan Synerlerin müdahaleleri sayesinde kurtulmuştur. Vakanüvisler, Frælislerin bir şekilde Asnailerin inancını bir çeşit güce çevirdiğini ve yenilmez bir ordu yarattıklarını, Synerlerin bile bu birleşik orduyu durduramadığını; ancak yine de hem Yinleri, hem Novları, hem de diğer pek çok milleti (Baromlar, Leikalar, Daehronlar, vb...) tamamen yok edilmekten kurtardıklarını anlatırlar. Ne yazık ki her millet bu kadar şanslı olmamış, bazıları tamamen yok edilmiştir. Nov tarihçilere göre iki, Yin tarihçilere göre 5 farklı etnik kökene ait ulus tamamen yok edilmiş, ya da bir şekilde Asnalaştırılmıştır.

Bu zor dönemde Novların ciddi bir değişim geçirmeleri doğal karşılanmalıdır. Dinsel bir fanatizm ve etnik bir milliyetçilik Novlarda hiç olmadığı kadar fazla görülmeye başlanmıştır. Hem Frælislere (pek çok halk tarafından “hortlak” olarak isimlendirilmişlerdir), hem de Asnalara duyulan ve bugün bile devam eden derin bir nefret rüzgarının çıkış noktası olarak bu dönemi görmek de yanlış olmaz.

MTÖ 1100-1000 yıllarında işlerin daha da kötüye gittiği görülür. Hemen hemen tüm halkların vakanüvislerinin ağız birliği etmişçesine pek çok olağanüstü şey anlattıkları bu yüzyıl, siyasi ve askeri açıdan değerlendirilemeyecek kadar az bilgiye sahip olduğumuz bir dönemdir. Dolayısı ile mecburen dinler tarihinden elde edilen verilerden yola çıkmak gerekir ki, eldeki pek çok arkeolojik bulgu bahsedilen hadiseleri desteklemektedir.

Dinler tarihinde bu dönem, tüm Sorién kıtasının insanları için yok olmanın eşiğine gelinmiş bir zaman dilimidir. Devlet vakanüvislerinin anlattıkları ise daha karamsardır. Asna-Frælis ittifakının durdurulamadığı ve tüm Batı Sorién devletlerinin yıkıldığı görülür. Bu sefer Synerler de istilacıları durduramamış, diğer pek çok halk gibi Novlar da bir kez daha ağır bir katliama maruz kalmıştır. Batı Sorién’de hiç özgür halk kalmamış, sadece Synerlerin evi olarak kabul edilen Es’Eni Vadisi bu yıkımdan kendini koruyabilmiştir.

MTÖ 1000-950 yılları, dinler tarihinin en can alıcı noktalarından biridir. Asna-Frælis ittifakı Synerlerin yaşam alanları olan Es’Eni’yi ele geçirmiş ve yüz binlerce yıllık geçmişi olan, yeryüzünün cenneti Es’Eni Vadisi “hortlakların” eline geçmiştir. Dinler tarihinde bu olay, tüm yaşam tarihinin en talihsiz olayı olarak anlatılır.

Es’Eni’nin düşüşünden sonra Batı Sorién’in tüm halkları (Novlar dahil) hortlakların himayesine girmiş ve Asnalar gibi ittifaka katılmak zorunda kalmıştır. Aslında Doğu Sorién’deki vakanüvislerin (ki bu halkların önemli bir bölümü, Frælislerin etkisinden uzak kalabilmiştir ve devletler ayakta kaldığından, siyasi tarihten de bu olayların takip edilmesi mümkün olmuştur) dediklerine bakılacak olursa, Frælislerin bir şekilde bu halkları ipnotize ettiği, yani bu halkların bilinçlerinin tamamen kaybolduğu görülür. Öyle ki, doğulular Frælislerin komutasındaki insan ordularına “yarı-ölüler” demişlerdir.

MTÖ 950-930 yıllarında ise Cinés-Reaların, yani Doğu Sorién’in çobanlarının (ki bir başka üstün ırktır) Synerlerin yardımına koştuğu ve Frælislerin kontrolündeki ordunun Doğu Sorién’i istilasına karşı savaştığı anlatılır. Önceleri işlerin iyi gitmediği, Doğu Sorién’in yavaş yavaş yıkıma maruz kaldığı, fakat Nésler (Cinés-Realar) ve Synerler tarafından savaşa hazırlanan insan ordularının bu istilayı durdurmayı başardıkları, üstün ırkların en sonunda Frælisleri yenmeyi başardıkları ve nihayetinde de istilacıların Doğu Sorién’den kovulduğu görülür.

MTÖ 930-910 tarihi ise dinler tarihi kadar atrón tarihi açısından da önemlidir. Synerler ile Nésler tarafından insanlara atrón (o dönemki adıyla üstün bir enerji olarak tanımlanan Synés) öğretildi ve Frælislere karşı yapılacak saldırı harekatı için büyük bir ordu oluşturuldu. Nésler tarafından seçilmiş bir grup insandan yeni bir ırk yaratıldığı dahi anlatılır ki, bahsedilen bu ırk tjonlardır ve bugün Galljan İmparatorluğu’nda yaşayan tjonlar bu bilgiler doğrulamaktadır. Synerlerin de yine bu dönemde sai-jevaları, özellikle Frælislerin kontrolündeki “yarı ölü” insan ordularını yok etmek için yarattıkları bilinir (Yine bu bilgi tjonların hazırlamış olduğu “Doğu Tarihi” isimli eserde teyit edilmektedir).

MTÖ 910-905 yıllarında tüm Céiron tarihinin en görkemli savaşlarının yapıldığına dair pek çok tarihçi ve dinlerin tamamı hemfikirdir. Tjonlar gibi bugün insanların iletişim kurabildiği antik ırklar tarafından anlatılanlara göre (dinler tarihinde üç aşağı beş yukarı aynı bilgileri bulabiliyoruz) “7 Fırtına Savaşı” adı verilen ve pek çok doğa üstü olayın yaşandığı bir dizi çarpışmadan sonra Frælisler nihayet yenilmişlerdir. Her bir çarpışmada üstün ırklar tarafından farklı bir fırtına (ki bunlar bildiğimiz çeşitte fırtınalar değil, üstün enerji ile (atrón ile) yaratılmış özel fırtınalardır) yaratılmış ve Frælisler böyle yenilgiye uğratılmıştır. Yarı-ölü insan orduları ise sai-jevalar, tjonlar ve müttefik orduların insanları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Geriye kalan son Frælislerin Es’Eni Vadisi’ne kaçarak kendilerini gizlemeye çalıştıkları, ancak üstün ırkların anti-atrón fırtınası yaratarak geriye kalanları bu şekilde yok ettikleri anlatılır (yedinci fırtına budur).

900-500 yeni tarih olarka adlandırılır ve üstün ırkların savaşlarından sonra, çok ağır kayıplara uğrayan insanlığın adeta yeniden medeniyetlerini kurmaya başladıkları dönemdir. Üstün ırkların, kalan insanları eski yerlerine geri yerleştirdikleri ve hiç bir şeyi hatırlamamaları için özellikle çalıştıklarına dair kanıtlar vardır. Ne var ki savaşlar o kadar büyüktür ki, izlerinin silinmesi olanaksızdır. Bu savaşlarda kıtanın pek çok yerindeki coğrafi koşullar bile değişmiştir. Sai-jevalar ile tjonlar ise belli bölgelere yerleştirilmişlerdir. Batıdaki yurtlarını kaybeden Synerlerin bu tarihte Es’Ai vadisini yarattıklarına dair kanıtlar vardır, çünkü daha önce o bölgede iğne yapraklı ormanlık bir arazi varken, sonra bir anda orada bir vadi oluşmuştur.

Tüm bu keşmekeş içinde Novların tarihini takip etmek zordur. Bildiklerimiz, MTÖ 1000-950 yılları arasında tamamen Frælislerin hakimiyetine giren Novların, MTÖ 910-905 yıllarındaki 7 Fırtına Savaşından sonra özgürlüklerini kazanana kadar tarih sahnesinden silindikleridir. Hatta, özgürlüklerine kavuştuktan sonra dahi uğradıkları devasa yıkım, sayılarının son derece azalmış olması ve hatta benliklerinin, kültürlerinin yok olmanın eşiğinde olmasından ötürü, takip eden yüzyıllar boyunca doğru düzgün bir yapılanmaya bile gidemedikleri açık bir şekilde görülür (Bu durum tüm Batı Sorién halkları için geçerlidir). Novların MTÖ 900-500 dönemindeki dört asır boyunca kendilerine yeni şehirler kurmaya çalıştıkları, medeniyetlerini yeniden ayağa kaldırmaya çabaladıkları ve sayıca artmak için özel politikalar izledikleri bilinir. İlk yüzyılda halkın zihninden bu korkunç yıkım silinememiş, fakat sonraki nesiller için bu olaylar gittikçe masallaşmış (etkisini yitirmiş) ve hatta MTÖ 700’lerden sonra Novlar nadiren kendi aralarında, kimi zaman komşularıyla çeşitli savaşlara bile tutuştukları olmuştur. Synerlere tapınış eski gücünü yitirmiş, Novlar eski dinleri olan Aetia’ya inanışa daha çok iltifat etmeye başlamışlardır. MTÖ 577 yılında Bairónillion Novlarının (Kuzey Novları) diğer tüm Novları birleştirmeyi başarmaları (savaşla değil, politik yöntemlerle), bu dönemin siyasi tarih açısından en kayda değer olayıdır.

500-450 yılları arasında yeni bir felaket patladı. Eski Es’Eni Vadisi, büyük savaştan sonra ilginç bir değişim geçirmeye başlamış ve hızla çölleşmiştir. Üstelik oluşmaya başlayan çöl de kırmızı kumlarıyla ve garip bir iklimiyle son derece yaşanılmaz bir haldedir. Bu bölgeye yerleşmiş olan sai-jevalar için bu durum kötü olmuştur çünkü avları olan hayvanlar gittikçe yok olmaya başlamıştır. Bu gelişme üzerine gittikçe insanlara saldırmaya başlayan sai-jevalar, büyük bir dalgalanma yarattılar. Özellikle Asnai kabileleri bu saldırılara dayanamıyordu, çünkü sayıları çok azalmıştı. Asnailerden başka Daehronlara, Mihranilere, Leikalara bazen Baromlara da saldırıyorlar, ancak daha kuzeyde kalan Novlara ve Yinlere pek dokunmuyorlardı. Sai-jevalara karşı en iyi direnişi atrónistler yapıyordu, fakat bu durum onların gittikçe daha küstahlaşmasına ve hükümdarları bile rahatsız etmelerine neden olduğundan, bir süre sonra halkın, din adamlarının ve hükümdarların öfkelerini çektiler ve ülkelerinden sürülmeye başladılar. Pek çok katledildi. En ağır tepki Daehronlardan gelmişti onlara. Sürülen ve kaçan atronistlerin çoğu Novlara sığındı. Fakat Nov hanı atrónistlerin tanrılar tarafından görevlendirildiğine dair din adamlarının sözlerine kulak verince, hepsinin sai-jevalara karşı savaşması gerektiğine hüküm verdi. Atrónistler zorla sai-jevalarla savaşa gönderildi. Pek çoğu kaçtı, akıbetleri bilinmiyor. Sai-jevalarla savaşa gidenler artık hayalet şehre dönmüş Senjasna başkenti Kjas’ta sai-jevalara yem oldular. Bazıları Leikaların direnişine katıldı ve yok edildi. Daehron topraklarına gidecek kadar aptal olanlar halk tarafından avlandı.

Bu dönemde Nov politikalarının son derece acımasızlaştığını, ayrıca kendilerinden sai-jevalara karşı defalarca yardım isteyen Asnalara yardım etmediklerini, büyük savaşlardan sonra Novların hayatta kalmak için çok değiştiğini ve bazı erdemlerini yitirdiklerini görüyoruz. Atrónistlere karşı da tüm hükümdarlar gibi Nov krallarının da bir antipatisi vardı, yine de göçleri kabul eden tek devlet olduklarından topraklarında en çok atrónist yaşamış ülke oldular. Ancak din adamlarının bu kişileri kendilerine rakip olarak görmesinden ötürü her yerde olduğu gibi Novasna topraklarında da atrónistler zamanla istenmeyen adam oldular. Üstün ırklar tarafından bu öğreti kendi atalarına, onlardan da sıkı bir eğitim ile kendilerine gelmişti. Onların ataları insanlığın kurtuluşu için çok emek vermişti. Şimdi ise kurtardıkları insanlar tarafından yok ediliyorlardı. Son noktayı sai-jevalar koydu ve atrónistlerin tabiri caizse kökü kurutuldu.

Yine bu dönemde Novların askeri geleneklerinin daha sıkılaştığını, daha saldırganlaştıklarını, eski ittifaklarına bile daha az saygı duymaya başladıklarını, Yinlerle aralarındaki kültürel, dilsel ve dinsel mesafelerin açılmaya başladığını, son olarak daha savaşçı bir kimlik kazanmaya başladıklarını görüyoruz. Büyük savaşların insanların zihnindeki yaraları kolay kolay sarılmayacak gibi görülüyordu. Tüm uluslar birbirine güvenmiyor, hepsi kendi kendine yetebilmenin derdine düşüyor, hepsi atrondan için için nefret ediyordu. Bu dönemde ayrıca dinler arasında ve din adamları arasında bir soğuk savaşın yaşandığını ve bu savaşın Nov topraklarında da ciddi olarka hissedildiğini, üstün ırklara tapınış dinlerinin pek çok versiyonu ve mezhebi oluştuğunu söyleyebiliriz. Novların bu süreçte yaptıkları en iyi şey, milliyetçiliklerinin de kabarması sayesinde, birlik içinde kalmalarıydı. Evet bazı erdemlerini yitirmiş olabilirler, ancak asla iç çatışmaya düşmeyerek çoğu ulusun yaşadığı sorunları yaşamadılar.

Sisli tarih olarak bilinen 455-255 yılları arasındaki uzun dönem, Batı Sorién’deki pek çok uygarlık gibi Novlar içinde soru işaretleriyle doludur. Bu bölümle ilgili, özellikle dinler tarihinde, masallarda, mitlerde ve bazı kral yıllıklarıyla vakayinamelerde kopuk kopuk bilgiler bulunur. Özellikle Daehron vakayinameleri bize sadece Daehronlarla ilgili değil, tüm Batı Sorién’le ilgili bilgiler taşıyan en değerli kaynaklar olduğundan, tarihin bu bölümü için Nov tarihini de Daehron vakanüvislerinden öğrendiklerimizle inceleyeceğiz.

Bu dönemin Daehronlara göre en önemli iki olayı, Kızıl Çöl’ün ortaya çıkışı ve Es’Eni Vadisi’nin yok oluşu ile sai-jevaların göçüdür. Daehronlar, tanrıların öfkesini üzerlerine çeken sai-jevaların cezalandırıldığını ve eskiden tanrıların mekanı olan Es’Eni Vadisi’ne saygısızlık ettikleri için, göç etmek zorunda bırakıldıklarını anlatırlar. Es’Eni Vadisi tanrılar tarafından çölleştirilmiş ve yaşanmaz hale getirilmiş, böylece sai-jevalar göçmek zorunda kalmıştır. Senjasnalara göre Kızıl Çöl’ün ortaya çıkışı, kendi tanrıları olan frælislerin eseridir. Novların üstün ırk dinine göre ise Kızıl Çöl “karanlık ırk” tarafından oluşturulmuş, uğursuz bir kumuldur ve insanlara yasaklanmıştır. Ayrıca Novlar, sai-jevaların üstün ırklar tarafından, insanların yaşam alanlarına sürekli tecavüzde bulunduklarından dolayı cezalandırılmak için sürüldüklerini iddia ederler. Bu konularla ilgili en ilginç bilgilerden biri, Sakkara’da yaşayan Leikaların ait fresklerde bulunur. Leikalar, “Gölgelerin Hükümdarı” ismini verdikleri (yerel dilde Marajuaronesis) ve sai-jevaların bile korktuğunu iddia ettikleri dev bir yaratığın Kızıl Çöl’ün oluşmasından sonra kendi köylerine saldırdıklarını resmetmişlerdir. Ne var ki bu freskleri, ya da bahsedilen yaratığı doğrulayan başka hiç bir kayıt yoktur.

Gerçekler ne olursa olsun, bu dönemde ön plana çıkan üç unsur vardır. Birincisi, gerçekten Kızıl Çöl olağan dışı bir şekilde oluşmuş ve bir zamanların doğa harikası olan Es’Eni Vadisi’ni yutmuştur. İkincisi sai-jevalar bilinmeyen bir sebeple doğuya, bugünkü yaşam alanları olan Hrossac Sıradağları’na göç etmişlerdir. Üçüncüsü ise, bu dönemde siyasi tarihe de Kızıl Çöl’ün oluşumu şekil vermiştir.

Kızıl Çöl, oluşumu sırasındaki olağan dışı genişlemesi esnasında Sakkara-Alepan-Parin-Ath’aman-Novasran-Tavarah-Zazadayün hattının (ki çok uzun bir çengel şeklindedir) daha güneyine ve güney batısına kadar olan kısmını tamamen çölleştirmiş ve yaşanmaz hale getirmiştir. Kayıtlara göre binlerce köy ve onlarca şehir terk edilmiştir. Leikalar ve Asnalar en çok toprak kaybeden uluslar olmuştur. Ayrıca çölleşme sırasında, bir zamanlar Es’Eni Vadisi’nde yaşayan pek çok hayvan ve yaratık kuzeye göçmüştür. En önemlileri bailonlardır ki, uzun bir süre insanlara çok ciddi zararlar vermişler; fakat ilk olarak Daehronlar tarafından ehlilleştirilmiş ve zamanla insanlarla birlikte yaşamaya uyum sağlamışlardır. Bugün kıtanın en etkili binek hayvanları onlardır.

Tüm bu gelişmelerin Novlara yansıması ise başlangıçta olumlu olmuştur. Asnalar, hızla topraklarına akan Kızıl Çöl kumulları yüzünden panikleyerek, kendilerini dine vermişlerdir. Bu dönemin yaklaşık 40 yıl sürdüğü ve Asnaların pasifleştiği tahmin edilmektedir. Ne var ki dualarından bir sonuç alamayan güney Asna kabileleri, yeni yerleşim alanları bulmak için kuzeye doğru bir baskı yapmış, bu baskı zamanla toprak kavgasına dönüşmüştür. Asnalar önce kendi içlerinde toprak kavgasına tutuşmuş ve büyük bir savaş başlamıştır. Birbirlerini kuzeye iten kabileler tabi ki Novları da rahatsız edecek bir göç başlatmışlardır. Önceleri Novasnalar için komşularının çaresiz saldırıları ciddi bir tehlike olmamıştır. Ancak Senjasnalar ile Novasnalar arasında sıkışan ufak kabilelerin bir dönem ittifak kurması ile Novasnalara yapılan saldırılar ciddi derecede etkili olmuş, pek çok Novasna köyü yok edilmiş, bazı şehirler yağmalanmıştır. Novasnaların tarihin bu periyodunda, özellikle 455-400 dönemindeki rahatlığın rehavetiyle askeri alanda eski güçlerini kaybettikleri görülür. Tehlikenin büyümesiyle toparlanmayı başarmış ve Asna kabilelerini durdurmuşlardır.

Bu bitmek bilmeyen çatışmalar sırasında Novasnalar, Leikalardan ve Baromlardan oluşan bir azınlık ordusu meydana getirmiş ve çok eski bir yöntem olan paralı asker kavramını, farklı bir boyuta taşımıştır. Toplanan paralı askerler geçici bir savaş için değil, uzun süreli hanlık hizmeti için (o devirde Novasnaların liderlerine “han” denirdi) devlete kazandırılmaya ve sıkı bir eğitimden geçirilmeye başlandı. Ayrıca, daha sonra ismi efsaneleşecek olan devrin ünlü hanı Kholen (bugünkü Pyroka şarı Kholen İmperiósissis ile karıştırılmamalıdır), Novasnaların atlı birliklerini oldukça güçlendirmiş, teçhizatlarını yenilemiş ve atlı bir okçu birliği kurmuştur. Han Kholen’in bu çalışmaları, kendisinin bile öngöremeyeceği kadar hayati bir amaca hizmet edecektir.

Han Kholen, tarihin bu periyodundaki olağanüstü olayların gölgesinde kalan ve birazda bu olağanüstülükler yüzünden, tarihi gerçeklerle insanın hayalgücü arasında kalan kayıtlarla tartışmalı hale gelmiş bir periyotta hüküm sürmüştür. Dönemindeki pek çok başarısı -ki bazılarının gerçekten olduğu tartışmalıdır- arasından en önemlisi şüphesiz ki Kalisrión Savaşıdır. Bu savaş, bugünkü Asnaigorn İmparatorluğu’nun başkenti Khyra’nın güney batısında olan Asnahra şehrinin Canvea Gölü’ne uzanan büyük ovasında yapılmıştır. Senjasnaların liderliğindeki büyük Asna ordusuna karşılık, Han Kholen’in liderliğindeki ve Baromlar ve Leikalardan oluşan paralı askerlerle desteklenmiş Novasna ordusu savaş meydanına çıkmıştır. Kimi kaynaklara göre “Asnai”, yani birleşik Asna ordusu, Novasnaların ordusunun 3 katı büyüklükteydi. Bu rakamlar abartılı olsa da, sonuçta Asnailerin daha büyük bir orduyla gelmelerine rağmen ağır bir hezimet yaşadıkları bir gerçektir. Han Kholen, Novasnaların varlığını tehdit eden bu savaşı kazanarak adını tarihin en büyük hükümdarlarından biri olarak ölümsüzleştirmiştir.

İç savaşa düşmüş Asna kabilelerini Kalisrión savaşına sürükleyen şey, Senjasnaların onları birleştirmesi ve birbirlerini hırpalamaktansa, ortak düşman olan Novlara saldırmaya ikna etmeleri olmuştur. Birleşik Asna ordusunun yenilmesinden sonra ise küçük kabileler ile Senjasnaların arası açılmış, iç savaş yeniden başlamış ve bu dönemden en karlı çıkan Novasnalar olmuştur. Han Kholen’in 377 yılındaki Kalisrión zaferi sonrasında bazı Asna boylarını vasalı haline getirdiği ve pek çok muzaffer savaş yaptığı bilinir. Ölümünden sonra dahi, Novasnaların gücü ve Asna boylarının içine düştüğü zayıflık devam etmiş ve Novasnaların sisli tarih boyunca herhangi bir güvenlik dertleri olmamıştır. Ufak çaplı fetihler dışında, elimizdeki kayıtlara bakarak konuşmak gerekirse, önemli başka gelişmeler olmamıştır.

Han Kholen dönemi Novasnaların azınlıkların stratejik önemini kavraması açısından dönüm noktasıdır. Azınlıkların etkin bir biçimde kullanılması ile ilgili öğrenilenler, Novasna medeniyetinin çehresini ve uygulayacağı politikaları sonsuza dek değiştirecektir.

MTÖ 255-195 yılları arasındaki dönem, atrón tarihinde “Denizin Kızı” ya da “Buzların Kraliçesi” devri olarak da anılır. Bu dönemi anlatırken, geleceğin “Pyroka” ulusunu çok derinden etkileyecek bir gelişmeden özellikle bahsetmek gerekir. Aslında o günün Novasnalarıyla, ya da bugünün Pyrokalarıyla çok ilgisi yokmuş gibi duran bu gelişmelerin kahramanı, devre de ismini veren Buzların Kraliçesi’dir.

Buzların Kraliçesi’nin aslen bir Yin olduğu düşünülür. Onu Novasnalara bağlayan olaylar, Yin topraklarında atrónistlere karşı başlayan hoşgörüsüzlük yüzünden bir Novasna uydu şehri olan Jhimas’a göç etmesiyle başlar. Burada bir Novasna ile evlenen Buzların Kraliçesi (gerçek adı bilinmiyor), bu evliliği sonucu dünyaya getirdiği çocuklarının soyundan gelen bir kadın ile Pyrokaların doğuşunun mimarlarından biri olmuştur. Pyrokaların kısa atrón tarihinden bölümünde bu konuyla ilgili şöyle bilgi verilmişti:

“Kızıl Pairo olarak bilinen Şaren Misésre Pairo, kanıtlanması hemen hemen imkansız olmasına rağmen pek çok Pyroka tarih bilimci tarafından Buzların Kraliçesi’nin soyundan gelmektedir. Buzların Kraliçesi isimli mistik kadın ile ilgili, sadece Modern Tarihten Önce 255-195 yılları arasında çeşitli izlere rastlanabilmiştir. O dönemlerde insanlığın büyük bir günah olarak gördüğü atrón kullanımı dolayısıyla tüm Sorién kıtasındaki atrónistler katledilmiş, kalanlar gözden ırak yerlerde yaşamak zorunda kalmış ve zamanla nesilleri tükenmiştir. İşte bu dönemde yaşamış olan Buzların Kraliçesi isimli kadın, büyük ihtimalle güçlü bir atrónist aileden gelmekteydi ve kanındaki bu yetenek bir şekilde açığa çıktığında hayatı değişti. Buzların Kraliçesi’nin Sfei doğumlu olduğu, yani bugün Asnaigorn İmparatorluğu’nun bir tebaası olan Yin halkından olduğu tahmin edilmektedir. Yetenekleri yüzünden can güvenliği azalınca, bugünkü Khyra’nın biraz doğusunda yer alan bir başka şehre göç ettiği, orada bir Novasna ile evlendiğine dair izler vardır. Burada da rahat bırakılmayan kadının, anti-atrónist gruplar tarafından evine yapılan bir baskın sonucunda ailesinin büyük bölümünü kaybettiği, kendisinin ise zorlukla Javie-Siónis’e kaçtığı bilinmektedir. Buzların Kraliçesi’nin hikayesi burada bitmez, ancak Pyrokalara geri dönmek gerekirse, Buzların Kraliçesi’nin kaçmasına sebep olan bu saldırı sonunda oğlunun hayatta kaldığı ve onun soyundan gelenler sayesinde potansiyel olarak büyük bir atrón yeteneğine haiz bir ailenin Novasna topraklarında yaşamaya başladığı kabul görmektedir. İşte Misésre Pairo bu ailenin soyundandır. En azından Pyroka tarihçilerine göre...”

Pyrokaların kurucusu Misésre Pairo’ya daha sonra tekrar döneceğiz.

Buzların Kraliçesi, Javie-Siónis’e göçtükten sonra, bu ülkenin tarihine ciddi biçimde yön vermiştir. Hatta burada kendisine ait bir din ve bu dine ait pek çok mezhep ile, sayısız mit ve masal bırakmıştır. Daha sonra Kraliçe’ye ne olduğu ise muallaktır. Jasiler, onun güneye, kutuplara gittiğini ve buzların arasında, erişilmez bir coğrafyada kendisine bir yaşam alanı kurduğunu söylerler. Denizden gelmiş olan bu kutsal kadın (Denizin Kızı), Jasi topraklarında uzun bir süre yaşayıp gücünün doruğuna çıkmış ve sonra bilinmeyen bir sebepten buzlara gitmiştir.

Kraliçe’nin Javie-Siónis’te yaptıklarının Pyroka-Novasna tarihi açısından önemi şudur. Kraliçe, Jasilerle birlikte yaşadığı dönemlerde Novasna topraklarında başına gelenleri anlatmış ve ardında bıraktığı oğluna olan özlemini dile getirmiş olacak ki, Kraliçe ile ilgili pek çok fresk, duvar yazısı ve hiyeroglifte kayıp oğluna ilişkin sayısız hikaye yer alır. Modern Pyrokalar Misésre Pairo’nun Buzların Kraliçesi olduğuna dair tezlerine en güçlü kanıt olarak bahsedilen bu hiyeroglifleri ve freskleri gösterirler. Hatta Pyroka tarihçilerinin çalışmaları Jasileri de etkilemiş, günümüzde Jasilerin Pyrokalara ve kurucuları Misésre Pairo’ya büyük bir sevgi ve saygı beslemelerine neden olmuştur.

Buzların Kraliçesi’nin izleri Novasnalarının o gününü değil, geleceğini değiştirecekti. Ancak tarihin bu periyodunda Novasnaları asıl olarak ilgilendiren milliyetçi akımlar ve insanlığın yeniden fetihlere yönelmesini sağlayan iktidar hırsıdır. MTÖ 226 yılında, yaklaşık bir asır önce uğradıkları ağır yenilginin nefretiyle yanıp tutuşan Asnailer, Novasnalara savaş ilan ettiler. Gerekçeleri, Novasnaların sürekli olarak Asnailere ait ticaret kervanlarını yağmaları ve en önemlisi, Leikalarla yaptıkları ticaret anlaşması gereği Leikaların, Asnailere ticari ambargo uygulamaya başlamasına neden olmalarıdır. Novasnalar bu taktiklerle Asnaileri yıpratıyor ve bir yandan da sürekli Asna kabilelerini birbirlerine karşı kışkırtıyordu. Senjasnalar bu durum karşısında önce tek başlarına Novasnalara saldırdılar. Eski güçlerinden uzak görünen Novlar bu savaşı kaybetse de, yenilgiyi hezimete dönüşmekten politik manevralar ile kurtardılar. Cesaretlenen diğer Asna boyları da Senjasnalara katılınca, Novasnalar iyice zor duruma düştüler. Tarihin bu bölümünde Novasnaların başında becerikli yöneticilerin olmadığı görülür. Ancak büyük komutanlara sahip olduklarından Asnailere karşı başarılı gerilla taktikleri uygulamış ve başarılı bir savunma dönemi yaşamışlardır. Novasna hanları bu dönemde Yinleri ve Baromları yeterince etkili kullanamamış, ayrıca ikili oynayan Leikaların yalanlarını fark edememişlerdir.

Novasnalar ile Asnailer arasındaki mücadelelerin sonucunu Baromlar, Daehronlar ve Mihrannalılar arasındaki savaşlar belirleyecekti. Novasnalar Baromlardan paralı asker toplamaya başlayarak, diğer savaşın kaderini de değiştirdiler. Ayrıca asker sayısı bakımından Asnailere karşı olan dezavantajlarını kapattılar. Baromlar da bu işten çok kazançlı çıkıyordu, fakat kendi savaşları kötüye gidince asker vermeyi kesmek zorunda kaldılar. Tüm Batı Sorién savaşa tutuşmuştu, dolayısıyla bir yerden sonra kimsede para kalmamış ve Leikaların tüm taraflara ayrı ayrı silah ve mal satma stratejisine dayalı politikası da çökmüştü. Böylece milletler birer birer tükenmeye başladı. Önce Leikaların ticareti çöktü. Sonra Asnailer doğru düzgün hiç bir sonuç alamadıkları Novasna savaşını bitirmeye karar verdiler ve Novasnalarla Asnailer arasında ateşkes imzalandı. Bu arada Daehronlar Mihrannalılara yenilmiş ve Leikalar, Mihrannalıların bir sonraki hedefi haline gelmişti. Batı Sorién yaklaşık 80 yıl boyunca müthiş bir savaş rüzgarına maruz kalmış, bu rüzgardan en büyük yarayı Novasnalar, Daehronlar ve Baromlar almıştır. Mihrannalılar ise kıtanın yeni yükselen değeri olacaktır.

Bu dönemde Novasnaların askeri tarihi açısından en önemli gelişme, Barom paralı askerlerden öğrendikleri bilgiler ışığında bailon süvari birliklerinin kurulmasıdır. Bailonlar da bu bilgiyi Daehronlardan öğrenmişlerdir. Baromların aracılığında Daehrün’den getirttikleri bailonlar ve eğitmenleri ile, ilk etapta pek de etkili olamayan küçük bir bailon süvari birliği kurdular. Ancak bu birlik zamanla çok etkin bir hale gelecek ve Novasnaların Asnailere karşı en etkili silahlarından biri olacaktır.

MTÖ 175-145 yılları hem siyasi-askeri tarih, hem dini tarih açısından çok önemlidir. Dinler, bu tarihlerde Gerçeğin Ötesindeki Boyutların yaratıldığını insanlara bazı rüyaların “gönderildiğini” söylerler. Novasna tarihinde de bu bölüme ilişkin çok ilginç resmi kayıtlar bulunur. İnsanlar garip rüyalar görüyor, doğada olağanüstü şeyler meydana geliyordu. Aslında bu dönemde Novasnalar ile Asnailer arasında ciddi bir soğuk savaş yaşanıyordu ve iki ulusu savaşmaktan alıkoyan tek şey, cılız bir ateşkesti. Her iki hükümdarında birbirine verdiği sözlere hiç değer vermediklerini düşünürsek, her an bozulabilecek bir ateşkes...

Ne var ki doğa üstü bu gelişmeler (kayıtlara göre tam yedi yıl iki ay boyunca gökyüzü mora boyanmış gibi parıldadı, gece gündüz birbirine karıştı, insanlar topluca aynı rüyaları görmeye başladılar ve bu dönemde mevsimlerde de büyük değişiklikler oldu) yüzünden kimsenin savaşacak hali kalmamıştı. İnsanlar önceleri evlerinden bile çıkmaya korkar oldular. Bu dönemde savaşlar bıçakla kesilmiş gibi durdu. Tapınaklar başta dinsel her şeyde bir ilgi patlaması oldu. Gönderilen rüyalarda kullanılan sembollerin yorumlanması için yeni bir din adamı sınıfı bile oluşturuldu.

Bu doğaüstü olayların en çok Batı Sorién medeniyetlerini etkilediği görülür. Doğu Sorién bu gelişmelerden Batı kadar etkilenmemiş, ya da bir şekilde Batı kadar canlı ve detaylı kayıtlar tutmamıştır. Dolayısıyla Novasna tarihinde de bu dönem çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Novasnaların bu dönemde Lovillión hanedanını bir isyan ile tahttan indirdikleri ve kendilerine ünlü Novasna generali Tharió’yu han seçtikleri biliniyor. Bu isyanın sebebi Lovilliónların üstün ırklar için yeni bir tapınak yapmaya bütçe ayırmamalarıdır. İşte bu dönem, Novasnalar gibi hükümdarlarına bağlı bir ırkı bile böyle marjinal eylemlere sürükleyebilmiş bir zamandır.

MTÖ 145-95 dönemi pek çok Batı Sorién medeniyeti için felaketlerle doludur. Novasna hanı Tharió bu dönemde, Asnailerin yakında kendilerine saldıracakları istihbaratını aldığı için güçlü bir ordu kurmaya çalışmış; ancak din adamlarının tanrılar tarafından savaş istenmediğini söylenmesi nedeniyle eli kolu bağlanmıştır. Asnailerin harekete geçtiğini öğrenen yaşlı han, din adamlarına rağmen bir ordu kurmaya başlayınca, din adamlarının kışkırtmaları sonucu isyan eden halk hanı tahtından indirtmiştir. Din adamlarının himayesinde, Tharió’nun oğlu Pandió çocuk yaşta tahta geçmiştir. Ancak Tharió haklı çıkmış, birleşik Asnai ordusu Novasnaların üzerine kabus gibi çökmüştür. Doğru düzgün hiç bir direniş gösteremeyen Novasnalar, güneye doğru kaçmaya başlamış ve Yinlerden yardım istemişlerdir. Yinlerin ordusu gecikince, Novasnalar son şehirlerini de kaybetmişler ve Asnailerin acımasız soykırımları yüzünden en küçük köylerine kadar topraklarını tamamen terk ederek Yinvang’a, Yinlerin başkentine kaçmaya başlamışlardır.

Asnailer, diğer Batı Sorién uluslardan çok daha farklı bir dini görüşe sahipti. Onlar, kendi karakterlerine de yön vermiş olan savaşçı, karanlık üstün ırk frælislere tapıyorlardı. Tüm doğaüstü olaylar onlar için tanrılarının kendilerini savaşa daveti anlamına geliyordu. Diğer uluslar bu sembolleri tanrıların savaşı yasaklaması olarak yorumladıklarından, uzun zamandır kendilerini dine vermiş ve pasifleşmişlerdi. Asnailer bu avantaj sayesinde çok etkili bir istila hareketine giriştiler. Novasnalardan sonra Yinleri, Leikaları ve Baromları sindirdiler. Her düşen şehir ağır bir soykırıma uğruyordu. Herkes bir yere kaçıyor, göç etmeye çalışıyordu. Asnailer genellikle kuşattıkları şehirleri kışın düşürdüklerinden, ağır kar altında kaçmak zorunda kalan halklar bu döneme “Beyaz Göçler” isminin verilmesine neden olmuştur.

Asnailer sadece Daehrün topraklarını ele geçiremediler ve orada ağır bir hezimete uğradılar. Ne var ki aralarında Novasnaların da bulunduğu pek çok ulusu egemenlikleri altına almışlardı. Asnaigorn İmparatorluğu işte böyle kurulmuş (MTÖ 111), Novasnaların özgür tarihleri uzun bir süre için son bulmuştur.

MTÖ 95-65 dönemi tüm Batı Sorién halkları için zor geçmiştir. Asnailer oldukça zengin ve köklü bir kültüre sahip olmalarına rağmen, yeni imparatorluklarını daha çok kılıcın keskinliği üzerine dayandırmışlardı. Özellikle tarihin en korkunç imparatorlarından sayılan İmparator Hulsini Rahmanullavi; ki halk arasında Kaanjirek (Kara Miğfer demektir, Rahmanullavi seferlere giderken hep siyah bir zırh giyinirdi) olarak bilinir, Asnaigorn İmparatorluğu’nu demir yumrukla yönetmiş ve ünlü Asnai kodunu bizzat kendi yazmıştır. Bu kod, azınlıkların (Asnailer tarafından yerel halklar daha çok köleler olarak tabir edilir) en ağır şekilde sömürülmesi, her türlü kültürel faaliyetlerinin yasaklanması ve asimilasyona uğratılarak hepsinin Asnaileştirilmesini tavsiye eden bir devlet politikası kitabıdır. İşte Novasnalar böyle yönetilen bir imparatorlukta yaklaşık bir asır çırpınmışlar, defalarca isyan etmişler ancak her seferinde buna pişman edilmişlerdir.

Bu zor dönemde Novasnaların kurtuluş ümidini yer altı örgütleri kurmakta ve gerilla taktiklerine dönmekte bulduğunu görüyoruz. Köklerinin çok eskilere, antik Novasna İmparatorluğu’na dayandığı düşünülen Dúrkæn örgütü (antik Senon dilinde 'okyanus dibi', 'okyanusun karanlığı', 'derin karanlık' gibi anlamlar taşır) bu dönemde tabiri caizse yeniden hortlamıştır. Asnai baskısı altında ezilen diğer uluslarla, özellikle Yinlerle ve onların savaşçı keşişlerinden oluşan Çua-Huanlarla (Zjinler) pek çok ortak eylemler gerçekleştirmişler ve Asnailerin bölgedeki hakimiyetini pekiştirmesini ciddi biçimde engellemişlerdir. Novasnalar bu gibi mücadeleler sayesinde asimile olmaktan kurtulmuşlardır demek, abartılı bir ifade olmaz.

Dúrkænlerin savaşımı başarılı oluyordu, ne var ki her eylemlerinden sonra Asnailer Novasna köylerini basıp katliam yaptıklarından bir süre sonra Novasnaların kendi örgütlerine tepki duymaya başladığı görülüyor. Bu dönemde Asnailer stratejik bir atılım yaparak, uzaktan Senjasnalarla bağı olan bir Novasna ailesini bu bölgenin valiliğine getirdi (Bevellioçe hanedanı) ve onların otoritesini güçlendirmek için Novasnalara bazı imtiyazlar verdi. Böylece daha rahat bir yaşam süren halk, zoraki elde edilmiş bu barışı korumak için Dúrkænlerin “yaramazlık” yapmalarını hoş görmemeye başladı. Novasnalar gerçekten bağımsızlıktan ümitlerini kesmişler, en azından Asnailerin öfkelerini üstlerine çekmemek ve onlardan barışçıl yollarla koparabildikleri kadar çok imtiyaz kopartmak gibi düşüncelere girmişlerdi.

Bu arada, Asnailerin ele geçirdikleri topraklarda yaptıklarını öğrenen Daehronlar dehşete düşüyor, o zavallı halkların kaderine maruz kalmamak için ölümüne savaşıyorlardı. Asnailerin ilerleyişi böylece durmuştu. Ancak Batı Sorién’i asıl etkileyecek olaylar, Daehron aydınlarının, sanatçılarının ve filozoflarının bu dehşetli olaylar karşısında verdikleri duygusal tepkilerdir. Özellikle insanların bu gaddarlığı karşısında niçin kendi taptıkları üstün ırkların yardıma gelmediğinin sorgulanması, çok kısa bir süre sonra radikal düşüncelerin filizlenmesine ve Daehron Aydınlanma Tarihi olarak bilinen dönemin başlamasına neden oalcaktır. Bu düşünceler Batı Sorién’e büyük bir hızla yayıldığında, Asnaigorn İmparatorluğu’nun temelleri derinden sarsılacak, Novasnalar dahil pek çok ulus için kurtuluş ümidi doğacaktır.

MTÖ 70’de Asnaigorn İmparatorluğu tarihi bir karar aldı. Bevellioçe hanedanı Novasnaları yönetmekte başarılı olmuştu ve Yin topraklarında da aynı düzeni sağlayabileceklerini iddia ediyorlardı. Tek istedikleri Asnailerden askeri destek almaktı. Böylece Asnailer tarihlerinde ilk defa yabancı kaynaklı bir hanedana ordu desteği verdiler ve Bevellioçe hanedanı, Asnailere bağlı küçük bir devletçik statüsü kazandı. Yinnovasnai olarak isimlendirilen bir eyalet oluşturuldu ve Bevellioçeler hem Yinleri, hem Novasnaları yönetmeye başladı.

MTÖ 65-0 yılları, tarihin tartışmasız en kritik olaylarının yaşandığı dönemlerden biridir. Kızıl Pairo’nun ortaya çıkışı ve atrónun yeniden insanlığa kazandırılması bu dönemde olmuş olaylardır. Asnaigorn İmparatorluğu’nun yıkılması, Daehronların Gökkuşağı Felsefelerinin tüm kıtaya yayılmaya başlaması, Gece Yeniçerilerinin tarih sahnesine çıkışı, Pyroñom Şarlığı’nın kurulması ve daha sayısız önemli vaka, bu 65 yıllık periyotta gerçekleşmiştir.

Kızıl Pairo olarak bilinen Şaren Misésre Pairo, kanıtlanması hemen hemen imkansız olmasına rağmen pek çok Pyroka tarih bilimci tarafından Buzların Kraliçesi’nin soyundan gelmektedir. Buzların Kraliçesi isimli mistik kadın ile ilgili, sadece Modern Tarihten Önce 255-195 yılları arasında çeşitli izlere rastlanabilmiştir.

Kızıl Pairo, yani Şaren Misésre Pairo, MTÖ 65-35 yılları arasına damgasını vurmuş bir Novasnadır. Milliyetçi ve ayrılıkçı Novasna örgütlerinden “Gerilla Savaş Sanatları Akademisi”(GSSA) ile çok yakın ilişkiler içinde olan Pairo, aynı zamanda iyi bir Novasna miti okuyucusuydu ve enerji tanrısı Atróva en büyük kahramanıydı. Henüz genç kızlık döneminde keşfettiği atrón yeteneğine önce kendisi bile inanamadı, sürekli olarak tanrı Atróva ile ilgili kitaplar okuması nedeniyle ailesi tarafından bu mitlerin etkisi altında kalmakla suçlandı. Ne var ki atrón ile gerçekten bazı manipülasyonlar yapmaya başladığında yalan söylemediği ortaya çıkacaktı.
Pairo’nun atrón yeteneğinin ortaya çıkışı, hem Pyroñom ulusunun kuruluşu için, hem atrónun yeniden insanlığa kazandırılması için bir dönüm noktasıdır. Pairo, mensubu olduğu milliyetçi örgütün yürüttüğü ve Yinlerin ünlü savaşçı keşişlerinden Çatatailerin (Çua-Huan tapınağına bağlı bir örgüt) de desteklediği ünlü suikastlar zinciri ile kısa bir sürede zorba Bevellioçe hanedanını ortadan kaldırması ile Novasnaları özgürlüğüne kavuşturan hamlenin içinde yer aldı. Tabi ki Asnailer yönetici hanedanlarının suikastlar ile yok edilmesine karşı çok sert bir tepki vereceklerdi.

Bu tepkinin azaltılması için ülkede ele geçirilen Asnai askerleri öldürülmedi, ancak Pairo yeni gücünü bu askerlere göstererek onları korkutmayı, böylece Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük bir karşı saldırı başlatmasını engellemeyi düşündü. Aslında bu gösterileriyle kendi halkını da etkilemiş, hatta çoğu Yin ve Novasna tarafından yarı-tanrıça olarak görülmeye başlanmıştır. Yine de Asnailer sonunda saldırmış, fakat Khyra ormanlıklarında Yinnovasnai; yani birleşik Yin ve Novasna ordusunun etkili gerilla taktikleri sonucu yenilmişlerdir. Bu zaferin aslan payı, Pairo’nun atrónsal saldırıları ve bunun sonucunda Asnailerde oluşan panik havasındadır. Asnailer çok büyük bir güç olduklarından, bu yenilgiye rağmen hala Yinnovasnaileri dümdüz edecek kadar güçlü ordulara sahiplerdi ve bir kez daha saldırıya geçeceklerdi. Ne var ki tarihi bir şans eseri, Asnailerin savaşta olduğu bir diğer ulus, Daehronlar sahneye çıktı ve bu iç kargaşadan yararlanarak Asnailere saldırıp, onlara büyük bir hezimet yaşattı. Bu zafer, Novasnaların da bağımsızlıklarını ilan etmelerini mümkün kılacaktı.

Asnaigorn İmparatorluğu böylece yıkıldı. Yinler de bağımsızlıklarını ilan ettiler ve kendilerine yeni bir han seçtiler. Pyrokalar ise Khyra’ya, Asnailerin eski başkentine yerleştiler ve bu şehrin adını kurtarıcıları Pairo’nun şerefine Pyrok olarak değiştirdiler. Pyrok, “Pairo’ya ait” demektir. Kendilerine yeni bir bayrak oluşturdular. Bu dönemin onlar için en önemli gelişmesi, ulusal isimlerini yarı-tanrıça kabul ettikleri kurucularına ithafen “Pyroñom” olarak değiştirmeleridir. Bu isim, “Pairo’nun çocukları” anlamına gelir.

Pyroñom MTÖ 27, soğuk bir kış günü, ağır bir tipi yağarken kurulmuştur. Pairo, bilerek böylesi zorlu bir mevsimde ve hava şartlarında ülkenin kuruluşunu ilan etmiştir; amacı, ne kadar zor şartlar altında bu ulusun yeniden doğduğunu sembolize etmektir. Bu duruma nazire yaparcasına, çiçeği burnunda bu devlet, kuruluşundan sonraki 20 yıl boyunca 5 büyük Asnai saldırısa uğramış, özellikle ikinci saldırıda ağır hasar almış, ne var ki hepsinden muzaffer ayrılmayı bilmiştir.

Pyrokaların özgürlüğünde, Pairo kadar önemli olan başka unsurlar da olmuştur. Diğer halkların, özellikle Yinlerin ve Baromların başarılı isyanları Asnaileri yıpratmış; fakat Asnailere asıl darbeyi Daehronların muazzam askeri başarıları vurmuştur. Özellikle bu dönemde Gece Yeniçerilerinin destansı savaşları hala şanlı hikayelerle anlatılır.

Modern tarihin eşiğinde, Asnaigorn İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Yinlerle, Baromlarla ve Novasnalarla; ve hatta yenilgiyi kabul etmiş ve kendilerine ait bazı küçük şehirlerde tutunmuş Asnalarla barışçıl bir politika izleyeceği garantisi veren Daehronlar tarihte eşi benzeri görülmemiş iltifatlar ile onurlandırılmışlardır. Onlar muzaffer bir imparatorluk olarak rahatlıkla Batı Sorién’in doğusundaki bu halkları istila edebilecekken, böyle bir girişimde bulunmamışlardır. Tabi bu olayda, Daehronları derinden etkilemiş barışçıl Gökkuşağı felsefelerinin rolü büyüktür.

Modern tarihin başında (MT 0-100), Pairo’nun atrón gücünü daimi kılmak ve ulusunun üstünlüğünün sürdürmesini sağlamak için çok önemli adımlar attığını belirtmemiz gerekir. Yaşlandığında, artık iktidarı bir başkasına vermesi gerektiğini düşünmüş ve tüm Novasnalar; yeni adlarıyla Pyrokalar arasında bir araştırma yaparak atrón konusunda en parlak belirtileri taşıyan, yaşı eğitim için en müsait olan ve zekası üstün olan bir genç bulmuştur. Bu gencin adı İmperiósis’dur ki, bugün bile Pyrokalara hala İmperiósis hanedanı hükmetmektedir.

Pairo bu genci yetiştirmiş ve onu geleceğin kralı yapmıştır. Kendi varisi ilan etmiş ve İmperiósis’nun harfiyen yerine getireceği bazı atrón politikaları belirlemiştir. İmperiósis iktidarı devraldığında, ilk olarak han, kral gibi unvanları “Şar” ile değiştirmiştir (bu unvan Pairo’nun ilk adı olan Şaren’den gelir). İkinci işi ise, Pairo’ya verdiği söz gereği büyük bir atrón eğitimhanesi açmak olmuştur. Bu eğitimhanenin adı “Trisao Akademisi”dir ve tarihin ilk sistematik atrón okuludur.

Şar İmperiósis’nun bir başka önemli icraatı, Pyrokaların bürokrasisinde ve devlet yapılanmasında önemli değişikliklere gitmesidir. Bu konuda özellikle Daehronlardan çok etkilenilmiştir. Ayrıca, Novasnalarda dönem dönem etkin bir şekilde kullanılan senato tekrar kurulmuş, özellikle azınlıklara ciddi imtiyazlar verilmiş ve yönetimde hak sahibi olmaları sağlanmıştır. Bu bağlamda, Pyroñom Şarlığı’nın Sorién kıtasının en demokratik oluşumu olduğu söylemek doğru olur.

Şar İmperiósis’dan sonra tahta çıkan Şar İllisis döneminde, Pyroka ulusunun bir başka eşsiz kültürel öğesi haline gelecek olan “Şaren” kanunu kabul edildi. Bu kanun kadın hakları konusunda Pyrokaları kıtanın en cömert ülkesi yapmakla kalmıyor, kadınları neredeyse kutsal bir yere koyuyordu. Ayrıca İllisis, Trisao Akademisinin genişletilmesini ve Batı Sorién’in en görkemli binası haline getirilmesini sağlayacak olan hükümdardır.

Görüldüğü üzere bu dönemde savaşlardan ziyade yeniden yapılanma ve genç devletin temellerini sağlamlaştırma çalışmaları ağırlıktadır. Tabi ki Pyrokalar, kendilerine yeni ve düzenli bir ordu da kurmak için çalışmalar yapmışlardır. Hem İmperiósis, hem İllisis ilk yerleşik ordu yapılanmasında önemli işler yapmışlardır. Akrep taburlarının kuruluşu İmperiósis dönemine aittir; ancak İllisis dönemindeki yapısal düzenlemeler de dikkate değerdir.

MT 100-200 dönemi tüm kıta

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
22 Yanıt
4824 Gösterim
Son İleti Şubat 03, 2007, 02:30:21 ÖÖ
Gönderen: ALbyRocK
0 Yanıt
200 Gösterim
Son İleti Mart 11, 2007, 08:31:10 ÖS
Gönderen: karamenco
1 Yanıt
278 Gösterim
Son İleti Ocak 28, 2008, 09:33:07 ÖS
Gönderen: mikail66
Köprü(detaylı bilgi)

Başlatan Fosil_Heart Köprü

0 Yanıt
291 Gösterim
Son İleti Eylül 18, 2007, 12:35:08 ÖÖ
Gönderen: Fosil_Heart
0 Yanıt
116 Gösterim
Son İleti Mart 01, 2008, 12:06:54 ÖS
Gönderen: Fosil_Heart
0 Yanıt
1316 Gösterim
Son İleti Nisan 05, 2008, 08:02:28 ÖS
Gönderen: R3V0LUT!0N
2 Yanıt
301 Gösterim
Son İleti Eylül 25, 2008, 12:12:06 ÖÖ
Gönderen: SpEtSnAz
0 Yanıt
43 Gösterim
Son İleti Ocak 16, 2012, 03:32:08 ÖS
Gönderen: sefil262
0 Yanıt
38 Gösterim
Son İleti Ocak 19, 2012, 05:28:52 ÖS
Gönderen: sefil262
0 Yanıt
31 Gösterim
Son İleti Ocak 25, 2012, 04:53:23 ÖS
Gönderen: sefil262