Vallaha bırakmaz Üye Ol

Reklam / Sponsor

Gönderen Konu: Yarim Hoca Dinden Eder  (Okunma sayısı 163 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fosil_Heart

  • Ziyaretçi
Yarim Hoca Dinden Eder
« : Ağustos 25, 2008, 03:17:23 ÖÖ »



EBUBEKİR SİFİL




Başlıktaki sözü bilmeyen yoktur, bir atasözünün yarısı.



Tamamı ise şöyle: “Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.”



Bu sözün içinde sanki, yarım hocalığın yarım hekimlikten çok daha vahim olduğunu hissettiren bir anlatım da saklı gibi.



Yani yarım hekimin yaptığı birkaç kişinin canına mal olur belki.



Ama yarım hoca yalan-yanlışla kalpleri kafaları karıştırınca, bunun bedelini yerine göre bütün bir toplum öder.



Üstelik hem dünyada, hem de ahirette!..



“Yarım hoca dinden eder” sözünün doğruluğunu en çok, din adına ağzınıbir kere açınca bir daha susmak bilmeyen kişilerin çoğaldığı günümüzdehissediyoruz.



Eğitimi, uzmanlık alanı, ilmî seviyesi... ne olursa olsun, dinîkonularda kendisini söz söyleme, hüküm verme mevkiinde gören herkes,herhangi bir denetim mekanizmasının bulunmadığı bu alanda, zaman içinderahatlıkla “otorite” olabiliyor, hatta kendi kitlesini oluşturabiliyor.Bu durum, dinî alanda bizzat din adına endişe verici bir manzaraylakarşı karşıya olduğumuzun ifadesidir.



Ahkâm kesmenin dayanılmaz cazibesi



Gerçek alimlerle yarım hocalar birbirine karıştırılınca, daha doğrusutoplumun önüne sürekli “yarım hocalar” çıkarılınca, “fetva vermek”le“ahkâm kesmek” arasındaki fark da ister istemez kayboluveriyor. Birzaman sonra bakıyorsunuz takva, ihlâs, tevazu, fedakârlık... gibi temeltutum ve davranışlarla toplumun önünde önder ve örnek mevkiinde olanalimler gitmiş, yerine malumatfuruşluk, gösteriş budalalığı, bencillik,kibir, riyakârlık... gibi hastalıklarla arızalı insanlar gelivermiş.



Burası, toplumun hassasiyetlerinin tahribata uğradığı yerdir. Birtoplumun dinî değerleriyle oynamak, kimliğiyle oynamak demektir. Kimlikbunalımına düşmüş bir toplumun son tahlilde varacağı yer ise,başkalarına kölelikten başkası değildir.



“Alim”in gerçeği ve sahtesi



Bir kimsenin “alim” sıfatını hak etmesi, etikete, mevkiye, diplomaya...bağlı değildir. Gerçek alim, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e vârisolarak nitelendirilmeyi “her bakımdan” hak etmiş insandır. Bir kimsenin“alim” sıfatına müstehak olup olmadığını öğrenmenin yolu çok basittiraslında. Dünya ve dünyalıkla ilişkisinde, insanlarla muamelesinde,kişisel davranış özelliklerinde, ibadet hayatında... Rasul-i Ekrems.a.v. Efendimiz’e benzeme gayreti içinde olmayan bir kimsenin,malumatı ne kadar çok olursa olsun, “alim” olarak nitelendirilmesidoğru değildir.



Gerçek alim, ilmî donanımının yanı sıra, ilmiyle amel eden ve yukarıdazikrettiğimiz hususlarda sıradan insanların çok önünde olan kimsedir.Ancak bu suretle Efendimiz s.a.v.’in vârisi olma sıfatını hakkıylataşıyabilir; toplum da ona bakarak kendisine çeki düzen verme imkânınıelde eder!



Bütün bunlar doğru; ama günümüzde problem ne yazık ki biraz dahaderinde. Topluma “örnek insan”, “İslâm alimi” diye sunulan, dahadoğrusu “dayatılan” insanların bir çoğunun, dinî meseleler hakkındasağlıklı fikir yürütecek, itimada şayan fetvalar verecek ilmîkapasiteden yoksun olduğunu ibretle ve dehşetle görüyoruz. Bu türlükimselerin söz ve düşünceleri çeşitli vasıtalarla toplumun gündeminesokuldukça, toplumsal bilincimizde temel bir yer tutan “alim”, “fıkıh”,“fetva”, hatta “din” kavramları giderek aşınmaya, dönüşmeye, mahiyet vemuhteva değiştirmeye başlıyor. Bir süre sonra din ve dindarlık, hertutumu hoş görmenin, her anlayışı onaylamanın adı olup çıkıyor! Bubaşıboşluğa itiraz etmek de “tutuculuk”, “geri kafalılık” ve “softalık”oluyor tabiatıyla!..



Fetva verme sorumluluğu



Ulemamız, “fetva verme” işini üstlenmenin, Efendimiz s.a.v.’e veraset(vâris olma) anlamına geldiğini söylemiştir. Zira fetva vermek,hakkında fetva verilen meselede Allah Tealâ’nın ve Efendimiz s.a.v.’inrazı olduğu hükmü açıklamak demektir.



Efendimiz s.a.v., fetva vermenin sorumluluk üstlenmek olduğunubelirterek ümmetini bu hususta titizlikle uyarmış ve şöyle buyurmuştur:



“Kime sağlam bir bilgiye dayanmadan fetva verilir (ve o da o yanlışfetvayla amel eder)se, günahı fetvayı verenin boynunadır.” (Ahmed b.Hanbel, İbn Mâce, Dârimî, Hâkim)



Bu husustaki bir diğer Nebevî tesbit de şöyledir:



“Allah ilmi insanlardan zorla sökerek almaz. Ancak alimleri kabzetmeksuretiyle alır. Böylelikle hiç alim kalmayınca insanlar cahillerirehber edinir; cahillere fetva sorulur. Onlar da (ilimsiz olarak) fetvaverirler; böylece hem kendileri sapar, hem de insanları saptırırlar.”(Buharî, Tirmizî, İbn Mâce)



Fetva vermenin, sorumluluğu büyük bir iş olması dolayısıyla Selef-iSalihîn, fetva konusunda alabildiğine titiz davranırdı. Abdullah b.Ömer r.a., kendisine fetva sormaya gelenlere, (dönemin Emevîidarecisini kastederek), “İnsanların sorumluluğunu üstlenmiş olan şuemire git ve fetva verme sorumluluğunu onun boynuna at.” der ve şöyledevam ederdi: “(Fetva sormaya gelenler) bizi köprü yaparak üzerimizdengeçip cehenneme gitmek istiyorlar.” (Dârimî)



Maksat kılıf bulmak mı?



Sahabe döneminde Medine kadılığı görevini deruhte eden İbn Halde, İmamMâlik’in hocası olan büyük fakih Rebîa b. Ebî Abdirrahman’a şutavsiyede bulunuyor: “Ey Rebîa! İnsanların sana fetva sormak içinetrafını sardığını görüyorum. Sana birisi fetva sormaya geldiğinde,himmetini adamı içine düştüğü durumdan kurtarmaya sarf etme; bütünderdin, onun sana sorduğu meselenin manevi sorumluluğundan kurtulmayabakmak olsun.” (el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Fakîh ve’l-Mütefakkih, 2/169)



Kaynaklar, Tabiûn’un büyüklerinden Said b. el-Müseyyeb’in hemen hiçfetva vermediğini nakleder. Kendisine fetva sormak için birisigeldiğinde şöyle derdi: “Allahım! Beni (bu işin vebalinden), bu adamıda benden kurtar!” (Beyhakî, el-Medhal, 439-440)



Yine Tabiûn’dan Ubeyd b. Cüreyc şöyle diyor: “Mekke’deyken (ilimöğrenmek için) bir gün Abdullah b. Ömer r.a.’e, bir gün de Abdullah b.Abbas r.a.’a gidiyordum. Abdullah b. Ömer r.a., kendisine sorulansoruların az bir kısmına fetva verir, çoğuna karşılık ise ‘Bilmiyorum’derdi.” (Dârimî; ayrıca İbn Asakir, Târîhu Dimaşk, 31/167)



Mesele sadece cehalet mi?



Günümüzdeki durumun Selef-i Salihîn dönemine benzemediğini ayrıcavurgulamaya gerek görmüyoruz. Günümüz “allameleri” ile ilgili tekproblem “her şeyi bilmeleri” değil. Günümüzü geçmişten farklı kılan birhusus daha var: Bilgi sahibi olanların maksadındaki arıza! “Kiminmaksadının ne olduğunu nereden biliyorsunuz?” diye sorulacak olursa,tavır, davranış ve ahvale dikkat edin deriz. Bunlar kişinin maksadınıele veren hususlardır.



Kaldı ki Efendimiz s.a.v. bizi bu hususta da uyarmış ve şöyle buyurmuştur:



“Kim ulema ile münazara etmek veya cahilleri şüpheye düşürmek yahut(şöhret, zenginlik ve makam elde ederek) halkı kendisine yöneltmek içinilim öğrenirse, Allah onu cehenneme sokar.” (Tirmizî, Taberânî,el-Mu’cemu’l-Kebîr, 23/284)



Şu halde, öğrendiği ilmi bu üç şeyi gerçekleştirme yolunda araç olarakkullanan birisini gördüğümüzde, onun, “Allah’tan hakkıyla ancak alimlerkorkar.” (Fâtır, 28) ayetinde ifade buyurulan kimselerden mi, yoksa“ulema-i sû” (kötü niyetli, şerre çağıran alimler) cümlesinden miolduğunu anlamamız zor değildir.



İmam Ahmed b. Hanbel rh.a. şöyle diyor: “Kim fetva verme işiniüstlenirse büyük bir sorumluluk üstlenmiş demektir. Şayet zaruretsebebiyle kabul etmişse, başka.” Kendisine, “Fetva sorulan kişininsusması mı, cevap vermesi mi daha efdaldir?” diye sorulduğunda,“Susması bana daha uygun geliyor.” karşılığını veriyor ve şöyle devamediyor: “Fetva veren kişi bilmelidir ki, fetva verirken bir şeyiemrettiğinde veya yasakladığında, bunu Allah Tealâ adına yapmaktadır,dolayısıyla yaptığı bu işten hesaba çekilecektir.” (Muhammed er-Râşidî,el-Misbâh fî Resmi’l-Müftî ve Menâhici’l-İftâ, 1/36-37)



Fetva verme iştahı



Daha çok sayıda rivayet zikretmek mümkün. Ancak zikrettiklerimizin şuhususu açıkça vurgulamaya yettiğinde şüphe yok: Selef-i Salihîn’intutumu ile günümüzün insanını birbirinden ayıran birçok özellik vardır.Ama içlerinde belki de en önemlisinin, fetva verme konusundakiatılganlık ve ihtiras olduğunu söylersek abartı yapmış sayılmayız.



Kur’an’dan Sünnet’e, Akaid’den Tefsir’e, Fıkıh’dan Tasavvuf’a kadarDin’le ve dinî ilimlerle ilgili her konuda ahkâm kesen, üstelik debunu, Selef’i ve geçmiş ulemayı türlü şeylerle itham ederek,karalayarak yapan insanlar acaba nasıl bir vebali omuzladıklarınınfarkında mıdır?..



Sizin yalnızca şahsi görüşünüze dayanarak verdiğiniz fetvalarlayüzlerce, binlerce, hatta belki milyonlarca insan amel ediyor. Belkibirilerinin hakkını yiyor, belki inanması gereken şeyleri inkâr, inkâretmesi gereken şeylere de iman ediyor; yahut usulüne uygun olmayanşekilde ibadet ediyor ve son nefesini bu şekilde verecek. Ve siz sadecekendi hesabınızı değil, o insanların hesabını da vermek durumundakalacağınıza dair içinizde en küçük bir endişe duymadan, size uzatılanher mikrofonu şöhretinize şöhret katmanın fırsatı olarakgöreceksiniz!!!



Fetva sorma sorumluluğu



Yukarıda fetva verme mevkiinde olanların veya kendilerini bu mevkidegörenlerin yüz yüze bulunduğu sorumluluk ve tehlikelere değindik. Acaba“fetva sormak” da bir bilinç ve sorumluluk işi değil midir?



Doğrusu şu ki, fetva vermeyi bilmek kadar fetva sormayı bilmek de bir yükümlülüktür.



Ali el-Karî, “Kim ilimsiz fetva verirse günahı fetvayı vereninboynunadır.” (Ebu Dâvud, Hâkim) hadisi üzerinde dururken ilginç birnoktaya temas eder. Hadisin metni iki şekilde anlaşılmaya müsaittir.Birincisi yukarıda verdiğimiz gibidir. İkincisi ise şöyledir: “Kimilimsiz olarak fetva verirse, günahı, ona fetva soranın boynunadır.”(Mirkâtu’l-Mefâtîh, 503)



Her ne kadar tercih edilen yukarıdaki anlamlardan ilki ise de, hadisinmetninden ikinci manayı çıkarmak da -dediğimiz gibi- mümkündür. Budurumda fetva soran kimselere de bir sorumluluk düşüyor demektir.



Hz. Ömer r.a. da şu tesbitle aynı hassas noktaya parmak basmıştır:“Güvenilir kimse kesinlikle hıyanet etmez. Ancak insanlar güvenilirolmayan kimseye güvenir, onlar da hıyanet eder.”



Hz. Ömer r.a.’ın bu sözünü nakleden Ebu Bekir et-Turtûşî şöyle der:“Biz de diyoruz ki: Hiçbir alim asla bid’at uydurmaz. Ancak, alimolmayan kimselere fetva sorulur, onlar da (verdikleri yalan yanlışfetvalar sebebiyle) hem kendileri sapar, hem de (fetva soranları)saptırır.” (Kitâbu’l-Havâdis ve’l-Bid’a, 77)



Tabiûn’dan İbn Sîrîn bu noktada bizim için hayatî önem arz eden şutesbitte bulunmuştur: “Bu ilim Din’dir. Dininizi kimden aldığınıza iyidikkat edin!” (Müslim, Dârimî, İbn Ebî Şeybe)



Şu halde iyi bilmek durumundayız ki, “Ben alim değilim. Ancak fetvasorar ve aldığım fetvayla amel ederim.” demek insanı kurtarmaya yetmez.Kime fetva sorduğumuza, yani dinimizi kimden aldığımıza da dikkatetmekle mükellefiz.



Arızanın kaynağı



Günümüzde din adına dolaşıma sürülen fitne-fesadın ve bilgikirliliğinin bu derece revaç bulmuş olmasında, layık ve ehil olmayaninsanları “alim” mevkiine yükselterek kendilerinden din öğrenen, fetvasoran insanların payı inkâr edilemez.



Fetva sormanın mantığı şudur: Bir kimse, başına gelen herhangi birolayda Allah ve Rasülü’nün hoşnut olduğu hükmün ne olduğunu öğrenmekmaksadıyla işin ehli, ilmiyle amel eden bir alime danışır. Sonra daaldığı fetvayla amel eder ve böylece Allah Tealâ’yı ve Rasulü’nü hoşnutkılmış olmanın itminanını yaşar.



Ahiretini önemseyen insanlar için bu son derece normal, hatta “olmasıgereken” davranış biçimidir. Zira fetva, dinin emri ve hükmü ne olursaolsun, yapmaya çoktan karar verdiğimiz bir işi “kitabına uydurma”işlemi değildir!



Aksine hareket etmek, yarım hocaların, yani sahte alimlerin bizidinimizden etmesine yol aramak demektir. Yarım hoca dinden eder, evet,ama fetva sormak durumundaki kişi de, dininden olmamak için fetvayıkimden alması gerektiğine dikkat etmek gibi bir sorumluluğunmuhatabıdır.



Unutmayalım ki “Bir millet kendinde olanı değiştirmedikçe, Allah o milleti değiştirmez.” (Ra’d, 11)



Yarım Hocaların Dinden Ediş Usulü



İstikametimiz Batı’ya doğru çevrildiğinden beri, bizim Din’i algılama ve yaşama tarzımıza da bir çözülme arız oldu.



Nefsimize ağır gelen hükümleri devre dışı bırakmak ya da o hükümlerlemuhatap olmadığımızı ispatlamak için olmadık yorumlar yapar halegeldik.



Eğer nefsimize ağır gelen hüküm, Kur’an ayetiyle sabit ise, o konudaSünnet’i, Sahabe’nin ve ulemanın anlayışını görmezden gelerek ayetekendi anlayışımız doğrultusunda anlam vermenin gayreti içinde olduk.“Kur’an 1400 yıl önce inmiştir, ama her çağa hitap etmektedir. Onun herçağda yeniden yorumlanması, evrenselliğinin bir gereğidir.” gibi saçmasapan gerekçelerle Allah’ın Kitabı’nı kendi heva ve heveslerimizdoğrultusunda olmadık yorumlara tabi tuttuk.



Bahis konusu olan hüküm, Sünnetle/hadislerle sabit olmuş ise, iş birazdaha kolaylaşıyor. Müsteşrikler marifetiyle hadislere güvensizlikvirüsünün çoktan bulaştığı aklımıza bu aşamada hemen “uydurma hadisler”söylemi geliveriyor. Söz konusu hadisin de “uydurulanlar” cümlesindenolduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılıyoruz!



İcma ya da Kıyas’a gelince, orada yükümüz büsbütün hafiflemiştir. Zirayüzlerce yıl önce meydana gelmiş bir icmanın bugün bizi bağlamayacağı,kıyasla verilen hükümlerin ise “Kur’an’ın/Sünnet’in ruhu” dediğimizşeye aykırı olduğu yorumu hemen yanıbaşımızdadır.



Modern zamanlarda Edille-i Şer’iyye adeta hayatımızdan çıkmış, onun yerini şu üç ilke almıştır:



• Kolaycılık

• Akılcılık

• Değişim.



Bu ilkelere uymayan delil, ayet de olsa, hadis de olsa, bir çaresine bakılır ve mutlaka devre dışı bırakılır!



Kaynak: Semerkand Dergisi
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter  google  google

Seo4Smf Tagleri:
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
254 Gösterim
Son İleti Ocak 16, 2007, 04:41:43 ÖS
Gönderen: SwEeTy
1 Yanıt
466 Gösterim
Son İleti Şubat 12, 2007, 07:28:27 ÖS
Gönderen: TÜRKİYEM
2 Yanıt
310 Gösterim
Son İleti Mart 31, 2007, 05:43:55 ÖS
Gönderen: albayrak
nasreddin hoca

Başlatan Fosil_Heart Komik Fıkra & Hikaye

1 Yanıt
326 Gösterim
Son İleti Mayıs 28, 2007, 07:36:29 ÖS
Gönderen: parlak
0 Yanıt
304 Gösterim
Son İleti Ağustos 09, 2007, 05:13:46 ÖS
Gönderen: albayrak
0 Yanıt
289 Gösterim
Son İleti Eylül 19, 2007, 01:28:07 ÖS
Gönderen: albayrak
1 Yanıt
270 Gösterim
Son İleti Kasım 18, 2007, 08:53:31 ÖS
Gönderen: Fosil_Heart
0 Yanıt
191 Gösterim
Son İleti Ağustos 29, 2009, 12:22:39 ÖÖ
Gönderen: ALbyRocK
0 Yanıt
131 Gösterim
Son İleti Şubat 24, 2011, 02:29:37 ÖÖ
Gönderen: TevhidveSunnet
0 Yanıt
32 Gösterim
Son İleti Eylül 21, 2011, 01:38:52 ÖS
Gönderen: muhsint